Türkiye'nin linç utancı!

A. Şefik Mollamehmetoğlu

A. Şefik Mollamehmetoğlu

Türkiye'nin ana muhalefet partisinin genel başkanı Kemal Kılıçaroğlu, başkent Ankara'da bir şehit cenazesinde linç girişimine uğradı. Herkes bir yumruğa kilitlendi, ama defalarca darbe aldı Kılıçdaroğlu.

Görüntüler yoruma meydan vermeyecek ölçüde açıktı. Önce onlarca, eve sığındıktan sonra yüzlerce, Emniyet Genel Müdürü'nün ifadesiyle belki de bin kişi linç için orada toplandı. Evin yakılmasını isteyenlerden taşlayanlara saldırılar sürdü. Tam 1.5 saat devletin başkentinde milyonlarca seçmenin temsilcisi ana muhalefet partisi genel başkanı ve yöneticileri ölüm korkusu yaşadı. 

Gerekçesi her ne olursa olsun, bu vahim olay Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. 

Bu saldırı Kılıçdaroğlu'nun kişiliğinde Türkiye'nin barışına, birliğine, demokrasisine yapılan bir saldırıdır.

Bu tezgahı kuranların beklentisi muhalif kesimleri sokağa dökmekti. Belki de amaçları, çıkacak karmaşadan yararlanarak güçlerine güç katmak, hedefledikleri karanlık Türkiye düzenini kurmak için zemin yaratmaktı.

***

Saldırı sonrası verilen tepkiler, Türkiye'de yaşanan bölünmüşlük durumunun  devam edeceğini gösteriyor.

Ülkenin birliğini temsil etmesi gereken Erdoğan'ın olayı bir ''gaz sıkışması'' gibi göstererek, PKK-HDP üzerinden CHP'ye göndermeler yaparak, sanki bu sonucu Kılıçdaroğlu'nun yarattığı gibi bir değerlendirmede bulunması; ortağı Bahçeli'nin benzer ifadelerle daha ağır sözler sarfetmesi, iktidarın bu işten ne yazık ki hoşnut olduğu duygusunu yaşatıyor.

Gazı kim sıkıştırdı? Seçim döneminde muhalefeti terörle içiçe gösteren, Millet İttifakı'nı ''illet ve zillet'' diye aşağılayan Erdoğan ve Bahçeli'nin, bu gazı verilmesinde sorumluluğu nedir acaba?

***

Kitleleri politik amaçlar için yalan, yanlış, abartılı iddialarla kışkırtmanın siyasal bir getirisi olabilir, ama toplumsal maliyeti çok ama çok yüksektir. Ve bu maliyet herkesi vurur. Başta ekonomi olmak üzere Türkiye'nin yaşadığı devasa sorunların kaynağı başarısızlık kadar bu maliyettir.

***

Türkiye'nin kurucu partisi, oy oranı itibarıyla ikinci partisinin genel başkanına karşı açıkça bir linç girişimi gerçekleştirildi. 

Daha soruşturmanın başında İçişleri Bakanı, olayın organize bir olay değil, münferit bir olay olduğunu açıkladı. Polise, jandarmaya, savcılara bir ölçüde hiza verdi. 

Sadece 9 kişi göz altına alındı ve hepsi serbest bırakıldı. İçinde Kılıçdaroğlu'na yumruk atan saldırgan da vardı. Üstelik kaçarken yakalandığı halde serbest kaldı. 

Saldırgan serbest bırakılınca olayın gerçekleştiği köyüne gitti. Başta AKP'liler olmak üzere tebrikleri kabul etti. ''Kahraman''gibi karşılandı. El öptürdü, devlet büyüklerine selam gönderdi.

O görüntüler vicdan sahibi herkesin içini acıttı. 

O görüntü Türkiye'nin utanç pozuydu.

Peki ama böyle bir olay Kılıçdaroğlu değil de Erdoğan'ın ya da bir bakanın başına gelseydi, sonuç böyle mi olurdu?

Sosyal medyadan attıkları mesaj nedeniyle insanlar tutuklanır, gazeteciler cezaevine atılırken, linç girişimine katılanlar serbest bırakılıp kahraman gibi karşılanıyor!

Bu tablo vicdanları sızlatıyor!

***

Türkiye çok zor günler geçiriyor. Ekonomi batakta. Fiyatlar her gün artıyor. İşsizlik rekor düzeyde. 

Ancak hükümetin bütün bunları aşacak bir çaba içinde olduğunu söylemek mümkün değil. 

Erdoğan ''Türkiye ittifakı''ndan söz ediyor, ülkede birlik ve beraberliğin sağlanarak sorunlara odaklanmak gerektiğini belirtiyor. ''Kızgın demiri soğutmak'' gerektiğini söylüyor.

Ancak pratikte tam tersi görüntü sözkonusu. Siyasi rakibi linç girişimine uğruyor. Erdoğan bırakın arayıp geçmiş olsun demeyi, neredeyse o cenazeye katılması dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nu suçlu görüyor.

Oysa bir geçmiş olsun telefonu Türkiye'de çok önemli bir süreci açabilirdi. 

Ortağı Bahçeli ise uzlaşma, barış, Türkiye İttifakı gibi çağrı ve yaklaşımlara düşmanca yaklaşıyor. Ülkedeki bölünmüşlüğün devamından adeta siyasal çıkar umuyor. 

***

Siyasal rakiplere karşı şiddete 'ama'sız ve 'fakat'sız karşı koyulamıyorsa, ülkede birlikten, beraberlikten, kızgın demiri soğutmaktan, geleceği birlikte inşa etmekten, demokrasi ve hukuk devletinden söz edilemez.

***

İktidar ve ortağı bu nefret ve düşmanlaştırma yaklaşımını sürdürürse, ülke çok daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalabilir. 

Türkiye hızla bu nefret dilinden uzaklaşmalı, iktidarı ve muhalefetiyle ülkenin önündeki büyük sorunları aşmaya çalışmalıdır. 

Bu konuda en büyük sorumluluk Erdoğan ve iktidarındır. 

 

 



25 Nisan 2019 Perşembe 09:20

http://www.viratrabzon.com/yazar/turkiyenin-linc-utanci-5125.html