Devrimci Çocuklardık…

Kazım DEMİR

Kazım DEMİR

Çok iyi çocuklardık. En büyük hayalimiz bir çeyrek ekmek ve içine koyabileceğimiz bir lokum alacak kadar paramız olsundu.
Başka ne isteyebilirdik ki,
Hayallerimiz bu kadardı.

Aynı sınavlara giriyorduk. Bizim öğretmenlerimiz yoktu. Derslerimiz boş geçiyordu. Eşitsiniz diyorlardı. Eşit olduğumuz sadece girdiğimiz sınav salonuydu. Dershaneye gidecek paramız yoktu.

Parasız yatılı sınavlarına gidecek paramız yoktu.

Hastalandığımızda şerbetli su içiyorduk. Tatlı iyi gelir diye.

Tatlı çocuklardık.

Ayağımızda kara lastiklerimiz vardı. Yazın terden, kışın soğuktan çektiklerimizi biz bilirdik.

Yüzmeyi derelerde öğrendik. Denizin çocuklarıydık. Oysa deniz görenimiz çok azdı.

Domatesin tadını bilmeyi geçtik, adını öğretmenimizden öğrenmiştik.

Portakalın kokusunu bile bilmiyorduk.

Kalandar geceleri sakladığımız armut, ayva ve cevizleri paylaşırdık.

Kara lamba ile ders çalışıyorduk.

Şişeli lamba alınınca aydınlandığımızı sandık.

Şişeli lambayı öylesine seviyorduk ki, her akşam şişesini temiz bir bezle siliyorduk.

Sonra evimize lüks geldi. Lüksü olan ev zengin kabul edildi.

Hepimizin sevgilileri vardı. Kınalı, sarı kız, yaşmaklı…

Özel günlerimiz yoktu. Bilmezdik ki böyle şeyleri.

Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü…

En özel günlerimizin, en sevinçli anlarımızın yemeği şekerli makarnaydı.

Ramazan geldiğinde bayram ederdik.

Makarna kesilecek.

Sahurda şekerli makarna yemek ayrıcalıktı.

Okulların açılmasını beklerdik. Okulu sevdiğimizden değildi bu bekleme.

Gurbetten gelecek para ile yeni elbiseler alacaktık.

Gece yatarken yastığımızın altına saklardık ayakkabılarımızı.

Yatmayanımız var mı?

Gurbete gittik.

En devrimci hallerimizi takındık.

 

 

 

Onlu yaşlarımızda gurbetlere gönderildik. En ağır işlerde çalıştık. En ağır yükleri kaldırdık.
Sonra, özgürlük için mücadele etmeye başladık.
Ama özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorduk.

Sosyalist olduk, ama sosyalizmi bilmiyorduk.

Komünizmden korkuyorduk. Bize anlatılan “dini, imanı, Allah’ı olmayan, ahlak, namus bilmeyen” birileriydi.

Çoğumuz Kur’an kursuna giden çocuklardık.

Mağaradan geçerken, özellikle sisli havalardan korkudan bildiğimiz bütün duaları okuyorduk.

Komünist olamazdık.

Allah sonra dualarımızı kabul etmezdi!

Mağaradan nasıl geçerdik?

Sosyalizmin Alfabesi ile başladık.

Felsefenin Temel İlkeleri bitince iyice devrimci olmuştuk.

Duvarlara yazı yazmaya başladık.

Sloganlarımızda özellikle Ş ve Ç harflerinin olmasına özen gösteriyorduk.

Orak ile çekici belli etmemiz için.

Kapital okumaya başladığımızda ayrılıklarımız da başladı.

“Faşizme karşı omuz omuza” diye bağırdığımızda birbirimizin düşmanı olduk.

Sloganlarımız değişti.

Dev-Genç başkaydı.

Kurtuluş başka.

“Sosyal faşist” olanımız vardı.

Aynı lastikleri giydiğimiz, aynı okula gittiğimiz, aynı kaptan yemek yediğimiz, aynı sahada top oynadığımız kardeşlerimiz “faşist” oldu. Faşizmi bilmeden.

Bizler “komonis” olduk.

Komünizmi bilmeden.

Kavga etmeye başladık.

Elimize silah verdiler.

Aynı silahları verdiler.

Aynı çocukları öldürdüler.

Aynı kişiler.

Hepimiz başka başka yerlere dağıldık. Kendimiz dağıldık. Toparlanmamız uzun zaman aldı.

İşkencelerden geçtik. Aynı hücreye atıldık.

Aynı iple asıldık.

Mahallede, köyde aynı kıza aşk olmuştuk. “Ülkenin kurtuluşu” için birbirimizi öldürtmemizi istediler.

Kendimizi öldürdük.

Öldürmeyle bitmedik!

Darbe oldu.

“Kurtulmuştuk”

Felaketimizin başladığını nasıl bilebilirdik?

Faşisti, sosyal faşisti, revizyonisti bilirdik de “Alevi, sünni” ne bilmezdik.

Onları da bellettiler.

Aleviler yakıldı.

Komünistlerin yerini Aleviler almıştı.

Sonra Kürtler

Bu toprakların hep düşmanı oldu.

Onu öldürmek için onca savaş verdik.

Sonunda düşmanın kim olduğunu bulamadık.

Kendimizi öldürdük.

Bizler hep cehennemlerden geçerek geldik. Geldik ve öğrendik.
Cenneti de biliyoruz, cehennemi de.



28 Şubat 2019 Perşembe 13:12

http://www.viratrabzon.com/yazar/devrimci-cocuklardik-5108.html