Karakter Boyutu :
Mustafa Balbay- Cumhuriyet
Doğa İnsana Değil İnsan Doğaya Ait
Untitled document

Tuncel Kurtiz Kaz Dağları’nı anlatırken sanki duyacakmış gibi televizyona bakıp haykırmadan edemedim:

“Orası oksijen hazinesi Kaz Dağları, söyle kazmasınlar bu dağları!”

20 Nisan’da Meksika Körfezi’nde başlayan petrol sızıntısı yüz binlerce balığın, kuşun ölümüne neden oldu. Bütün yeryüzünü ilgilendiren dünyanın üçüncü büyük mercan adaları tehdit altında.

Televizyonlar artık çevre programlarını koca bir mevsime yaydılar. Çünkü, “insanoğlunun yaşamını sürdürme mücadelesi” başlıyor.

Bu tanım, Kızılderili reisi Seattle’ın kendisinden toprak isteyen dönemin ABD Başkanı’na 1885’te yazdığı mektupta yer alıyor.

“Tarihin Arka Odası Amerika” kitabında yer verdiğim bu mektubun 125 yıl önce bugünü çok iyi gördüğünü düşünüyorum.

Mektubun tam metnini paylaşmak istiyorum.

***

“Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının pırıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, ak kumsallı kıyılar, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın anılarının ve yüzlerce yıllık deneyimlerinin bir parçasıdır.

Ormanlardaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır. Biz buna inanırız.

Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz ölüp yıldızlar evrenine göçtüğü zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimizse bu toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili gerçek anasının toprak olduğuna inanır.

Washington’daki büyük reis bizden toprak istediğini yazıyor. Bu bizim için çok büyük özveri olur. Büyük beyaz reis bize çok rahat yaşayacağımız bir toprak ayıracağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerinse onun çocukları olacağımızı söylüyor.

Bu önerinizi düşüneceğiz ama yine de bunun kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım.

Çayırların ve ırmakların suyu bizim için yanlızca akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza da öğretmeniz gerekecek.

Biz çayırları ve ırmakları kardeşlerimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize?

Biliyorum beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için bir parça toprağın ötekinden ayrımı yoktur. Beyaz adam topraktan almak istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca, başka serüvenlere atılır. Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak şeyler gözüyle bakar.

Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecek.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz.

Belki de vahşi olduğum için anlayamıyorum ama ben ve halkım için önemli olan şeyler başka. İnsan bir su birikintisinin çevresinde toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne anlamı, ne değeri olur?

Bir Kızılderiliyim ve anlayamıyorum; biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgârın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanlarının kokusunu taşıyan ve yağmurla yıkanıp gelmiş meltemleri severiz.

Hava önemlidir bizler için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun bir önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem vermeyi öğrenmeniz gerekecek. Hem nasıl kutsal olmasın hava? Atalarımız doğdukları gün ilk soluklarını, ölürken son soluklarını bu havayla solumuşlardır.

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğim. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de koşullarımız olacak. Beyaz adam bu topraklar üstünde yaşayan tüm canlılara saygı göstersin.

Ben bir vahşiyim. Başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup vurup öldürüyordu bunları. Dumanlar püskürten bu demir atın buffalodan daha değerli sayılışına aklım ermiyor. Biz yanlızca yaşayabilmek için öldürürüz hayvanları. Tüm hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz?

Canlıların yok edildiği bir dünyada insanların ruhu yanlızlıktan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın bugün canlıların başına gelen yarın insanların başına gelir. Çünkü bunlar arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak, insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle dünyanın başına gelen her felaket insanın da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var. Sizin topraklarınız bizimkinden başka bir Tanrı’ya ait değil. Aynı toprakların yaratıklarıyız. Beyaz adam belki bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzun bilincine varacaktır. Siz ise Tanrımızın ayrı olduğunu düşünmekte özgürsünüz. Ama Tanrı; hepimizi yaratan Tanrı için, Kızılderili ile beyaz ayrımı yoktur. Ve Kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Toprağa saygısızlık Tanrı’nın kendisine saygısızlıktır.

Beyaz adamı bu topraklara getiren ve ona Kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücü veren Tanrı’nın kaderini anlamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşünü, ormanların yakılışını, toprağın kirletilişini anlayamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız ki göklerdeki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş. Yabani evcilleştirilmiş ve her yer insan kokusuyla dolmuş.

İşte o gün insanoğlu için yaşamının sonu ve varlığını sürdürebilme savaşımının başlangıcı gelip çatmış olacak..”

***

O gün geldi!

“Geçti” dememek için ise şu anlayışı benimsemekten başlamak gerekiyor:

Doğa insana değil, insan doğaya aittir.

Bunu kabul etmemekte direnirsek?

Tanrı affeder ama doğa affetmez!

 
İLETİŞİM | KÜNYE | YAYIN İLKELERİ | EDİTÖRE YAZ | SİTENE EKLE
www.viratrabzon.com 2009 © Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken izinsiz ve kaynakgösterilemeden alıntı yapılamaz