Sarı Öküz hikayesi ilginçtir. İki gün önce bir yazımda söz etmiştim, pek çok okuyucum bunun ne olduğunu sordu. Günümüze çok uyan bir olaydır, hemen kısaca anlatayım.
Çakal sürüsü, yakında bulunan öküz sürüsünü tehdit etmeye başlar. Her gün yeni bir saldırı, kavga dövüş. Her gün bazı öküzler yaralanır, bazıları vahşilere yem olur. Ancak öküzler de güçlü kuvvetli hayvanlar olduğu için, bunların saldırısına karşı koyarlar. Fakat gün gelir, dirençlerini yavaş yavaş yitirdiklerini anlamaya başlarlar. Çakal sürüsüne barış önerisinde bulunurlar. Çakallar bunu kabul eder ama bir koşulları vardır:
“Şu sarı öküz bize ters bakıyor, tavır koyuyor. Onu verin, barışı kabul edelim, bir daha size saldırmayalım.”
Öküzler aralarında uzun uzun konuşurlar, sürünün en savaşçı, ilkeli, dirençli üyesi olan Sarı Öküz´ü vermeyi kabul ederler. Sürünün sözü geçen üyesi Yaşlı Öküz bu duruma karşı çıkar, “Vermeyin Sarı Öküz´ü yoksa bu işin sonu gelmez” der ama sözünü dinletemez… Çakallar, savaş bitsin diye feda edilen Sarı Öküz´ü birkaç dakika içinde yiyip bitirir. İki günlük barış sonrasında çakal sürüsü bu kez Alacalı Öküz´ü ister.
“Söz, onu da verirseniz bu son olacak… Alacalı Öküz de bize ters bakıyor…”
Onu da verirler!
Birkaç gün barış içinde geçer ama çakallar yine gelir. Bu kez Kara Öküz´ü sonra genç öküzleri alıp götürürler. Durum kötüye gitmektedir.
Gün gelir, çakallara yem olan öküzlerin sayısı azarlı. Moralleri de çok bozulmuştur. Çakal sürüsüne dayanacak güçleri artık kalmamıştır. Çakallar istedikleri zaman yanlarına geliyor, istediklerini alıp gidiyor…
Bu durumda, köşesinde oturmakta olan Yaşlı Öküz´e sorarlar:
“Biz nerede hata yaptık da böyle perişan olduk? Biz bunlara karşı direniyorduk. Sürümüzü dağıttılar, moralimizi yok ettiler, bizi korkuttular. Nerede yaptık hatayı?..”
Yaşlı Öküz´ün verdiği yanıt acı verici ama gerçektir:
“Siz Sarı Öküz´ü verdiğiniz gün bu savaşı kaybettiniz. İşte o anda direnme gücünüz bitti. Hatayı Sarı Öküz´ü verince yaptınız. En baştan onu vermeyecektiniz. Geçmiş olsun.”
İşte sayın paşalarım, sizler de hatayı nice arkadaşlarınızı göz göre göre feda ederken, onların götürülmesine, aşağılanmasına, geceler boyu Terörle Mücadele Şubelerinde kalmasına, tutuklanmasına, hastane odalarında çile çekmesine göz yumarken yaptınız.
Tam bittiğini zannettiniz, bu kez yeni dalgaların altında yenik düştünüz.
Bir değil, üç değil, 10 değil, 30 değil, 100 değil… Sayısını herkes şaşırdı! Orgeneralden, koramirale, teğmenden astsubaya, karargahtaki komutandan dağda PKK ile vuruşan albaya, üsteğmene kadar herkes…
Bazı göstermelik çıkışlarınız hiçbir işe yaramadı.
Başında bulunduğunuz Türk ordusunun AKP iktidarı tarafından göz göre göre hadım edilmesine, iğdiş edilmesine göz yummak zorunda kaldınız.
AKP iktidarının, kendi medyası aracılığı ile ordumuza yaptığı ve yaptırdığı saldırıları, içinize sinmese ve tepkiyle karşılasanız bile, sineye çekmek zorunda kaldınız.
“Sarı Öküz´ü işin başında bir kez verince, iş bitti Paşalarım!”
Birkaç gün önce bir yerde, bugüne kadar hiç tanışmadığım üst düzey bir komutanla tanıştım. Daha doğrusu o benim yanıma gelip kendisini tanıttı. Sözleri içimi yaktı:
“Emin Bey, ordu demek, disiplin ve üstlere güven demektir. Bu ortamda astlarımız bize nasıl güven duyacak? Komutanının bir anda birileri tarafından götürüleceğini, ya da tutuklanacağını bilen ast, üstüne olan saygısını ister istemez yitirmez mi? Ona farklı bir gözle bakmaya başlamaz mı?”
Kendisine sordum:
“Bu olayları yaşamaya başladınız mı?”
Gözleri doldu:
“Beni daha fazla söyletmeyin.”
Evet Sayın Paşalarım, yaşadığınız sıkıntıları çok iyi tahmin ediyorum. Yine de bu kısa notu sizlere bu ülkenin sıradan bir vatandaşı kimliğimle, üzülerek, utanarak, içim yanarak yazıyorum.
Saygılarımla efendim!










