Karakter Boyutu :
Murat Yetkin- Radikal
İran da mı referandum, Kıbrıs da mı?
Untitled document

Hükümet üyeleri PKK’nın etnik çatışma körükleyen son saldırılarını referanduma bağlama eğiliminde.
Bunu açıklamak için izlenen mantık, aslında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘CHP, MHP, PKK ve medya referandumda AK Parti’ye karşı aynı safta’ iddiasının bir türevi. Ana hatlarıyla söyleyecek olursak, PKK tıpkı diğerleri gibi referandumda AK Parti gibi ‘hayır’ oyu vermeyeceğine göre, PKK’nın yaptığı eylemler de olsa olsa referandumu engellemeye yönelik olabilir.

Vatan’da Ruşen Çakır dün bu işin adının referandum değil, Kürt sorunu olduğunu açıkça yazdı.

Ama biz AK Parti’nin mantık silsilesini anlama çabamıza devam edelim.

Önceki akşam Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Emié, ABD Büyükelçisi James Jeffrey’in Bağdat’a tayin edilerek Ankara’dan (cumartesi günü) ayrılacak olması nedeniyle evinde bir veda yemeği verdi. Yemekte Avrupa Birliği’nin Ankara Temsilcisi Büyükelçi Marc Pierrini ve Başbakanı David Cameron’ı henüz yolcu etmiş olmanın rahatlığı içindeki İngiltere Büyükeçisi David Reddaway ve İsrail Büyükelçisi Gabby Levy de vardı; fazla geniş tutulmamış bir davetti.
Davette hükümet adına AB işleri bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış da vardı.

Başka durumda yalnızca İngiliz başbakanın daveti konuşulacağı bir günde, bir gün önce İnegöl’de, o gün de Erzurum ve Hatay’da olanlar nedeniyle davetliler arasında bu mevzu da konuşuluyordu.
Bağış’a bu gerilimi sordum. Aldığım ilk yanıt, ‘Başbakan’ın hafta sonu Hatay’a gidecek, öncesinde de bu oluyor? Acaba kim yapıyor?’ diye iki soru oldu. Ben İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Amanos Dağlarındaki PKK’lı grubu suçlu tuttuğunu söyleyince, Bağış ‘PKK’yı birileri gıdıklıyordur’ oldu.
Güzel. Buradan devam edelim. Bir süredir bazı hükümet üyeleri ve hükümete yakın yorumculara bakacak olursanız, aslında Kürt sorunu diye bir sorunun, Kürt ayrılıkçılığı diye bir olgunun aslında bulunmadığını, ancak bunların sivil hükümetleri zayıf tutmak isteyen, kökü askerde ve istihbaratta derin devlet yapılar, özetle Ergenekon icadı olduğunu düşünebilirsiniz.

O kadar ki, ömürlerini Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadelede dağlarda geçirmiş, 60-65 yaşına gelip kimi böbrek yetmezliği, kimi romatizma, siyatikten mustarip ‘gerilla liderleri’ itiraz edip ‘Yok öyle bir şey, bu bizim savaşımız’ deyince, hemen ‘İşte PKK’nın Ergenekoncuları’ damgasını yiyorlar. 30 yılı bulup, 40 bin kişinin hayatına mal olan Kürt ayrılıkçılığı davaları bir anda Türk derin devletinin uzantısı haline düşüyor.
Şunu tartışmayı kabul ederim: Devlet içinde PKK tehdidinin sürekli ayakta durmasını kendilerine sürekli ihtiyaç duyulması vesilesi yapmak isteyen çeteleşmeler, çıkar grupları, tertip grupları olabilir, vardır. Geçmişte Olağanüstü Hal’in kalkmaması için uğraşan lobilerinin varlığından ve bunların Olağanüstü Hal tazminatından olmak istemeyen bazı güvenlik görevlileri tarafından, faili meçhul cinayetler pahasına desteklendiğinden söz edilebilir.

Bu kötü niyetli tertipçiler, ordu, istihbarat, polis ve yargı içindeki bağlantılar bularak bugün de varlıklarını sürdürüyor olabilir. Bu nedenle 2007’de MİT’in telefon dinlemesiyle ortaya çıkan Heron-PKK soruşturmasının neden hâlâ sonuçlanmadığını, arkasında ne olduğunu sorguluyoruz.
Ama PKK ve PKK saldırılarının, bütünüyle derin devletin referandumu engelleme ürünü olduğunu söylemenin inandırıcılığı yok ne yazık ki.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bugün Hatay-Dörtyol’a yapacağı ‘Devlet PKK’ya karşı Kürt halkını rehin alıyor, biz geliyoruz’ ziyaretinin yalnızca referandumu engellemek amaçlı olduğu ne kadar inandırıcı?

Çünkü o zaman şu sorular da anlam kazanır: Dışişleri Bakanı Ahmet Davtoğlu’nun ‘arabuluculuktan’, ‘kolaylaştırıcılığa’ çevrildikten sonra ABD’den AB’ye Batılı tarafların takdirini ve İran’ın olurunu kazanan nükleer girişimin eylüle takvimlenmesi de referandumla mı alakalıdır?
Ya da, haydi ilk biz söylemiş olalım, AB dönem başkanı Belçika’nın Dışişleri Bakanı Steven Vanackere’nin 8 Eylül’de önce Ankara, sonra da Kıbrıs’ta bulunacağı ve ‘Ticaret protokolünü gevşetelim, limanları açın’ temaslarının denk geldiği tarih de referandumla mı alakalı?
Evet, referandum Türkiye’nin önemli bir siyasi aşaması, ama Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘adına ne dersek diyelim’ Kürt meselesinin ülkenin birinci sorunu olduğu ve mutlaka çözülmesi gerektiği sözlerini bu kadar çabuk mu unutalım?

 
İLETİŞİM | KÜNYE | YAYIN İLKELERİ | EDİTÖRE YAZ | SİTENE EKLE
www.viratrabzon.com 2009 © Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken izinsiz ve kaynakgösterilemeden alıntı yapılamaz