Doğu Kudüs Filistin'in başkenti ilan edildi

Ana Sayfa » Medya Kritik » Yeni Anayasa taslağına gerekçe diye neler yazıldı

Yeni Anayasa taslağına gerekçe diye neler yazıldı

Odatv'den Bülent Serim'in anayasa değişikliğine ilişkin önemli yazısı: Gerekçeler, bilimsel ve hukuksal olmaktan uzaktır. Gerekçe diye yazılanlar, laf edebiyatı yaparak geçmiş dönemi karalamak, yeni rejime “kılıf” aramaktan ibarettir.

 
26 Aralık 2016 Pazartesi 15:18 
Yorum YapYazdır
 
 
Yeni Anayasa taslağına gerekçe diye neler yazıldı

Bugüne kadar yazdığımız dört yazıda, AKP/MHP Anayasa değişiklik teklifinin rejimi nasıl değiştirdiğini, dünyanın hiçbir yerinde adına ne derseniz deyin bir devlet başkanına bu kadar yetki verilmediğini anlatmaya çalıştık.

Bugün teklifin gerekçeleri üzerinde duracağız. Çünkü gerekçe, gerekçe olmaktan çok Tek Adam rejimine “kılıf” arama metni niteliği taşımaktadır. Bu kılıf aranırken de AKP dışındaki dönemlere ve anayasalarına saldırılmaktadır.

Nitekim genel gerekçe, “Anayasalar toplum tarafından devleti hukukla sınırlamak için hazırlanan metinlerdir. Ancak Türkiye’de tam tersi bir anlayışla anayasalar hazırlanmıştır” ifadesiyle başlamaktadır.

Bunlar, bilinçli biçimde dile getirilmiş gerçek dışı ifadelerdir.

1) Bir kez doğru tanımıyla anayasalar, “devlet kudretini/gücünü” ele geçiren siyasal iktidarları, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine ve hukuk devletine zarar vermemesi için sınırlandıran metinlerdir.

AKP/MHP Anayasa değişiklik teklifi ise, iktidar gücünü sınırlamak biryana, o gücü tek kişinin eline vermekte, tüm denetim yoluyla denge/fren düzeneklerini ortadan kaldırmaktadır.

Nitekim 6. madde gerekçesinde, “Yasamanın yürütmeyi denetlemesi yasamanın görev ve yetkileri arasından çıkarılmaktadır” denilerek, yasama denetimine son verildiği açıkça belirtilmektedir.

Madde gerekçesinde, denetim yolu olarak da yalnızca “halk”, yani seçim sandığı gösterilmiştir. Yani yürütme organı yalnızca halka hesap verecek, denetimi de sandıkla yapılabilecektir.

BÖYLE BİR DENETİM YOK

Başkanlık sistemini kabul etmiş demokrasilerde böyle bir denetim yolu yoktur.

Üstelik ülkemizde seçmenin iradesinin bir kilo makarna, bir torba kömür, yeşil sağlık kartı ya da ara sıra ulufe niyetine dağıtılan birkaç yüz liraya eşit olduğunu bilmediğimiz sanılmaktadır.

Esasen inancı yolunda aklını kiralamış, ipotek etmiş, hatta satmış kitlelerden özgür iradesiyle siyasileri denetlemesini beklemek boş hayaldir.

Eğer bu teklif yasalaşırsa ne demokrasinin, ne temel hak ve özgürlüklerin ne de hukuk devletinin güvencesi kalacaktır. Dolayısıyla bireylerin hukuksal güvenliklerinden söz etmek de olanaksız duruma gelecektir.

2) İkinci olarak gerekçede, “Gerek 1961, gerekse 1982 anayasaları esasen millete, milli iradeye ve seçimle oluşan iktidara güvensizlik üzerine bina edilmiştir” denilmektedir.

Evet, tam da ifade edildiği gibi, kimlerin ve hangi gizli amaç taşıyanların iktidarı ele geçireceği bilinemediği için anayasalar güven üzerine kurulamazlar. Anayasalarda herkesi bağlayan ilkeler, kurallar ve kurumlar yer alır.

Özellikle 1961 Anayasası, ama her şeye karşın 1982 Anayasası da, iktidar gücünü sınırlayan denetim kurallarıyla donatılmıştır. Böyle olmasaydı, bugün terör, savaş, ekonomik buhran, kaos ve OHAL ortamında siyasal iktidar, yangından mal kaçırırcasına bir anayasa değişikliğine gereksinim duymazdı.

Gerekçede yer verilen “milli irade” söylemi, her zaman olduğu gibi bilinçli biçimde yanlış kullanılmaktadır. Bunun ayrı bir yazı konusu olduğunu belirtip geçelim.

Ancak, bu gerekçeyi yazanlara, 1961 Anayasasının dünyanın en çağdaş, demokratik ve insan hak ve özgürlüklerini gözeten anayasalarından biri olduğunu, bu anayasanın halkın yüzde 63’ünün oyuyla kabul edildiğini; 1982 Anayasasının ise yüzde 92 oy oranıyla yürürlüğe konulduğunu anımsatmak isteriz.

Denilebilir ki, 1980 askeri darbesi döneminde kurulan baskı ortamında 1982 Anayasası referanduma götürülmüştür, o nedenle oy oranı çok yüksektir. Doğrudur. Ancak sivil darbe anayasası niteliğindeki, karşıdevrimin rejim değişikliğini içeren bu Anayasa değişiklik teklifi referanduma götürüldüğünde, ortam hiç de 1982’den farklı olmayacaktır.

Bugünkü siyasal iktidarın anladığı anlamda ele alırsak, 1961 ve 1982 anayasalarının millete ve millet iradesine uygun olduğu sonucuna ulaşırız.

Ne var ki siyasal iktidar ve onlara biat edenler, “milli iradeyi” yalnızca AKP seçmeni olarak anlamayı ısrarla sürdürmektedirler; çünkü işlerine öyle gelmektedir.

Amaçları Atatürk Cumhuriyeti’ni İslami cumhuriyete dönüştürmek olduğuna göre, bu dönüşüm sağlandıktan sonra yeni rejimi koruyacak bir “muhafıza” gereksinimleri vardır. Bu Anayasa değişiklik teklifi bunu sağlamaktadır.

3) Genel gerekçede, “… millet iradesi ile oluşan iktidara ortak kurumlar ve yöntemler geliştirmişlerdir… Böylece milli iradeye ortak, milli iradeyi kontrol eden bir ‘vesayet’ sistemi oluşturulmuştur…” denilmektedir.

Bu ifadeyi kullananlar, aslında anayasaların ne anlama geldiğini bilmezden gelmektedirler.

Devletler, anayasayla kurdukları temel düzeni, siyasal iktidarlara karşı, oluşturdukları temel kurumlarla korurlar. Kimi zaman buna derin devlet, kimi zaman da “vesayet” denildiği de görülür.

Hatta Anayasanın 126. maddesinde, üniter yapının korunabilmesi için merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerinde “idari vesayet” yetkisine sahip olduğu açıkça kurala bağlanmıştır.

Yani vesayet denilerek eleştirilmeye çalışılan sistem, aslında anayasal cumhuriyetçi düzeni koruma görevidir. Siyasal iktidarlar anayasal düzen dışına çıktıklarında bu kurumlar fren görevi görürler.

Kurumlar kendilerine düşeni yapmazlarsa anayasal düzen bozulur; anayasal düzen bozulduğunda da topluma tam bir karmaşa egemen olur. Bugün yaşanan da budur.

Önce toplumun koruyucu tüm organ ve kurumları ele geçirilmiş, siyasal iktidar karşısında Cumhuriyet rejimine sahip çıkacak hiçbir kurum bırakılmamıştır. Sonra da İslami cumhuriyet ana projesi adım adım uygulamaya sokulmuştur.

Bakmayın siz “askeri vesayeti sona erdirdik” dediklerine. Aslında Devletin Cumhuriyeti koruma görev ve refleksi yok edilmiştir.

Bunun yerine de kendi “tek kişi” vesayeti egemen kılınmıştır. Baksanıza AKP’li bir milletvekili, “derin devletin gerekli olduğundan” söz etmeye başlamıştır bile. Yani yeni Türkiye’de, İslami cumhuriyeti kollayıp koruyacak bir derin devlete, vesayet sistemine gerek olduğu dillendirilmeye başlanmıştır.

Şimdi, AKP/MHP Anayasa değişikliğiyle, bu tek adam vesayeti anayasallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Genel gerekçedeki, “… ülkemizde anayasalar toplum ve temsilcileri tarafından değil vesayetçi zihniyete sahip elitler tarafından hazırlanmıştır…” ifadesi, insanı gülümsetmekten öte anlam taşımamaktadır. Gülümsetmektedir, çünkü bu ifade tam da kendi yaptıklarını yansıtmaktadır. Bir farkla ki, ifadedeki “elitlerin” yerini, şimdi “tek adam” almıştır.

4) Genel gerekçede, “Devlet ve siyasal tarihimiz göstermiştir ki, yürürlükteki anayasaların tercih ettiği hükümet sistemleri, beklenen kamusal faydayı istenen düzeyde sağlayamamış, istikrarsızlıkların, krizlerin ve vesayetlerin önünde mutlak bir güvence oluşturamamıştır” denilmektedir.

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter hükümet sisteminin “beklenen kamusal faydayı istenen düzeyde sağlamadığını” söyleyebilmek için, “kamusal fayda”dan ne anlaşıldığının açıklığa kavuşturulması gerekir.

Eğer kamusal faydadan, belli bir kişi ve/veya zümrenin çıkarının korunamadığı, dinin toplumsal ve kamusal alana karışamadığı kastediliyorsa, doğrudur.

Yok eğer, AKP iktidarına kadarki Cumhuriyet döneminde refah ve eğitim düzeyinin yeterince yükselmediği, okuma-yazma oranının artmadığı, yeterli büyüme sağlanamadığı, sanayileşemediğimiz kastediliyorsa, bu kesinlikle doğru değildir.

Laik, çağdaş, bilimin üstünlüğüne dayalı eğitim sisteminin, bugünkü dini esaslara dayalı eğitim sisteminden çok daha yetkin gençler yetiştirdiği PISA sonuçlarıyla ortadadır.

Parlamenter sistem siyasal yönden krizleri çözecek olgunluğa erişmiştir.

Türkiye esas krizi AKP döneminde yaşamıştır. Son seçimlerde 23,5 milyon oy alan bir başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından, yetkisi olmamasına karşın istifa ettirilmiş, bir anlamda azledilmiş, kimsenin gıkı çıkamamıştır.

 

KRİZ ÇIKMASI SÖZ KONUSU BİLE OLAMAZ

Kaldı ki AKP içindeki lider-bakan-milletvekili ilişkisi biat ve itaat kültürüne dayandığı için yasama ile yürütme arasında kriz çıkması söz konusu bile olamaz.

Avrupa Birliği ülkelerinin tümü parlamenter hükümet sistemiyle yönetilmekte, hükümet sorunları kriz diye nitelenmemekte ve demokrasi kültürü gereği kısa sürede uzlaşmayla çözülmektedir. Demokrasinin gereği de budur.

Esas amaç kuvvetler ayrılığından kurtulmaktır.

Recep Tayyip Erdoğan, kuvvetler ayrılığı ilkesini bir engel olarak gördüğünü Başbakan iken açıkça söylemiştir. 17.12.2012 günü Konya’da yaptığı konuşmada, kendilerine “yeterli çoğunlukta milletvekiliniz var neden bunu yapmıyorsunuz” diye sitem edildiğini vurguladıktan sonra, “Ama işte bu kuvvetler ayrılığı denen var ya, o önümüze gelip engel olarak dikiliyor” demiştir.

 

TÜRKİYE'NİN EM GÜÇLÜ DÖNEMLERİ KOALİSYON DÖNEMLERİ OLDU

Bırakınız parlamenter sistemi, kuvvetler ayrılığını bile ayakbağı olarak gören bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz bilinmelidir. Hedef, ilkel demokrasilerde geçerli olan kuvvetler birliğini yeniden getirmek, tüm erkleri tek elde toplamaktır.

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter hükümet sisteminin “istikrarsızlık” yarattığı da doğru değildir.

Türkiye’nin özellikle siyasal yönden en güçlü dönemleri koalisyon dönemleridir. Çünkü koalisyon dönemleri, demokrasinin de gerektirdiği katılımcı-çoğulcu yönetim dönemleridir.

Kıbrıs sorunu 1974’te koalisyon hükümeti tarafından, ilk kez lehimize çözümlenmiştir.

Kardak kayalıklarına koalisyon hükümeti tarafından sahip çıkılmıştır.

Abdullah Öcalan’ın ülkemize iadesi koalisyon hükümeti döneminde sağlanmıştır.

8 yıllık kesintisiz laik ve çağdaş eğitime koalisyon hükümeti döneminde geçilmiştir.

Oysa Ege’de burnumuzun dibindeki 18 ada AKP’nin çok güçlü biçimde tek başına iktidar olduğu dönemde Yunanlılara teslim edilmiştir.

Ekonomik yönden istikrarsızlık ise, Cumhuriyet döneminde değil, AKP iktidarı döneminde yaşanmıştır. Bu, ortalama büyüme oranlarıyla sabittir. AKP öncesi ortalama yıllık büyüme oranı, AKP dönemindeki ortalama yıllık büyüme oranından çok daha fazladır.

Özetle, gerekçeler, bilimsel ve hukuksal olmaktan uzaktır. Gerekçe diye yazılanlar, laf edebiyatı yaparak geçmiş dönemi karalamak, yeni rejime “kılıf” aramaktan ibarettir.

 
26 Aralık 2016 Pazartesi 15:18 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Türker Ertürk
 
Mehmet Polat
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Kazım DEMİR
 
Mustafa Önsel
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1819 - Alabama, ABD'nin 22. eyaleti oldu.
1900 - Bilim adamı Max Planck, kuantum teorisini Berlin Fizik Birliği'nde sundu.
1911 - Norveçli Roald Amundsen Güney Kutbu'na ulaştı.
1927 - Çin'de Çan Kay-Şek kuvvetleri Kanton'daki komünist ayaklanmayı bastırdı.
1936 - Ankara 19 Mayıs Stadı açıldı.
1936 - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi kuruldu.
1939 - Sovyetler Birliği, Milletler Cemiyeti üyeliğinden çıkarıldı.
1954 - Kıbrıs sorunu Birleşmiş Milletler'de görüşüldü. Türk delegesi Selim Sarper, "Kıbrıs, Türk sahillerinden 40 mil ötededir. Yunanistan'a 600 mil mesafede olan bu ada Yunanistan'ın olamaz" dedi.
1955 - Arnavutluk, Avusturya, Bulgaristan, Kamboçya, Seylan (şimdiki Sri Lanka), Finlandiya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Ürdün, Laos, Libya, Nepal, Portekiz, Romanya ve İspanya Birleşmiş Milletler Örgütü'ne dahil edildiler.
1959 - Başpiskopos Makarios Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk devlet başkanı oldu.
1960 - Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) kuruldu. 9 Ortak Pazar üyesi ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği EFTA'ya üye 7 ülke, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada tarafından kuruldu. Türkiye de anlaşmayı imzaladı.
1960 - İstanbul Boğazı'nda Yunan ve Yugoslav tankerleri çarpıştı; 52 kişi öldü.
1962 - NASA'nın Mariner-2 adlı uzay aracı Venüs gezegeninin yakınından geçti. Mariner-2 dünyaya Venüs hakkında bilgi yolladı.
1977 - Tunç Okan'ın yönettiği 'Otobüs' filmi gösterime girdi.
1977 - CHP'li Aytekin Kotil İstanbul Belediye Başkanı oldu.
1981 - İsrail, Suriye kontrolündeki Golan Tepeleri'ni ilhak etti.
1983 - İstanbulVaniköy'deki 100 yıllık Hasan Birinci Yalısı çıkan yangında tamamen yandı.
1989 - Şili'de ilk demokratik seçimler yapıldı.
1990 - Polonyalı futbolcu Koseçki 2 milyon dolara Galatasaray'a transfer oldu; bu rakam Türkiye'de o güne kadar ödenen en yüksek transfer ücretiydi.
1994 - Demokrasi Partisi (DEP) avukatlarından Av. Faik Candan öldürülmüş olarak bulundu.
1996 - Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun (KESK) Ankara'da düzenlediği "Demokratik devlet, halk için bütçe" mitingine 100.000 kişi katıldı.
1999 - Fransa'dan Türkiye'ye iadesi kararlaştırılan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı Türkiye'ye getirildi.
2002 - DYP 7. olağan büyük kongresi'nde, Elazığ milletvekili Mehmet Ağar, Genel Başkan seçildi.
2002 - Irak`taki BM silah denetçileri şefi Hans Blix, Irak`tan geçmişte ve şu anda kimyasal, biyolojik ve balistik füze programlarıyla ilgili çalışan bilim adamlarının listesini istedi.
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
15
10
2
3
32
2
Başakşehir
15
9
3
3
30
3
Fenerbahçe
15
8
5
2
29
4
Beşiktaş
15
7
6
2
27
5
Kayserispor
15
7
6
2
27
6
Göztepe
15
8
3
4
27
7
Trabzonspor
15
7
4
4
25
8
Bursaspor
15
7
3
5
24
9
Sivasspor
15
7
1
7
22
10
Akhisarspor
15
5
4
6
19
11
Kasımpaşa
15
5
3
7
18
12
Aytemiz Alanyaspor
15
5
2
8
17
13
Malatyaspor
15
4
4
7
16
14
Osmanlıspor
15
4
2
9
14
15
Konyaspor
15
4
2
9
14
16
Antalyaspor
15
3
5
7
14
17
Gençlerbirliği
15
3
3
9
12
18
Karabükspor
15
2
2
11
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
07.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010609114549
 
On Numara
11.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05070811132122373843454647495157586163717879
 
Sayısal Loto
09.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020711283246
 
Şans Topu
13.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu080911172306
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:42
  • Güneş07:31
  • Öğlen12:27
  • İkindi14:47
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:38
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık