Suriye'de Türk askerine saldırı; 5 şehit, 9 yaralı

Ana Sayfa » Medya Kritik » YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

Ergenekon davasında aldığı mahkumiyet nedeniyle Silivri Cezaevi'nde yatan Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün, Odatv'de yayımlanan yazısı şöyle...

 
15 Kasım 2013 Cuma 19:22 
Yorum YapYazdır
 
 
YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

Devrim Küçük tatildeydi, karada ve sahilde, bir ara sürüyorlar, direksiyonda Devrim, büyükçe bir kasabanın yanından geçerken, çevirmiş ve girmiş, arkadaşları biraz şaşırmışlar, herhalde yakında kaybettiğimiz, dostumuz, Milli Birlik Komitesi üyesi Kamil Karavelioğlu’nun oğulları olmalılar, peki, “n’oluyor”, tabii sormuşlar. Devrim’in cevabı şu, “babam çok hapis yatıyor, şehir şehir, herhalde buraya da atarlar, ben de hep gidiyorum, gelmişken yerini öğrenmek istiyorum”, pek makul ve bir okumuş cevabıdır. Doğrudur, baba-oğul, birimiz içinden birimiz dışından, pek çok hapishane biliyoruz. Uzmanlık alanlarımdan birisidir. Hayatımızın bir parçası, diyebiliyoruz. Yalnız bu hapishane değil, köpekhanedir. Ve hayatımıza bir değişiklik giriyor, herhalde memnunuz. Baba-oğul değişiklikleri seviyoruz.

SİLİVRİ ZİNDANI: ZENGİNLERİN KÖPEKHANESİ

Silivri’ye geldiğinde, biraz farklı görmüştüm, öyle değildir, pek kendisini ileriye sürmez, ancak işini yapmış bir kontrol mühendisi hali vardı, “Baba, yeni bina, sağlam görünüyor, ‘hapis de bir yaşam biçimidir’ demiştin, yatarsın” dedi. Öyledir, yaşam biçimidir, böyle düşünenler için kolaydır ve yatıyoruz. Ancak Silivri pek hapishaneye benzemiyor, içinde elektrikleri olan zindandır. Ve düzeni, insanlar için değil, köpeklere uygundur. Pek çok husustan öyledir, bir de yemeklerinizi bir delikten alıyorsunuz, kim veriyor, göremezsiniz, siz bir köpeksiniz. Hapishane değil sanki zenginlerin köpekhanesidir; ve isabet var, bizi buraya sokan “kurumlar” arasında “TÜSİAD” baş yerdedir. Tutanlarda ise baş yer TÜBİTAK’tadır; ama yanılmamayı öneriyorum, baştaki “tü” hiçbir şekilde tükürük ile karıştırılmamalıdır ve bu “tü”, bizim Türkiye sözcüğünden gelmektedir. Ve biz de artık geldik gidiyoruz, görüşeceğiz, diyoruz. Hesabımız bu merkezdedir. Yanlış anlaşılmamalı, buradan çıkıyoruz ve Metin Yavuz Paşa da açıkladılar, hesabımız var.

LEYLEK HALİM

Doktora veya avukata çıkacak olursak, mutlak kollarımızı kaldırırız, bu benim “leylek” halimdir, ararlar. Buraya İki Numaralı Cezaevi’nden gelmiştim, orada işler biraz daha “ciddi” idi, bayağı karıştırıyorlar ve bir mahkemede fırsat buldum, yeni dilimizle, “ya noluo ya” dedim ve açıkladım, “parmak atıyorlar”. Neden mi, bu vesileyle öğrenmiş oldum, esrar arıyorlar. Tabii duyuldu, bir genç memurun anası, “oğlum ayıptır, koskoca Hoca’nın arasında.” Herhalde Kürt’tür, beni severler. Tabii televizyonlar önemli, o tarihten sonra daha dikkatli oldular, fazla batırmıyorlar. Demek arada bir bağırmak işe yarıyor; artık ben de tecrübeliyim, çavuşların arada bir askere tokat atması misli, arada bir bağırıyorum. Köpekhanede arada bir “heeyt” gereklidir; tecrübeliyim, yaparım.

SİLİVRİ’NİN ONUR ZAFERİ

Tabii yönetmelikler de var, kanunsuz batırmazlar, uyuşturucuları parmaklayarak aramak esastır, esrarı deliklere koyuyorlar ve sonra da çekiyorlar, “keşiden” fiilinden çekiyoruz ve böylece “esrarkeş” oluyorlar, güzel güzel, anlıyoruz. ama anlamadığımız bir nokta şudur, bizi ve beni neden oraya koyuyorlar; bu soru cazip, fakat aynı ölçüde kaziptir, aptalca bir sorudur. Bizi buraya, beni buraya, parmak atmak için koydular. Burası Silivri ve biz tutsağız; biz düşmanız, onurumuzu kırmak istiyorlar. Onursuz kalırsak sürünürüz, bunu hesaplıyorlar. Mesele anlaşılmıştır. “Öyle”tahmin ediyorum. Kıramadılar. Ve buna “Silivri’nin onur zaferi” diyoruz, herkes onurludur.

APO, FATİH, HASAN, HAYDAR

Bu tür hapishanelere karar verildiğinde Sultanahmet Cezaevi’ndeydim,“olmaz” dedik, köpek deliğinden yemek almayız; ama ne yapabiliriz, imkansızın silahı açlıktır, gençler başladılar, bende sürüden ayrılmama kompleksi olduğu için katılmıştım. Hoş bir defasında düştüm, öldüm ama açlık grevlerinin ustası da oldum, baş edemediler. Sonra bir kısmımızı alıp Bayrampaşa’ya götürdüler. İlk planda Apo, Fatih, Hasan, Haydar öldüler. Fizik olarak da pek güzeldiler ve aç aç gittiler. Hâlâ özlerim, yiğittiler.

AÇLIK GREVİNDE

Bende de tuhaflık var, hem pek de istemediğim açlıktayım, hem gizlice notlar tutuyorum, insan nasıl ölür hemen söyleyebilirim, ninelerimizin söyledikleri usulden ölüyoruz, yavaş yavaş göğe çıkılıyor ve çıkanlar beyaz giyiniyorlar. Hoş, belki gördüğümüzü görmeye başlıyoruz ve bunları not ediyorum. Ama bir “meraki” ki bitmiyor, insanın vücuduna ne oluyor, ölüm yaklaştıkça buna da çalıştığımız hatırlıyorum.

Öğrendiğim şudur, açlıkta insan önce kendisini yemektedir; ama insan kurnazdır, yumuşak yumuşak yiyor, insan kendi kıkırdaklarına bayılıyor, karaciğerini bitiriyor ve tavsiye ederim, göz bebeğinin etrafı çok yumuşaktır, yiyoruz. Fatih’in önce göz bebekleri düşmüştü, bebekler boşlukta asılı kalamıyor. Fatih ölmeden önce kendi göz bebeklerinin etrafını yemişti; yola büyük bir irade ile çıktı ve sonunda hayvan yanına esir düştü. Hobbes, homo homini lupus, demişti ve ekliyorum, insan kendi göz bebeğine saldıran aç kurttur.

CEZAEVLERİ TARİHİ

Buralara gelme sırasında Gebze Cezaevi’nde idim, “köpek yerine gitmeyiz” dediler ve isyan çıktı, çok yangın oldu, çok insan yandılar. Bu arada da “erteleme tasası” tertip ettiler, “Rahşan Ecevit Affı” da diyorlar; çok kolaydır, bir gecede şu maddelerden, “169”, ceza erteleniyor ve şimdi Kürtler 314 ve 312’nin ertelenmesini istiyorlar, Avrupa Komisyonu Raporu’ndan anlıyoruz ki, Akepe bunu çıtlatmış, “yapacağız”demiş, hep derler ve hiç yapmazlar ve ama benim o sırada Bülent Ecevit ısrar ettiler. Ben çıktım, ancak Bayrampaşa, Çanakkale Cezaevleri işte bu sıralarda ve bu sebeple yakıldılar. İçinde yakılanlar çokturlar. Davaları devam ediyor. Köpekhanelerin tarihleri işte budur. Buna “uygulamalı tarih” de diyoruz.

AKP DÜZENİ: GİREN ÇIKAMAZ

Sezar’ın haklarını Sezar’a vermek durumundayız, beni buraya onlar getirmediler. Üstadım Hasan Fehmi ile müzakerelere başladık, uzun sürüyordu, sokaklarda çakma bir Yalçın Küçük bulup öldürüyorlardı, Öcalan’dan mesaj ile telefon eden avukat çıkıyordu, ben “ajansın”diyordum, Mitçi olduğu karara bağlanmıştır; ya “kaç” ya da hangisini seçersen, ikilem buradadır, ilk defa olmuyor, ama Fehmi Üstad ile hemfikirdik, “girersek bir daha çıkış yoktur” ve işte bütün mesele budur.

NECDET ÖZEL TÜRÜNDEN GENERALLER

Bilgi bilgidir ve yakın zamanlarda öğrendim, Engin Alan Paşa Hazretleri de“bir daha çıkarmazlar” demişler, acı duydum ve çok sevindim, bilmişler. Ve bu arada hatırlatıyorum, beni bir aldılar, bir çıkardılar, tabii bende şeytanlık var, “izlerler, ekibimi tespit ederler, Öcalan’ı yanıma getirirler”, öyle kuruyordum ve yeni bebe sözüyle “tedbirli takılıyordum”; ne demek, program yapıyordum ve programlara çıkıyordum. Televizyonlarda en çok Paşa eşlerine kızıyordum ve bağırıyordum, bağırmak da bir yaşam biçimidir. Çıkıp çıkıp, hanım hanım,“adil mahkeme” ve “hızlı yargılama” diyorlardı; al çocuktan haberi ve tabii, lafı zindandaki eşlerinden alıyorlardı. Gaflet ve dalalet, Mustafa Kemal’in sözü, böyle, kibarca, saf bir ordu, doğrusu “inanamıyorum”diyordum. Tabii, henüz o zaman çıkmamıştı, sanki bütün generalleri bir“Necdet Özel” ve sanki darbe’yi elleriyle koydular. Doğrusu koymasalar da ortak olduklarından “güçlü şüphe” duyuyordum. Paşa mı, artık sadece “Necdet Özel” görüyordum ve çok zahmetlidir. Vali sözü, "komünizm de gerekse, biz getiririz”, yaptık, bitti, çıkacaksınız, sessiz; çok boşlar ve hak ettiler.

ÜMİT KESİLMEZ

Altmışlı yılların başlarında Ordu’da bir söz çıkmıştı, “Talat Aydemir’i asmak gerek”, Çerkez Talat ülkesini seven güzel bir albaydı, Harp Okulu Komutanı demek safmış, sanki erken gelmiş bir Necdet Özel, iktidarı iki kez aldı ve verdi, öyleyse astılar. Astıkları halde “asmak şart” dediler. Ben de şimdi “bu ordu’ya müstahak” demeye başlamıştım; ve tam bu sırada Engin Paşa’nın sesine rastladım, pek sevindim. Varmışlar, ümit kesmemek gerekmektedir.

DİKTATORYA VE İÇ SAVAŞ

Benim bir davada iki tutuklanmamdan birisi, tekrarlıyorum, şu sıralarda iç savaş yaşanan yerlerde, ODTܒye yakın ve bir sabah aldılar, 2009 yılındadır. Sefire Duatepe, benim adıma basına bir kağıt ulaştırabildi ve“diktatorya”, bunu açıklamak istiyordum. Ve sonra 2011 tarihinde, Balat’tan çıkarılırken “iç savaş” sözünü bağırdım. Güzel, madem ki aydınız, en zor şartta dahi işin teorisini açıklamak zorundayız.

ODTÜ İLE 100. YIL MAHALLESİ

Artık biliniyor, adını Mustafa Kemal’in doğumundan alıyor, “Yüzüncü Yıl”mahallesi, 1981 doğumlu, ODTܒye çok yakın, bitişik, yakın tarihimizin en önemli iç savaşlarından birine sahne olmaktadır. Odtü’de ilki 1970 yılındaydı, Başbakan Demirel, “ben giremiyorum, devlet giremiyor”diyordu, bağırıyordu, askerle kuşattı, polisi soktu. Çatışmalar oluyordu, iç savaştır. O zamandan beri iç savaşı böyle tarif ediyoruz.

DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN

Ne talih ne talih, bunun da içindeyim, ODTܒde öğretim üyesiyim, Hüseyin İnan öğrencim, akıllı, en son Diyarbekir Cezaevi’nde gördüm, Deniz, İstanbul Hukuk’tan ama odtü’den ayrılmıyor, Yusuf’u da kattılar ve sonra astılar. ODTܒnün tarihinde varlar, şartlar gerektiğinde odtü gençleri üçlü resmi alıyorlar ve taşıdıkları tarihleridir.

İÇ SAVAŞ ALANLARI

Şimdi Odtü-Yüzüncü Yıl, Tuzluçayır, Eskişehir, Antakya, ve Hatay sözcüğü yanlış, iç savaş alanlarıdırlar. İç savaşlarda şiddet alevlenir ve söner; teorik olan, iki otoriteden birisinin mutlak gücünü yerleştirememesidir. Hal budur.

SİYASİ DAVALARDAN HUKUK BEKLENMEZ

Nusret Paşa, Oramiral, bu hükümlerin hükümsüz olduğunu, ısrarla ve tekraren açıkladılar. İlker Paşa Orgeneral ve Genelkurmay Başkanı, şimdiye kadar söylenmemiş sözleri telaffuza başladılar; bu meyanda, Ordu’nun tasfiyesinin devletin bekasını darp ettiği mühimdir. Emekleri ile çalışanların emeklerinin karşılığını alamadıkları tespiti ise yenidir. Engin Paşa’nın, Korgeneral, sözünden bir bölümü buraya alıyorum: “Siyasi davalardan hukuk beklenmez. Sokrates’ten, Galileo’dan, Mithat Paşa’dan bu yana, Nazi Mahkemeleri’nden bu yana siyasi davalardan hukuk beklenmez. Balyoz Davası, Hitler’in Nazi Mahkemeleri’nden farksızdır.” Peki güzel, Engin Paşa, “bizi bırakmazlar” postülası ile başladığı için bu hükme ulaşmıştır ve kendi içinde kendisiyle tutarlıdır. Anlıyoruz.

TUTUKLU DEĞİL TUTSAĞIZ

Paşa’nın tarihsel nitelikli açıklamasında şu da önemlidir: “237 tane Türk subayını koyun gibi boğazladılar. Türk Ordusu’na, bizlere, düşman ordusu gibi davranıyorlar.” Bu açıklamalara biz de, Yargıtay Başkanlarından Profesör Sami Selçuk’un Milliyet Gazetesi’nde çıkan yazılarını ekleyebiliyoruz; Profesör Selçuk, Yargıtay ilgili dairesinin Balyoz Sanıkları için aldığı kararın, çürük ve hükümsüz olduğunu gösterebilmiştir. Demek ki karar, butlan ile maluldür ve bir tutuklama kararı yoktur. Bu açıklığa ulaşmış oluyoruz. Tutuklu değiller ve tutsaktırlar. Öyleyse düşman saydılar ve tutsak aldılar, diyoruz.

İÇ SAVAŞ YAYILMAKTADIR

Buradan çıkan ilk sonuç, Silivri’de tutuklu yoktur ve sadece tutsaklar vardır. Bu ise, bir iç savaş hali ve arızi sonucudur. İç savaş hali yayılmaktadır. O halde elimizde böyle bir sonuç var; halihazır güçler dengesiyle açıklayabiliyoruz.

Genelkurma Başkanı Necdet Özel, Silivri’dekileri kastederken, Ordu’ya“nifak sokuyorlar” buyurdular ki, teyid etmektedir. “Nifak”, arayı bozmak ve dolayısıyla bölmek anlamına geliyor ve isabetle seçilmiş bir kelime olduğunu görebiliyoruz. Bir de “fitne” var,  bu sözcüğün “nifak”manasını da biliyoruz, yalnız “isyan” ya da “ihtilal” daha doğrudur. Ve“fitne fesat” kullanışı yaygındır, konspirasyon ve hatta “iç savaş” olarak telaffuz ediyoruz. Buradayız.

Dil ve tarih birleşmiştir.

Coğrafya eksiktir.

Yalçın Küçük

 
15 Kasım 2013 Cuma 19:22 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
17
11
6
0
39
2
Beşiktaş
17
11
5
1
38
3
Galatasaray
17
11
3
3
36
4
Fenerbahçe
17
9
5
3
32
5
Bursaspor
17
8
3
6
27
6
Osmanlıspor FK
17
6
8
3
26
7
Antalyaspor
17
7
4
6
25
8
Konyaspor
17
6
6
5
24
9
Gençlerbirliği
17
5
7
5
22
10
Trabzonspor
17
6
3
8
21
11
K.D.Ç. Karabük
17
6
3
8
21
12
Kasımpaşa
17
6
3
8
21
13
Akhisar Bld.
17
5
5
7
20
14
Alanyaspor
17
5
3
9
18
15
Ç. Rizespor
17
4
4
9
16
16
Kayserispor
17
3
3
11
12
17
Gaziantepspor
17
3
2
12
11
18
Adanaspor
17
2
5
10
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:48
  • Güneş07:33
  • Öğlen12:44
  • İkindi15:16
  • Akşam17:32
  • Yatsı19:07
 
Tarihte Bugün
1522 - Rodos'un Osmanlı donanmasınca fethi.
1774 - Osmanlı Padişahı III. Mustafa öldü. I. Abdülhamit tahta çıktı.
1793 - Vatana ihanetten suçlu bulunan Fransa kralı XVI. Louis, giyotinle idam edildi.
1899 - Opel ilk otomobilini üretti.
1908 - New York belediyesinin aldığı bir kararla kadınların toplum içinde sigara içmeleri yasaklandı.
1911 - İlk Monte Carlo Rallisi başladı.
1921 - İtalyan Komünist Partisi kuruldu.
1924 - Vladimir İlyiç Lenin öldü.
1925 - Arnavutluk Cumhuriyeti ilan edildi.
1941 - II. Dünya Savaşı: Avustralya ve Birleşik Krallık birlikleri Tobruk-Libya'ya saldırı başlattı.
1942 - II. Dünya Savaşı: Kuzey Afrika cephesinde Rommel'in Sirenayka taarruzu.
1942 - Askerlik süresi üç yıla çıkarıldı.
1943 - Varlık Vergisi ödemesinin son günüydü. Vergisini ödemeyen mükelleflerin ev ve işyerlerindeki malları haczedildi, daha sonra da icra yoluyla satış yöntemiyle vergileri tahsil edildi.
1946 - Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu.
1951 - Kore'den ilk hasta ve yaralı kafilesi, Ankara'ya geldi.
1952 - Milli Savunma Bakanlığı, Kore'de 34 subay, 46 astsubay ve 1252 erin şehit olduğunu açıkladı.
1952 - Eski Ordu milletvekili, mizah dergisi Akbaba'nın sahibi Yusuf Ziya Ortaç Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etti.
1954 - İlk nükleer denizaltı Nautilus, Connecticut'ta denize indirildi.
1958 - Lefkoşa'da taksim lehine gösteri yapan Kıbrıslı Türk gençlerine İngiliz askerleri müdahale etti; bir genç ağır yaralandı, altı kişi tutuklandı.
1959 - Ulus gazetesi yazı işleri müdürü Ülkü Arman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu birer yıl hapse mahkum oldu; gazete bir ay süreyle kapatıldı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Nalıncı Keseri" başlıklı yazısı dava konusu olmuştu.
1961 - Saraçhane Tiyatrosu açıldı. İlk olarak Cevat Fehmi Başkut'un Hacıyatmaz oyunu sahnelendi.
1963 - 21-25 Ocak'da şiddetli soğuklar ülkenin her yanını etkiledi. Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metre.
1967 - Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun beş yöneticisi günü tutuklandı. Sencer Güneşsoy, Baykan Kalaba, Naci Özdemir, Hüsnü Temiz, Kâzım Musa bir gün önce polis tarafından mühürlenen federasyon binasına girmek istemişlerdi.
1967 - Uluslararası Las Vegas Maratonu'nda İsmail Akçay ikinci oldu. İsmail Akçay'ın derecesi 2 saat, 23 dakika, 3 saniyeydi.
1970 - Jumbo-Jet Boeing 747 ticari seferlerine başladı.
1972 - Cidde'ye yaptığı Hac seferinden dönen Marmara adlı THY uçağı 5 kişilik mürettebatıyla düştü. Hostes Hülya Maviler yanarak öldü, diğerleri yaralı olarak kurtarıldı.
1976 - Concorde, Londra-Bahreyn ve Paris-Rio de Janeiro hatlarında ticari uçuşlarına başladı.
1977 - Amerika Birleşik Devletleri başkanı Jimmy Carter, Vietnam savaşı sırasındaki asker kaçaklarının hemen hepsini affetti.
1981 - 444 gündür Tahran'da rehin tutulan Amerikalılar serbest bırakıldı.
1981 - Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ü öldürmekten sanık sağ eylemci İbrahim Çiftçi, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nce üçüncü kez ölüm cezasına çarptırıldı.
1983 - Eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan tahliye edildi. İsvan, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davasında yargılanmaktaydı.
1985 - 1983'ten beri süren Yazarlar Sendikası davasında sanıklar beraat etti.
1990 - Adnan Oktar ve müridi oldukları öne sürülen 66 erkek ve 68 kadın gözaltına alındı.
1992 - İstanbul'da evlerde doğal gaz kullanılmaya başladı.
1996 - Özgürlük Ve Dayanışma Partisi kuruldu.
1996 - Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat devlet başkanı seçildi.
1997 - Atatürkçü Düşünce Derneği, Başbakan Necmettin Erbakan hakkında konutta verdiği yemek daveti nedeniyle suç duyurusunda bulundu.
1999 - Amerikan tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonu: sahil güvenlik kuvvetlerinin durdurduğu bir gemide 4.300 kg kokain ele geçirildi.
2005 - İzmit İşletmesinin kapatılmasını protesto için fabrikaya kapanan SEKA işçileri, Kurban Bayramı'nı fabrikada geçirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
19.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010727325051
 
On Numara
16.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04060711131823272934414550515259676973747579
 
Sayısal Loto
14.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu052629343536
 
Şans Topu
18.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030419232908
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık