Son ankette flaş sonuçlar

Ana Sayfa » Medya Kritik » YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

Ergenekon davasında aldığı mahkumiyet nedeniyle Silivri Cezaevi'nde yatan Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün, Odatv'de yayımlanan yazısı şöyle...

 
15 Kasım 2013 Cuma 19:22 
Yorum YapYazdır
 
 
YALÇIN KÜÇÜK'TEN CEZAEVİ NOTLARI..

Devrim Küçük tatildeydi, karada ve sahilde, bir ara sürüyorlar, direksiyonda Devrim, büyükçe bir kasabanın yanından geçerken, çevirmiş ve girmiş, arkadaşları biraz şaşırmışlar, herhalde yakında kaybettiğimiz, dostumuz, Milli Birlik Komitesi üyesi Kamil Karavelioğlu’nun oğulları olmalılar, peki, “n’oluyor”, tabii sormuşlar. Devrim’in cevabı şu, “babam çok hapis yatıyor, şehir şehir, herhalde buraya da atarlar, ben de hep gidiyorum, gelmişken yerini öğrenmek istiyorum”, pek makul ve bir okumuş cevabıdır. Doğrudur, baba-oğul, birimiz içinden birimiz dışından, pek çok hapishane biliyoruz. Uzmanlık alanlarımdan birisidir. Hayatımızın bir parçası, diyebiliyoruz. Yalnız bu hapishane değil, köpekhanedir. Ve hayatımıza bir değişiklik giriyor, herhalde memnunuz. Baba-oğul değişiklikleri seviyoruz.

SİLİVRİ ZİNDANI: ZENGİNLERİN KÖPEKHANESİ

Silivri’ye geldiğinde, biraz farklı görmüştüm, öyle değildir, pek kendisini ileriye sürmez, ancak işini yapmış bir kontrol mühendisi hali vardı, “Baba, yeni bina, sağlam görünüyor, ‘hapis de bir yaşam biçimidir’ demiştin, yatarsın” dedi. Öyledir, yaşam biçimidir, böyle düşünenler için kolaydır ve yatıyoruz. Ancak Silivri pek hapishaneye benzemiyor, içinde elektrikleri olan zindandır. Ve düzeni, insanlar için değil, köpeklere uygundur. Pek çok husustan öyledir, bir de yemeklerinizi bir delikten alıyorsunuz, kim veriyor, göremezsiniz, siz bir köpeksiniz. Hapishane değil sanki zenginlerin köpekhanesidir; ve isabet var, bizi buraya sokan “kurumlar” arasında “TÜSİAD” baş yerdedir. Tutanlarda ise baş yer TÜBİTAK’tadır; ama yanılmamayı öneriyorum, baştaki “tü” hiçbir şekilde tükürük ile karıştırılmamalıdır ve bu “tü”, bizim Türkiye sözcüğünden gelmektedir. Ve biz de artık geldik gidiyoruz, görüşeceğiz, diyoruz. Hesabımız bu merkezdedir. Yanlış anlaşılmamalı, buradan çıkıyoruz ve Metin Yavuz Paşa da açıkladılar, hesabımız var.

LEYLEK HALİM

Doktora veya avukata çıkacak olursak, mutlak kollarımızı kaldırırız, bu benim “leylek” halimdir, ararlar. Buraya İki Numaralı Cezaevi’nden gelmiştim, orada işler biraz daha “ciddi” idi, bayağı karıştırıyorlar ve bir mahkemede fırsat buldum, yeni dilimizle, “ya noluo ya” dedim ve açıkladım, “parmak atıyorlar”. Neden mi, bu vesileyle öğrenmiş oldum, esrar arıyorlar. Tabii duyuldu, bir genç memurun anası, “oğlum ayıptır, koskoca Hoca’nın arasında.” Herhalde Kürt’tür, beni severler. Tabii televizyonlar önemli, o tarihten sonra daha dikkatli oldular, fazla batırmıyorlar. Demek arada bir bağırmak işe yarıyor; artık ben de tecrübeliyim, çavuşların arada bir askere tokat atması misli, arada bir bağırıyorum. Köpekhanede arada bir “heeyt” gereklidir; tecrübeliyim, yaparım.

SİLİVRİ’NİN ONUR ZAFERİ

Tabii yönetmelikler de var, kanunsuz batırmazlar, uyuşturucuları parmaklayarak aramak esastır, esrarı deliklere koyuyorlar ve sonra da çekiyorlar, “keşiden” fiilinden çekiyoruz ve böylece “esrarkeş” oluyorlar, güzel güzel, anlıyoruz. ama anlamadığımız bir nokta şudur, bizi ve beni neden oraya koyuyorlar; bu soru cazip, fakat aynı ölçüde kaziptir, aptalca bir sorudur. Bizi buraya, beni buraya, parmak atmak için koydular. Burası Silivri ve biz tutsağız; biz düşmanız, onurumuzu kırmak istiyorlar. Onursuz kalırsak sürünürüz, bunu hesaplıyorlar. Mesele anlaşılmıştır. “Öyle”tahmin ediyorum. Kıramadılar. Ve buna “Silivri’nin onur zaferi” diyoruz, herkes onurludur.

APO, FATİH, HASAN, HAYDAR

Bu tür hapishanelere karar verildiğinde Sultanahmet Cezaevi’ndeydim,“olmaz” dedik, köpek deliğinden yemek almayız; ama ne yapabiliriz, imkansızın silahı açlıktır, gençler başladılar, bende sürüden ayrılmama kompleksi olduğu için katılmıştım. Hoş bir defasında düştüm, öldüm ama açlık grevlerinin ustası da oldum, baş edemediler. Sonra bir kısmımızı alıp Bayrampaşa’ya götürdüler. İlk planda Apo, Fatih, Hasan, Haydar öldüler. Fizik olarak da pek güzeldiler ve aç aç gittiler. Hâlâ özlerim, yiğittiler.

AÇLIK GREVİNDE

Bende de tuhaflık var, hem pek de istemediğim açlıktayım, hem gizlice notlar tutuyorum, insan nasıl ölür hemen söyleyebilirim, ninelerimizin söyledikleri usulden ölüyoruz, yavaş yavaş göğe çıkılıyor ve çıkanlar beyaz giyiniyorlar. Hoş, belki gördüğümüzü görmeye başlıyoruz ve bunları not ediyorum. Ama bir “meraki” ki bitmiyor, insanın vücuduna ne oluyor, ölüm yaklaştıkça buna da çalıştığımız hatırlıyorum.

Öğrendiğim şudur, açlıkta insan önce kendisini yemektedir; ama insan kurnazdır, yumuşak yumuşak yiyor, insan kendi kıkırdaklarına bayılıyor, karaciğerini bitiriyor ve tavsiye ederim, göz bebeğinin etrafı çok yumuşaktır, yiyoruz. Fatih’in önce göz bebekleri düşmüştü, bebekler boşlukta asılı kalamıyor. Fatih ölmeden önce kendi göz bebeklerinin etrafını yemişti; yola büyük bir irade ile çıktı ve sonunda hayvan yanına esir düştü. Hobbes, homo homini lupus, demişti ve ekliyorum, insan kendi göz bebeğine saldıran aç kurttur.

CEZAEVLERİ TARİHİ

Buralara gelme sırasında Gebze Cezaevi’nde idim, “köpek yerine gitmeyiz” dediler ve isyan çıktı, çok yangın oldu, çok insan yandılar. Bu arada da “erteleme tasası” tertip ettiler, “Rahşan Ecevit Affı” da diyorlar; çok kolaydır, bir gecede şu maddelerden, “169”, ceza erteleniyor ve şimdi Kürtler 314 ve 312’nin ertelenmesini istiyorlar, Avrupa Komisyonu Raporu’ndan anlıyoruz ki, Akepe bunu çıtlatmış, “yapacağız”demiş, hep derler ve hiç yapmazlar ve ama benim o sırada Bülent Ecevit ısrar ettiler. Ben çıktım, ancak Bayrampaşa, Çanakkale Cezaevleri işte bu sıralarda ve bu sebeple yakıldılar. İçinde yakılanlar çokturlar. Davaları devam ediyor. Köpekhanelerin tarihleri işte budur. Buna “uygulamalı tarih” de diyoruz.

AKP DÜZENİ: GİREN ÇIKAMAZ

Sezar’ın haklarını Sezar’a vermek durumundayız, beni buraya onlar getirmediler. Üstadım Hasan Fehmi ile müzakerelere başladık, uzun sürüyordu, sokaklarda çakma bir Yalçın Küçük bulup öldürüyorlardı, Öcalan’dan mesaj ile telefon eden avukat çıkıyordu, ben “ajansın”diyordum, Mitçi olduğu karara bağlanmıştır; ya “kaç” ya da hangisini seçersen, ikilem buradadır, ilk defa olmuyor, ama Fehmi Üstad ile hemfikirdik, “girersek bir daha çıkış yoktur” ve işte bütün mesele budur.

NECDET ÖZEL TÜRÜNDEN GENERALLER

Bilgi bilgidir ve yakın zamanlarda öğrendim, Engin Alan Paşa Hazretleri de“bir daha çıkarmazlar” demişler, acı duydum ve çok sevindim, bilmişler. Ve bu arada hatırlatıyorum, beni bir aldılar, bir çıkardılar, tabii bende şeytanlık var, “izlerler, ekibimi tespit ederler, Öcalan’ı yanıma getirirler”, öyle kuruyordum ve yeni bebe sözüyle “tedbirli takılıyordum”; ne demek, program yapıyordum ve programlara çıkıyordum. Televizyonlarda en çok Paşa eşlerine kızıyordum ve bağırıyordum, bağırmak da bir yaşam biçimidir. Çıkıp çıkıp, hanım hanım,“adil mahkeme” ve “hızlı yargılama” diyorlardı; al çocuktan haberi ve tabii, lafı zindandaki eşlerinden alıyorlardı. Gaflet ve dalalet, Mustafa Kemal’in sözü, böyle, kibarca, saf bir ordu, doğrusu “inanamıyorum”diyordum. Tabii, henüz o zaman çıkmamıştı, sanki bütün generalleri bir“Necdet Özel” ve sanki darbe’yi elleriyle koydular. Doğrusu koymasalar da ortak olduklarından “güçlü şüphe” duyuyordum. Paşa mı, artık sadece “Necdet Özel” görüyordum ve çok zahmetlidir. Vali sözü, "komünizm de gerekse, biz getiririz”, yaptık, bitti, çıkacaksınız, sessiz; çok boşlar ve hak ettiler.

ÜMİT KESİLMEZ

Altmışlı yılların başlarında Ordu’da bir söz çıkmıştı, “Talat Aydemir’i asmak gerek”, Çerkez Talat ülkesini seven güzel bir albaydı, Harp Okulu Komutanı demek safmış, sanki erken gelmiş bir Necdet Özel, iktidarı iki kez aldı ve verdi, öyleyse astılar. Astıkları halde “asmak şart” dediler. Ben de şimdi “bu ordu’ya müstahak” demeye başlamıştım; ve tam bu sırada Engin Paşa’nın sesine rastladım, pek sevindim. Varmışlar, ümit kesmemek gerekmektedir.

DİKTATORYA VE İÇ SAVAŞ

Benim bir davada iki tutuklanmamdan birisi, tekrarlıyorum, şu sıralarda iç savaş yaşanan yerlerde, ODTܒye yakın ve bir sabah aldılar, 2009 yılındadır. Sefire Duatepe, benim adıma basına bir kağıt ulaştırabildi ve“diktatorya”, bunu açıklamak istiyordum. Ve sonra 2011 tarihinde, Balat’tan çıkarılırken “iç savaş” sözünü bağırdım. Güzel, madem ki aydınız, en zor şartta dahi işin teorisini açıklamak zorundayız.

ODTÜ İLE 100. YIL MAHALLESİ

Artık biliniyor, adını Mustafa Kemal’in doğumundan alıyor, “Yüzüncü Yıl”mahallesi, 1981 doğumlu, ODTܒye çok yakın, bitişik, yakın tarihimizin en önemli iç savaşlarından birine sahne olmaktadır. Odtü’de ilki 1970 yılındaydı, Başbakan Demirel, “ben giremiyorum, devlet giremiyor”diyordu, bağırıyordu, askerle kuşattı, polisi soktu. Çatışmalar oluyordu, iç savaştır. O zamandan beri iç savaşı böyle tarif ediyoruz.

DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN

Ne talih ne talih, bunun da içindeyim, ODTܒde öğretim üyesiyim, Hüseyin İnan öğrencim, akıllı, en son Diyarbekir Cezaevi’nde gördüm, Deniz, İstanbul Hukuk’tan ama odtü’den ayrılmıyor, Yusuf’u da kattılar ve sonra astılar. ODTܒnün tarihinde varlar, şartlar gerektiğinde odtü gençleri üçlü resmi alıyorlar ve taşıdıkları tarihleridir.

İÇ SAVAŞ ALANLARI

Şimdi Odtü-Yüzüncü Yıl, Tuzluçayır, Eskişehir, Antakya, ve Hatay sözcüğü yanlış, iç savaş alanlarıdırlar. İç savaşlarda şiddet alevlenir ve söner; teorik olan, iki otoriteden birisinin mutlak gücünü yerleştirememesidir. Hal budur.

SİYASİ DAVALARDAN HUKUK BEKLENMEZ

Nusret Paşa, Oramiral, bu hükümlerin hükümsüz olduğunu, ısrarla ve tekraren açıkladılar. İlker Paşa Orgeneral ve Genelkurmay Başkanı, şimdiye kadar söylenmemiş sözleri telaffuza başladılar; bu meyanda, Ordu’nun tasfiyesinin devletin bekasını darp ettiği mühimdir. Emekleri ile çalışanların emeklerinin karşılığını alamadıkları tespiti ise yenidir. Engin Paşa’nın, Korgeneral, sözünden bir bölümü buraya alıyorum: “Siyasi davalardan hukuk beklenmez. Sokrates’ten, Galileo’dan, Mithat Paşa’dan bu yana, Nazi Mahkemeleri’nden bu yana siyasi davalardan hukuk beklenmez. Balyoz Davası, Hitler’in Nazi Mahkemeleri’nden farksızdır.” Peki güzel, Engin Paşa, “bizi bırakmazlar” postülası ile başladığı için bu hükme ulaşmıştır ve kendi içinde kendisiyle tutarlıdır. Anlıyoruz.

TUTUKLU DEĞİL TUTSAĞIZ

Paşa’nın tarihsel nitelikli açıklamasında şu da önemlidir: “237 tane Türk subayını koyun gibi boğazladılar. Türk Ordusu’na, bizlere, düşman ordusu gibi davranıyorlar.” Bu açıklamalara biz de, Yargıtay Başkanlarından Profesör Sami Selçuk’un Milliyet Gazetesi’nde çıkan yazılarını ekleyebiliyoruz; Profesör Selçuk, Yargıtay ilgili dairesinin Balyoz Sanıkları için aldığı kararın, çürük ve hükümsüz olduğunu gösterebilmiştir. Demek ki karar, butlan ile maluldür ve bir tutuklama kararı yoktur. Bu açıklığa ulaşmış oluyoruz. Tutuklu değiller ve tutsaktırlar. Öyleyse düşman saydılar ve tutsak aldılar, diyoruz.

İÇ SAVAŞ YAYILMAKTADIR

Buradan çıkan ilk sonuç, Silivri’de tutuklu yoktur ve sadece tutsaklar vardır. Bu ise, bir iç savaş hali ve arızi sonucudur. İç savaş hali yayılmaktadır. O halde elimizde böyle bir sonuç var; halihazır güçler dengesiyle açıklayabiliyoruz.

Genelkurma Başkanı Necdet Özel, Silivri’dekileri kastederken, Ordu’ya“nifak sokuyorlar” buyurdular ki, teyid etmektedir. “Nifak”, arayı bozmak ve dolayısıyla bölmek anlamına geliyor ve isabetle seçilmiş bir kelime olduğunu görebiliyoruz. Bir de “fitne” var,  bu sözcüğün “nifak”manasını da biliyoruz, yalnız “isyan” ya da “ihtilal” daha doğrudur. Ve“fitne fesat” kullanışı yaygındır, konspirasyon ve hatta “iç savaş” olarak telaffuz ediyoruz. Buradayız.

Dil ve tarih birleşmiştir.

Coğrafya eksiktir.

Yalçın Küçük

 
15 Kasım 2013 Cuma 19:22 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mustafa Önsel
 
Kazım DEMİR
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Attila Aşut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Arslan Bulut
 
Muhammet İKİNCİ
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1571 - İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı...
1924 - Türk Milli Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çek Milli Futbol Takımı'na 5-2 yenildi.
1944 - Nuri Demirağ'ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul'dan Ankara'ya uçtu.
1953 - ABD, Nevada'da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
1954 - Tokyo'da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nda Türkiye birinci oldu.
1954 - Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
1961 - ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi'nde yaptığı bir konuşmada 1960'lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay'a ayak basacaklarını ilan etti.
1963 - 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü'nü kurdu.
1977 - Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
1982 - Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
1983 - Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
1988 - Irak Basra'yı İran'dan geri aldı.
1989 - Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
1997 - Afganistan'dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye'ye sığındı.
2001 - 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı'nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan ünvanını aldı.
2003 - Nuri Bilge Ceylan'ın 'Uzak' adlı filmi 56'ncı Cannes Film Festivali'nde 'Elephant' filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
2005 - Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
2005 - UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan'ı yendi.
2008 - 61. Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, 'Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum' dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes'da ödül alarak bir rekora da imza attı..
2010 - Samandıra'da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
34
24
3
7
75
2
Fenerbahçe
34
21
9
4
72
3
Başakşehir
34
22
6
6
72
4
Beşiktaş
34
21
8
5
71
5
Trabzonspor
34
15
10
9
55
6
Göztepe
34
13
10
11
49
7
Sivasspor
34
14
7
13
49
8
Kasımpaşa
34
13
7
14
46
9
Kayserispor
34
12
8
14
44
10
Malatyaspor
34
11
10
13
43
11
Akhisar Bld.Spor
34
11
9
14
42
12
Alanyaspor
34
11
7
16
40
13
Bursaspor
34
11
6
17
39
14
Antalyaspor
34
10
8
16
38
15
Konyaspor
34
9
9
16
36
16
Osmanlıspor
34
8
9
17
33
17
Gençlerbirliği
34
8
9
17
33
18
Karabükspor
34
3
3
28
12
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
24.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu061134404950
 
On Numara
21.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu01020406122428323341445153585965686973757678
 
Sayısal Loto
19.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu030405212434
 
Şans Topu
23.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu060910242712
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:37
  • Güneş04:48
  • Öğlen12:29
  • İkindi16:28
  • Akşam19:49
  • Yatsı21:44
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık