AKP'lilerden Kılıçdaroğlu'na tekbirli ölüm tehdidi

Ana Sayfa » Güncel » ÜNLÜ PSİKİYATRİSTEN ERDOĞAN TAHLİLLERİ

ÜNLÜ PSİKİYATRİSTEN ERDOĞAN TAHLİLLERİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın denetimi artık evlerin içine kadar ilerletmiş olması medyada tartışılıyor. Peki gemiyi şimdi terk etmeye başlayan bazı liberallerin dediği gibi Tayyip Erdoğan değişti mi, yoksa eskiden de hep öyle miydiydi? Odatv Başbakan Erdoğan'ın son durumunu konunun uzmanına sordu.Ünlü Psikiyatrist Cemal Dindar Odatv için Erdoğan’ın ve AKP’lilerin neden bu kadar çok ağladıklarını değerlendirdi. Dindar, Başbakan Erdoğan’ın psikobiyografisini yazdığı “Öfke ve Biat” isimli kitabıyla da biliniyor. Dindar, aslında Erdoğan'ın değişmediğini ve Erdoğan'ın gazetecilere davranışlarının Kenan Evren'i hatırlattığını söyledi.

 
7 Kasım 2013 Perşembe 10:36 
Yorum YapYazdır
 
 
ÜNLÜ PSİKİYATRİSTEN ERDOĞAN TAHLİLLERİ

 

İşte o sorular ve Cemal Dinar'ın cevapları:

Başbakanın psikobiyografisini daha önce yazmıştınız. Son üç gününe baktığınızda Başbakan'ın değiştiğini mi yoksa aslına döndüğünü mü düşünüyorsunuz?

Tayyip Bey hep buydu. Milli Görüş gömleği üzerindeyken de buydu, neoliberalizmin bu topraklarda kökleşmesinin önderi olduğunda da... Zaman zaman 'başka tür bir lider' olduğunu söylerken de kastettiği yine buydu. Yani liberaller ya da yeni-sol ona hiç olmadığı nitelikler yüklerken, bu nitelikleri yüklemeye çalışanların onca iştahına rağmen, Tayyip Bey, o değil buyum, diyordu.

Yani kim? Şefliğe büyük bir iştah. Her şeyi yalnız kendisi için değil hepimiz için en iyi bildiğine dair güvenle birlikte evrensel birikime büyük bir horgörü. Özellikle Batı birikimine yönelik tam bir olumsuzlama. Biri Bethoven dediğinde bizde de Dede Efendi var, ya da Goethe dediğinde Mevlana var, demek mesela. Mevlana'yı okumuş bir Hegel'in bu aleme gelmişliğine ihtimal dahi vermeyen bir zihin. Dünyayı iyiler ve kötüler diye bölmek en belirgin tutum alış. İmam hatip okulunda edinilen ve bir hayli yüceltilen değerler ve siyasi kariyerin sağladığı yararcılık arasında bir huzursuzluk. Elbette bu huzursuzluğu hep imam hatiplerde en ideolojik haliyle saflaştırılmış "din ve ahlak bilgisi" ile aşma...

Ruhsallık bilgisi bize şunu der: dışarıya yansıtılmış hemen her şey içeridedir de. Benim tezim şu: Tayyip Bey, bir kişilik olarak başından beri 24 Ocak 1980 tarihinin arzu ettiği pragmatizmle, 12 Eylül 1980 tarihinin arzu ettiği despotizmin buluştuğu ideal kişiliktir. Milli Görüş içinde de, bugün de öyle... Aslına rücu etmeyi mütedeyyinlik değil böyle anlıyorsak, evet zaten hep oradaydı. Değişen kişilik değil, konumlar veya mekanlardır. Bunu Tayyip Bey'e en güzel rahmetli Erbakan Hoca söylemişti: "Yeni muhitiniz hayırlı olsun", diyerek.

2. Bugün Finlandiyalı gazeteciye ‘'Değerli arkadaşımı birileri herhalde özel olarak görevlendirmiş. Öyle anlıyorum'' dedi Başbakan, benzer sözlerini Gezi olaylarında da gördük. Kendisine sürekli komplo yapıldığı hissi nasıl bir ruh halinin yansımasıdır?

Yalnız Tayyip Bey'de değil, bizi yönetenlerin büyük kısmında algı şu: Biz bir aileyiz, ailenin reisi belli, onun söylediklerine itiraz edenler de ya kandırılmışlar ya da hainler. Üstelik her iki durum da cezalandırılmayı, en azından düşkünlükle damgalanmayı hakeder... algı bu. Finlandiyalı gazeteciye bu sözleri söylemek ise, Gezi Direnişi boyunca yapıldığı gibi, aile içine dışarlıklı tehdit algısının bir türevi. Beş ciltti sanırım Kenan Evren'in anıları. Başımıza ne geldiğini ve bugünümüzü anlamak için şiddetle tavsiye ederim. Tüm bunlar fena halde Kenan Evren'in 1980'lerin başında meydanlarda yaptığı konuşmaları hatırlatıyor. Ve biz, 12 Eylül ile hesaplaşma anı diye soldan da alkış toplayabilmiş referandumdan sonra ikinci 12 Eylül'ü yaşıyoruz. Liderimiz sürekli birilerini paylamak, azarlamak için söz alıyor. Gezi Direnişi ile birlikte yaşadığı örselenmeyi de yine böyle aşmaya çalışıyor.

3.  *Başbakan, önceki gün evlere hangi dayanakla müdahalede bulunulacağını soran gazeteciye ‘Siz kızınıza bunu hoşgörüyle karşılayabiliyor musunuz? Siz uygun buluyorsanız size hayırlı olsun’  diyerek bir ahlaki çizgi çekti.  Erdoğan’ın nasıl bir ahlak algısı var? Kendisi gibi olmayanları ahlaksız olarak mı görüyor?

Burada tabi en vahim olan şu: kadının bir kişi olarak bu hayatta yer alabileceğine, kendi yaşamı hakkında karar verebileceğine dair en ufak bir olasılığı tanımayan bir zihin bu. İkincisi, 12 Eylül döverek ve işkencehanelerde sürüleştirmeye çalışmıştı, şimdi ahlaki olarak örseleyerek ve yaşama alanlarını yeniden biçimlendirerek aynı şeyi yapmaya çalışan bir siyasi otorite ile karşı karşıya olduğumuzun en açık bildirileri geliyor ardarda.

Yeni sağın toplumu bir aile gibi örgütlenmiş 'yüce millet ve şefi'nin birliği olarak görme kabulünde yalnız cinsellikle değil her türlü itirazla dışarıda duranları ahlaksız olarak damgalama yanyana gidiyor. Aynı suçlamanın evlerden önce Gezi Parkı'ndaki çadırlara geldiğini hatırlayalım.

Tüm bunlarda gezi Direnişi'ne bir öfke de var.

4.  *Kitabınızda Erdoğan’ın kamusal meseleleri kişiselleştirdiğini yazıyorsunuz? Bu anlamda gazetecinin kamusal bir meseleye dönük yasal zeminle ilgili sorusunu kişisel bir saldırı ile yanıtladığına tanık olduk. Karşımızda Tayyip Erdoğan mı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı mı var? İkisi arasındaki geçiş nasıl?

Gezi Direnişi'ni anlamaya çalışırken Hikmet Kıvılcımlı'nın Osmanlı Tarihinin Maddesi kitabını da çalıştım. Orada kamu'nun kam'dan, yani şamandan geldiğini belirtiyor. Lider'in, Şef'in karşısına yerleşen alan olarak. Bizim sosyokültürel dipakıntılarımızla çok ilgili. Her lider, deyim yerindeyse ne kadar güçlü olduğunu o kamu alanıyla, kam'ın etkinliğini de işgal ederek sınıyor. Tayyip Bey'in daha önce söylediği "Ben bu ülkenin imamıyım" sözü de buna karşı bir çıkış. Beyhudedir. Zira bizi biz yapan temel dinamiklerden birini iptal etme çabasıdır. Nasıl ki 28 Şubat İslami damarı bastıramadı ve sonrasında güçlü bir şekilde bastırılan döndüyse, diğer damar da Gezi ile döndü ve dönüş devam etmekte.

Tayyip Bey'in kişisel yükselişine sebep olan ne varsa şimdi karşısına dikilmiş durumda. Mesela bunlardan biri; kadınları siyasete katma becerisidir. Şimdi onları her türlü irade alanından uzak tutmakla meşgul. Bu ahlak gösterisinin öbür yüzünde ise, bir kadın yurttaşımızın Gezi Direnişi sonrasında Erdoğan'ın bedeninin en kıymetsiz parçasıyla kendini özdeşleştirmesi var. Toplum olarak nasıl bir aşağılanmaya maruz kaldığımızın da semptomudur.

Kişiselleştirmek epey bir zaman güç devşirme yöntemiydi. Şimdi kişiselleştirdiği her durumda güç kaybına uğruyor. Bunu yalnızca dışarıda duranlara bağlamamak lazım. Zira dışarıya bir öfke ve şiddet yönelmişse içeriye de yönelmiş demektir. AKP içinde de mevcut durumdan muztarip birçok yurttaşımızın olduğundan eminim.

Yıllar önce "Ben Tayyip Erdoğan değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıyım" demişti. Despotizm dozu arttıkça çadır daraldı. En güçlü olduğunu düşündüğü anda yalnızca AKP Genel Başkanı'dır ve bir 'dünya lideri' fantezisiyle bunu tamamlamaktadır.

5.  *Başbakan çocuklarını sosyal yaşantının oldukça serbest olduğu ABD üniversitelerinde okuttu, oysa aynı şartları Türkiye’de ahlaksızlıkla itham etti. Erdoğan bu çelişkiyi ruh dünyasında nasıl taşıyor?

Soruyla yanıtlayayım: Bunu bir çelişki olarak yaşıyor mudur, yoksa biz böyle bir çelişki olması gerektiğini mi düşünüyoruz?

6. Erdoğan'ın sıkça sözünü ettiği 'muhafazakar demokrat ahlak' nedir?

Neoliberal pragmatizmle premodern değerlerin sözleşmesidir. Bunun kopyalandığı modeli biliyoruz: Protestan ahlakıdır. İktisadi ayağı güçlü cemaatleşme ve parayla sorunu olmayan bir inanç anlatısı. Batıdaki modelin adı da zaten hristiyan-demokrat parti değil mi?

7. Erdoğan’ın başka görüşlere ve hayat tarzlarına yaklaşımında empati duygusunun olduğunu düşünüyor musunuz?

Tayyip Bey'in kendi geçmişi de dahil herhangi bir öyküyle empati kurma becerisinin kaldığını düşünmüyorum. Çünkü böylesine tamgüçlü bir konumu böylesine keyifle yaşayan bir kimsenin empati kurmak gibi bir derdi olmaz.

8.  *Siz bir hastanız olsaydı kendisine ne tavsiye ederdiniz?

Estağfurullah. Ne haddimize...

 
7 Kasım 2013 Perşembe 10:36 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1441 - İngiltere Kralı VI. Henry Eton Koleji'ni kurdu.
1645 - İstanbul'dan 348 harp ve nakliye gemisiyle hareket eden Osmanlı ordusu, Girit adasına çıktı.
1854 - Çarlık Rusyası ordularının, savaş meydanını terk ederek, geri çekilmesiyle Silistre zaferi kazanıldı.
1859 - İsviçre işadamı Jean Henry Dunant, İtalya'da Solferino savaşı sonrası uluslararası Kızılhaç'ı kurmaya karar verdi.
1894 - Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Olimpiyat oyunlarının dört yılda bir yapılması kararını aldı.
1901 - Pablo Picasso'nun eserleri ilk defa sergilendi.
1910 - Japonya Kore'yi istila etti.
1916 - 1. Dünya Savaşı: Somme Muharebesi, Fransa'daki Alman hatlarına yapılan ve bir hafta sürecek topçu ateşi ile başladı.
1917 - Halep'te, Enver Paşa'nın başkanlığında Türk ve Alman komutanlarının katılmasıyla (Mustafa Kemal Paşa dahil) yapılan toplantıda, General Falkenhein'ın komutanlığında "Yıldırım Orduları Grubu" kurulması kararlaştırıltı.
1936 - Türkiye Millî Basketbol Takımı ilk maçını Yunanistan ile yaptı, 49-12 galip geldi.
1938 - Toprak Mahsulleri Ofisi kuruluş kanunu kabul edildi.
1947 - Bir Amerikalı, gökyüzünde uçan nesneler gördüğünü bildirdi, nesnelerin fincan tabağına benzediğini iddia etti. Basın ilk kez uçan daire terimini kullanmaya başladı.
1961 - Almanya'ya gidecek ilk işçi kafilesi yola çıktı. İşgücü göndermeye ilişkin protokol, Türkiye ile Batı Almanya arasında 13 Haziran'da imzalanmış; özel kuruluşların kontratsız işçi göndermelerinin önüne geçilmeye çalışılmıştı.
1967 - İstanbul'da üniversite öğrencileri, Amerika Birleşik Devletleri 6. Filosunun ziyaretini protesto etti.
1982 - 44 sanıklı Barış Derneği davası başladı.
1983 - Yaser Arafat'ın Şam'a girişi yasaklandı.
1983 - Amerika Birleşik Devletleri uzay mekiği Challenger, uzaydaki görevini tamamlayarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin uzaya gönderdiği ilk kadın astronot olan Sally Ride ile dünyaya döndü.
1989 - Bulgaristan'ın Türk azınlığa uyguladığı baskılar ve zorunlu göç uygulaması, Taksim Meydanı'nda düzenlenen Bulgaristan'ı Telin Mitinginde protesto edildi.
1992 - Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen) kuruldu.
2001 - Polonya'daki Özel Olimpiyatlar Avrupa Futbol Şampiyonası'nda, Zihinsel Engelliler Milli Takımı şampiyon oldu.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:21
  • Güneş04:43
  • Öğlen12:35
  • İkindi16:36
  • Akşam20:05
  • Yatsı22:07
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
19.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04050709101315243233344244484952606271737679
 
Sayısal Loto
17.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu050825284549
 
Şans Topu
21.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030417193310
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık