Erdoğan'dan çok önemli Irak ve Suriye açıklaması

Ana Sayfa » Medya Kritik » Ulusalcılığın ne olduğunu bilmeden konuşuyorlar!

Ulusalcılığın ne olduğunu bilmeden konuşuyorlar!

CHP'de son günlerde başlayan "Ulusalcılık-Sol" tartışmasına birçok milletvekili katıldı. CHP'li kimi milletvekilleri ulusalcılıkla solu birbirinden ayırırken, kimileri ise bunu sert bir dille eleştirdi. Ulusalcılık-solculuk konusundaki tartışma ve CHP'deki kafa karışıklığı sürüyor. Bu konuya ilişkin Soner Yalçın'ın Sözcü gazetesinde kaleme aldığı iki yazı ise, tartışmaya ilişkin detaylı bilgiler veriyor, kafa karışıklığını çözüyor.

 
24 Ağustos 2014 Pazar 13:45 
Yorum YapYazdır
 
 
Ulusalcılığın ne olduğunu bilmeden konuşuyorlar!

İşte Soner Yalçın'ın 10 Nisan 2014 ve 14 Ağustos 2014 tarihlerinde kaleme aldığı yazıları:

"ULUSALCILAR DEVRİMCİ Mİ, FAŞİST Mİ?

Bilindiği gibi K. Marks Yahudi kökenlidir.

1843’te kaleme aldığı “Yahudi Sorunu” adlı makalesi büyük yankı uyandırdı. Makalesinde, dinle siyasetin yerini çözümledi; ve ona göre Yahudi meselesi, genel olarak laiklik sorununun bir parçasıydı. Laiklik ise gerçek dini özgürlüğün olmazsa olmaz koşuluydu.

Yahudi kökeni yaşamı boyunca kendisine karşı kullanılmış Marks, bu makalesi yüzünden neyle itham edildi bilir misiniz; anti-semitik/ırkçı olmakla!

Bu “kafa karışıklığı” örneğini vermemin nedeni; Türkiye’deki ulusalcıların, bir süredir dindarlara, Kürtlere ve özgürlüklere düşman faşist-darbeci olarak tanıtılma çabası!

Yıllarca bu özgürlükler için mücadele vermiş, nice bedeller ödemiş insanlar, bugün bu tür aşağılayıcı ithamla suçlanıyor.

Kimseye kızmıyorum.

Demek ki anlatamadık; anlatamıyoruz!

Bir daha deneyim…

Devrimi yapanlar ve satanlar

Ülkemizde teorik yetersizlikten dolayı muazzam bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Ulusalcılık konusunda yazı kaleme alıyor veya konuşuyorsanız; en azından yeni siyasal düzenler kuran; 1648, 1789, 1848,1871 Avrupa devrimlerini bilmeniz şarttır.

Yani; burjuvazinin tarih sahnesine çıkışını (1648 ve 1789) ve büyük ihanetini (1848 ve 1871) bileceksiniz.

Bilmiyorsanız yazayım…

En basit anlatımıyla ulusalcılık; sanayileşme sonucu burjuvazinin/kapitalizmin tarih sahnesinde yer almasıyla ortaya çıktı.

Bu bir devrimdi…

Ticaretin, feodal mülkiyet karşısındaki zaferiydi.

Aydınlanmanın-modernleşmenin, dogmatizme karşı zaferiydi.

Millet’in, bölgecilik karşısındaki zaferiydi.

Birey’in, ümmet karşısındaki zaferiydi.

Rekabetin, lonca karşısındaki zaferiydi.

Ve…

Bu ulusal devrimin amacı; ülke sınırları içindeki halklara bağımsızlıklarını vermek değil; eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde tüm halkları; tek bir dil, tek bir bayrak, tek bir devlet, tek bir gümrük altında, tek bir pazar aracılığıyla yani ortak bir kültürde toparlamaktı.

Biraz daha açayım…

Ve burjuvazinin yaptığı devrimle, ulus-devlet sorununu nasıl çözüme bağladığını Almanya örneğinde anlatayım…

Almanya’daki feodalite her bölgede birer prenslik ya da krallık adı altında hüküm sürüyordu. Her biri bağımsız varlığını, -ekonomik ve siyasi olarak- koruma güdüsüyle hareket ediyordu. Her biri, gümrük tarifeleri, para-banka sistemleri, lonca işleyişlerini kendi belirledikleri kurallarla yürütüyordu. Bu prenslikler arasında çatışma ve sürtüşme nedeni oluyor ve bu durum gelişmekte olan burjuvazinin hareket alanını sınırlıyordu.

Alman burjuvazisi açısından türdeş bir pazarın oluşması kaçınılmazdı. Öncelikle Prusya liderliğinde, gümrük birliği kuruldu! Ve zamanla prensliklerin çoğunluğunun katılımıyla ulusal pazar genişledi.

Ardından Almanya, uluslaşma sürecini tamamladı.

Demek ki, bir topluluğun uluslaşmasının nedenini, bizzat toplumun maddi varlık koşullarının üretiminde aramak gerekir.

İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İtalya vd. Yakın/benzer süreci Almanya’dan daha önce yaşadı.

Peki sonra ne oldu?

Burjuvazi, 1848-1871 yoksulların ve emekçilerin ayaklanmasından korkup monarşiyle/kiliseyle anlaştı ve devrimi sattı!

Gelişme koşulları farklılık taşısa da benzeri Türkiye’de oldu; ve burjuvazi Kemalist Devrimi sattı! Demokrat Parti’yle birlikte feodaliteyle ittifak içine girdi.Gericileşme süreci böyle başladı. Devrimcilerle burjuvazinin yolu böyle ayrıldı. Bugün ülkedeki özgürlük sorununun kaynağı, ulusalcılar değil, feodaliteyle işbirliği içinde olanlardır.

Slavlar ve Kürtler

Deniyor ki; Ulusalcılar Kürt’e düşman!

Tarihsel gerçekle bağını koparan çevrelerde böylesine büyük kafa karışıklığı yaşanıyor.

En iyisi meseleyi yine tarihsel örnek üzerinden anlatayım. Şöyle…

Burjuva devrimi Avrupa’da her ülkede başaramadı. Örneğin Slavlar!

Slavlar’ın temel sorunu, monarşist feodal egemenlikleri yıkmayıp, kendi varoluş koşullarını gelecekte değil geçmişte aramalarıydı! Yüzyıllardır içinde bulundukları donmuş yapı, onları doğası gereği bu yapının korunması yönünde bir çabaya sevk etti.

Bu nedenle, Hıristiyan Ortodoksluğun merkezi Rus Çar’ın başını çektiği bir Slav bütünlüğü içerisinde yer almak istediler: Panslavizm.

Bu realite ortaya şunu çıkardı:

Ulusal bir pazarın ve onun ifadesi olan kapitalist üretim ilişkilerinin olmadığı veya yaratılamadığı durumda, söz konusu topluluklar/etnisite kendi varlıklarını koruma güdüsüyle gerici bir işleve sahip oluyor.

Slavlar bu sebeple Avrupa devriminin baş düşmanı durumuna geldi. Rusya tarafından hep kullanıldılar.

Marks’tan Lenin’e kadar “sol’un önderleri” ulusal hareketleri, aydınlanma savaşımının bir parçası oldukları ve gericiliğe karşı savaştıkları sürece destekledi.

Marks, bu nedenle Mithat Paşa’yı destekledi.

Lenin, bu nedenle Mustafa Kemal’i destekledi.

Bu nedenle Avrupalı devrimciler; gerici Slavlara karşı çıktı; ilerici Polonya’ya destek verdi.

Mesele sevip-sevmeme romantizmi değil tarihsel gerçekçiliktir.

Lenin ne diyor: “Halkın devrimci çıkarları, gericiliğin hizmetindeki bazı küçük ulusların hareketinden üstündür. Bir ülkedeki bir hareket bir başka ülkenin entrikalarının aleti olabilir ve bu işe kilise, mali çevreler ya da kralcılar katılabilir; biz o zaman, bu hareketi desteklemeyiz.”

Bu tarihsel gerçekleri-kavramları bilmeden Türkiye’de hala ne diyorlar: “Ulusalcılar Kürt’e düşman!”

Hadi canım sizde! O halde, enternasyonalizm’in kurucusu Marks da ırkçı! Sapla saman birbirine karıştırılıyor.

Kastedilen “Çar’ın” gölgesinde kalarak varlığını sürdürmeyi düşünen “Slavlar” ise haklısınız; hiçbir ulusalcı, feodalizmle barışık, emperyalizm gölgesindeki “Slav Hareketini” desteklemez!

Etnisiteye bakmadan; özgür, eşit, kardeş ve tam bağımsız Türkiye’yi kurmak isteyenlerle, devrimci ulusalcıların yolu bir’dir.

Ayakları Anadolu toprağına basan, bir orta sınıf isyanı olan, Gezi ruhu işte tam da budur.

CHP'NİN AKIL HOCASI

Vergilius (MÖ 70-MÖ 19), Roma İmparatorluğu’nun ünlü şairidir; destan olarak kabul edilen Aeneis‘in yazarıdır.

Dante’nin (1265-1321), dünya edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden kabul edilen; ahrete yapılan yolculuğu anlattığı üç ciltlik “İlahi Komedya” kitabındaki ana karakterlerden biri Virgilius’tur.

Dante’yi cehennemde gezdirirken Vergilius; yaşamı soylu amaçlardan yoksun insanlarla ilgili şöyle der:

“Non ragioniam dilor ma guarda e passa.” Yani…

“Onların üzerinde durmaya değmez; bir bak geç!..”

Ne yazık ki…

CHP, “üzerinde durmaya değmez” adamları hep dikkate aldı. Sonunda kafasını karıştırıp işin içinden çıkamaz hale geldi.

Ne mi anlatmak istiyorum? Şu:

CHP yönetimi eleştirilere kızıyor!

Her iktidar sahibi gibi, sadece yaptığının ve söylediğinin onaylanmasını istiyor.

Milletvekilliğini korumak isteyenler ve milletvekili olmak isteyenler ise her fırsatta CHP yönetimini alkışlıyor.

Oysa…

Mesele kişisel değildir; tartışma kişiler üzerinden yapılırsa da yanlış olur. Sorun CHP’nin teorik kafa karışıklığıdır. Bu pusulasız siyaset CHP’yi; Cemaatler ile, Suudi Arabistan ile, Gül ile yan yana getiriyor.

CHP sanki Erbakan’a başkaldırmış “yenilikçiler” gibi oldu!

Bunu tartışmak zorundayız…

Cemaatçi Akyollar

Emine Ülker Tarhan ve arkadaşları haklı eleştirilerde bulununca bilindik kalemler hemen ortaya çıktı.

Bunlardan biri Cemaatçi Taha Akyol.

Hani… Vergilius’ın “Non ragioniam dilor ma guarda e passa” dediklerinden.

Ne yazık ki CHP yönetimi onu önemsiyor!

CHP’nin rotasını bu cemaatçiler belirliyorsa burada büyük bir ideolojik sorun vardır. Yazmak zorundayız.

Akyolların bilinç genetiğinde sol düşmanlığı olduğunu biliyoruz. Olsun, bizi ilgilendirmez.

Ama bilerek yalan yazıyorlar; vay efendim Tarhan, “sol” demiş! Neymiş sol’un halkta karşılığı yokmuş! Sol düşmanlığı yapanların uydurması bu…

İnönü bile “sol” dedi.

Ecevit partisinin adına “sol” ekleyerek iktidar oldu.

Ayrıca… Kimse sabah akşam kalkıp “sol.. sol..” demiyor; ama “sol’un değerlerini savunmamız gerekiyor” diyor.

“Sol” nedir?

Sol; eşitlik, özgürlük, kardeşliktir.

Sol; İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimleri sonucu ortaya çıkan bir siyasal kavramdır.

Aydınlanmanın eseridir. İlericiliktir.

21’inci yüzyıl Türkiyesi’nde hala bu kavramları tartışmak abestir; bilerek gerçeği eğip büküp kaba siyaset yapıyorlar. Bu tuzağa düşen CHP, döne döne başı dönmüş bu köşe yazarlarını önemseyerek, parti kimliğini-kişiliğini kaybetme noktasına geldi.

Sormayalım mı?

Mustafa Kemal ve arkadaşları bu aydınlama çizgisinden ayrı düşünebilir mi?

CHP bu ülkede sol’un değerlerini savunmayacak ise niye var? Varlığının sebebi nedir? Sandıktan bir-iki puan fazla çıkmak mı?

Taha Akyollara göre CHP’de “sorun akademik ve entellektüel lojistik eksikliği” imiş! Tüm “birikimiyle” ekliyor:”CHP, Batılı anlamda sosyal demokrat parti haline gelmelidir!”

Bayılıyorum bu cahilliğe…

Hangi Batılı sosyal demokrat parti? Yunanistan mı? İspanya mı? Fransa mı? İngiltere mi? Schröder, Blair, Papandreu, Gonzalez mi? Hangisi?

Neoliberalizme yenik düşen o partiler yerlerde sürükleniyor; liderleri arkalarına bakmadan kaçtı.

Türkiye’deki asıl kavga budur; neoliberalizme boyun eğip eğmemek. Halkçı parti olup olmamak!

Çiller’in, Yılmaz’ın akıl hocası Taha Akyol’un başı kel ve elinde tarakla dolaşıyor. Yerseniz.

Solculuk-Ulusalcılık

Herkes kafasına göre siyasi kavramları tanımlıyor. Yazıyorlar; Altıok, sosyal demokrasiyle çelişiyormuş. Hadi oradan. Kör Ali İhsan Beyi bilmeden halkçılık anlaşılabilir mi?

Hangi ok’u yazayım? Fransız Devrimi’nin ürünü milliyetçilik kavramının ne olduğunu bilmeyenler bu topraklarda “akil adam”lık taslıyor bize!

Diyorlar ki:

Ulusalcılık ile solculuk yan yana olmazmış? Bunun referans kaynağı nedir; CIA mı, MOSSAD mı?

Bakın:

En basit anlatımıyla ulusalcılık; sanayileşme sonucu burjuvazinin/kapitalizmin tarih sahnesinde yer almasıyla ortaya çıktı.

Bu bir devrimdi…

Ticaretin, feodal mülkiyet karşısındaki zaferiydi.

Aydınlanmanın-modernleşmenin, dogmatizme karşı zaferiydi.

Millet’in, bölgecilik karşısındaki zaferiydi.

Birey’in, ümmet karşısındaki zaferiydi.

Rekabetin, lonca karşısındaki zaferiydi.

Ve… Bu ulusal devrimin amacı; ülke sınırları içindeki halklara bağımsızlıklarını vermek değil; eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde tüm halkları; tek bir dil, tek bir bayrak, tek bir devlet, tek bir gümrük altında, tek bir pazar aracılığıyla toplamaktı.

Ulusalcılığı, iktisat biliminden ayrı düşünemezsiniz. Düşünürseniz MHP olursunuz!? (Özelleştirmeye karşı çıkmayan bir milliyetçi parti!)

Kafa karıştırıyorlar.

Simon Bolivar- Chavez; Joe Marti- Castro ilişkisi hakkında bir tek cümle bilgileri yok. Ulusalcılık ile solculuk yan yana gelmezmiş! Hadi be!..

Onların gizli niyetini biliyoruz da…

CHP, Kürt sorununu çözümünde ABD-Barzani-İsrail dayatmalarına boyun eğmek zorunda mı? Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde sorun çözülemez mi?

Dün “Kürt yok” diyen Taha Akyollar bugün başımıza neden “Kürtçü” kesildi?

Neoliberalizmin, tüm dünyada toplumsal muhalefetleri bölmek için bir araç olarak kullandığı etnisite tuzağına CHP nasıl düşer?

Evet…

Kürt bu ülkenin zenginliğidir.

Kürt’ümüzü Ortadoğu bataklığının taşeronu yaptırmayız.

Kürt’ümüzü feodalizmin bataklığına sürükletmeyiz.

Ve hey sen kurnaz yağdanlık!

Hatay coğrafyasında büyümüş Ermeni-Yahudi-Arap komşusunun evinde yemek yemiş, acıyı sevinci paylaşmış Emine Ülker Tarhan‘ı kaba bir yazıyla karalayamazsın.

Vergilius haklıdır. Ancak…

CHP’nin rotasını Cemaatçi Taha Akyollar (itibarıyle Gül’ler, Ekmeller) belirliyor ise, burada büyük sorun vardır; ve bu tuzaklara karşı muhalefet elzemdir.

Bize bunu Gençliğe Hitabe söylüyor…"

 
24 Ağustos 2014 Pazar 13:45 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Mustafa Önsel
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1364 - 11.000 kişilik Osmanlı Ordusu ile 20.000 kişilik Haçlı Ordusu Sırpsındığı Savaşı'nda karşılaştı.
1930 - Adana'da Ahali Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1932 - Türk Dil Kurultayı toplandı. Yüzyıllar boyunca Türk diline giren yabancı kelimeler Türkçe'den arındırıldı. Dil Bayramı ilk kez kutlandı.
1938 - Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda hafif bir rahatsızlık atlattı.
1940 - Türk-Rumen Ticaret Antlaşması imzalandı.
1941 - II. Dünya Savaşı'nda Kiev Muharebesi sonuçlandı.
1947 - İngiltere, Filistinlilerle Yahudilerin kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi gerektiğini açıkladı; Bu nedenle Filistin'i boşaltma kararı aldı.
1962 - Sağ eğilimli "Irkçı Türkler Derneği" kuruldu.
1964 - Kıbrıs Türk ve Yunan alayları Kıbrıs Barış Gücü emrine verildi.
1971 - Yılmaz Güney, Altın Koza Film Festivali'nde tüm ödülleri aldı. Güney, Altın Koza ödülünü Türk Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na verdi.
1978 - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Türkiye'ye uygulanan ambargoyu kaldıran yasayı onayladı.
1984 - Çin ile İngiltere, Hong Kong'un 1997'de Çin kontrolüne geçmesi için anlaştılar.
1990 - Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) müsteşar yardımcısı Hiram Abas İstanbul'da Devrimci-Sol örgütü tarafından öldürüldü.
1999 - Jandarma Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'de operasyon düzenledi; 10 mahkum öldü. Ulucanlar operasyonuna katılan 161 jandarma görevlisinin yargılanması sürüyor.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:24
  • Güneş06:05
  • Öğlen12:24
  • İkindi15:46
  • Akşam18:21
  • Yatsı19:49
 
Süper Loto
21.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu060809172538
 
On Numara
25.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu06081115212223293334404243454849596770727678
 
Sayısal Loto
23.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021931364248
 
Şans Topu
20.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101828303204
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık