Başbakan, yeni ekonomik kararları açıkladı

Ana Sayfa » Güncel » Trabzonlu Zeynep'in cezaevinden haklı isyanı

Trabzonlu Zeynep'in cezaevinden haklı isyanı

Trabzon'da linç girişimine uğrayan isimlerden biri olan ve Trabzon'da yayımlanan Özgür Karadeniz'in sesi gazetesinde de çalışan Zeynep (Ertuğrul) Bakır kendisiyle cezaevinde kalan 2.5 yaşındaki oğlu otistik Poyraz Ali’yle yaşadıklarını bir mektupla anlattı. Bakır'ın şu mesajı çok önemli bir insan hakkı talebi olarak insanın yüreğini burkuyor. “Bu çocukların burada tutuklu statüsünde bulunmadıklarını unutuyorlar. Oysa çocuklarını kurban vermemeyi başarmış toplum huzuru da kazanmış demektir”

 
24 Aralık 2014 Çarşamba 13:39 
Yorum YapYazdır
 
 
Trabzonlu Zeynep'in cezaevinden haklı isyanı

Yaklaşık 10 ay önce atipik otizm teşhisi koyulan ve Sağlık Bakanlığı tarafından yüzde 40 engelli raporu verilen 2.5 yaşındaki Poyraz Ali, annesi Zeynep Bakır ile birlikte Bakırköy Kadın Cezaevi'nde kalıyor


Zeynep Ertuğrul Bakır, cezaevinden bir mektup yazdı ve Milliyet'ten Güliz Arslan bu mektunbu haberleştirdi. İşte o haber:

 

Geçen hafta Poyraz Ali’nin annesi Zeynep Bakır’ın “Tüm duyarlı insanlara” hitaben yazdığı mektuba rastlamışsınızdır belki. 2.5 yaşındaki otizmli Poyraz Ali annesiyle cezaevinde kalan yüzlerce çocuktan yalnızca biri. Annesi Zeynep Bakır mektubunda anne-oğul cezaevinde yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Mektubun tamamını, çocukları için özel eğitim ve rehabilitasyona ihtiyaç duyan kadın tutuklular için denetimli serbestlik talep eden bir imza kampanyası başlatan Change.org’da bulabilirsiniz. Poyraz Ali’nin hikayesinden yola çıkarak cezaevindeki çocukların durumunu uzmanlara sorduk.

 

Otizm Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri İrem Afşin: “Otizmli çocuklar için özel eğitim, tedavi demektir. Poyraz Ali’nin eğitimi ve psikolojisi otizm durumu açısından çok önemli. Biz de bu nedenle ailesine ve ona destek veriyoruz.”

Poyraz Ali’nin annesi Zeynep Bakır’ın mektubu

“Üç tekerlekli bisiklet bile yasak,  binip kaçar diye mi korkuyorlar?”

Tüm duyarlı insanlara mektubumdur:

Merhabalar,

Tam bir yıl önce dosyamda yasadışı tek bir faaliyet yokken, sadece “kanı” kullanılarak “Propaganda yapmak suretiyle örgüt üyeliği”nden (DHKP-C) tutuklandım. (...) Ben, oğlum Poyraz Ali ile hapishanedeyim. Tutuklandığımızda iki yaşındaydı. (...) Hapishanede olduğum sırada Poyraz Ali’ye Marmara Üniversitesi’nde “atipik otizm”
tanısı konuldu.

Poyraz Ali çok zeki bir çocuktu ancak sosyal refleksleri zayıftı, takıntıları, dalıp gitmeleri vardı. Otizme dönme olasılığı taşıyordu durumu. Ne var ki erken fark etmiştik.(...)

Önce abuk sabuk bir siyasi karar nedeniyle aranır duruma geldim. Poyraz Ali evinden ve babasından ansızın ayrılıverdi. Dokuz ay sonra benimle Samsun'da gözaltındaydı. (...) Duvarlarından su damlayan, havalandırması olmayan, küçücük bir hücreye tek başıma konuldum. (...) Böyle kötü bir hapishaneye çocuğumu getirecek değildim. (...) Eşimden bir daha onu görüşe getirmemesini istedim.

 

“Şaşkınlaştı önce, içine kapandı”

 


 

Ta ki güç bela Gebze Hapishanesi’ne sevk alana kadar oğlumu göremedim. Gebze’de hemen yanıma aldım. Tekrar babasından ayrılışını, gardiyanların üzerimize kapı kilitleyip durmasını, sürekli hapishane koşulları sebebiyle çıkan tartışmaları yani “hapishane”yi anlamlandıramıyordu Poyraz Ali. Şaşkınlaştı önce, içine kapandı. (...) Gündüz uykusunda bile bir dakika yanından ayrılsam uyanıp ağlıyordu. (...) Şaşkın çocuk “kapıları döven çocuk” olmuştu artık. (...) Bir an önce özel eğitime ve kreşe başlamalıydı. Gebze Hapishanesi’nin kreşi çocuklara uygun değildi. Başka bir hücreye biraz Oyuncak, havalandırmasına da salıncak koymuşlar olmuş kreş! İçerde kocaman bir de televizyon vardı, Poyraz Ali’ye ise televizyon doktorlarca “kesinlikle” yasaklanmıştı. (...) Üç yaşın altındaki her günü çok değerliyken eğitime ancak üç ay sonraBakırköy Hapishanesi’nde başlayabildik. Kreşe ise altı ay sonra! O da günde sadece bir-iki saat. O saatlerde de ne yaptığı hakkında hiçbir fikrimiz yok; veli olarak çocuğumuzun eğitiminden bihaber tutuluyoruz. (...)

 

“Açık görüşün ilk yarım saati heyecandan çığlık atıyor, ağlıyor”

Oyuncak olarak da siyah plastik bir kamyon, birbirine takılmayan kırık legolar, baskısı bozuk bir-iki kitap veriyorlar. Üstüne de “Biz veriyoruz, siz oyuncak alamazsınız” deyiveriyorlar. Betonlar arasında, topraktan, parklardan, sokaklardan izole bir şekilde büyüttüğümüz çocuklarımız bu hücrelerde bir de oyuncaksız bırakılmak isteniyor. (...) Belki tartışmalar sonucu Poyraz Ali’ye ufak tefek oyuncaklar alabildik raporlu olduğu için ancak oğlumun konuşması için önerilen müzikli, konuşan oyuncaklar pilli olduğu için hâlâ alınmıyor içeri. İçerde radyo var, televizyon var, kantinde de pil satılıyor. Bu neyin yasağı? (...) Üç tekerlekli bisikletde yasak mesela. Poyraz Ali binip kaçar diye mi korkuyorlar, ne? Bu çocukların tutuklu statüsünde burada bulunmadıklarını unutuyorlar.

Aylık sadece 50 dakikalık bir açık görüş var. Bu süre Poyraz Ali’nin babasına doyması için yetersiz elbette. (...) İlk yarım saat heyecandan çığlık atıyor, ağlıyor, kendini yerlere atıyor. (...) Tecritten kaynaklı, biz yetişkinler bile insan görmeyip görmeyip birden görüşçülerimizi görünce heyecandan ne diyeceğimizi unutuyoruz. (...)
Bu görüşlere sosyal refleksleri zayıf, atipik otizmli bir çocuk nasıl ayak uydursun? (...)

Ve siz bu yazıyı okuma ciddiyetini gösteren sevgili kişi... Sizin kurtuluşunuz da Poyraz Ali’lerin kurtuluşundan bağımsız değildir. Çünkü çocuklarını kurban vermemeyi başarmış bir toplum artık huzuru da kazanmış demektir. (...)

“Kışı atlatsak, çocuklar biraz büyüse de öyle girsek cezaevine”

Mülkiye Kılınç

İki sene bir aylık cezamın ertelenmesi için hem bebeklerin hem de benim sağlık durumumun elverişli olmadığını anlatan bir dilekçe vermiştik. Savcı, “Adli Tıp’tan cezaevinde kalamaz raporu getirirsen bir sene erteleme veririm” demişti. Adli Tıp cezaevinde kalabilir şeklinde verdi raporu. Ama o rapor henüz çıkmadı Adli Tıp’tan. Böyle senelerce bekleyen dosyalar da varmış, birkaç ay içinde sonuçlananlar da... Ben de umutlanıyorum, kışı atlatsak, çocuklar da biraz büyüse de öyle girsek bari diye... Şimdi bir yaşına geldiler, ufak ufak yürüyorlar.

“Önerimiz; çocuğun yararını gözeten ayrı mekanlar”

Fulya Giray SözenTürkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Başkan Yardımcısı Uzm. Psk.
Çocukların ebeveynleriyle cezaevine girmesine Almanya, Meksika, Pakistan, Hindistan veİspanya’da bizdeki gibi6 yaşına, Fransa’da 1.5 yaşına kadar izin verilirken, Norveç ve Kanada’da hiç izin verilmiyor.Finlandiya’da ise anne-bebeklerin ayrı ünitelerde kaldığı, çocuk dostu kurumlar karşımıza çıkıyor. Türkiye’de bebekli annelere özel mekanlar sistemde yok. Anne mahpuslar diğer kadınlarla aynı mekanı paylaşıyor, çocuğun gelişiminde en az annesi kadar diğer kadınların da bir etkisi oluyor.

“Çocuğu var diye ceza almaması da mümkün değil”

Kadın cezaevleri çoğu zaman bir yetişkinin bile psikososyal gelişimini sekteye uğratan kurumlar, hele bir çocuk için durum hiç iç açıcı değil. Kurumlara kreşler dışında oyuncak sokulamıyor. Çoğu kurumda sağlıklı kreşler yok.

Dönem dönem bakanlığın yaptığı açıklamalara göre bu durumda 300 civarı çocuğun olduğunu tahmin ediyoruz. Ağırlıklı olarak Bakırköy, Karataş Sincan, Şakran ve Gebze’de bulunan kapalı kadın ceza infaz kurumlarında ve Bozkurt ile Yumurtalık’ta bulunan açık ceza infaz kurumlarında bulunuyorlar.

Anne-bebek arasındaki güven ilişkisi ve bağlanma sürecinin önemini, kapalı kurum kültürünün çocuğun sosyal gelişimini sekteye uğrattığını biliyoruz. Öte yandan kamu vicdanı adına baktığımızda da annelerin sadece çocuğu var diye ceza çekmemeside mümkün değil. Önerimiz çocuklu anneleri çocuğun yararını gözeten, çocuğa yaklaşım konusunda uzmanlaşmış personelin bulunduğu, çocuğun beslenmesine, sosyal gelişimine, açık hava ihtiyacına, sağlık hizmetlerinden düzenli yararlanmasına olanak sağlayan ayrı
mekanların oluşturulması.

“Çocuklarla oyun terapisi temelli etkinlikler yürüttük”

Vakfımız çocuk suçluluğu alanında çalışan bir sivil toplum örgütü olmasına karşın, 2010’dan bu yana içerideki çocukların durumlarına da odaklanmış durumda. Beş kadın ceza infaz kurumunda eğitimler verdik, anneleri güçlendirmeye çalıştık, çocuklarla yönelik oyun terapisi temelli etkinlikler yürüttük. Şu an bu hedefe yönelik yürüttüğümüz Mor Güvercin isminde bir proje var; Bozkurt, Sincan, Şakran ve Karataş’taki kadın ceza infaz kurumlarının kadın sivil toplum kuruluşları ve kadın sığınmaevi temsilcileriyle ilişki geliştirmelerini sağlıyoruz. Bir diğer projemiz ise Dışarıdaki Çocuk. Tutuklu kadınların dışarıdaki çocuklarının ihtiyaçları neler, ne tür öneriler geliştirilebilir diye bakıyoruz bu projeyle de. Bir de vakfımızın bir grup gönüllüyle yürüttüğü ortak bir çalışma var; İçeride Çocuk Var. Bu çalışmada da Bakırköy’deki kreş başta olmak üzere kadın cezaevlerindeki çocukların yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

“Asıl sorun hapishanede  uğradıkları hak ihlalleri”

Selmin Cansu Demir Çocuk hakları avukatı

Poyraz Ali’nin hapishanelerde anneleriyle kalan diğer çocukların yaşadığı genel sorunların yanında bir de özel durumu nedeniyle maruz kaldığı hak ihlalleri var. Teşhis ve müdahalede gecikilmesi ve ihtiyacı olduğu hizmetlerden yoksun bırakılması söz konusu. Bu durumda olan çocuklar için Çocuk Koruma Kanunu kapsamında sağlık tedbiri başta olmak üzere ilgili koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınması gerekir. Ancak bu tedbirlerin, koşullarını biraz iyileştirsede hapishanede tutulmaya devam ederken Poyraz Ali’nin ihtiyacı olan tam korumayı sağlayamayacağı açık. Bu nedenle yasal düzenlemelerde değişiklik yapılarak bu durumdaki çocukların annelerinin infazının ertelenmesi, infaz koşullarında değişiklik yapılması, kalan cezaları için denetimli serbestlik gibi uygulamalardan yararlanmaları sağlanmalı, özel kurumlar ihdas edilmeli.

“Düzenlemeler yeterli değil ama...”

Hukuksal anlamda da Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında anne mahpuslar için birtakım özel düzenlemeler var. Örneğin, hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren
6 ay geçmemiş kadınlar hakkında geri bırakılıyor. Yine, 0-6 yaş grubunda çocuğu olan ve koşullu salıverilmelerine iki yıl kalan iyi halli anne mahpusların cezaları hapishanede değil dışarıda infaz edilebiliyor. Bu düzenlemelerin yeterli olduğunu söyleyemesek de annelerin farklı bir uygulamaya tabii tutulması infaz hukuku anlamında önemli bir adım. Ancak asıl sorun çocukların hapishanede kapalı tutuldukları süre zarfında uğradıkları hak ihlalleri.


“Çocuğun cezaevinde yaşaması bir travmadır, şiddete girer”

Nihat Tarımeri Sosyal Hizmet Uzmanı

Türkiye’de Ceza Kanunu cezaya odaklı. Eski ekolün devamı olarak kısasa kısas ilkesinin uygulandığı bir ceza uygulaması var. Buna göre de suçluyu ne olursa olsun cezaevine koymak bir hedef oluyor. Oysa çocukların korunması Türkiye’de olduğu gibi yargısal değil, idari bir görev olmalı. Ve her zaman hedef, çocuğun örselenmesinin önüne geçmek olmalı. Çocuğun cezaevinde yaşaması şiddete de girer ve tazminata kadar giden bir süreçtir. Travmadır çünkü.

Türkiye’de altı yaşına kadar çocuklar anneleriyle cezaevinde kalabiliyor. Oysa bu üç yaşla sınırlandırılmalı. Çünkü cezaevindeki yaşam koşulları çocuklar için çok zararlı. Altı yaşına kadar kalacaklarsa çocuğu odak noktasına alan alanlar oluşturulmalı. Bu alanlar gardiyanların değil, konunun uzmanlarının sorumluluğunda olmalı. Böyle beş-altı merkez açılsa sorun çözülür.

“İfade özgürlüğü kapsamında   sayılacak eylemler sebebiyle tutsak”

Zeynep Erduğrul Bakır, 2005’te hapishanelerde süren açlık grevi ilgili bir bilgilendirme ve duyarlılık çağrısı içeren bildiri dağıtıyordu. “Başka şehirlerden gelen PKK'lılar Trabzon’u basacaklar, bayrak yakacaklar” gibi gerçeğe aykırı söylemlerle insanları topladılar ve bir linç saldırısı organize ettiler. Hiçbir saldırgan yargılanmadı ama Zeynep ve arkadaşları ceza aldılar. Zeynep daha sonra bu saldırıda kendisi gibi saldırıya uğrayan Emrah Bakır ile evlendi. Bu evlilikten Poyraz Ali doğdu.

Zeynep Trabzonludur. Trabzon’da hatırı sayılır bir okur kitlesine sahip Özgür Karadeni'in Sesi isimli yayını çıkarır. Siyasi görüşüne uygun sosyal ve siyasal etkinliklerde bulunur. Zeynep’in de hiçbir zaman reddetmediği ve gururla savunduğu sosyal ve siyasal faaliyetleri sanki suçmuş gibi takip edildi. Zeynep ve arkadaşları ifade özgürlüğü kapsamında sayılabilecek eylemler sebebiyle tutsaklar. Dosyası Yargıtay’da onaylandı. Zeynep altı yıl, üç ay ceza aldı.

 

Güliz Arslan/Milliyet

 

İŞTE MEKTUBUN TAMAMI

TÜM DUYARLI İNSANLARA MEKTUBUMDUR,

Merhabalar…
Tam bir yıl önce, dosyamda “yasadışı” tek bir faaliyet yokken, sadece ‘kanı’ kullanılarak ‘Propaganda yapmak suretiyle örgüt üyeliği” nden (DHKP-C) tutuklandım. 7 arkadaşım daha aynı dosyadan, aynı hukuksuzlukla hapishanelerde şu an. Ülkemiz haksızlıklara karşı çıkanların türlü bahanelerle hapishanelere tıkıldığı bir yer haline geleli çok oluyor. İşin bir boyutu budur. Diğer boyutlarına gelince:

Ben, oğlum Poyraz Ali ile hapishanedeyim. Tutuklandığımızda 2 yaşındaydı. Bazı şüphelerimden kaynaklı O’nu hastaneye götürürken tutuklandım. Hapishanede olduğum sırada Poyraz Ali’ye Marmara Üniversitesi’nde “atipik otizm” tanısı konuldu. Çok zeki bir çocuktu ancak sosyal refleksleri zayıftı; takıntıları, dalmaları vardı. Otizme dönme olasılığı taşıyordu durumu. Ne var ki erken fark etmiştik, eğitime açıktı, 3 yaşın altındaki her gün altın değerindeydi. Doğru bir yaklaşımla ilerde sorunsuz bir hayat geçirmesini sağlayabilirdik. Peki bu durumda neler yaşadık?

Önce abuk sabuk bir siyasi karar nedeniyle aranır duruma geldim. Poyraz Ali evinden ve babasından ansızın ayrılıverdi bir gün. Dokuz ay sonra benimle Samsun’da gözaltına alındı. Samsun Hapishanesi’ne götürüldüm. Bu hapishaneye daha kapıdan girerken arama şekli nedeniyle saldırıya uğradım. Çoluk çocuk demeden herkesin anadan üryan edilerek, en mahrem ve alakasız yerleri dahi ellenerek arandığı bu hapishanenin Poyraz Ali’ye hiç de uygun olmadığını daha kapıda anladım. Duvarlarından su damlayan, küçücük bir hücreye tek başıma konuldum. Tuvalet, yemek masası, yatak bir aradaydı. Havalandırması yoktu. Mektuplarım verilmiyordu. Oranın koşullarını anlattığım bir mektubumu geri verdiler bana. İnfaz hakimliğine itiraz ettim, kabul edildi ama gene de mektubum gönderilmedi. Hücrenin yüksek bir penceresi vardı. Zar zor kenarından adli davalardan yatan kadınları görüyordum.

O zaman 5 çocuk vardı Samsun Hapishanesi’nde. Hiçbir hakları yoktu bu çocukların, iaşeleri verilmiyordu, tek bir oyuncakları yoktu. Annelerinin çocuklarının bir hakkı olduğuna dair bir fikri de yoktu. Böyle kötü bir hapishaneye çocuğumu getirecek değildim. Çocuğum bu kez de ansızın annesinden ayrılmıştı. İlk kapalı görüşte çığlık çığlığa ayrıldı. Aradaki demir parmaklıkları, camları, sesimizin birbirine ulaşmayışını, birbirimize dokunamayışımızı anlayamıyordu. Ailece kabus görüyorduk sanki. Eşimden bir daha O’nu görüşe getirmemesini istedim. Ta ki güç bela, o da askerlerin, ringin vs. masraflarını karşılamam koşuluyla Gebze Hapishanesi’ne sevk alana kadar oğlumu göremedim. Gebze’de oğlumu hemen yanıma aldım. Tekrar babasından ayrılışını, gardiyanların üzerimize kapı kilitleyip durmasını, sürekli hapishane koşulları sebebiyle çıkan tartışmaları… Yani ‘HAPİSHANE’yi anlamlandıramıyordu Poyraz Ali. Şaşkınlaştı önce, içine kapandı. Beni hiç bırakmak istemiyordu. Gündüz uykusunda bile bir dakika yanından ayrılsam uyanıp ağlıyordu. Gebze Hapishanesi tutsakların muayenesinin türlü provokasyonlarla engellendiği bir yerdir. Muayenesi yapılmayan tutsak kadınlar, hasta halleriyle bir de saldırıya uğrar ve karga tulumba koğuşlara atılır. Sonra da bu sırada slogan attıkları için görüş, iletişim, hücre cezaları verilir, infazları yakılır. Poyraz Ali bunların hepsinin bizzat tanığıdır. Şaşkın çocuk “kapıları döven çocuk” olmuştur artık. Mecburen tanık oldukları karşısında üzgün ve ürkek olmasındansa öfkeli ve direngen olmasını tercih etmek zorundaydım. Poyraz Ali’ye ‘atipik otizm’ teşhisi de bu sırada kondu.

Elbette muayenenin böyle sorun olduğu bir hapishanede Poyraz Ali’yi doktor doktor dolaştıran ben olmadım. Eşim Trabzon’dan gelip giderek halletti bu işi. Bir an önce özel eğitime ve kreşe başlamalıydı. Gebze Hapishanesi’nin kreşi çocuklara uygun değildi. Başka bir hücreye biraz oyuncak, havalandırmasına da salıncak koymuşlar olmuş kreş! İçerde kocaman bir de televizyon vardı, Poyraz Ali’ye ise televizyon doktorlarca “kesinlikle” yasaklanmıştı. Özel eitim ise –bilen bilir- aynı zamanda ebeveyn için olan bir eğitimdir. Yoksa 45 dakikalık bir ders, onu tüm hayata yayacak bir ebeveyn olmadıktan sonra hiçbir işe yaramaz. İdare çocuğumla eğitim almamı kabul etmedi. Poyraz Ali’nin 3 yaşın altındaki her günü çok değerliyken eğitime ancak 3 ay sonra Bakırköy Hapishanesi’nde başlayabildik. Kreşe ise 6 ay sonra! O da günde sadece 1-2 saat. O saatlerde de ne yaptığı hakkında hiçbir fikrimiz yok; veli olarak çocuğumuzun eğitiminden bihaber tutuluyoruz. Ancak bir kere Mc Donald’s sponsor olmuş, hamburger yedirdiler çocuklara. Onun için bilgilendirdiler. Bir kere de “müzeye götüreceğiz çocukları, izin veriyor musunuz?” diye sordular. Ne müzesi peki? 1453 Panorama-İstanbul’un Fethi Müzesi! Bu çocuklar küçücük, oğlum değil belki ama çoğu bırakın hayvanat bahçesi görmeyi dışarıyı bile görmemiş daha. Önemli bir kısmı da yabancı uyruklu, Türkçe bilmiyorlar… Hatta çocukların çoğu konuşmayı bilmiyorlar. Karavana dışında yedikleri ilk yemek MC DONALDS’dan, dışarıda gördükleri ilk yer “fetih müzesi”. Alın size “MODERN TÜRKİYE”nin KAFA YAPISI. Doktorlar kreş şart dediği için çocuğumu mecbur bu kreşe gönderiyorum. İstemeye istemeye de olsa gidiyor o da. Kreşten birkaç ayda bir oyuncak veriyorlar. Mesela bir “ TOMA” verdiler oyuncak. Ne oynayacak bu çocuk bu panzerle: HALK AYAKLANMASI BASTIRMACA! Ya da siyah plastik bir kamyon, birbirine takılmayan kırık Legolar, baskısı bozuk bir iki kitap (muhtemelen yayınevi bozuk çıkan kitabı piyasaya süremeyince z,yan olmasın diye, hatta sevap olsun “öteki dünyada bir işimizi görür” diye hapishanedeki çocuklara bağış etmiş(!) ) üstüne de “biz kreşten oyuncak veriyoruz, oyuncak alamazsınız” deyiveriyorlar.

Betonlar arasında, topraktan, parklardan, sokaklardan izole bir şekilde büyüttüğümüz çocuklarımız bu hücrelerde bir de oyuncaksız bırakılmak isteniyor. Üstelik bu çocuk Sağlık Bakanlığı tarafından “ATİPİK OTİZM”li tanısı konmuş bir çocuk. Bu resmen tedavisini engellemektir. Poyraz Ali’nin elinden oyuncağının idare tarafından alındığı bir gün oğlum saatlerce ağladı. Ondan sonra bir eşyası kaybolsa gördüğü gardiyana çatar oldu. Hatta bir gardiyan O’na “Oğlum başına taş düşse bizden bileceksin” dedi bir gün. EVET ÖYLE, OĞLUMUN BAŞINA TAŞ DÜŞSE o gardiyandan değil belki ama BU KOŞULLARDAN BİLECEĞİZ. Belki tartışmalar sonucu Poyraz Ali’ye ufak tefek oyuncaklar alabildik, o da raporlu olduğu için. Ancak oğlumun konuşması için önerilen müzikli, konuşan vb. oyuncaklar pilli olduğu için hala alınmıyor içeri. İçerde radyo var, televizyon var, kantinde de pil satılıyor. Bu neyin yasağı? Siz bizim çocuklarımızdan ne istiyorsunuz? 3 tekerlekli bisiklet de yasak mesela. Poyraz Ali binip kaçar diye mi korkuyorlar ne? Bu çocukların tutuklu statüsünde burada bulunmadıklarını unutuyorlar. Hücrede kitap okuyup duruyoruz çocuğa. Yakında kitaba da sınır ya da yasak gelirse şaşırmam. Lakin okuduğumuz kitaplarda dostluk, dürüstlük, ihbarcı olmama, üretkenlik vb. gibi bu sistemin hiç de işine gelmeyen şeyler öğütleniyor çocuklara…

Poyraz Ali ile haftada 3 gün 45 dakikalık eğitime gidiyoruz. Ama ne gidiş! Rütbeli, rütbesiz askerler, gardiyan bir ringe doluşuyoruz. Benim kucağımda Poyraz Ali, onların ellerinde silahlar. Dışarıdan pek ilginç (!) göründüğümüze eminim! Poyraz Ali bu insanların neden nereye gitsek bizimle geldiğini, “onu elleme”, “hızlı yürü” vb. talimatlar verdiğini hala anlayabilmiş değil. Yol boyunca tüm yaşananlar içerideki eğitimin muhtevasıyla çelişiyor. Hapishane giriş çıkışlarında X-Ray cihazlarında ötmeyen şeyler bulup giyinmeye çalışıyoruz. Yoksa ötmeyene kadar soyunmadan ana oğul hapishaneden çıkış yapamayız, içeri de giremeyiz. O cihaz da cereyandan bile öten bir cihaz. Ötmeyene kadar geçip durman beklenir ondan. Çocuk için ciddi bir radyasyondur ayrıca. Böyle bir ortamda “ÖZEL EĞİTİM” alıyoruz. 
Aylık sadece 50 dakikalık bir açık görüş var. Bu süre Poyraz Ali’nin babasına doyması için yetersiz elbette. Ne doyması, alışmasına bile yetmiyor. İlk yarım saat heyecandan çığlık atıyor, ağlıyor, kendini yerlere atıyor. Sonra tam olayı kavrayacak, anneyle babayı bir arada görebilecek görüş bitiveriyor. Ortak hayatımız, eğitim gören bir yavrumuz var eşimle ancak hiçbir şeyi konuşamıyoruz bu görüşlerde. Tecritten kaynaklı biz yetişkinler dahi insan görmeyip görmeyip birden görüşçülerimizi görünce heyecandan ne diyeceğimizi unutuyoruz. Göstermelik görüşler resmen. Bir düş sanki. Görüşçünün siluetini bir görüyorsun hemen yok oluveriyor. Bu görüşlere sosyal refleksleri zayıf, ATİPİK OTİZMli bir çocuk nasıl ayak uydursun? Çocuğumu eşime verdiğimde benden ayrıldığı için, eşim bana verdiğinde babasından ayrıldığı için ağlıyor. KİM VERECEK POYRAZ ALİ’YE BU YAŞATTIKLARININ HESABINI?

Gene benimle aynı dosyadan hüküm almış çok yakın bir arkadaşım var: HASAN BASRİ YILDIZ. GÖRME ENGELLİ. Trabzon-Bahçecik Hapishanesi’nde TEK TUTULUYOR. Görme engelli biri hapishanede ihtiyaçlarını nasıl karşılayabilir? Nasıl kendini güvende hissedebilir? Nasıl vakit geçirebilir?

BU NASIL BİR İŞKENCEDİR? PEKİ BU NASIL BİR SESSİZLİKTİR?
Kopkoyu, zalim bir tecrit politikasıyla yönetilen bu hapishanelerde onlarca yıldır tutulan insanlar var. Çoğu hastalıklı bu koşullardan sebep. Bir kısmı da ölüme terk edilmiş. Mesela Ufuk Keskin… Bolu F Tipi’nde… ileri derecede şeker ve çölyak hastası olmasına rağmen karavana yemeye mahkum edildiği için resmen öldürülüyor. Bu örnekler saymakla bitmez. Ancak gene de değinmek istedim. Çünkü mesela Ufuk’un, Hasan Basri’nin kurtuluşu Poyraz Ali’lerin kurtuluşundan bağımsız değildir. Onlar aynı politikalara kurban edilmek isteniyor. 
Ve siz bu yazıyı okuma ciddiyetini gösteren sevgili kişi… Sizin kurtuluşunuz da Poyraz Ali’lerin kurtuluşundan bağımsız değildir. Çünkü çocuklarını kurban vermemeyi başarmış bir toplum artık huzuru da kazanmış demektir. 
Reza Zerrab’ların, bakan çocuklarının vurguna, talana rağmen alelacele çıkartıldıkları bu hapishanelerde hakkını arayan insanlar ömürlerini, biricik çocuklarımız da çocukluklarını NEDEN geçirsin? 
HERKESİ DUYARLILIĞA DAVET EDİYORUM.

ZEYNEP BAKIR
Kadın Hapishanesi C-10 
Bakırkö


 
24 Aralık 2014 Çarşamba 13:39 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:39
  • Güneş07:27
  • Öğlen12:25
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1851 - Montréal'da YMCA'nin Kuzey Amerika'daki ilk şubesi açıldı.
1893 - İstanbul'da günlerce süren soğuk hava yüzünden Haliç dondu.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir yasa kabul edildi.
1917 - Kudüs, İngiliz ordularının işgal etmesiyle Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1923 - İstanbul'da, Ağa Han'ın Başbakan İsmet Paşa'ya gönderdiği mektubu yayımlayan gazeteciler tutuklandı.
1925 - Yerli kumaştan elbise giyilmesi kanunu çıktı.
1926 - Darülelhan'da (konservatuvar) Türk müziği öğretimine son verildi.
1928 - Latin harfleriyle ilk mezar taşı dikildi. Avukat Ali Kemal Bey annesi Aliye Hanım'ın mezar taşını Latin harfleriyle yazdırdı.
1938 - Başkent Ankara'nın yeni tren garı hizmete açıldı.
1941 - Çin; Japonya, Almanya ve İtalya'ya savaş ilan etti.
1945 - Fenerbahçe, Yunanistan'ın Enosis takımını 5-1 yendi.
1946 - Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi'nin ikinci aşaması "Doktorlar'ın Duruşmaları" yla başladı. Bu duruşmalarda insanlar üzerinde deneyler yapan Nazi doktorlar yargılandılar.
1949 - Birleşmiş Milletler Kudüs'te yönetimi aldı.
1950 - Harry Gold, II. Dünya Savaşı sırasında atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği'ne verdiği için 30 yıl hapisle cezalandırıldı.
1951 - İstanbul Şişli Camii'nde Evita Peron için mevlüt okundu.
1952 - Tiyatro sanatçıları Ruhi Su, Ulvi Uraz, Aclan Sayılgan, Kemal Bekir Özmanav, Süheyl Terek tutuklandı. Sanatçıların Paris'te faaliyet gösteren İleri Jön Türkler örgütüyle ilişkileri olduğu iddia edildi.
1953 - General Electric şirketi tüm Komünist personelini işten atacağını ilan etti.
1961 - Tanzanya bağımsızlığını kazandı. Julius Nyrere cumhurbaşkanı oldu.
1962 - Tanganika kuruldu.
1963 - Zangibar Sultanlığı bağımsızlığını kazandı.
1965 - Nikolay Podgorni Sovyetler Birliği devlet başkanı oldu.
1967 - Ankara'da üniversite öğrencileri NATO'ya karşı direniş mitingi düzenledi.
1979 - 2 gün önce silahlı saldırı sonucu ölen Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil'in cenazesine katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı: 1 işçi öldü, 8 kişi yaralandı, 61 kişi de gözaltına alındı.
1987 - Gazze Şeridi'ndeki Cebaliye mülteci kampına İsrail askerleri saldırı düzenledi.
1992 - İngiltere Prensi Charles ve Prenses Diana ayrıldıklarını açıkladılar.
1995 - Nazım Hikmet'in "Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam" heykeli, Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın da katıldığı törenle Ankara Atatürk Kültür Merkezi bahçesine yerleştirildi.
1999 - Düzce'nin il, Kaynaşlı ve Derince'nin ilçe yapılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete'de yayımlandı.
2002 - Endonezya hükümetiyle Aceh'teki ayrılıkçılar arasında 26 yıllık savaşı sona erdiren antlaşma imzalandı.
2002 - ABD'nin ve dünyanın ikinci büyük havacılık şirketi United Airlines konkordato başvurusunda bulundu.
2004 - Kanada Anayasa Mahkemesi, eşcinsel evliliklerin anayasaya uygun olduğu kararını verdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık