Kıdem tazminatı bakanlar kuruluna geliyor

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » Tiyatro dünyasında büyük kayıp.. Son röportajında ne dedi?

Tiyatro dünyasında büyük kayıp.. Son röportajında ne dedi?

Uzun süredir akciğer kanseri tedavi gören Metin Serezli bu sabah saatlerinde evinde hayatını kaybetti. Eşinin uzun süredir tedavi gördüğünü söyleyen Nevra Serezli ” Bu sabah 07.10′da son nefesini verdi. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum çok üzgünüm. Muhtemelen cenazesini salı günü Teşvikiye Camii’nden kaldıracağız. Kendisi özellikle anma töreni yapılmamasını istedi” dedi.

 
10 Mart 2013 Pazar 13:37 
Yorum YapYazdır
 
 
Tiyatro dünyasında büyük kayıp.. Son röportajında ne dedi?

METİN SEREZLİ KİMDİR

Metin Serezli (12 Ocak 1934) Türk sinema oyuncusu, tiyatrocu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi Sanat tarihi Bölümlerinde okudu. 1954′de İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda amatör olarak oyunculuğa atıldı. 1971′de Çevre Tiyatrosu adı ile kendi tiyatrosunu kurdu. Usta oyunculuğunun yanı sıra, yönetmenlik de yaptı.

 

SON RÖPORTAJI SÖZCÜ'YE

Usta tiyatrocu son röportajını 'İsim Şehir Hayvan' adlı oyunu için Sözcü gazetesinden Yüksel Şengül'e vermişti. YÜKSEL ŞENGÜL Fotoğraflar: MERT ARISLAN

Akciğerileriyle ilgili sıkıntılı bir süreç yaşayan ama buna rağmen “İsim Şehir Hayvan” oyununun yönetmenliğini sürdüren duayen sanatçı Metin Serezli, doktorunun bir hafta ev istirahati vermesine rağmen, Tiyatro İstanbul’daki röportaj randevumuzu iptal etmedi ve geldi… Serezli “Sözcü gazetesi olduğu için ben buradayım. Sözcü olmasaydı ben buraya asla gelemezdim” dedi…

Her izleyenin ballandırarak anlattığı, pek çok kişinin izlemek için fırsat kolladığı ‘İsim Şehir Hayvan’ oyununun yönetmeni Metin Serezli’ye öncelikle gazetemizle ilgili düşüncelerinden dolayı teşekkür ederiz… Sayın Serezli, dünyada ilk kez bu oyunla birlikte günlük köşe yazıları tiyatroya taşındı… Bu zor işi nasıl başardınız?

Metin Serezli: Her şeyin ilki zor denilir ama bunun 75.’si de yapılsa, zor bir iş. Bugün Yılmaz Özdil’in makalelerini tiyatro sahnesine taşıdık. Yarın Uğur Dündar’ın, Emin Çölaşan’ın, Bekir Coşkun’un yazılarını oyunlaştırabiliriz. Ve her seferinde aynı zorluklarla karşılaşacağız. Çünkü, onlar yazdılar, biz de okuduk. Asıl mesele, okunan o yazıları sahneye taşımaktır. Zaten yönetmenin asıl görevi yazara hizmet etmektir. Bazı yönetmenler, “Şu bölüm olmamış, değiştirelim” diyebiliyor. Oysa kesinlikle olmaz. Siz yaratılmış bir şeyin üzerine çalışıyorsunuz. Elbette daha etkili olması için pek çok doneden yararlanacaktır yönetmen. Ama yazarın metnine sadık kalınması gerekiyor.

Yılmaz Özdil’le sürekli temas halindeydiniz değil mi?

Metin Serezli: Elbette, Yılmaz Özdil’le sürekli fikir alışverişinde bulunduk. Takıldığımız bir dakikalık bölüm bile olsa Özdil’i çağırdık, ona sorduk.

Yeliz Şatıroğlu: Metin hocamızın tiyatrodaki ustalığı ve Yılmaz Özdil’in yazılarına olan hakimiyetiyle biz oyunculara asla o zorluğu yansıtmadı, yaşatmadı.

Banu Çiçek: Gerçekten de Metin hocamız her şeyi göğüsledi.

Metin Serezli: Bizim ilkemiz, güzel ve çirkin değil, oyunu doğru oynamaktı. Doğru oynamak, doğru konuşmak, doğru ifade etmek çok önemliydi. Bunların üstüne oyuncuların yeteneği gelince, ortaya başarı çıktı. Oyunun sadece güzel olması hiçbir şey ifade etmezdi. Çok güzel kadınlar vardır ama yarım saat konuştuktan sonra yanından kaçarsınız! (hep birlikte gülüyoruz).

Sizleri heyecanlandıran ya da zorlayan ne ya da nelerdi bu oyunda?

Yeliz Şatıroğlu: Yılmaz Özdil’in köşe yazılarını elbette biliyorum ama bunların tiyatro sahnesine nasıl yansıtılacağını açıkçası bilemiyordum. Zaten bu köşe yazılarının oyunlaştırılması hiç de kolay olacak bir iş değildi. Oyuncu olarak da zor bir görevdi bu. Biraz ucunu kaçırınca abartılı bir yere gidebilir, yüklenmezsen sığ kalabilirdi. Bir köşe yazarının yazılarının nasıl tiyatroya taşınacağını ve nasıl oynanacığını deneyimlemek zordu. En büyük şansımız, Metin Serezli gibi bir ustanın yönetmenliğinde çalışmaktı. Onunla bütün zorlukları kolayca aştık.

Banu Çiçek: Tiyatro İstanbul’un bir geçmişi var ve o geçmişte böyle bir oyunları olmamış. İlk defa Metin Serezli ile çalışacaktım, ilk kez denenen bir konuydu ayrıca ve ben bu nedenlerle heyecanlandım, merak da ettim. N’olur, yazılmış bir sahne verseniz de okusam dedim. Bir köşe yazısının tiyatro metnine dönüşümünü görmek istedim. İlk okuduğum sahneye bayıldım ve çok keyif aldım.

Oyun da izleyenlere büyük keyif veriyor. Yılmaz Özdil’in köşe yazılarından aldığımız keyifler de asla tartışılmaz. Ancak o lezzetli yazıların aynı lezzetin alınacağı bir tiyatro oyununa dönüştürülmesi de büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Tiyatro İstanbul Müdürü ve bu fikrin mucidi Emin Hamarat o süreci anlatabilir mi?

Emin Hamarat: Gerçekten büyük sorumluluk. Çünkü başarılı olamazsanız sevilen bir yazarın emeklerine gölge de düşürebilirsiniz. Yılmaz Özdil’i günümüzün Aziz Nesin’i olarak görüyorum. Hayranlıkla izliyorum onu ve kitabını da okurken, bu yazıları tiyatro sahnesine taşıma fikri belirdi bende. Geçmişte örneği de olmadığı için Yılmaz Özdil’e olayı nasıl sunacağımı düşündüm uzun süre. Sonra en iyisi ben Yılmaz Bey’e söyleyeyim, “Git kardeşim başımdan” derse de, hiç değilse sürekli kafamı meşgul eden bu düşüncelerden kurtulmuş olurum dedim. Genel Müdürümüz Gencay Gürün’ün de teşvikiyle Yılmaz Özdil’e olayı aktardım ve o da “Neden olmasın” karşılığını verdi. Böylece çok büyük bir sorumluluk aldık.

Metin Bey, keşke Yılmaz Özdil’i de oyunda oynamaya ikna etseydiniz…

Metin Serezli: Oyunda Yılmaz da var. Oyuncularımdan birisi metrobüse biniyor, elinde gazete var. Açıyor ve Yılmaz Özdil’in makalesini okuyor. Seyirci o makaleyi Yılmaz Özdil’in sesinden dinliyor.

Oyun perde açtıktan sonra geri dönüşümler nasıl oldu?

Metin Serezli: Olumsuz tepki almadık. Tam da düşündüğümüz tepkileri aldık. Çünkü hiçbir şeyi asla abartmadık. Hatta mesajların verildiği sahnelerde bile son derece doğal davrandık.

Yeliz Şatıroğlu: Her oyunda, verilen mesaj anındaki kelimelerin ardından, hep aynı alkışı aldık, alıyoruz.

Bu oyunu izlemeye gelen siyasiler ya da bürokratlar oldu mu?

Metin Serezli: Türkiye’de siyasiler ikiye ayrılmış durumda. Bir bölüm siyasiler bırakın oyuna gelmeyi, sokağımızdan geçmiyorlar. Ancak diğer bölümdeki siyasiler geliyorlar. Sözcü gazetesi okuyanlar geliyor, okumayanlar gelmiyor.

Beğenmeyen oldu mu?

Metin Serezli: Bodrum’da sahnelemiştik oyunu. Tiyatro dersleri veren, tiyatro aşığı bir profesör arkadaşımız oyun çıkışında “Beğenmedim, çok mesaj vardı” demiş. Yanındaki arkadaşı da karşılığını vermiş, “Kardeşim, Yılmaz Özdil’in oyununa geliyorsun, elbette mesaj olacak.”

Banu Çiçek: Oyunu izleyenlerin çoğu “Tam da bizim düşündüklerimizi dile getirmişsiniz” diyorlar.

Metin Serezli: Günümüzde insanlar politikadan, toplumsal olaylardan ayrı kalamaz, sessiz kalamaz. Ben inanıyorum ki bu genç oyuncularımız da mesaj olmayan oyunlarda oynamayacaklar, direnecekler.

Banu Çiçek: Tiyatronun en önemli işlevi topluma mesaj vermek, toplumu uyarmaktır. Şayet bir kişiye sanatçı diyeceksek, o kişinin toplumun yaralarına ilaç olması gerekir. Yarınlardan umutluyuz.

Peki üç yıl sonra ne olur?

Banu Çiçek: Yarınlarda sessiz devrim olacağına inanıyorum. Sessiz çığlıklar her gün artıyor, çoğalıyor. Bizim önce bir yokoluşa, sonra da varoluşa ihtiyacımız var. Çünkü biz kaybettiklerimizin değerini kaybettikten sonra anlıyoruz.

Oyunun verdiği mesajları konuşalım mı?

Yeliz Şatıroğlu: Oyunun son skecinde Mustafa “Bak anneciğim, cumhuriyet dediğin önce babalar tarafından kaybedilir, daha sonra da cesur evlatlar tarafından geri alınır” diyor. Bence en güzel mesaj budur. Gençlere düşen görev de budur.

Metin Serezli: Ben de en çok beğendiğim alkışı anlatayım o zaman. Yeliz’in söz ettiği Mustafa, Samsun’a çıkmak istiyor, otele gelip “Bana bir tekne lazım” diyor. Otel sahibinin kardeşi ise tam üç kağıtçı, mesleği yok. “Nasıl geçiniyorsun?” diye soranlara “Kömür veriyorlar, mercimek veriyorlar, altın veriyorlar, yakında gelin yardımı da yapıldı mı tamamdır” karşılığını veriyor.

Mustafa, Samsun’a çıkıyor mu?

Metin Serezli: Samsun limanı satılmış, Sinop limanı satılmış, Mustafa’nın Samsun’a çıkması mümkün değil. “Sana mı kaldı bu iş, al padişahın kızını keyfine bak” diyorlar. Annesiyle kardeşi de “Gitme” dedikten sonra kısa bir sessizlik oluyor ve ardından Mustafa “Ben gene de deneyeceğim” diyor. İşte o an gelen alkışlar çok hoşuma gidiyor, çok mutlu oluyorum.

Ege’den Akdeniz’e, Güneydoğu’dan Karadeniz’e kadar her yere gittiniz. Şimdi sıra nerelerde?

Banu Çiçek: 2013 baharında Avrupa turnesine çıkacağız. Avustralya’ya da gideceğiz.

Anadolu’da tiyatroya hasret olan kentlerimize gitmeniz ne güzel!

Metin Serezli: Katılmıyorum sana. O kentlerdeki subay aileleri, memur aileleri tiyatroya hasret olan kişiler. Diğer çoğunluk 1071′den beri tiyatroya hasret değil ne yazık ki. Türkler, 1071′de Anadolu’ya girdiklerinden beri tiyatroyu bilmiyorlar. Yanımızdaki Yunanistan’la Bulgaristan’ın üç bin yıldan beri tiyatroları var. Anadolu uygarlıklarının tiyatroları var. Ancak Türklerin tiyatro kültürü yok.

Bunun bir nedeni var mı Metin Bey?

Metin Serezli: Olmaz mı, elbette var. Osmanlıya vergi veren, savaşıp ölsün diye oğullarını yollayan Anadolu insanı, özellikle cahil bırakıldı, kültürsüz bırakıldı. Resim günah, heykel yasak, tiyatro yok… Köy enstitülerini kapattılar. Hat sanatına bakın, inanılmaz eserler var. Çünkü o yol açılmış. Öyle muhteşem yazılar var ki. Demek ki, cevher var. Yönetimlerin hedefi her zaman ülke insanını en iyi şekilde sömürebilmek için cahil bırakmak oldu.
Biz bu oyuna gelen seyirciden tek şey istiyoruz, evine gidince bir kez daha düşünsün.

Yeliz Şatıroğlu: Mustafa gibi “Yine de deneyeceğim” desinler…

Oyunda maymunlar da var…

Banu Çiçek: Maymunlarla ilgili mesajı da anlatayım. İktidarımız, sanata değer veriyor (!) ve bu nedenle konservatuara dersler koyuyor ve maymunları eğitmekle başlıyor işe. Niçin maymunları eğitiyorlar? Denileni yapsınlar diye. Onlar ne isterlerse, maymunlar onu yapacaklar. Bazı sanat kesimleri çoğu kez kukla gibi kullanılıyor. İstenilenleri yapıyorlar. Maymun da burada çok güzel bir simge oldu.

Yüreklerimizin sultanı olan Aşık Veysel’in torunu Yeliz Şatıroğlu, neden müziği değil de oyunculuğu seçti?

Yeliz Şatıroğlu: Aşık Veysel’in 22′inci ve en küçük torunuyum. Benden öncekiler arasında müzikle ilgilenen çok oldu. Ben lise sıralarında tiyatroyu sevdim ve tiyatroda olmak istedim. Ayrıca Aşık Veysel yalnız benim değil, hepimizin dedesidir.

Erken emekliliği eleştiren SGK Başkanı Fatih Acar’ın “88 yıldır maaş alanlar var” dediği 157 kişi arasında Aşık Veysel’in iki kızı Menekşe Süzer ve Zehra Başer de bulunuyor. Bunun ulu orta açıklanmasını nasıl karşıladın?

Yeliz Şatıroğlu: Bu tamamen basiretsiz bir açıklama. Çok üzüldüm. Geçen hafta Sıvas’tan aradılar. Dedem Aşık Veysel’in müzesi onarıldı, açılışı yapıldı. Bana göre devlet, ne verdiğinden ziyade Aşık Veysel’in kattıklarına sahip çıkıp gündeme getirse çok daha güzel olacak. Aşık Veysel’den iki kızına kalan bir kuru maaşın gündeme getirilmesi çok çirkin… Zamanında pek çok parti dedemin kapısını çalmış, kendilerinin yanında yer alması için neler teklif etmişler, neler. Dedem hiçbirini kabul etmemiş.

Banu Çiçek, yaratıcı drama dersleri veriyor…

Banu Çiçek: 2002′den beri 7-14 yaş arasındakilere yaratıcı drama dersleri veriyorum. Yeliz’le okul arkadaşıydık. 2006′da Kardeşini Seç sitesinin aracılığıyla Batman’dan adı Gurbet olan bir kızı manevi kardeş edindim. Hem kardeşim, hem çocuğum o benim. Bunun belgeseli de yapıldı.

Tiyatro İstanbul Genel Sanat Yönetmeni Gencay Gürün, oyunla ilgili neler söylemek ister?

Gencay Gürün: Yılmaz Özdil’in kaleminden çıktığı için çok şirin, çok akıllıca bir oyun oldu. Son derece iyi bir kadrosu var. Metin Serezli’nin yönettiği, çok iyi sahneye taşıdığı bir oyun oldu. Bu oyuna gelen hiç kimse pişman olmuyor. İnsanlara mesaj verdiği gibi onları eğlendiriyor da…

Başta Yılmaz Özdil ve Metin Serezli olmak üzere bu oyuna emeği geçen herkese Sözcü okurları adına teşekkür ediyoruz.

 
10 Mart 2013 Pazar 13:37 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1453 - Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethederek Bizans İmparatorluğu'nu (Doğu Roma'yı) sona erdirdi. Birçok tarihçi için İstanbul'un fethi, Orta Çağın sonudur.
1807 - Kabakçı Mustafa ayaklanmasında, isyancılar Şehzade Mustafa ve Mahmut'un kendilerine teslimini istedi. Sultan III. Selim tahttan indirildi, IV. Mustafa tahta çıktı.
1848 - Wisconsin, 30. eyalet olarak ABD'ye katıldı.
1913 - Ulviye Mevlan yönetiminde 'Kadınlar Dünyası' dergisi yayımlanmaya başlandı.
1913 - Igor Stravinsky'nin Le Sacre du Printemps (Bahar Ayini) adlı balesi ilk kez Paris'te sahnelendi.
1927 - Ankara-Kayseri demiryolu İsmet Paşa tarafından açıldı.
1936 - Türk Bayrağı hakkında kanun, TBMM'de kabul edildi.
1942 - Adolf Hitler, Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı bir yıldız takmalarını emretti.
1953 - Yeni Zelandalı dağcı Edmund Hillary ile Nepalli şerpa Tenzing Norgay, Everest'e çıkan ilk insanlar oldu.
1954 - Bilderberg Toplantıları'nın ilki yapıldı.
1960 - Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymasının ardından gözaltına alınan eski İçişleri Bakanı Namık Gedik intihar etti. Aynı gün gözaltına alınan 150 kişi Yassıada'ya getirildi.
1963 - Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada 10 bin kişi öldü.
1977 - CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, İzmir Çiğli Havaalanı'nda bulunduğu sırada, bir silahtan çıkan mermi, CHP'li Mehmet İsvan'ın yaralanmasına yol açtı. Merminin bir polis memurunun ateş alan gaz tüfeğinden çıktığı açıklandı.
1985 - İstanbul Boğazı'nda ikinci boğaz köprüsünün (Fatih Sultan Mehmet) temeli atıldı.
1985 - Avrupa Kupası finali için Liverpool Juventus maçının yapıldığı Belçika'nın Heysel Stadı'nda çıkan olaylarda 4 kişi öldü, 350 kişi yaralandı.
1986 - Kamuoyunda 'Fak-Fuk-Fon' olarak bilinen Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşmayı Teşvik Yasası, Meclis'te kabul edildi.
1988 - İstanbul Boğazı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapımı tamamlandı.
1990 - Sovyetler Birliği'nde, radikal reformcu Boris Yeltsin, Rusya Federasyonu Parlamentosu Başkanlığı'na seçildi.
1993 - Anadolu pop müziğin öncülerinden Moğollar grubu 17 yıllık aradan sonra yeniden sahneye çıktı.
1993 - Almanya'nın Solingen şehrinde Türklerin yaşadığı bir evin kundaklanması sonucu 5 kişi yaşamını yitirdi ve 2 kişi de yaralandı.
1995 - Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal için, karşılıksız çek verdiği iddiasıyla gıyabi tutuklama kararı çıktı.
1996 - Siverek halkı aralarında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de bulunduğu 13 politikacı hakkında tazminat davası açtı. Politikacılar Siverek'i il yapacakları vaadinde bulunup yerine getirmemekle suçlanıyordu.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:31
  • Güneş04:46
  • Öğlen12:30
  • İkindi16:29
  • Akşam19:52
  • Yatsı21:49
 
Süper Loto
25.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010313162345
 
On Numara
22.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02030809101314192125303241475053546466737879
 
Sayısal Loto
27.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051416183148
 
Şans Topu
24.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu222628293412
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık