Akşener liderliğindeki parti kuruluşunu açıklıyor

Ana Sayfa » Ekonomi » Teknokentler! Kim için ne anlama geliyor?

Teknokentler! Kim için ne anlama geliyor?

Bugün teknokentler Türkiye işçi sınıfının azımsanmayacak bir kesiminin bulunduğu ve kendi gündelik yaşamları içinde mikro kavgaların verildiği, ideolojik olarak yoğun çatışmaların yaşandığı, bu anlamda hiç de sanıldığı gibi “dikensiz gül bahçesi” olmayan yerler. Bu açıdan bakıldığında kapitalizmin nitelikli sömürü koşullarının yürütüldüğü teknokentlerde yine aynı şekilde nitelikli bir sınıf kavgası da örülmeyi bekliyor.

 
23 Haziran 2017 Cuma 16:11 
Yorum YapYazdır
 
 
Teknokentler! Kim için ne anlama geliyor?

Üniversitelerin kapanmasıyla birlikte bünyesinde teknokent olan çeşitli kampüslerde hareketlilik arttı. Mezun olan veya mezun olmak üzere olan çok sayıda üniversiteli, kampüslerinde kalıcı şekilde çalışma hayatına atılabilmek için teknokentlerdeki şirketlerin kapılarını aşındırmaya başladı.

İsterseniz önce gelin bu “teknokent” neyin nesidir ona bakalım.

TEKNOKENTLERDE KİMLER VAR?

Yaygın kullanılan adı teknokent olmakla beraber bu tür yapılanmaların adı teknopark, bilim parkı, teknoloji parkı olarak değişebilmekte. Bu yapılanmada temel olarak amaçlanan şey üniversite ile sanayici işbirliğinin devlet eliyle derinleştirilmesidir. Günümüzde ortaya çıkan işbirliği alanları arasında bilgi teknolojileri, ilaç sanayisi, savunma sanayisi ve genel mühendislik alanındaki araştırma geliştirme faaliyetleri sayılabilir.

Dünyadaki ilk örneği 1950’li yıllarda ABD Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesinde olan teknokentler daha sonra 1970’li yıllarda Fransa başta olmak üzere Avrupa’da sık görülmeye başlandı. Ülkemizde ise bugün 60’ın üzerinde teknokent/teknoloji merkezi bulunmaktadır. Bunların arasında öne çıkanlar olarak, ülkede ilk teknokentlerden birisi olma özelliğini taşıyan ve 2000 yılında kurulan ODTÜ Teknokent, yine Ankara’daki Bilkent Cyberpark, İstanbul’daki İTÜ Arı Teknokent ve İzmir Bilimpark sayılabilir.

Aslında ülkede çok sayıda bulunan teknokentlerin içeriğini ve bünyesindeki emek rejimini görmek için ODTÜ Teknokent güzel bir örnektir.

Teknokentler içinde TAI gibi kalburüstü şirketlerin kendi özel binalarıyla yeralması dikkat çekiyor

ODTÜ TEKNOKENT ÖRNEĞİ

Başlarda yazılım alanında akademisyen destekli özel şirketlerin öncülük yaptığı teknokentte günümüzde  elektronik ticaretten iletişime, güvenlik sistemlerinden oyun yazılımlarına, savunma sanayisinin çok çeşitli dallarından lazer teknolojilerine kadar faaliyet yürütülmekte.

Devlet ve üniversite yönetimleri tarafından desteklenen özel şirketlere bu “işbirliği” nedeniyle çeşitli teknik altyapı olanakları sınırsız şekilde ve cüzi bir meblağ karşılığında verilirken, kurumsal olarak sağlanan vergi muafiyeti, projelerden yararlandırma vb gibi kolaylıklar da dikkat çekiyor.

Yerleşke içinde öğrencilere yapılan “ahlâksız teklif” örneği

TEKNOKENTTE YAŞAM

Teknokentlerde dışarıdan bakıldığında kalburüstü ve ülke gerçekliğinden kopuk “elit” bir hayatın yaşandığı izlenimi sadece çok sınırlı bir katman için geçerli. Kapitalizm koşullarında diğer imalat ve hizmet sektöründe yaşanan derin sömürü burada farklı bir ambalajla sunuluyor o kadar. Otoparklarında sayısız lüks arabaların olduğu, öğle yemeklerinin fahiş fiyatlı lokantalarda yendiği, alınan ücretlerin ortalama maaşın üzerinde bulunduğu bir gerçek olsa da buzdağının görünmeyen kısmı da dikkat çekici. Toplu taşım olmadığı için servis hakkı için mücadele eden, şirketin anlaşmalı yemek kurumlarındaki fahiş fiyatların merkezi bir şekilde dikte edildiğinin farkında olan, kendi sömürülen emeğinden teknokent bünyesinde katmerli bir kâr elde edildiğini bilen bir toplam da mevcut.

Burjuvazi her türlü cafcaflı söylemine rağmen “pazar” kelimesini bırakamamış hala!

PEKİ YA AKADEMİSYENLER?

Teknokent projesinin gözünü diktiği bir başka alan ise üniversitelerin akademik personelleri elbette. Esas ağırlık vermesi gereken alanın bilimsel üretim ve öğretim seviyesinin yükseltilmesi olması gereken “hocalar” hem maddi hem de manevi etkenlerle üniversitedeki bilimsel üretim kaygısından uzaklaştırılıp, piyasanın ihtiyaçlarına uygun alanlarda faaliyet göstermeye teşvik ediliyor. Bu alana adım atan akademisyenler ise artık öğretmen değil patron, bilimadamı değil sanayici oluyorlar. Elbette kurdukları firmalarda iş verdikleri öğrencileri artık onlar için birer işçi statüsüne geçiyor.

TEKNOKENTTE EĞİTİMLİ İŞÇİ OLMAK

Burada öne çıkan verili bir durum ise teknokent firmalarındaki “kentli” işçinin ideolojik durumu. Sürekli olarak kendi işini kurarak kendini kurtarması, yenilik yapması, rekabet içinde olması ideolojik olarak pompalanan bir ortamda yaşıyor. Öğle arasında dünya markası olan kahvecisine giderek istediği türden kahvesini üzerinde ismi yazılı şekilde alıyor. İşyerinde çalışma arkadaşlarıyla birlikte bir şeyler paylaşmasından ziyade kendi gemisini kurtarması bekleniyor ve isteniyor.

Öte yandan içinde bulunduğu teknokentin işleyiş mantığıyla kendisi için en büyük tehlike yine kendisi gibi okumuş işçi sınıfından geliyor. Üniversite-sanayi-devlet işbirliği kapsamında yeni mezun veya mezun olmak üzere olan üniversiteli gençler kampüslerindeki özel şirketlerin öncelikli hedefleri konumunda.

Düzenlemeler açıkça işçiden çok patrondan yana. Öyle ki bir şirketin çalıştırdığı işçilerin sigorta primleri teknokentte ilgili birimi olduğu için devlet tarafından yatırılıyor. Yani işçilerden alınan vergiler, patronun vermesi gereken vergileri karşılıyor.

İşçilerin maaşlarından doğrudan yapılan kesintilerle finanse edilen devlet programlarıyla maaşı devlet tarafından ödenen genç kentli işçimiz düşük maaşla işe başlatılarak halihazırda çalışmakta olan işçilere karşı da koz olarak kullanılıyor. Hem sınıfın birlik içinde hareket etmesi çıkar çatışması yaratılarak sağlanıyor ve ekonomik olarak giderler azaltılıyor, hem de daha iş tecrübesi (hak arama pratiği olarak okunabilir) olmayan bir nesile istenildiği gibi şekil verilebiliyor.

Bunun ötesinde kendi işini kurmaya teşvik edilen genç yeni mezunlar eğer kendi işlerine kurarlarsa vahşi piyasa koşullarının içinde büyük şirketlerden iş almak ve iflas etmemek sarmalına giriyorlar. Geceli gündüzlü çalışarak tamamlanan işler büyük şirketler tarafından ucuza alınırken, yeni mezunumuz ise aslında hiç ait olmadığı patron sınıfını kendisinin yeri olarak algılamaya başlıyor.

Kısa yoldan kendini gösterme ve “yırtma” projeleri kurumsal olarak desteklenmekte!

Bugün teknokentler Türkiye işçi sınıfının azımsanmayacak bir kesiminin bulunduğu ve kendi gündelik yaşamları içinde mikro kavgaların verildiği, ideolojik olarak yoğun çatışmaların yaşandığı, bu anlamda hiç de sanıldığı gibi “dikensiz gül bahçesi” olmayan yerler. Bu açıdan bakıldığında kapitalizmin nitelikli sömürü koşullarının yürütüldüğü teknokentlerde yine aynı şekilde nitelikli bir sınıf kavgası da örülmeyi bekliyor.

Sol

 
23 Haziran 2017 Cuma 16:11 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1853 - Kırım Savaşı başladı.
1911 - Trablusgarp savaşında İtalyan yüzbaşı Carlo Piazza, Bingazi'deki Osmanlı siperleri üstünde tarihin ilk askeri keşif uçuşunu gerçekleştirdi. Piazza daha sonra ilk askeri amaçlı hava fotoğrafını da çekti.
1912 - Birinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı ve Sırp orduları arasındaki Kumanova Muharebesi başladı.
1915 - New York'ta 25-30.000 kadın oy hakları için 5. ci caddede yürüyüş yaptı.
1926 - Sovyetler Birliği'nde Leon Troçki ve Grigoriy Zinoviyev, Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliğinden çıkarıldı.
1929 - New York Borsasında hisse senetlerinin değerindeki sürekli düşüş yavaş yavaş paniğe yol açmaya başladı (1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın ilk işaretleri)
1940 - Efsane futbolcu Pele, Brezilya'da dünyaya geldi
1946 - Birleşmiş Milletler, ilk genel toplantısını New York'ta yaptı.
1954 - Almanya'nın NATO'ya girişiyle ilgili Paris Antlaşması imzalandı.
1956 - Macaristan'da Sovyet egemenliğine karşı ayaklanma başladı. Bütün ülkeye yayılan gösterilerde, isyancılar Sovyet birliklerinin çekilmesini istediler.
1960 - Genel nüfus sayımı: Türkiye'nin nüfusu 27.754.820
1965 - Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel hükümeti kurma görevini Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel'e verdi.
1972 - Zonguldak'ta iki ayrı kömür ocağında grizu patlamasında 20 işçi öldü, 76 işçi yaralandı.
1973 - ABD başkanı Richard M. Nixon, Watergate skandalı ile ilgili Oval Ofis ses kayıtlarını mahkemeye teslim etmeyi kabul etti.
1981 - Danışma Meclisi ilk toplantısını yaptı.
1983 - Beyrut'ta Amerikan ve Fransız barış gücü karargahlarına patlayıcı yüklü kamyonlarla intihar saldırısı yapıldı. 241 Amerikan deniz piyadesi ve 58 Fransız paraşütçü öldü.
1993 - Karun Hazinesi, 28 yıl sonra Türkiye'ye getirildi.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:53
  • Güneş06:34
  • Öğlen12:17
  • İkindi15:14
  • Akşam17:38
  • Yatsı19:07
 
Süper Loto
19.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu031217284748
 
On Numara
16.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01061213141619273537384049515255646568697580
 
Sayısal Loto
21.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071226293136
 
Şans Topu
18.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010215162512
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık