Van, Hakkari ve Ankara'dan acı haber: 6 şehit

Ana Sayfa » Güncel » Suriye'nin başkentinde yaşam normal!

Suriye'nin başkentinde yaşam normal!

Suriye'de iki yılı aşkın süre devam eden iç savaş başkent Şam'a adeta hiç uğramamış. Çok az gazetecinin girebildiği Şam'a giren gazeteci Seher Önalan Gazeteport okurları için Şam'a gitti. Oradaki hayatı izledi.

 
28 Temmuz 2014 Pazartesi 09:49 
Yorum YapYazdır
 
 
Suriye'nin başkentinde yaşam normal!

 

Başarken...

Şam... Bizim ve  ArapIarın değimiyIe  Eş-Şam, FarsIarınkiyIe Demeshgeh  ve Avrupa'nın değimiyIe Damascus... Eski Aramice Darmeseq... yani iyi suIanmış şehir anIamını taşıyor. Zaten Sam'da insanIarın kente daha çok Damascus demesine şehit oIuyorsunuz. Şam Emevi, Roma ve en son OsmanIı hakimiyetinin uzun yıIIar hüküm sürdüğü bir kent. Aynı zamanda dünyada iIk cinayetin işIendiğine inanıIan HabiI ve KabiI oIayının geçtiği yer oIarak da biIinir. Kaysun Dağı'ndaki bu oIay, Şam'ın dünyanın en eski, aynı zamanda en mistik yerleşim birimi olduğununun da işaretidir. BEYRUT ARTIK PARİS DEĞİL Gazeteci arkadaşım FazıI Duydun iIe Ortadoğu'nun kadim kenti, şimdilerde ise pek çok insanın çapraz savaş nedeniyle gitmeye korktuğu, hatta pek çok Suriyelinin 3 yıI önce gelip, bir daha dönmediği Şam'a gidiş nedenimiz ise gazetecilik tabiriyle "Havayı kokIamak"... Zorlu yolculuğumuz Adana'dan lübnan'ın başkenti Beyrut'a uçak yolculuğuyIa başladı. Gece geç saatte Beyrut'a indi uçağımız. El Hamra'da yerleştiğimiz otelin bulunduğu sokak, kentteki gelir dengesizliğini birisinin anlatmasına gerek bırakmayacak işaretlerle doluydu. Sabah erkenden bindiğimiz taksiyle Beyrut garajına giderken gördüğüm manzara karşısında, "Ortadoğu'nun Paris'i Beyrut harap" demekten kendimi alamadım. Nitekim, Müslümanlar kadar Hristiyan nüfusun yoğun yaşadığı kentte birbirinden güzel tarihi ya da modern binalara rastladık. Ancak bu binaların çoğu, 2006'da İsrail'in kente saldırısının ardından terk edilmiş. El Hamra'da Markdessi Caddesi'nin hemen bir kaç cadde altında lüks rezidansların yanında terkedilmiş, bakımsız binalar, evsiz ve fakir insanların buralara yerleşmesiyle işgal evlerine dönüşmüş. Aynı manzaraya Beyrut garajında uzun pazarIıkIar sonucunda bindiğimiz araçla geçerken de gördük. Beyrut'ta Tükmen Dağı'na gelmeden hemen önce denizin nemi ve çöl iklimine kafa tutması için inşa edilmiş, dar ve uzun pencerlerinden yüksek tavanlı olduğu anlaşılan gösterişli ve zevkli taş evler insanı karşılıyor. Koyu yeşil (nadiren kırmızı) demirden panjurlu, evsahibi olmadan yılları deviren evleri iç çekerek izliyoruz. Pek çok binada yoğun çatışmaların yaşandığını gösteren kurşun izleri hala mevcut... VİZE ALMA MÜCADELESİ Türkmen Dağı'nın bitiminde Bekaa Vadisi'ne girerken ilk kontrol noktasından, şoförümüzün askere selamıyla geçiyoruz. Bir süre sonra Suriye'ye giriş için ilk vizenin alındığı lübnan'dan da çıkış noktası Masnaa'ya ulaşıyoruz. Burada doldurduğumuz belgeIer ve lübnan askerinin üst üste aynı soruya (bazen askerin gergin tavrıyla sorduğu) defalarca ve sabırla verdiğimiz yanıtın ardından pasaportumuza ilk vizemizi alabiliyoruz. Bu konuda şanslıydık çünkü Suriye ile lübnan'ın Nusra ve İŞİD'e karşı güvenlik önlemi nedeniyle Masnaa vizesi almak güç. Hele bir de Türk iseniz. Çünkü Türk pasaportu demek, "dikkatli olun hemen vize vermeyin" anlamını taşıyor. Türkiye'nin son üç yılda izlediği Suriye politikası ve Suriye'de Türkiye destekli terörü düşündüğüm zaman lübnan askerine hak veriyorum. (Suriye'de ilk başlarda terörize olmamış bazı insanları ve eylemlerini,  'haklık payından' ayrı tutuyorum.) 500 metre ileride Masnaa'nın bu kez Suriye topraklarındaki kapısından sıcak havayı adeta sırtımızda taşıyarak binaya giriyoruz. Yüzlerce insanın çaresizce kuyrukta beklemesinden Şam'daki online sistemin çalışmadığını öğrenmemiz uzun sürmüyor. Şoförümüz araçtaki diğer iki yolcunun kimlik kartlarını alarak tanıdığı görevlilerin desteğiyle geçiş iznini alıyor. Ancak biz yabancı olduğumuz için yapacak bir şeyi yok... Şoför arızanın belki geceye kadar süreceğini, bizi bekI-leyemeyeceğini söyleyip bırakıp gidiyor. 20 dakika sonra sistemin gelmesiyle bu kez kuyruktaki yerimizi kaptırmama savaşı başlıyor. Bu görev FazıI Duygun'un. Gişeleri zorlayan insan seline bebek ağlamaları eşlik ediyor. Fazıl Bey 1 saat sonra görevliye minicik camdan pasaportlarımızı uzatma hakkına kavuşuyor. Fakat Türk olduğumuz için bu kez Suriyeli görevli onu ayrıca ifadeye alıyor. Dakikalar sonra vize almanın sevinciyle artık Türkiye'de görmenin mümkün oImadığı eski model bir otobüse biniyoruz. Masnaa'dan çıkmadan bir kez daha asker vizelerimize bakıyor. 50 metre ileride bu kez şoförümüz pasaportlarımızı konroI noktasında gösteriyor. Bir 50 metre sonra çanta ve pasaportIarımız konrtoIden geçiyor... ELLER DEDEKTÖR GİBİ... Beyrut Şam arasındaki yaklaşık 90 kilometrelik yolda, 20'den fazla kontrol noktasında Suriyeli dahil herkesin kimlikleri kontrol ediliyor. Ya da bazı noktalarda tüm araçlar tamamen boşaltılıyor. Tüm bavullar tek tek indirilip açılıyor. Güvenlik noktalarında  arama konusunda eli dedektör hassaslığına ulaşan Suriye askeri, bıkmadan sabırla eşyalarımızı kontrol ediyor. Kimi zaman ellerinde tornavidayla döşemeleri bile söküp "zula" arıyor. Cihazlarla kontol edip, elleriyle yokluyorlar. Koyu sarı yakıcı güneş artık bize rahatsız edici gelmiyor. Tüm yolcular en az asker kadar sakiniz. Polis ve askerin yüzünde en ufak bezginlik ve gerginlik ibaresine rastlamamamızı FazıI Bey ile  "Demek ki yaşadıkları terör, bu eziyetin yanında hiç!" sözleriyIe yorumluyoruz. Zihnimde bizim polisimizi kıyaslamadan edemiyorum. Suriye'nin Nusra'yı ülkenin güneyinden neredeyse tamamen arındırıp, törör eylemlerini en aza indirmesinde, bu kontrol noktalarının rolü oIduğunu anladığımızda, sıkı tedbirlere bir kez daha hak veriyoruz. 90 KİLOMETREYİ 8 SATTE GELMEK...

Şam garajına ulaştığımızda ise 1,5 saatIik yolu 8 saatte geldiğimizi farkettiğimizde şaşkınlık yaşamıyoruz. Kent merkezinde en az 6 kontrol noktasında, en son otelimizin yanındaki yaya yoluna girişte bavullarımız bir kez daha açılıyor. Artık polisin bavulumun düzenini bozması önem taşımıyor. Zaten sokaktan geçen kimse de benim bavuluma merak edip bakmıyor bile. Polis pasaportumuza bakıp "Wellcome" deyip gülümsüyor. Biz de gülümsüyoruz. "Güvenlik üst düzeyde. Bu kontrolü yabancılara biz de uygulasak, IŞİD de Nusra da kalmaz" diyorum Fazıl Duygun'a... Nitekim, arka bahçemize komşumuzun çocuğunun dışında oynamaya kimin geldiğini kontrol etmezsek, evimiz soyulabilir. Hatta boğazımıza bir bıçak dayanabilir... HAYAT SAKİN AKIP GİDERKEN...

Şam'da günlük hayat, savaş olan bir ülkeye göre fazla sakin ve sessiz geliyor bize. Bu sakinliğe bir süre sonra biz de alışıyoruz. Kalkan F16'ların tiz sesleri ve 20-25 kilometre yakından gelen top seslerini duyunca "Ne oluyor" diye kendimize sormaktan bir süre sonra vazgeçtik. Hayatın olağan akışında sürmesi ve insanların bir şey yok gibi davranması o kadar garip geldi ki, nedenini sorduğumuzda, "Kader. Onun için rahatız" yanıtını alıyoruz. Binlerce yıllık Şam'ın ağırbaşlılığı sokaklara, insanlara sinmiş... Öğlen güneşinin yavaş yavaş çekilmesiyle kentteki kafeler gençler ve orta yaş Şamlılar ile dolmaya başlıyor. Oruç tutanlar kadar tutmayanlar da var ama bu kimse için sorun değil. Kent yaşamı gece saat 02.00'ye kadar aktif. Müşteriler, kafelerin dev ekranlarında, Boğaz'da ve Kapadokya'da çekiIen klipler eşliğinde meyvesularını yudumluyor. Hiç bir erkeğin hiç bir kadına değil dönüp bakmak, gözleriyle dahi takip ettiğine rastlamamak beni ayrıca şaşırtıyor. Hayatın savaşa rağmen sadece yüzde 3-4 oranında pahalandığını öğreniyoruz. Hatta 500 dolar ile iki kişilik bir ailenin lüks bir evde 1 ay geçinebildiğini öğrenince daha da şaşırıyoruz. Her gün iki kez çöpler düzenli olarak alınıyor, sokaklar süpürülüyor. Sular ise akıyor. Türkler (Erdoğan hariç) hala seviliyor. Binalarda Esad fotoğraflarının yanına daha önce asılan Erdoğan fotoğrafları ise çoktan indirilmiş. Nusra'nın gücünü Türkiye'den alması ise onları ayrıca üzüyor. Bunun sorumlusunun Türk halkı olmadığının da farkındalar. Suriye ile olan akrabalık bağlarının her şeyi onarmaya sahip olduğunu bir kez daha gözlemliyoruz.
 
28 Temmuz 2014 Pazartesi 09:49 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1571 - İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı...
1924 - Türk Milli Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çek Milli Futbol Takımı'na 5-2 yenildi.
1944 - Nuri Demirağ'ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul'dan Ankara'ya uçtu.
1953 - ABD, Nevada'da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
1954 - Tokyo'da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nda Türkiye birinci oldu.
1954 - Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
1961 - ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi'nde yaptığı bir konuşmada 1960'lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay'a ayak basacaklarını ilan etti.
1963 - 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü'nü kurdu.
1977 - Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
1982 - Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
1983 - Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
1988 - Irak Basra'yı İran'dan geri aldı.
1989 - Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
1997 - Afganistan'dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye'ye sığındı.
2001 - 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı'nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan ünvanını aldı.
2003 - Nuri Bilge Ceylan'ın 'Uzak' adlı filmi 56'ncı Cannes Film Festivali'nde 'Elephant' filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
2005 - Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
2005 - UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan'ı yendi.
2008 - 61. Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, 'Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum' dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes'da ödül alarak bir rekora da imza attı..
2010 - Samandıra'da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:36
  • Güneş04:48
  • Öğlen12:29
  • İkindi16:28
  • Akşam19:49
  • Yatsı21:44
 
Süper Loto
18.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu050611154147
 
On Numara
22.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02030809101314192125303241475053546466737879
 
Sayısal Loto
20.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu091128293337
 
Şans Topu
24.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu222628293412
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık