ABD'den PKK'ya silah, Türkiye'ye uçak!

Ana Sayfa » Dünya » Putin neden geldi?

Putin neden geldi?

Mehmet Bori- Ulusal Kanal

 
4 Aralık 2012 Salı 08:27 
Yorum YapYazdır
 
 
Putin neden geldi?


Kamuoyunun dikkatinden kaçan çok önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Putin’in Türkiye ziyareti öncesinde, Rus Büyükelçisi İvanovski, Esenboğa’ya indirilen Suriye uçağı ile ilgili yaşanan krizi yumuşatmaya çalıştı. Büyükelçi yaptığı açıklamada; Türk tarafının bir yönüyle haklı olduğunu, uluslararası havacılık kuralları gereği, uçakta taşınan radar parçaları hakkında Rusya, daha önceden bildirimde bulunmuş olsaydı konunun bu noktaya gelmeyeceğini, ancak olayın iki ülke ilişkilerini etkilememesi gerektiğini, artık konunun kapanmasının iyi olacağını söyledi. Rusya bariz bir şekilde geri adım attı. Niçin? Perde arkasında neler döndüğünü anlayabilmek için biraz tarih bilgisine ihtiyacımız var.

TARİHTEKİ RUS TEHDİTLERİ TÜRKİYE’Yİ HEP BATININ KUCAĞINA İTTİ
 
Türkler tarihlerinde en fazla Ruslarla savaştı. Fakat bu savaşlardan ne Türkler, ne de Ruslar karlı çıktı. En çok kazanan taraf, İngiliz ve Fransızlardı. Çarlık Rusya’sının yayılmacı politikası, İstanbul ve Akdeniz üzerindeki emelleri, giderek zayıflayan Osmanlı’yı her sıkıştığında İngiltere ve Fransa’nın kucağına itti. İngiltere ve Fransa, Osmanlıyı Ruslara karşı koruyan müttefikler olarak, yarı sömürge yapmayı başardılar. O dönemde İngiltere ve Fransa, Ruslar Osmanlıya savaş açsın diye dua ediyor, her türlü tezgâhı kuruyordu.
 
Benzer bir tuzağa, II. Dünya Savaşı sonrasında tekrar düşüldü. Savaşın sonuna doğru, dünyayı yeniden şekillendirmek için yapılan konferanslardan biri olan Yalta’da, Stalin (10 Şubat 1945) Boğazlar ve Montreux Sözleşmesi’nin yeniden gözden geçirilmesini talep etmişti. Takiben Rusya, 19 Mart 1945’de Türkiye’ye verdiği bir notayla, Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nın süresi dolunca feshedileceğini bildirdi. 08 Ağustos 1946 tarihine gelindiğinde Rusya, bir başka notayla, Boğazların kontrol ve savunmasını Türkiye ve Rusya’nın ortaklaşa yürütmesini talep etti.
 
Bu talepler yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti üzerinde giderek artan bir baskı yaratıyordu. 1949 yılına gelindiğinde, Kızıl Ordu, atom bombasını yapmayı başarmış, aynı yıl Rusya’ya karşı bir savunma örgütü olarak NATO kurulmuş, Türkiye dışarıda kalmıştı. Ülkemizi yönetenler paniğe kapıldı. Ruslar, savaş sonrası Avrupa’nın yarısında kendilerine müzahir komünist rejimler kurulmasını sağlamışlardı. Bu gelişmeler, Türk devlet adamlarının paniklemesine ve NATO kapısında dilenci olmalarına yol açtı. Onlara göre bağımsızlığı korumak için NATO’ya girmekten başka çare yoktu.

ABD, daha II. Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkeler arasında yapılan pazarlıklardan, Rusya’nın Türkiye’ye ilişkin taleplerini biliyordu. Bile bile Türkiye’yi yaklaşık 5 yıl Rus tehdidine maruz bıraktı. 1951 yılına gelindiğinde Türkiye, NATO kapısında bekleyen dilenci konumuna düşmüş, artık pazarlık yapma vakti gelmişti. Türkiye’nin Batı ittifakına üye olması için yalnızca NATO’yu kuran Washington anlaşmasını imzalaması artık yeterli değildi. Türkiye, NATO anlaşmasının yanı sıra, onlarca ikili anlaşma imzalamaya mecbur edildi. Böylece sadece başında “Milli” kelimesi olan Savunma ve Eğitim Bakanlıkları değil, ekonomiyi de içine alan her şey Amerikalılara teslim edildi. Bakanlıklarımıza, Genelkurmayımıza ve devletin en ücra köşelerine kadar her yer bizleri Ruslardan “koruyacak”, aynı zamanda “Küçük Amerika” olmamızı sağlayacak Amerikalı uzmanlara teslim edildi. Atatürk’ün “tam bağımsız Türkiye” hayali, de işte o noktada bitmişti. Ve bu günlere geldik.

TÜRKİYE’NİN KUŞATILMASI
 
Soğuk Savaşın sona ermesiyle tehdit ortadan kalkınca Türkiye yavaş yavaş kontrolden çıkmaya başladı. Bütün komşularıyla sınırlar açılmış, hepsiyle ticaret patlamıştı. Türkiye’nin bu önlenemez yükselişi durdurulmalıydı. Küresel çıkarlar için, Türkiye yeniden kuşatılmalı, komşularıyla ilişkisi kesilmeliydi. Derken Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Arap Baharı başladı; herkesle papaz olduk.

Yaşanan süreçte, Libya’da yatırımlarımızı kaybettik; Arap Dünyasının liderliğini Mısır’a kaptırdık; Suriye rejimini yıkmaya çalışırken, Ortadoğu’ya açılan kapımızı kapattık. Kuzey Irak Kürt yönetimini destekledik, Irak’ı kaybettik; AB, Yunanistan ve Kıbrıs ile ilişkiler malum. Böylece Türkiye’nin Güney ve Batıdan kuşatılması tamamlandı. Dünyaya Küresel Kraliyetin kontrolünde olmadan açılabileceğimiz sadece iki kapı kaldı; Kuzey’de Rusya ve Doğu’da İran. Hemen bu iki kapının da kapatılması için hamleler başladı.
Stratejinin mantığı şuydu: NATO kanalıyla Türkiye’ye yerleştirilen askeri unsurlarla Ankara’yı tehditkâr hale getirerek, Rusya ve İran’ın bizden tehdit algılamasını sağlamak, böylece onları da Türkiye’yi tehdit etmeye zorlayarak ilişkileri bozmak.
Bu kapsamda yaşadıklarımızı hatırlayalım:
- Kürecik’e Amerikan Radar Üssü
 - Suriye’de iç savaşı tetikleyen paralı askerlere Türkiye’nin desteği
 - RF-4 uçağının düşürülmesi
 - Akçakale’ye düşen havan mermisi ile 5 can kaybı
 - Suriye Tezkeresinin onayı
 - NATO’dan Patriot talebi
 - Şimdi sırada Amerikan Özel Kuvvetleriyle imzalanacak mutabakat muhtırası ve AWACS’ların Türkiye’ye intikalinde.
 
VLADİMİR PUTİN TEZGÂHI GÖRDÜ
 
Geldiğimiz noktada ABD ve AB, Rusya ile İran’ın Türkiye’ye kızarak petrol ve doğal gaz vanalarını kısması için dua ediyorlar. Bu iki ülke, Türkiye’ye karşı açıktan tavır aldığında, balık oltaya takılmış olacak. Böylece kamuoyu, Rusya ve İran’dan gelen tehdide inandırılacak; AKP Hükümeti izlediği politikanın haklılığını ispat edecek. Sonuç: Bu noktadan sonra Türkiye’yi ABD’nin kucağından kaldırabilene aşk olsun. İşte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu tezgâhı gördü, Türkiye’yi yanlıştan döndürmeye geliyor. İranlılar da durumun farkında. Türkiye’ye yönelik Kürecik Radarı ve Partiot füzeleri hakkında tehdide varan eleştirilerde bulunsalar da, resmi kaynaklara sorulduğunda “açıklamayı yapanların şahsi düşüncesidir” diyerek bizi kaybetmemeye çalışıyorlar.

“İYİ UYKULAR” TÜRKİYE
 
Rusya ve İran, kurulan tezgâhın farkında; peki bizimkiler ne âlemde? Sayın Başbakanımızın Askeri Strateji Hakkında hiçbir bilgisi olmadığı kesin. Dışişleri Bakanımız var; en azından onun konuya hâkim olması gerekir. O ne yapıyor? Bir gün Myanmar’da, ertesi gün Gazze’de, bir de bakmışsınız Washington’a gitmiş. Adamın bırakın düşünmeyi, kafasını kaşıyacak vakti yok. ABD’nin gücüyle “Yeni Osmanlı Projesini” inşa etmekle o kadar meşgul ki, borç parayla kumar oynadığının farkında değil. Peki, bu devletin Genelkurmayı yok mu? En azından onların bu tuzağı gömesi lazım. Anlaşıldığı kadarıyla 500 tane kurmay subay tasfiye edilince, geriye bu konulardan anlayan kimse kalmamış; ya da geride kalanlar o kadar korkmuşlar ki, bizi de içeri alırlar diye ses çıkaramıyorlar.

SURİYE’NİN DÜŞMESİ İRAN, RUSYA VE ÇİN İLE İLİŞKİLERİN BİTMESİ DEMEK
 
Hükümet zannediyor ki Suriye’de Esat Rejimi yıkılınca Ortadoğu’nun kapanan kapısı tekrar açılacak. Suriye düştüğü anda, daha büyük bir tehlikenin kapıda beklediğinin farkında değiller. Suriye’nin direnişi sebebiyle, sıra İran ve Rusya’ya gelmiyor. Bu iki ülke de, sıra kendilerine gelmediği için Türkiye’yi kaybetmemek istiyor. Ancak Suriye düştüğünde, sıra onlara gelecek. Bu noktada her iki ülkenin, hatta Çin’in de Türkiye’ye karşı açıktan tavır alması kaçınılmaz. Bu çerçevede kural şudur: Siz, ülkenizi emperyalizmin bölge ülkelerine saldırı üssü haline getirirseniz, onlar ister istemez sizin istikrarsızlaşmanız için ellerinden gelen her şeyi yapacaktır. Eğer siz, emperyalizmi durdurmak için mücadele ediyor veya onun önünde tampon oluşturuyorsanız, tıpkı Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in yaptığı gibi veya bugün Suriye’nin yapmaya çalıştığı gibi, emperyalizm tehdidi altındaki ülkelerden destek görürsünüz.

Altını tekrar çizerek söylüyorum; Suriye düştüğünde Türkiye’nin Kuzey ve Doğu’ya açılan kapısı kapanacaktır. Rusya, İran, Orta Asya ve hatta Çin’le olan ticaretimiz durma noktasına gelecektir. Aynı zamanda bu durum, Türkiye’yi istikrarsızlaştırma işini, demin saydığımız ülkelere havale etmeyi başaran ABD’yi, en büyük müttefikimiz yapacak, memleketin karar mekanizmasındaki yerini pekiştirecektir.
 
“YENİ OSMANLI” TUZAĞI
 
Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı AB’nin durumu ortada ve vahim. Varlığını devam ettirmesi şüpheli. ABD… Onun da durumu çok kötü. NeoConlar iktidarı kaybetti; son seçimler, bir daha iktidar olamayacaklarını gösteriyor. Mali uçurumun eşiğindeki ülke, dağılma noktasına doğru hızla ilerliyor. BOP projesiyle İslam coğrafyasını paramparça ettiler. Eğer bu ortamda Türkiye, birlik ve beraberliğini koruyabilirse süper bir güç olarak tekrar doğar. Çünkü tarih, bizim coğrafyamıza hâkim olan bir gücün, kendini topladığında her seferinde imparatorluğa gittiğini gösteriyor. İşte bu noktada Küresel Kraliyet, “Yeni Osmanlı Projesi” adı altında, yanlış yönlendirmelerle Türkiye’nin büyümesinin gelişmesinin önüne geçmeye çalışıyor.

Rusya ve İran kapıları kapatıldığında, Türkiye’nin kuşatılması tamamlanacak; kaçınılmaz olarak yaşacak ekonomik zorluklar neticesinde halk hareketleri başlatacak. “Yeni Osmanlı Projesi” adı altında dayatılan tek taraflı İslam anlayışı, önünde sonunda Alevi-Sünni ekseninde çatışmayı tetikleyecek, zaten var olan Türk-Kürt eksenindeki etnik çatışmaya bir de mezhep çatışması eklenince, Türkiye kaçınılmaz olarak parçalanacak veya en iyi ihtimalle istikrarsızlaşacak. Sözün özü, “Yeni Osmanlı Projesi”, Türkiye’nin büyük ülke olma ihtimalini önleme projesidir.
TÜSİAD ve TOBB’a sesleniyorum; hadi iktidardakiler saf, size ne oluyor; ekmeğinizle oynandığının farkında değil misiniz?”
 

 
4 Aralık 2012 Salı 08:27 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1792 - Fransa'da cumhuriyet ilan edildi.
1903 - İtalo Marconi, kornet (cornet) dondurma külahının patentini aldı.
1908 - Bulgaristan, Osmanlı'dan bağımsızlığını ilan etti.
1919 - Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası kuruldu.
1924 - Mustafa Kemal Paşa, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" dedi.
1939 - Dikili ve çevresinde deprem: 100'den fazla kişi öldü. Dikili ve Karaburun tamamen yıkıldı.
1940 - Bakanlar Kurulu, İstanbul'da çıkan Le Journal d'Orient gazetesini yedi gün süreyle kapattı. Gazetenin resmi dış politikaya aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü.
1943 - Ankara Fen Fakültesi kuruldu.
1950 - Yeni Baştan gazetesinin kurucusu ve yazarı Aziz Nesin hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi. Nesin "Sosyal düzeni yıkmaya yönelik yayın" yapmakla suçlanıyor.
1958 - CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, "Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti genel başkanının gücü yetmeyecektir" dedi.
1964 - Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Yassıada hükümlüsü Refik Koraltan, Rüştü Erdelhun, Selim Yatağan ve Nedim Ökmen'i hastalık nedeniyle affetti.
1970 - Polonya'da Dayanışma Sendikası kuruldu.
1980 - Kuruluşundan 10 yıl sonra Lech Walesa liderliğindeki Dayanışma Hareketi Polonya'da yasallık kazandı.
1984 - Gökova Körfezi'nde termik santral kurulmasına karşı çıkan köy kadınları eylem yaptılar.
1986 - 12 Eylül darbesi sonrası Alparslan Türkeş ilk kez Milliyetçi Çalışma Partisi'nin (MÇP) İstanbul mitinginde konuştu.
1993 - New York Metropolitan Müzesi, "Karun Hazinesi"ni Türkiye'ye geri göndermeye karar verdi.
2000 - Bakanlar Kurulu, Kopenhag Kriterleri ile paralel olan İnsan Hakları Raporunu kabul etti.
2002 - İsrail birliklerinin, militanları yakalama gerekçesiyle Gazze`de düzenlediği operasyon sırasında çıkan çatışmada 9 Filistinli öldü.
2002 - Almanya`da Başbakan Gerhard Schröder`in liderliğindeki Sosyal Demokratlar, genel seçimlerden birinci parti olarak çıktı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:19
  • Güneş06:01
  • Öğlen12:25
  • İkindi15:50
  • Akşam18:28
  • Yatsı19:56
 
Süper Loto
21.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu060809172538
 
On Numara
18.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu07091013141517182426273136373847485663676875
 
Sayısal Loto
16.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu052036414546
 
Şans Topu
20.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101828303204
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık