Halk oylamasında neye EVET, neye HAYIR?

Ana Sayfa » Medya Kritik » Padişahım çok yaşa!

Padişahım çok yaşa!

Bülent Serim'in yeni anayasa tartışmaları içinde çok önemli vurgular içeren yazısı

 
13 Ocak 2013 Pazar 16:34 
Yorum YapYazdır
 
 
Padişahım çok yaşa!

Yeni anayasa tartışmaları ile ilgili her yazıya başlarken ilk sözümüz, “Bu Meclis Anayasa yapamaz” olmalıdır. Bunun kuramsal ve Meclis’in yapısından kaynaklanan genel ve özel nedenleri vardır. Daha önce defalarca dile getirildiği ve yazıldığı için şimdilik yeniden üzerinde durmak istemiyoruz.

Yalnızca şunu belirtmekle yetineceğiz: Çağdaş demokrasilerde anayasaların işlevi, iktidar gücünün anayasal düzeni değiştirme yolunda kullanılmaması için sınırlamaktır. Bu nedenle anayasamız, siyasal rejimi oluşturan kuralları değiştirilemez kılarak korumaya almış ve ancak diğer maddelerde değişiklik yapma yetkisi vermiştir. Siyasal iktidarın, hemen tüm maddeleri değiştirebilecekken yeni anayasa yapma yoluna gitmesi, rejimi değiştirme amacının en önemli göstergesidir.

Yeni anayasayı Meclis değil, Başbakan yapıyor

Aslında süreç içinde ortaya çıkmıştır ki, zaten yeni anayasayı bu Meclis yapmamaktadır. Yeni anayasayı yapan Başbakan Erdoğan’dır. Başbakan Erdoğan 2007 yılında anayasa öğretim üyelerinden oluşan bir gruba bir anayasa taslağı hazırlatmış ve hazırlanan metin üzerinde istediği değişiklikleri yaptırmıştır. Taslak el altında tutulmaktadır.

Haziran 2011 genel seçimlerinden önce ve sonra yeni anayasa yapacağını birkaç kez dile getirmiştir. Sözümona bir uzlaşma komisyonu kurulmuş; ama bu nasıl uzlaşma ise, Başbakan tek başına Komisyon’a sürekli dayatma içinde olmuştur. Önce kırmızı çizgilerimiz var, 2010 Anayasa değişikliklerine dokundurtmayız diyerek, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını yok eden düzenlemelerin aynen korunacağını ilan etmiştir. Sonra Komisyon’a 2012 sonuna kadar süre vermiştir. Daha sonra Başkanlık sistemi önerisini getirerek Komisyon’u kilitlemiştir. En sonunda da 6 ay içinde anayasayı bitirmezseniz B planımız var; bir-iki partiyle yola devam ederiz demiştir. Arkasından da o da olmazsa C planımız yürürlüğe girer, zaten hazır bir anayasa taslağımız var diyerek asıl amacını ortaya koymuştur.

Kısaca uzlaşma hikâyedir. Başbakan Erdoğan tek başına yeni anayasayı yapacak; tüm faşist rejimlerin yöntemi olan referanduma başvurarak, halk kabul etti diyecektir. Üstelik halk oylaması sürecinde, uzlaşma sağlanan siyasal sistem yönünden önemsiz maddeleri de kullanacaktır.

Böylece, anayasanın anlamına, anayasa hukuku kuramına, tüm evrensel ilkelere aykırı olarak dünyada tek başına anayasa yapan ilk lider olacaktır. Ve bunun da adına “ileri demokrasi” denecektir.

AKP tipi başkanlık rejimi

Şimdi AKP’nin önerdiği sisteme gelebiliriz. Bu sisteme TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu “Türk tipi başkanlık sistemi” dese de, aşağıda açıklanacağı gibi bunun “Türk tipi”yle ilgisi yoktur. Önerilen sistem olsa, olsa “AKP tipi başkanlık rejimi”dir.

Başbakan Erdoğan’ın başkanlık rejimi konusundaki düşüncesi dört evreden geçerek bugüne ulaşmıştır. 1990’lu yılların başında Refah Partisi’nin MKYK üyesi, sonra da İstanbul İl Başkanı iken yaptığı söyleşilerde, Turgut Özal’ın dile getirdiği başkanlık rejimine kesinlikle karşı çıkmış, bunun “ABD emperyalizminin bir dayatması” olduğunu söylemiştir.

2004 yılında iktidardayken ilk kez başkanlık rejiminin erdeminden söz etmeye başlamış ve Çin işi başkanlık rejimini övmüştür. Başbakan’a göre Çin’in başarılı olmasının nedeni siyasal sistemi değil, başkanlık rejimidir.

Sonra bundan vazgeçmiş, ABD tipi başkanlık rejimini övmeye ve bu tür bir başkanlık sistemi istemeye başlamıştır.

Bir süre sonra, Barack Obama’nın Kongre tarafından nasıl engellendiğini görünce, ABD tipi başkanlık sisteminden de vazgeçmiş ve kendi gönlünden geçen türde, hiçbir güç ya da organın başkanı engelleyemeyeceği bir siyasal rejim üretmiştir. Kuramsal kalıba uymayan bu türün dünyada bir başka örneği bulunmamaktadır.

Şimdi önce AKP’nin, Uzlaşma Komisyonu’na sunulan başkanlık rejimi taslağındaki önerilere bakalım. Öneriye göre;

- Başkanı halk seçecek,

- Başkan partili olabilecek ancak parlamenter olmayacak,

- Bakanları başkan atayacak ve gerekli gördüğünde görevden alabilecek,

- Bakanlar milletvekilleri arasından değil, dışarıdan atanacak,

- Bakanlar parlamentoya karşı değil, başkana karşı sorumlu olacak,

- Hükümetin göreve başlaması için gerekli olan “güvenoyu” kaldırılacak,

- Hükümeti düşürmek için parlamento denetim yollarından biri olan gensoru kaldırılacak,

- Parlamento, başkanı ve bakanları görevden alamayacak,

- Başkan, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verebilecek, yani TBMM’yi feshedebilecek,

- Başkan yasaları veto edebilecek; veto edilen yasaların yeniden kabul edilmiş sayılabilmesi için nitelikli çoğunluk (3/5) gerekecek,

- Başkan KHK çıkarabilecek,

- Başkanın parlamentodaki tek denetim yolu bütçe olacak,

- Başkan iç ve dış siyaseti yönetecek,

- Rektörleri, Büyükelçileri ve tüm kamu yöneticilerini atayacak,

- Anayasa Mahkemesi, Danıştay, HSYK, Yükseköğretim Kurulu üyelerinin yarısını ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını seçip atayacak,

- Başkan, TSK’nin kullanılmasına karar verecek, bunun için TBMM kararı, tezkere vs. gerekmeyecektir.

Kısaca Başkan, pratikte hem yürütme, hem yasama hem de yargı olacaktır. Çünkü yürütmenin başı olan Başkan, KHK’larla Meclis’i, yani yasama organını gereksizleştirecek, feshedebilecek, kendi belirlediği için de yargıya hükmedecektir.

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun “ABD Başkanlık Sistemi’nin mahzurlarını önleyen bir model yarattık” diyerek bilim dışı bir tutum sergilemesi, önerilen sistem için yeterli soru işaretleri içermektedir.

KHK çıkarma yetkisi, tek başına başkanlık sisteminin temeline aykırıdır. Başkanlık sistemi kesin güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Başkana yasa çıkarma yetkisi vermek güçler ayrılığı ilkesinin temelden “tahrip” edilmesi demektir.

İstediği içerikte olmayan yasaları veto ederek, ikinci kez kabulünde nitelikli çoğunluk aranacağı için yürürlüğe girmesini engelleyip, yerine KHK çıkaracak ve böylece yasamanın yetkisini tümüyle eline alacaktır.

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun “Ama KHK’ler anayasal denetime açık” söylemi tam anlamıyla konuyu çarpıtmadır. Tartışılan konu başkana KHK çıkarma “yetkisi”nin verilip verilemeyeceğidir. Denetimi gündeme getirerek yetki tartışmasını örtmek çarpıtma değilse nedir?

Meclis’in başkanı görevden alma yetkisinin bulunması ya da Meclis’i feshederse başkanlık seçiminin de yenilenecek olması aldatmacadan ya da göz boyamadan başka bir şey değildir. Çünkü başkanın, meclise karşı sorumluluğu kapsamında koşullar oluşmuşsa görevden alınması ile başkanın salt siyasal nedenlerle meclisi feshetmesi birbirinin karşılığı olamaz. Başkanlık rejiminde başkanın yasama organını feshetme gibi “hukuk üstü” bir yetkisi yoktur.

Önerilen sistemi haklı gösterme çabaları

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Yurt gazetesinde İsmet Demirdöğen’le yaptığı söyleşide, “Ama asıl parlamenter modelde yasama yok… Diktatörlük varsa burada var. Kaç bakan düşürüldü? Olmayan bir denetime bel bağlamışız. Parlamento tek kişi sistemine müsaittir” demiştir. (2.1.2013)

Bir kez bu sözler, ülkemizde uygulanmakta olan siyasal sistemin özet tanımıdır. Başka bir anlatımla “tek adam” yönetiminin itirafıdır.

İkinci olarak, eğer bizim parlamenter sistemimizde yasama işlevini yapamıyorsa; bunun nedeni,

- Çıkarılacak yasalara tek kişinin karar vermesinden; torba ve temel yasa uygulamasından; milletvekillerine yasa tasarı ya da önerilerinde düşüncelerini sergileme yasağı getirilmesinden,

- Muhalefetin yok sayılmasından; komisyon çalışmalarında bile engellemelerle karşılaşmasından; İçtüzük değişiklikleriyle konuşma haklarının ellerinden alınmasından,

- % 10 barajının hâlâ kaldırılmamış olmasından,

- Siyasal Partiler Yasası, Milletvekili Seçimi Yasası ve siyasal parti tüzüklerindeki anti demokratik kurallardan,

- Parti içi demokrasi olmamasından,

- Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, bakanlar, milletvekilleri, il genel meclisi üyeleri, belediye başkanları, belediye meclis üyelerinin parti liderince belirlenmesine olanak sağlayan kurallardan,

- Parti başkanını “lider” değil, “ilah” olarak gören zihniyetin çoğunlukla sürmekte olmasındandır.

Yani parlamenter sistemin aksaklıkları özetle, AKP’nin demokrasiye yaklaşımından ve despotik uygulamalarından ileri gelmektedir. Bunların düzeltilmesi yerine anayasa yapmak, doğrusu hiç anlaşılmaz bir tutumdur.

Milletvekillerinin liderlerine biat ettiği ülkelerde yasama-yürütme arasındaki denetleme-dengeleme ve iktidar gücünü frenleme olanağı yoktur, olamaz. Ancak bu zihniyetin başkanlık sisteminde daha da kötü sonuçlar vereceği açıktır.

Üçüncü olarak, yasamada çoğunluğu bulunan siyasal parti milletvekilleri, eğer liderlerinin sözlerini emir kabul eder, kendilerinin parlamenter olduğunun bile farkına varmazlar ve verilen her gensoru önergesine önyargılı davranırlarsa kuşkusuz yasamanın denetim işlevi yerine getirilemez. Hatta, adına ileri demokrasi denilen bugünkü ortamda, milletvekillerinin soru önergeleri bile yanıtlanmamaktadır. Bu da mı sistemin suçudur?

Önerilen sistemin niteliği

Önerilen sistem başkanlık rejimi değil, bilimsel söylemiyle “başkancı” sistemdir. Ama bu sistemin daha doğru nitelemesi “tek adam”, “tek lider”, “tek seçici”, “tek karar verici” vurgulamasıdır. Sistem “diktatörlük” zihniyetinin meşrulaştırılması, “sultanlığın” önünün açılması girişimidir.

Açık yüreklilikle ifade etmek gerekirse, Türkiye zaten bugün, Başbakan tarafından “AKP tipi başkanlık rejimiyle” yönetilmektedir.

Adına yanlış biçimde başkanlık sistemi denilen öneriyle yapılmak istenen, bugün Başbakan’ca kullanılan başkanlık yetkilerinin devlet başkanlığına taşınmasından başka bir şey değildir. Başbakan’ın süresi dolmuştur ve bir 10 yıl da devlet başkanlığı yapmak istemektedir. Ancak bugünkü anayasal kurallara göre Cumhurbaşkanı’nın yetkileri, bugün Başbakan’ın kullandığı başbakanlık yetkilerinin altındadır.

Aslında sistem AKP’nin iktidara geldiği günden beri uygulamaya koyduğu İslami cumhuriyet projesine de uygundur. Bakınız önce Yahudi iken sonra Müslümanlığı seçmiş Avusturyalı Muhammed Esed “İslam’da Yönetim Biçimi” adlı kitabında ne diyor: “Eğer Müslümanlar bugün, devletleri için, Amerikan sistemi diye bilinen başkanlık sistemini benimseyecek olurlarsa; on dört asır önce dolaylı bir yolla Peygamberlerinin tavsiye etmiş olduğu bir esası gerçekleştirmiş olacaklardır.” (Ergün Poyraz, Takunyalı Führer, Togan yayıncılık, 4. baskı, sy. 440)

Acaba bunun için mi böyle bir başkanlık rejimi önerilmektedir?

Başkanlık sistemi tartışmalarının ülkemiz yönünden iki olumsuz boyutunu da göz ardı etmemek gerekir. Bunlardan birincisi, Türkiye gibi parlamenter demokrasi ile yönetilen bir ülke için bir “rejim değişikliği” (anayasal değişimle birlikte) anlamına gelmesi; ikincisi ise, başkanlık sisteminin yönetsel uzantısı olarak “federalizmi” de beraberinde getirmesidir.

Bu bağlamda Türkiye için başkanlık sisteminin iki önemli sakıncası bulunmaktadır. Bunlardan birincisi demokratik tecrübenin/olgunluğun eksikliği ile tarihten gelen tek adam kültürünün hala yerleşikliğini korumasından kaynaklanan yüksek bir “dikta ihtimalini” içinde barındırmasıdır. İkinci sakınca ise, üniter yapının ortadan kaldırılmasıdır.

Son olarak belirtmek gerekir ki, yeni anayasa çalışmalarını, başkanlık sistemi önerisini, kısa süre önce yürürlüğe konulan “Eyalet Yasası”nı ve “Valileri halk seçsin” yaklaşımını birlikte değerlendirmekte sayısız yarar bulunmaktadır.

O zaman Türkiye’nin sürüklendiği uçurum daha iyi görülebilir.

Odatv

 
13 Ocak 2013 Pazar 16:34 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
18
12
5
1
41
2
Başakşehir
18
11
6
1
39
3
Galatasaray
18
11
3
4
36
4
Fenerbahçe
18
10
5
3
35
5
Antalyaspor
18
8
4
6
28
6
Konyaspor
18
7
6
5
27
7
Bursaspor
18
8
3
7
27
8
Osmanlıspor FK
18
6
8
4
26
9
Trabzonspor
18
7
3
8
24
10
K.D.Ç. Karabük
18
7
3
8
24
11
Gençlerbirliği
17
5
7
5
22
12
Akhisar Bld.
18
5
6
7
21
13
Kasımpaşa
18
6
3
9
21
14
Alanyaspor
18
5
3
10
18
15
Ç. Rizespor
18
4
4
10
16
16
Adanaspor
18
3
5
10
14
17
Kayserispor
18
3
4
11
13
18
Gaziantepspor
17
3
2
12
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:46
  • Güneş07:31
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:19
  • Akşam17:36
  • Yatsı19:10
 
Tarihte Bugün
1072 - Divan-ı Lügat-it Türk, Türk kültürün ilk Türkçe dilinde yazılan Sözlük eseri, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazılmaya başlandı (10 Şubat 1074'te bitirildi).
1327 - III. Edward İngiltere kralı oldu.
1348 - Venedik'te yüzlerce kişinin ölümüne neden olan bir deprem meydana geldi.
1363 - Sırp Sındığı Savaşı'nı Osmanlı Devleti kazandı.
1554 - São Paulo (Brezilya) şehrinin kuruluşu.
1579 - Utrecht antlaşması imzalandı ve günümüz Hollanda'sının temelleri atılmış oldu.
1755 - Moskova Üniversitesi kuruldu.
1792 - İngiltere'de, fakir sınıfların ilk siyasi örgütü sayılan « London Corresponding Society » örgütü kuruldu.
1831 - I. Nicolas ve Romanov'ların düşmesiyle Polonya'nın bağımsızlığı ilan edildi. (SSCB) oluşunu ilan etti.
1858 - Felix Mendelssohn'un Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserinin Düğün Marşı bölümü Kraliçe Victoria'nın kızının düğününde çalındıktan sonra bütün dünyadaki düğünlerin popüler müziği haline geldi.
1881 - Thomas Edison ve Alexander Graham Bell Oryantal Telefon Şirketini kurdular.
1890 - Arjantin ve Brezilya arasında Montevideo antlaşması imzalandı.
1918 - Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) oluşunu ilan etti.
1919 - Milletler Cemiyeti kuruldu.
1924 - İlk Kış Olimpiyat Oyunları Chamonix'de başladı.
1926 - Şeker, petrol ve benzin inhisarı (tekeli) hakkında kanunlar kabul edildi.
1931 - Mahatma Gandi İngilizler'ce serbest bırakıldı.
1932 - Sovyetler Birliği ve Polonya saldırmazlık paktı imzaladı.
1936 - İstanbul'da vapurculuk şirketi ile bütün kabotajın Denizyolları İdaresine geçmesini sağlayan sözleşme imzalandı.
1937 - Cincinnati'de seller petrol rezervlerinin patlamasına yol açtı,şehir alevler içinde kaldı.
1938 - İzmir Telefon İşletmesinin hükümetçe satın alınmasına dair sözleşme Ankara'da imzalandı.
1939 - Celâl Bayar hükümeti istifa etti. Yeni hükümet Refik Saydam başkanlığında kuruldu.
1939 - Şili'de Richter ölçeğiyle 8.3 derecesinde oluşan deprem tahminlere göre 25.000 kişinin ölümüne yol açtı.
1942 - Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'ye savaş ilan etti.
1949 - İsrail'de ilk seçimler yapıldı. David Ben-Gurion başbakan oldu.
1949 - Şair Behçet Kemal Çağlar, CHP'den istifa etti.
1950 - Amerika'da eski bürokrat Alger Hiss, hiç bir kanıt bulunmaksızın, komünist casus olduğu gerekçesiyle, 5 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi.
1950 - Şiddetli kış nedeniyle İç Anadolu ve Doğu Anadolu'da yollar kapandı, Çubuk Barajı dondu.
1951 - Kumyangjang-ni Muharebesi
1952 - Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayımladı;1952-1953 öğrenim yılından itibaren lise eğitimi 4 yıla çıkarılacak.
1952 - Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı kibrit tekelinin kalktığını açıkladı; özel sektör kibrit üretebilecek.
1954 - Ankara'da sıcaklık -30 dereceye düştü; okullar tatil edildi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
19.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010727325051
 
On Numara
23.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05091020252627343839404447535562646670717480
 
Sayısal Loto
21.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu222331354348
 
Şans Topu
18.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030419232908
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık