Türk halkı ne kadar mutlu? İşte il il veriler

Ana Sayfa » Medya Kritik » Ortaöğretimde türban resmen yasadışı!

Ortaöğretimde türban resmen yasadışı!

Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden Bülent Serim'in Odatv.com'deki yazısı şöyle:

 
30 Eylül 2014 Salı 09:53 
Yorum YapYazdır
 
 
Ortaöğretimde türban resmen yasadışı!

Eğitim Bakanlığı, “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik”te değişiklik yaparak, ortaokul ve liselerde “başı açık” olma koşulunu kaldırmış, türbanı serbest bırakmıştır.

27 Eylül 2014 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklikle, Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri yeniden düzenlenmiştir.

(d) bendinde yapılan düzenlemede, öğrencilerin “Okullarda yüzü açık bulunacağı; siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamayacağı; saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamayacağı, pirsing takamayacağı, bıyık ve sakal bırakamayacağı” kurala bağlanmıştır. Yani kısaca, okullarda giysi dışındaki yeni biçimsel yasaklara yer verilmiştir. Bu bağlamda okul içinde “başı açık olma” koşulu kaldırılmıştır.

(e) bendinde yapılan düzenlemede de, “Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde başın açık bulunacağı” ifade edilmiş ve türban serbestisinin istisnasına yer verilmiştir.

Tüm ortaokul ve liselerde türban serbest bırakıldığı için de, gerek kalmadığından, daha önce imam hatiplerde türbanı serbest bırakan 3. maddenin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Böylece, 40 yılı aşkın bir mücadele sonunda, Türk Milli Eğitimi’nin dincileştirilmesinden sonra türbanlanması da başarılmıştır. Siyasal İslam’ın simgesi ya da daha açık anlatımıyla bayrağı Cumhuriyet kalesine dikilmiştir.

ÖNCE BİR SAPTAMA YAPALIM

AKP iktidarının tek hedefi, Atatürk Cumhuriyeti yerine adına “Yeni Osmanlı Devleti” denilen İslami cumhuriyeti kurmak olduğu için başlangıçtan beri tüm planlar buna göre yapılmakta, kurallar bu hedefe yönlendirilmektedir. Bugüne kadar yönetmeliklerde, yasalarda bu hedefe uygun düzenlemeler yapılmış, hatta anayasa değişikliğine bile gidilmiştir.

Türban bu hedefin simgesi olmuş, daha açık deyişle İslami cumhuriyetin bayrağı olarak dalgalanmayı sürdürmüştür. Türbanı, eğitimin dini eksene kaydırılmasından ayrı düşünmek hata olur.

AKP türbanın serbest bırakılabilmesi için toplumsal ve kamusal uzlaşma gerektiğini söyleyerek işe başlamıştır. Kısa sürede “uzlaşma” denilenin, devlet gücünü ele geçirmek olduğu anlaşılmıştır. Devlet gücünü ele geçirdikçe türban konusundaki cesaretini artırmış ve aşamalarda türban tüm okullarda, kamu kurum ve kuruluşlarında, hatta TBMM’nde serbest bırakılmıştır.

TÜRBAN OKULLARA İMAM HATİPLERLE GİRMİŞTİR.

İmam hatip okullarında türbanın yolu, Danıştay’ın 1976 yılında verdiği, “kız çocukları da imam hatiplerde okuyabilmelidir” kararıyla açılmış; 1981 yılında yönetmelikle, imam hatip okullarında Kuran derslerinde kız öğrencilerin türban takmasına izin verilmiştir. İzleyen yıllardaki uygulamada, giderek kız çocuklarının tüm derslere türbanla girmesine göz yumulduğu, türbanın fiilen, hukuk dolanılarak serbest duruma getirildiği görülmektedir.

Öylesine serbest duruma getirilmiştir ki, tek renk ve desen uygulamasıyla türbanın imam hatiplerde “üniforma” durumuna sokulduğuna tanık olunmaktadır.

AKP iktidarı döneminde tüm eğitimin imam hatipleştirilmesiyle ve imam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısının bir milyonu bulmasıyla (968.401) türban şenliği (!) de başlamıştır.

Sonunda 2012’de Yönetmelikte değişiklik yapılarak, “Kız öğrenciler, imam hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam hatip programlarında tüm derslerde… başlarını örtebilir” kuralı getirilmiş ve fiili duruma sözümona yasal kılıf uydurulmuştur.

İMAM HATİPLERDEN SONRA SIRA YÜKSEKÖĞRETİME GELMİŞTİR.

Yükseköğretimde türban mücadelesinin başlangıcı 1960’lı yılların sonlarına kadar uzanmaktadır. 1980’li yıllara gelinceye kadar bu mücadeleden bir sonuç alınamamıştır.

1980 askeri darbesinden sonra, Turgut Özal’ın sayesinde mücadelede mevzi kazanılmaya başlanmışsa da, YÖK’ün türbanı yükseköğretimde serbest bırakma düzenlemeleri Danıştay’dan, yasal düzenlemeler ise Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştür.

1990’lı yıllardaki türban mücadelesinde, Erbakan’ın “Gün gelecek rektörler türbana selam duracak” sözü belleklere kazınmıştır.

AKP iktidar olunca, 2003’ten başlayarak türbanın yükseköğretimde serbest olması için mücadele vermiştir. Başlangıçta, “Reşit olmuş bireyin giyim kuşam hakkına karışılmaz; amacımız yükseköğretimde türbanı serbest bırakmak; diğer okullarda ve kamuda böyle bir amacımız yok” kozunu oynamışlardır. Ne yazık ki, neredeyse tüm siyasiler ve toplum, deyim yerindeyse bu “zokayı” yutmuştur.

Yükseköğretimde türbanı serbest bırakmak için önce siyasallaştırılan YÖK kullanılmış; YÖK’ün düzenlemeleri ve işlemleri Danıştay’dan dönünce Anayasa değiştirilmiş; ne var ki bu değişiklik de Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.

AKP iktidarının, anayasa değişikliğiyle de yapamayacağını anlayıp tam umudunun tükendiği yerde, ana muhalefet ve muhalefet partileri imdada yetişmiştir. Muhalefet partileri ne acıdır ki iktidar partisinin asıl amacını görememiş, belki de görmek istememişlerdir.

Ve sonuç olarak tüm siyasilerin elbirliği ve işbirliği ile yükseköğretimde türban, hukuk dolanılarak, anayasal ve yasal suç işlenerek, fiilen serbest bırakılmıştır.

KAMU KURUM VE KURULUŞLARINDA DA TÜRBAN SERBEST

Kuşkusuz türban serbestisi imam hatiplerle ve yükseköğretimle sınırlı kalmamıştır.

AKP’li Başbakan ve bakanlar ile milletvekillerinin büyük çoğunluğu ile hemen tüm kadrolara atananların eşlerinin türbanlı olması ve bunların özendirmesi ya da göz yummasıyla kamu kurum ve kuruluşlarında türbanlanma AKP iktidarının ilk yıllarıyla başlamıştır. AKP’nin devlet gücünü tümüyle ele geçirdiği 2011’den sonra süreç hızlanmış tüm kamuda türban fiilen serbest duruma getirilmiştir.

Sonuçta türbanın eli TBMM’ne kadar uzanmış, Kurtuluş Savaşı’na öncülük eden Türk Devrimi’ni gerçekleştiren Meclis kutsiyetini yitirmiş, türbanlı milletvekillerine kucak açmıştır.

Danıştay ve Anayasa Mahkemesi sayesinde (ki bunun için dönüştürülmüşlerdir) yargıda avukatlara türbanlı fotoğrafla kayıt yaptırma, kimlik alma, türbanla duruşmalara girme olanağı tanınmıştır. Hatta Danıştay’da yargıçların bile türban taktığı haberleri gazetelere yansımıştır.

SIRA ORTAÖĞRETİMDE

Bu gelişmeden ortaöğretim kurumlarının uzak kalması düşünülemezdi. Nitekim yapılan son yönetmelik değişikliği sıranın ortaokul ve liselere geldiğini göstermektedir.

Ortaöğretimde önce, 30 Mart 2012’de 4+4+4 yasasıyla eğitim laik eksenden çıkarılıp dinci eksene oturtulmuştur, tüm eğitim ve okullar imam hatipleştirilmiştir.

Bu değişiklik AKP iktidarının gelecek nesillerinin, kinine sahip çıkıp Atatürk Cumhuriyeti’nden öç alacak dinci nesillerin yetiştirilmesi için yapılmıştır. Bu, İslami devlet projesinin en büyük adımıdır.

Bu yasadan sonra, 26 Kasım 2012’de, girişte adı verilen Yönetmelikte değişiklik yapılarak, “Kız öğrenciler, ortaokul ve liselerde Kur’an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebilir” düzenlemesi getirilip, ortaokul ve liselerde türban büyük ölçüde serbest bırakılmıştır.

Yapılan son değişiklik ile ortaöğretimde türban tümüyle serbest bırakılmakta, fiili uygulamaya sözümona yasal kılıf uydurulmaya çalışılmaktadır.

Oysa, sanki 9 yaşındaki kız çocukları kendi iradelerini kullanabilirlermiş gibi“özgürlük” perdesi altında, yine dini referansa dayalı bir değişiklik yapılmıştır.

Bakınız Ayşe Sucu ne diyor: “Ge­le­nek­sel İs­lam Fık­hı an­la­yı­şın­da, mü­kel­lef ol­ma­nın şart­la­rı ara­sın­da bu­luğ ça­ğı­na eriş­miş ol­mak ge­re­kir. Bu­nun ya­şı ise; er­kek­ler için 12-15, kız­lar­da ise 9-15 ola­rak be­lir­ti­lir. 9 ya­şın­da bir kız ço­cu­ğu âdet gör­me­ye baş­la­mış­sa re­şit hük­mün­de­dir. Bi­yo­lo­jik ge­li­şi­mi­ni ta­mam­la­mış ol­sun ya da ol­ma­sın ‘mü­kel­le­f’ hük­mü­ne gi­rer! Ya­ni ar­tık di­ni hü­küm­ler­den so­rum­lu­dur. Do­la­yı­sıy­la tıp­kı eriş­kin ka­dın­lar gi­bi ken­di­si­ni er­kek­ler­den ko­ru­mak için saç­la­rı­nı da ört­mek du­ru­mun­da­dır! 9-10 ya­şın­da­ki kız­la­ra bu ro­lü bi­çen­ler, on­la­ra ço­cuk gö­züy­le ba­ka­bi­lir mi? Bu uy­gu­la­ma, açık bir şe­kil­de ço­cuk yaş­ta­ki kız­la­rın ev­len­di­ril­me­si­ne de meş­ru­iyet ta­nır.” (Sözcü, 29.09.2014)

Nitekim 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı’da kabul edilen ve İslami esasa dayalı olarak özel hukuk alanını düzenleyen “Mecelle”de de, bu geleneksel İslam fıkhına uygun kurala yer verilmiştir. Mecellenin 986. maddesinde kızlarda buluğ sürecinin “dokuz’ yaşında başladığı yazılıdır. (Melih Aşık, Milliyet, 28.09.2014)

İşte yönetmelik değişikliğiyle 9 yaşındaki kızların başının kapatılmasının gerçek nedeni budur.

YÖNETMELİK ANAYASAYA AYKIRI MIDIR?

Evet, bu yönetmelik değişikliği Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına aykırıdır.

AYM 1989, 1991 ve 2008 yıllarında verdiği kararlarda, türbanın kamu kurum ve kuruluşları ile öğretim kurumlarında serbest bırakılmasına ilişkin kuralların, Anayasa’nın “laiklik”, “demokratiklik”, “hukuk devleti” (m.2), “ulusal birlik” (m.3), “eşitlik” (m.10), “din ve inanç özgürlüğü”, “din ve inancını açıklamama özgürlüğü” (m.24) ilkelerine aykırı olduğunu kabul etmiştir.

AYM içtihadını değiştirmediğine göre bu kararlar hâlâ geçerlidir ve Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri”bağlamaktadır. Bu bağlayıcılık karşısında Hükümetin böyle bir yönetmelik çıkarması da anayasal suç kapsamındadır.

“Bireysel başvuru hakkı” kapsamında yapılan bir başvuru üzerine AYM’nin bir avukatın türbanıyla duruşmalara girememesini “hak ihlali” olarak görmesi de sonuca etkili değildir. Bunu anlatabilmek için AYM’nin işlevlerine kısaca bakmak gerekir.

AYM’nin beş ayrı işlevi vardır.

- Birincisi; “Anayasal düzeni koruma” işlevidir. AYM, kararlarında da vurguladığı gibi “Anayasa’yı ve anayasal düzeni koruma kurulu”dur. Anayasa’yı ve anayasal düzeni korumak için, yasama organının yaptığı yasaların, anayasa değişikliklerinin, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün anayasaya uygunluğunu denetler. Aykırı bulduklarını iptal eder.

Yine bu işlev kapsamında, anayasal düzene aykırı eylem ve işlem içinde olan siyasal partileri kapatır ya da cezalandırır.

-İkincisi; Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğine ilişkin başvuruları inceler ve sonuçlandırır.

- Üçüncüsü; Yüce Divan sıfatıyla, Anayasa’da gösterilen devletin üst düzey görevlilerini görevlerine ilişkin suçlar nedeniyle yargılar.

- Dördüncüsü; milletvekilliğinin düşürülmesine ya da dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin TBMM kararlarının itiraz üzerine denetimini yapar.

- Beşincisi de; siyasal partilerin mali denetimlerini gerçekleştirir.

AYM’nin asıl işlevi, “anayasal düzeni koruma kurulu” işlevidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin bozulmasını önler. Bu işlev nedeniyle verilen kararlar, anayasaya aykırı durumu saptar ve herkesi bağlar.

Bireysel başvuru kararları bireylerle ve bir hakkın ya da özgürlüğün “ihlal edilip edilmediğiyle” ilgilidir; yalnız tarafları bağlar.

Bu nedenle birinci işlev nedeniyle verilen kararların, ikinci işlev nedeniyle değiştirilmesi hukuken olanaksızdır. İçtihatlar ancak aynı işlev nedeniyle verilen kararlarla değiştirilebilir.

Türbanlı avukat kararında şöyle bir ayrıntı vardır.

Başvuru “hak ihlali” savıyla “bireysel başvuru hakkı” kapsamında yapılmıştır. Bu başvurunun AYM “bölümü”nde (“daire” olarak okunursa daha kolay anlaşılır) sonuçlandırılması gerekirken; Genel Kurul’da görüşülüp sonuçlandırılması; AYM’nin önceki içtihatları nedeniyledir. AYM, bölümün vereceği kararın önceki kararlara aykırı düşeceğini bildiği için, sanırız, başvurunun Genel Kurul’da sonuçlandırılmasını sağlamıştır. Yani içtihat değişikliği görüntüsü verilmeye çalışılmıştır.

Ne var ki verilen karar, Anayasa’ya ve AYM kararlarına aykırılığı ortadan kaldırmamıştır.

Anayasa’nın 153. maddesindeki kuralın bağlayıcı kıldığı kararlar, bugünkü yapılanmasıyla AYM Genel Kurulu’nun, kendi asli görevi kapsamında verdiği“anayasaya uygunluk” denetimi sonucunda verdiği kararlarıdır.

Bireysel başvuru yoluyla verilen “hak ihlali” kararları, kuşkusuz yine bağlayıcıdır; ancak Genel Kurul tarafından da verilse yalnızca tarafları bağlamaktadır. Dolayısıyla bu kararlara içtihat değişikliği nitelemesi yapmak doğru değildir.

Dava yoluyla önüne geldiğinde de Yeni AYM Genel Kurulu’nun aynı kararı vereceğinden kuşku duyulmamaktadır. Ancak şimdilik böyle bir karar verilmediği için AYM’nin yıllardır istikrar kazanmış içtihadının yürürlüğünü sürdürdüğü tartışmasızdır.

Şunu da belirmek gerekir ki, AYM’nin türbanla ilgili içtihatları geçerliliğini koruduğuna göre, bireysel başvuru kapsamında karar veren AYM üyeleri yönünden de, hatta öncelikle bağlayıcıdır. Ama üyeler ideolojik karar verdikleri için işin bu yönünü düşünmek bile istememişlerdir.

Sonuç olarak türbanı okullarda, kamuda, TBMM’nde serbest bırakılmasını sağlayan tüm düzenleme, eylem ve işlemler Anayasa’ya ve AYM kararlarına aykırıdır.

TÜRBAN ANA BABALARIN İZNİNE BAĞLI MIDIR?

Hayır değildir.

Önceleri Yönetmeliğin 3. maddesi uyarınca, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde tek tip giysi giyilmesi zorunluluğu vardı. Varsıl ve yoksul çocuklar ayırt edilmesin, yoksul çocuklar “bugün ne giyeceğim” kaygısına kapılmasın, ailelerini zorlamasın, giydiğinden utanmasın, eziklik duymasın diye getirilmiş, Cumhuriyetin önemli bir uygulamasıydı bu.

İki yıl önce Yönetmeliğin 3. maddesinin (1). Fıkrasında yapılan değişiklikle, bu zorunluluk kaldırılmış ve okul öncesi eğitim ile ilkokul, ortaokul ve liselerde giyim kuşam serbestisi getirilmiştir.

Ancak kısa sürede bu işin sakıncası anlaşılınca, maddenin (2). fıkrasına, velilerin yüzde 60’ının istemi üzerine özel okullarda tek tip giysiye dönüş yapılabileceğine ilişkin bir kural eklenmiştir. Yani özel okullarda velilere, tek tip giysi uygulamasına karar verebilme hakkı tanınmıştır. Bu kural uyarınca kimi okullarda tek tip giysi uygulamasına yeniden başlanmıştır.

Türban yasağı ise Yönetmeliğin “Kılık kıyafet sınırlamaları” başlıklı 4. maddesinde düzenlenmişti. Maddenin (e) bendinde, okul içinde “başın açık olması” koşulu bulunuyordu. Tek tip giysi uygulamasından vazgeçildiğinde de yine türban yasağı varlığını koruyordu.

Şimdi 4. maddede yapılan değişiklikle okul içinde başın açık olması koşulu kaldırılmış ve türban serbest bırakılmıştır. Bunun, 3. maddedeki giyim kuşam serbestisinin istisnası ile, yani velilerin tek tip giysi uygulamasına karar verme hakkı ile bir ilgisi yoktur.

Türban serbestisinin tek istisnası, 4. maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, okul öncesi eğitim dönemindeki çocuklar ile ilkokul öğrencilerinin, eskiden olduğu gibi yine okul içinde başlarının açık olması zorunludur.

Yinelemek gerekirse ortaokul ve liselerde türban serbestisinin uygulanması velilerin kararına bağlı değildir.

Şimdi sıra karma eğitimi sonlandırmaya, kız-erkek ortaokul ve liselerini ayırmaya gelmiştir. İslam’a göre buluğ çağına giren 9 yaşından başlayarak ortaokul ve liselerdeki kız çocuğunun erkeklerle birlikte okuması caiz değildir (!).

Bülent Serim

Odatv.com

 
30 Eylül 2014 Salı 09:53 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1552 - Temeşvar kalesi Osmanlı ordusu tarafından fethedildi
1581 - Utrecht Birliği'ne bağlı Kuzey Hollanda eyaletleri (Güney Hollanda, Zeeland, Utrecht, Gelderland, Overijssel, Groningen ve Friesland) İspanya kralı II. Felipe'den bağımsızlıklarını ilan ettiler.
1788 - New York, ABD Anayasası'nı onaylayarak ABD'nin 11. eyaleti oldu.
1882 - Richard Wagner'in Parsifal adlı operası ilk kez Almanya'nın Bayreuth kentinde sahnelendi.
1891 - Fransa Tahiti'yi ilhak etti.
1914 - Sırbistan ve Bulgaristan diplomatik ilişkilerini kestiler.
1919 - Balıkesir Kongresi başladı (30 Temmuz'a değin).
1923 - İskoç mühendis John Logie Baird, ilk mekanik televizyonun patentini aldı.
1933 - Adolf Hitler görme, duyma gibi sorunları olan engelli Almanların kısırlaştırılacağını açıkladı.
1934 - Avusturya Şansölyesi Engelbert Dollfuss bir suikast sonucu öldürüldü.
1944 - II. Dünya Savaşı: Sovyet ordusu batı Ukrayna'ya girerek Nazi işgaline son verdi.
1944 - II. Dünya Savaşı: İlk Alman V-2 roketi İngiltere topraklarına düştü.
1945 - Britanyalı İşçi Partisi seçimleri kazandı: Clement Attlee başbakan oldu. Winston Churchill kaybetti.
1948 - André Marie, Fransa başbakanı oldu.
1951 - Türkiye'deki ilk petrol Raman dağı yöresinde bulundu.
1952 - Mısır Kralı I. Faruk, Hür Subaylar Örgütü tarafından tahtından indirildi. (oğlu II. Fuat'a devretti).
1953 - Moncada kışlası baskınıyla Küba devrimi başladı. Devrimcilerin lideri Fidel Castro tutuklandı.
1956 - Dünya Bankası'nın Assuan Barajı'nın inşasını desteklemekten vazgeçmesi üzerine Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır, Süveyş Kanalı'nı millileştirdi.
1957 - Guatemala devlet başkanı Carlos Castillo Armas, bir suikast sonucu öldürüldü.
1963 - Yugoslavya, Üsküp'te deprem: 1.100 ölü, 100 bin insan sokakta.
1967 - Tunceli'nin Pülümür ilçesinde Richter ölçeğine göre 6 büyüklüğünde deprem: 95 ölü, 127 yaralı.
1974 - Yedi yıl süren askeri rejimden sonra, Yunanistan'da Konstantin Karamanlis'in başbakanlığında sivil hükümet kuruldu.
1974 - Kıbrıs için ateşkes görüşmelerine Dışişleri Bakanı Turan Güneş katıldı. Güneş, 'Ateşkes belli haklarımızı kullanmamamız manasına gelmez' dedi.
1994 - Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Rus askerlerinin Estonya'dan çekilmesini onayladı.
1995 - İstanbul Altın Borsası açıldı.
2009 - ABD'li Pro Güreşçi Jeff Hardy Uzun Zamandır Kazanmak İçin Uğraştığı World Heavyweight Kemerini Night Of Championsa'ta CM Punk'tan Aldı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:57
  • Güneş05:04
  • Öğlen12:39
  • İkindi16:36
  • Akşam19:52
  • Yatsı21:41
 
Süper Loto
20.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020327515354
 
On Numara
24.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu07080911121314171924293133364447515356667278
 
Sayısal Loto
22.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011314192930
 
Şans Topu
19.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu082224283006
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık