Benzin ve mazota dolar zammı; benzin 5 TL'nin üzerinde

Ana Sayfa » Güncel » ''Öcalan çıkacak ve siyasi aktör olacak''

''Öcalan çıkacak ve siyasi aktör olacak''

Cengiz Çandar: PKK 21 marttan sonra silahlı eylem yapmayacak, temmuz veya ağustosa kadar da çekilecek.

 
11 Mart 2013 Pazartesi 11:17 
Yorum YapYazdır
 
 
''Öcalan çıkacak ve siyasi aktör olacak''

Radikal gazetesi yazarı Cengiz Çandar, Abdullah Öcalan’ın Nevruz’dan önce “çatışmasızlık” ilan edebileceğini ve PKK’nın Temmuz ayına kadar sınır dışına çekilmiş olabileceğini söyledi. Çandar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Öcalan arasında yeni bir Türkiye modeli çalışması olduğunu belirtirken, “Kürtlerin iktidar ortağı olacağı yeni bir Türkiye yapılanması bu. Şu anda bunu tabana söylemek çok sakıncalı” dedi. Çandar, "Eğer bu ülkede Öcalan ile çözüm olacaksa, o da çıkacak. Türkiye en sonunda da Öcalan’ı hapisten çıkaracak ve siyasi aktör haline gelmesini kabul edecek" dedi.

İmralı tutanaklarını yayımlayan Milliyet’e “Batsın senin gazeteciliğin” diye yüklenen Başbakan’ı eleştiren Çandar, “Basına baskı devam edemez. Türkleri susturup Kürtleri nasıl özgürleştireceksin ki? Başbakan'ın tek adam olarak herkesi kısıtladığı bir ortamda çözüm süreci yürümez. Sansür bitmek zorunda” diye konuştu.

Taraf gazetesinde “Pazartesi konuşmaları” köşesinde Neşe Düzel’in sorularını yanıtlayan Çandar şöyle konuştu:

 


SANSÜR SÜRERSE ÇÖZÜM OLMAZ

Türkiye garip bir süreç yaşıyor. Bir yanda medya üzerindeki baskılar ve sansür artıyor, fikir söyleme özgürlüğü her gün biraz daha kısıtlanıyor. Bir yanda da barış görüşmeleri yapılıyor. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede barış nasıl olacak?

Milliyet’te, Öcalan’ın İmralı’da BDP’lilerle yaptığı görüşme notlarının yayınlanmasının ardından Başbakan’ın kullandığı dil ve bunun gazetede yol açtığı sonuçlar ciddi soru işaretleri yaratıyor tabii.


Nedir o sorular?

Demokratik ülkelerde gazetecilik, onun, bunun kriterine bağlı değildir. Demokratik ülkelerde gazeteciliğin objektif kriterleri vardır. Gazetecilik nasıl yapılmalı ya da nasıl yapılmamalı? Ne yayınlanmalı, ne yayınlanmamalı? Milli çıkar nedir, ne değildir? Bunların ölçüsünü ve tarifini tek bir adamın ya da bir iktidar odağının, bir partinin belirlemesi, Türkiye’nin şu anda içine girdiği rotayla hiç uyuşmuyor. Çünkü “çözüm süreci” demek, katılım demektir, çoğulculuk demektir. Geniş ittifaklar kurmak demektir.

 

Hasan Cemal’in yazısına bile tahammül edemeyen bir başbakan, Kürtlerin haklarını nasıl verecek?

Eğer bu sürecin bir tarafında duran kişi... Ki o kişi, bu yolu açtığı için toplumca hepimizin kendisine şükranla borçlu olmamız gereken kişidir. Eğer Başbakan, kendisini destekleyen ve destekleyecek olan unsurlara bu kadar katı davranırsa, bugüne dek silahlı bir taraf olarak hasım konumunda olan Kürt siyasi hareketiyle nasıl uzlaşabilir? Milliyet gazetesinin Öcalan’ın görüşme notlarını yayınlamasıyla ortaya çıkan manzara, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu şekilde çözüm olmaz! Başbakan’ın tek adam olarak ona, buna ayar vereceği, kısıt koyacağı bir ortamda çözüm olmaz.

 

Medyanın üzerinde 28 Şubat’la yarışırcasına bir baskı kuran bir iktidar, demokrasiyi red ederek barışa ulaşacağına Kürtleri ikna edebilecek mi?

Bu sorunun mantıki cevabı “hayır”. Ama bu süreç kendi ürettiği yeni dinamikler nedeniyle demokratikleşmeye doğru evrilmek zorunda. Bakın... Temmuz 2012’de BDP’li Aysel Tuğluk’la Gültan Kışanak’ın Şemdinli civarında karşılaştıkları üç PKK’lıyla sarmaş dolaş fotoğraflarına kıyameti koparmıştı Başbakan. Şimdi yeni bir fotoğraf var ortada. Bu fotoğrafta Tuğluk ve Kışanak Kandil’de, PKK bayrağı ve Öcalan’ın resminin önünde PKK’lı yöneticilerle müzakere yapıyorlar. BDP heyeti Kandil’e Başbakan’ın zımni onayıyla gitti. İki PKK askeriyle el sıkışmak mı yoksa Kandil’de komutanlarla el sıkışmak mı daha önemli? Nasıl oluyor bu?


Nasıl oluyor?

Çözüm süreci kendi bağımsız dinamiğini üretiyor ve tarafları kendisine rehin alıyor. Dolayısıyla süreç, onların, başlangıçta hiç hesap etmediği noktalara doğru evrilebilir.


Hükümet büyük bir cesaret gösteriyor. İmralı’da Öcalan’la görüşüyor ve PKK’nın sınır dışına çekilmesini istiyor. Karşılığında hükümet PKK’ya ne öneriyor?

Zaten Milliyet’in İmralı tatanaklarını yayınlamasıyla ilgili gürültü de bundan koptu. Çünkü başbakan ve hükümet medyası kamuoyuna dediler ki, “Bu sürecin bir amacı var. Amaç, terörü sona erdirmek.” Nasıl olacak bu diye sorulduğunda da, “Öcalan’ın PKK’ya Türkiye’yi terk edin talimatını vermesiyle olacak bu” dediler. Kısacası...

Evet...

Kısacası kamuoyunda, “Öcalan bu sefer işbirliğine çok yatkın ve PKK’yı dışarı çıkartacak” izlenimi yaratıldı. Bunun ne karşılığında olduğunu ise bilmiyorduk biz. Bu soruyu soranlara, “savaşın devamını istiyor” suçlamaları yapıldı. Bu soruyu ortaya atarsan fitne sokuyordun ve Başbakan bu soruya cevap vermek zorunda kalacağı için sinirlenebilirdi ve süreçten vazgeçebilirdi. Neme lazım bu konuya şimdi girmeyelim yaklaşımı yaratıldı.

Açığa çıkan İmralı tutanakları bu sorunun cevabını verdi mi peki?

Bir şekilde verdi. Öcalan kesinlikle barışa evrilecek bir süreçten yana. Onun kafasında Türkiye çatısı altında yeni bir Kürt-Türk uzlaşması var. Bunun için de yeni bir demokratik cumhuriyetin inşası için anayasadan başlayarak atılması gereken yasal adımlar var. Kendisinin silahsızlanma için atacağı adımlarla bunları eşleştiriyor. “Evet, bir gün PKK lağvedilecek, silahlı mücadele bitecek fakat Türkiye de bu arada öyle değişecek ki adeta yeniden kurulacak” diyor. “Hepimiz özgürleşeceğiz” diyor.

Peki Hükümet ona ne öneriyor?

Hükümetin ne önerdiği net değil. Nitekim Karayılan, “Devlete karşı kuşkularımız devam ediyor. Devletin bir projesi yok” diyor.


Öcalan, BDP’li miletvekillere, “KCK’lılar da, ben de özgür olacağız” dedi. Öcalan’la KCK’lıların serbest bırakılması karşılığında mı PKK’lılar sınır dışına çekilecek? Yoksa masada başka koşullar da var mı?

Her bir adımın karşılığı var tabii. Öcalan’la görüşmeleri iyi bilen üst düzey bir iktidar yetkilisi görüşmemizde şunu söyledi. “Adam, Kürt hareketinin tümünün daha ilerisinde düşünüyor. Onun için pek çok şey teferruat. Öcalan, Hakan Fidan’la ve onun üzerinden Başbakan’dan aldığı bir sinyalle, ‘Türkiye’nin yeniden yapılanmasına varacak bu iş’ diye stratejik bir karar almış. Fidan ve Öcalan öyle bir noktadalar ki, bütün mesele, Kürt hareketini varılan bu noktaya adapte etmek. Aynı şekilde Ak Parti’de de sıkıntı var. Varılan bu noktayı tek başına Ak Parti de taşıyamaz” dedi. Kısacası böyle yaygın bir kanı var.


Tam olarak yaygın kanı nedir?

Şu anda ikisinin ulaştığı mutabakat, Ak Parti’nin de, Kandil’in çok ötesinde. Nitekim Öcalan, İmralı görüşmesinde “Anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın başkanlığını kabul edebiliriz” diyor. Erdoğan’la vardığı varsayılan zımni mutabakata dayanarak bunu söylüyor. “20020-23’te Türkiye ve Türkiye’deki Kürtler olarak öyle bir yere gideceğiz ki bunu Erdoğan sağlayabilir” diye düşünüyor. Erdoğan’la Öcalan arasında bir perspektif uyuşması var. MİT Müsteşarı Fidan’la Öcalan arasında , muhtemelen Başbakan’ın bilgisi dahilinde, gelecek tasavvuruyla ilgili ulaşılmış bir anlaşma seviyesi var. Çok az kişi bunu biliyor.

Mutabakatın koşullarını mı?

Evet. Paylaşılmıyor henüz. Bazı konularda mutabakat olmasa, Öcalan’ın “takip edin, dediğime uyun” diyen mektupları, Kandil’e, Avrupa’ya gitmezdi. Erdoğan ile Öcalan arasında Türkiye modeli üzerine egzersiz var.

Öcalan, demokratik bir anayasa yapılacağını söylüyor. Kuvvetler ayrılığına karşı çıkan ve hukuku da kendi denetimine alarak başkan olmak isteyen Başbakan Erdoğan peki nasıl demokratik bir anayasa hazırlayacak? Kuvvetler ayrılığını reddederek demokratik bir anayasa hazırlamak mümkün mü?

Bu konuda açmazlar var tabii.

Apo, Erdoğan’ın başkanlığını destekleyeceklerini söyledi. Erdoğan’ın başkanlığını desteklemek de barış görüşmelerindeki koşullardan biri mi?

Onu bilmiyoruz ama Erdoğan’ın öyle bir tarzı yok. “Başkanlığımı desteklerlerse şunu elde ederler” diye bir söylem tutturmaz.


Peki niye PKK ile görüşmelerde Erdoğan’ın başkanlığı da konuşuluyor?

Zaten Devlet Bahçeli de “Öcalan, Erdoğan koalisyonu hayırlı olsun” diyor. En uç Türk milliyetçileri olayı Erdoğan - Öcalan mutabakatı olarak görüyor.


Siz nasıl görüyorsunuz?

Var o boyutu tabii. Zaten bu sürecin çözüme doğru evrilmesinin en önemli iyimserlik referansı da bu. Erdoğan çok güçlü bir adam. Öcalan da kendi kitlesi üzerinde çok güçlü biri. Bu sorunu onlar çözebilir. Öcalan’dan anladığımız şu ki, mutabakatın stratejik boyutta sağlanabileceğine dair yeterli bir iyimserlik var.


Nedir o iyimserlik?

Kürtlerin özel bir statüye kavuşacağı ve iktidarı paylaşacakları yeni bir Türkiye’nin kurulması. Kürtlerin eşit biçimde iktidar ortağı olacağı bir Türkiye yapılanması bu. Ama şu anda bunu söylemek çok sakıncalı oluyor. Kendi tabanını düzene sokamadığı için, bunu söylediğinizde başta Erdoğan başlar “bunu söylemek provokasyon” diye.

Kürtlerin Türkiye’de iktidar ortağı olması ne demek?

Reel politika açısından şu demek. 5-10 yıl içinde Irak ve Suriye Kürtlerinin yöneteceği bölgeler siyasi olarak Türkiye’ye entegre olabilirler. O zaman bunun idari görüntüsü ne olacak? Ankara’dan oraya Tekirdağ’lı bir vali mi atayacaksınız? Mümkün değil. Ama bunu şimdi söylemek provokasyon oluyor. Tutanakların yayınlanması bu yüzden tepki çekiyor. Şimdi sırası değil deniyor. Oysa Milli Güvenlik Kurulu’nda, “Türkiye, Kürtlerle küçülmeyecek. Tam tersine büyüyecek, güçlenecek” diye bir yaklaşım var. Eee nasıl yapacaksınız bunu?

Kürtlere statü verilerek mi yapılacak?

Tabii. Başka türlü olabilir mi? Eşitlik önce anadilde eğitimle olacak. Bunlarda Öcalan’la anlaşıldığı seziliyor. O da o yüzden, “gün gelecek biz Türkiye’de iktidar ortağı olacağız” diyor. “Türkiye’yi Kürtler ve Türkler beraber yöneteceğiz” diyor.

Kürtlere özerklik verilmeyecek mi?

İsimle çok ilgili değil Öcalan. Özerklikten murat edilen, Kürtlerin kendi kendini yönetmesidir. Zaten şu anda bile 100 belediyede seçilmiş durumdalar. Bu sayı daha da artabilir. Üstelik Başbakan, valilerin seçimle gelebileceği bir idari yapıdan da söz ediyor. Bütün bu sinyaller, biraz daha derinlemesine Öcalan’la konuşuldu muhtemelen. Sonuçta adını ne koyarsanız koyun, Türkiye ademi merkeziyetçi bir ülke olacak. Federasyon, özerklik, ya da Osmanlı dönemindeki gibi bir yapılanma. Osmanlı’da Kürtler iç işlerinde tamamen serbesttiler. Bölgenin adı Kürdistan’dı.

Kiminle kim anlaşıyor bu barış görüşmelerinde? PKK ile devlet mi, Türklerle Kürtler mi, yoksa Apo’yla Erdoğan mı?

Öcalan’la Erdoğan’ın anlaşması sonucunda, Türkiye ile Kürtler anlaşıyor. Türkiye ile Kürtlerin büyük beraberliğine gidiyoruz. Türkiye için temel şart nedir? Terör diye ifade ettiği PKK’nın ortadan kalkmasıdır. Yani PKK’nın silah bırakmasıdır. Meseleye Kürtlerin pozisyonundan bakıldığında ise bu, Kürt isyanının bitmesidir. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasal yapısının PKK’nın siyaset yapabileceği şekilde esnemesi ve bunun yasal ve anayasal güvenceye alınması gerekiyor. PKK dağda silahla varolacağı yerde, KCK olarak yasal bir şekilde Türkiye’de siyasette var olacak. Hatırlayın...

Neyi?

12 Eylül yasakları kalkınca CHP’liler SHP’ye geldi. Deniz Baykal SHP’lileri temizledi ve genel başkan oldu. PKK siyasete girdiğinde öyle olacak. Öcalan ve Kandil kadrosu BDP hareketini yönetecek. O yüzden adam “bırakın ev hapsini filan... Hepimiz özgür olacağız” diyor.


Türk medyası ağır bir baskıyla susturulurken Kürtlerin özgürce konuşması nasıl mümkün olacak? Konuşmak, Türklere yasak, Kürtlere serbest mi olacak? Yoksa Türk ya da Kürt kimse konuşamayacak mı? Sansürde mi eşitlik sağlanacak?

Bu bir açmaz halidir ve bu baskı böyle devam edemez. Çünkü çözüm yolunda atmak istediğin adımları atamazsın bu durumda. Bu sansür bitmek zorunda.


Kürtlerin özgürce konuşması, örgütlenmesi, fikirlerini açıklaması nasıl sağlanacak Türkler susturulurken?

Sağlanamaz. Çünkü hangi Türkleri yasaklıyorlar? “Kürtlerin taleplerini dinleyelim” diyen Türkleri yasaklıyorlar. Sen, Kürtlerin taleplerini dinleyelim diyen adamların konuşmasını yasaklarsan, Kürtlerin serbestçe konuşmalarını nasıl sağlayacaksın? Bu baskı sürerse, çözüm süreci yürümez. Kürtlerle de ters düşerler. KCK’lıların serbest bırakılmasının şart olduğu, dolayısıyla bütün bu konuların konuşulmasının gerektiği ve hapisten çıkacak KCK’lıların konuşacakları bir ortam söz konusuyken, sen onu, bunu susturarak nasıl varırsın ki çözüme?

21 Mart’ta Öcalan, PKK’nın sınır dışına çıkacağını ilan edecek. Siz PKK’nın hangi şartlar karşılığında sınır dışına çekileceğini düşünüyorsunuz?

Öcalan, muhtemelen Nevruz’dan önce birinci aşama olarak “çatışmasızlık”, yani kalıcı bir ateşkes ilan edecek ve PKK’nın sınır dışına çekilmesi taahhüdünde bulunacak. Bunun takvimini ve sınır dışına çekilmenin şartlarını açıklayacak.

Türkler ve Kürtler barış şartlarını öğrenebilecek mi?

Kaçınılmaz bu. Çünkü biz o zaman kamuoyu olarak hükümete dönüp, “sen ne diyorsun? PKK’ya ne öneriyorsun?” diye soracağız. Öcalan’ın getireceği şartlar, hükümetin de bir eylem planı sunmasına yol açacak. PKK, 21 Mart’tan itibaren Türkiye sınırları içinde silahlı eylem yapmayacak. Temmuz veya Ağustos’a dek yurtdışına çekilmiş olacak. Hükümet buna paralel olarak yasal değişiklikleri meclise sunacak. 5, 6, 7’inci yargı paketleri gelebilir. Artık kimse çözüm sürecini bitirmeyi göze alamaz. İktidar da basını, kimseyi susturamayacak bu süreçte. Konuşacağız. Basını susturup Kürtleri nasıl özgürleştirecek ki?

Bir barış anlaşması karşılıklı tavizlerle mümkün. PKK ve hükümet karşılıklı hangi tavizleri verecekler?

PKK’nın tavizi, silahları susturması, içeride hiçbir silahlı unsur bırakmayıp sınır dışına çıkmasıdır. Bu, silahsızlanmanın olacağına dair tahahhüttür. Türkiye ise PKK’yı ortadan kaldıracaksa, onu Türkiye’nin sistemine yerleştirmek zorunda. Bunun için de Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarını, Terörle Mücadele ve Ceza kanunlarını değiştirmek zorunda. Türkiye en sonunda da Öcalan’ı hapisten çıkaracak ve siyasi aktör haline gelmesini kabul edecek.


Apo serbest kalacak mı?

Mantık öyle gerektiriyor. Eğer bu ülkede Öcalan ile çözüm olacaksa, o da çıkacak. PKK silahsızlanmayı nasıl içine sindirecekse, Türkiye’nin Türkleri ve kurumları da Öcalanın özgür bir siyasetçi olacağı Türkiye’yi içlerine sindirmek zorundalar.


PKK’nın siyasallaşmasına izin olacak mı?

Başka çaresi yok. Ya siyasallaşmış bir PKK olacak. Zaten o zaman adı PKK olmayacak. Ömür boyu hapis hükümlüsü Öcalan özgür bir siyasi şahsiyet olacak. Ya da bugünkü durum kanlı bir şekilde devam edecek. Bunun kararını vereceğiz biz.


Neden Başbakan, Apo’nun İmralı’da BDP heyetiyle yatığı görüşme tutanaklarının yayınlanmasından bu kadar rahatsız oldu?

Erdoğan, kontrol hastası. Amerikalıların “control freak” dedikleri, her şeyi kendi kontrolü altında tutmaya çok eğilimli biri. Bu durumu kontrolü kaybetmek olarak gördü ve feveran etti. Çünkü bu süreci hem Türkiye’nin bekası hem de kendi siyasi geleceği için çok riskli görüyor. Haklı da. Bir de tabii, bu görüşme notlarının bir içeriği var. Erdoğan çok güçlü biri. Öcalan’ın o tutanaklardan benzer bir güç olarak ortaya çıkmasından ve gücünü kendisiyle eşitlemesinden hoşlanmadı. Zira bu tutanaklar, Öcalan’ın otoritesini Kürtler üzerinde tahkim etti. Bir de tabii Erdoğan, çözüm sürecini anlatma tekelini kaybetti. Süreç bir de Öcalan’dan dinlenecek artık. Öcalan’da da Erdoğan’la yarışacak ölçüde bir kıvraklık ve zeka var.


PKK, Apo’nun direktiflerine uyacak mı?

Uyacak. Son tahlilde Öcalan ne derse o olur. Çünkü Öcalan, PKK için bir zamktır. Ayrıldığı anda, PKK parçalanır. O yüzden PKK’nın lider kadrosu kafası yatmasa da direnmeyecek. Ama Kandil süreci istemiyor.

Niye istemiyor?

Bugünkü konjonktürde ömürlerinde görmedikleri kadar destek alıyorlar. İran, Suriye ve Irak’la çok sıkı ilişkideler. Suriye’de yönetici durumundalar. Diplomatik manevra alanları, İsrail’den Rusya’ya kadar genişledi. PKK’yı bu süreçte şanslı görüyorlar. “Bu kadar avantajlı durumdayken, başkanımız, gelecekte silahlarımızı imha edeceğimiz bir süreci başlattı” diyorlar. Kandil, Öcalan’ın önerilerini henüz hazmetmedi. Karayılan, Öcalan’ın mektubuyla ilgili özünde şunu söylüyor. “Çok zorlanıyoruz ama Öcalan’ın dediklerini yapacağız” diyor. PKK’yı nasıl ikna edecekleri konusunda sıkıntıdalar...

Öcalan bu avantajlı durumu bilmiyor mu?

Biliyor.


Türkiye, Öcalan’a ne önerdi bunun karşılığında?

Onun çok somut, net cevabı yok şu anda.


Demokrasi gittikçe yok edilirken gerçek ve kalıcı bir barış olabilecek mi?

Çözüm sürecinin dinamiği başta Erdoğan olmak üzere, bütün siyasetçileri terbiye ederek ilerleyecek. Başka çaresi yok.

 

 
11 Mart 2013 Pazartesi 11:17 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:38
  • Güneş07:26
  • Öğlen12:24
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1808 - Napolyon Bonaparte komutasındaki Fransız ordusu Madrid'e girdi.
1863 - Santiago (Şili)'de bulunan Iglesia de la Compañía kilisesi çıkan bir yangın sonucu tamamen yandı: 2000'den fazla kişi öldü. Yangın sonrasında buraya bir anıt dikildi.
1868 - İlk ışıklı trafik lambaları Londra'da kullanılmaya başlandı.
1869 - Birinci Vatikan Konsili açıldı.
1886 - ABD'de Samuel Gompers başkanlığında Amerikan Emek Federasyonu kuruldu.
1936 - Nikaragua'da Anastasio Somoza cumhurbaşkanı seçildi.
1941 - Pearl Harbor Saldırısından bir gün sonra ABD Kongresi Japonya'ya savaş ilan etti ve II. Dünya Savaşı'na resmen girmiş oldu.
1942 - Vatan gazetesi, Hitler ve Mihver devletleri aleyhtarı yazılar nedeniyle kapatıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler, Güney Kore'nin tanınmasını onayladı.
1953 - Türkiye futbolda İspanya'yı eledi; Dünya Futbol Şampiyonası'na katılmaya hak kazandı.
1953 - DSİ (Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü) kuruldu.
1962 - Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında "Karşılıklı Sağlık Yardımı Anlaşması" imzalandı. Türkiye'nin de katıldığı anlaşmaya göre, kendi ülkesinde tedavisi mümkün olmayan hastaların bakımı, bu imkânlara sahip ülkelerde yapılacak.
1966 - Dünyanın ilk "işçi şirketi" olduğu söylenen Türksan kuruldu. Şirketin kuruluş amacının yurtdışında çalışan Türkiyeli işçilerin tasarruflarını "değerlendirmek" olduğu açıklandı.
1968 - Tokyo Uluslararası Maratonu'nda İsmail Akçay dördüncü oldu.
1972 - Doğan Koloğlu 7,5 yıl hapse mahkum oldu.
1973 - Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yazar Çetin Altan'ın cezasını affetti. Ancak Altan'ın 2 yıllık cezası af kapsamı dışında kaldı.
1980 - John Lennon vurularak öldürüldü.
1985 - Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, kısaltması KESK olan memur sendikaları konfederasyonu kuruldu.
1987 - Ömer Kavur'un yönettiği Anayurt Oteli 9. Nantes 3 Kısa Film Şenliği'nde büyük ödülü aldı.
1987 - İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler, intifada haraketini başlattı.
1987 - ABD Başkanı Ronald Reagan ve SSCB lideri Mihail Gorbaçov, orta menzilli nükleer füzelerin karşılıklı imhası için antlaşma imzaladı.
1991 - Boris Yeltsin ile Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhuriyetlerinin devlet başkanları Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDT) kuruluşunu ilan ettiler.
1992 - TBMM, Somali'ye asker gönderilmesini kararlaştırdı.
1993 - Sabancı Center açıldı.
1995 - Eralp Akkoyunlu 1987 yılında çıktığı dünya seyahatini tamamlayarak bunu gerçekleştiren 5. Türk oldu. 6 yıl 7 ay süren bu yolculukta Akkoyunlu, 302 gün seyir yaparak dünyayı dolaştı.
1996 - PKK, rehin tuttuğu 6 askeri, Kuzey Irak'taki Zap kampında Refah Partisi Van Milletvekili Fethullah Erbaş, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal ve Mazlum-Der İzmir Şube Başkanı Halit Çelik'e teslim etti.
2003 - Erdoğan Teziç, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından YÖK Başkanlığına atandı.
2004 - Ohio eyaletindeki Damageplan konserinde Dimebag Darrell (Darrell Lance Abbott), Nathan Gale adlı bir çılgın tarafından sahnede vuruldu.
2007 - Küresel Isınmaya Hayır Mitingi
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık