Cemaatçiler 'Devletin Valisi'ni tekbir ve sloganla karşıladı!

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » Mustafa’nın hikâyesi... Kemal’den ve Atatürk’ten önce!

Mustafa’nın hikâyesi... Kemal’den ve Atatürk’ten önce!

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın, ölümünden 5 yıl önce, 1951-52 arasında Yeni İstanbul Gazetesi’ne verdiği 141 mülakat, yeniden kitap haline getirildi. ‘Büyük Kardeşim Atatürk’, 1800’lerin ikinci yarısının başında, anne Zübeyde Hanım’ın genç kızlık döneminde başlıyor ve 1899’da, Mustafa Kemal’in İstanbul’daki Harp Okulu’na gitmek üzere Selanik’i terk edişiyle son buluyor.

 
16 Ekim 2016 Pazar 08:36 
Yorum YapYazdır
 
 
Mustafa’nın hikâyesi... Kemal’den ve Atatürk’ten önce!

‘Büyük Kardeşim Atatürk, resmi tarih diliyle yazılmış bir biyografi ya da anı kitabı değil. Evet, Makbule Hanım zaman zaman imparatorluğun son dönemindeki çarpık işleyişi, kurumları eleştirerek devrimin zeminini oluşturan koşullara değiniyor ancak kitabın büyük bölümü ağabeyi Mustafa’nın çocukluğuna, ailenin ev hayatına, kardeşlerin içinde büyüdüğü koşullara, çocukluk anılarına ev sahipliği yapıyor. Belki ilk kez okuyacağınız anılar, Makbule Hanım’ın edebi üslubuyla birleşince kitabı bir solukta bitiriyorsunuz.

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi
Makbule Hanım ağabeyinin naaşı önünde.


Atadan’ın incelikli üslubu, etnografik detaylara da yer veriyor. 1800’lerin ikinci yarısında, henüz Osmanlı’nın elinde olan Rumeli’de Türklerin yaşayışını, gündelik telaşlarını gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Bugün resmi tarihi aktaran kitapların sayfalarında okuduğunuz olaylar, bir Türk  ailesinin evine nasıl yansıyordu? Yaşanan bozgun ve yenilgilere, başkentten kilometrelerce uzakta, sıradan halkın tepkisi ne olmuştu? Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım nasıl tanıştı? Aile taşradan Selanik’e nasıl taşındı? Askeri okul öğrencisi Mustafa, ilk aşkını annesine nasıl tanıştırdı? Ka Kitap tarafından basılan ‘Büyük Kardeşim Atatürk’ün girişinde Makbule Atadan şöyle diyor: 
“Büyük kardeşime karşı yöneltilen yanlış hükümlerin, düşünülmeden yapılan tenkitlerin son zamanlarda sıklaştığını derin bir üzüntü ile görüyorum... İnsanlar böyledirler. Hükümlerini, çok kere, bir maksada basamak yapmak için verirler. Bir halk sözümüzü hatırlatmak isterim: ‘Umulmadık taş baş yarar.’ Fakat fırlatılan taşlar, umulmadık taşlar olsa içim o kadar yanmaz. Ya taşlar aranıp seçilerek önceden hazırlanmışsa? Büyük kardeşim taşları toplayanları da çok iyi bilirdi, fırsatı düşünce gizli bir köşeden fırlatanları da. Ve bana, çocukken seslendiği adla: ‘Makbuş’ derdi, dediğim gibi çıkmadı mı...”

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi

KİTAPTAN

ALİ RIZA BEY’İN RÜYASI
Toprağın dirilmeye başladığı bir zaman. Babam, büyük bir konağın bahçesinde dolaşıyor. Yüksek bir ceviz ağacının altında bir kaynak var, durmadan akıyor. Altın saçlı, yeşil gözlü, uzun boylu genç bir kız, orada duruyor ve babama bakıyor. Babam, birkaç adım ilerliyor. Kız, yine olduğu yerde. Tam bu sırada aksakallı bir adam beliriyor ve babama “Senin kısmetin bu Ali” diyor. Uykusundan heyecanla uyanan babamın ilk işi, gördüğü rüyayı kız kardeşine anlatmak oluyor. Görülen bir rüyanın, o zamanlarda, büyük bir manası vardır, hele ortada aksakallı bir adam olur da, üstelik kısmetten bahsederse (...) Bir gün Hatice Halam bize uğramış ve annemi görmüş. Ali Rıza Bey’in rüyada gördüğü kız ne kadar da anneme benziyormuş.

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi

Atatürk, kardeşi Makbule Hanım ve manevi kızı Ülkü ile birlikte.

MUSTAFA ASKERİ RÜŞTİYE’DE

Büyük kardeşim her sabah bu disiplin yurduna girerken son derecede ciddidir. Hatta yüzünden istediğine kavuşmuş insanların bahtiyarlığı sezilmektedir. Eve döndüğü zaman ise odası na çekiliyor, kitaplarına gömülüyor ve saatlerce yorulmaksızın çalışıyor. Annem, ağabeyimin, birdenbire değişmesi karşısında sevinmeye cesaret edemiyor. Ya Mustafa’nın hevesi birdenbire değişirse? Fakat aradan aylar geçiyor, imtihan zamanı geliyor. Büyük kardeşim okul hayatına ısındıkça ısınıyor. Cuma günleri (o zamanlarda okulların kapalı kaldığı gün, dinlenme günü) bile ağabeyimi kitaplarından ayırmak imkânsız. Annem de oğlunun yeni hayatından memnun.

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi

HACI KARGANIN HİKÂYESİ

Büyük kardeşim (Mustafa), bir gün, samanlık saçağındaki yuvasından yere yuvarlanan bir karga yavrusu bulmuştu. Düşünce bir kanadı kırılmış zavallının. Ağabeyimin ne büyük bir vicdan davası karşısında kaldığını düşünebilirsiniz. Karga, ona göre, zararlı bir hayvan. Fakat yavru karganın çırpınışı, koyu siyah gözleriyle yalvarır gibi bakışı ağabeyimi çok heyecanlandırmış. Hemen dayıma koşarak anlatmış: “Besleyeceğim dayı. Belki iyileşir, uçar sonra.” (...) Kargayı haftalarca görmedim. Bir gün ağabeyim: “Burada otur Makbuş”, dedi. “Ben şimdi gelirim.” Ağabeyimin sol kolunda karga yavrusu. Beni görünce hemen yavru kargayı kiraz ağacına fırlatıyor ve sonra bağırıyor: “Gel, Hacı.” Hayret. Karga tekrar koluna geliyor. Fakat Hacı, oldukça iyi uçuyor. Büsbütün sakat kalmamış. Çiftlikte başka bir Hacı daha var; Muharrem. Bu adam ömründe hacca gitmemiştir. Niçin ona Hacı diyorlar, bilmiyorum. Çiftlikte iki Hacı oluşu, birtakım anlaşmazlıklara yol açıyor: Biri yüksek sesle Hacı diye bağırdı mı, karga hemen pencere başında çırpınıyor. Fakat aksi de olmuyor değil. Biri kargayı çağırdı mı, bu defa, bizim Muharrem koşuyor. İkisinden birinin adını değiştirmek lazım. 

SELANİK’TEKİ O EV

1880 yılındayız. Kardeşim Mustafa, daha sonraki Atatürk, doğmuştur. Babam büyük bir sevinç içinde. Evimizde üç genç erkek var şimdi. Babamın işi genişlemeye başlıyor. Çocuklarının geleceğini düşünerek arsalar, bağlar, tarlalar satın alıyor, evler yaptırıyor. Beşinci evimiz, çoktan bitmiştir. Oraya yerleşmiş bulunuyoruz. Bu ev, şimdi, Atatürk müzesi olmuştur. Eski Kule Kahvelerinin yanı başında iki katlı bir ev... Kule-Kahvelerinin unutulmaz hatıraları vardır. Talat Bey (daha sonraki Talat Paşa) henüz, göze ilişmeyen bir posta memuru iken, en yakın arkadaşlarıyla burada buluşurdu. Çınarların altında kurulan masalarda bir yandan kahveler içilir, tavla zarları savrulur, öte yandan da 1908 devriminin hazırlıkları yapılırdı. Bizim semtimiz, uyanık vatandaşlarla dolu idi. Babamın da kahvenin çınar dalları altındaki masalardan birine yaklaştığı ve bir iskemleye oturarak münakaşalara sık sık daldığı olurdu.

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi

İLK AŞKI KALYOPİ HANIM

Selanik’te güzelliği dilden dile dolaşan bir şarkıcı vardır: Kalyopi. Otuz yaşlarında, genç ve uzun boylu bir kadın. Mahallemizin zenginlerinden Cafer Efendi Kalyopi’ye vurgundur. Bir gün kapımız çalınıyor. Büyük kardeşim Mustafa Kemal, yıldırım hızı ile basamaklardan süzülerek aşağıya iniyor. Biraz sonra misafirimizin kim olduğunu anlıyoruz. Odaya koyu siyah saçlı, çakır gözlü, sülün gibi genç bir kadın giriyor, arkadan da ağabeyim. Gözleri alev alev yanıyor: “Kalyopi Hanım. Şehrimizin en tanınmış şantözü...”
Annem biraz durakladıktan sonra, genç kadının niçin geldiğini anlamıştır. Büyük kardeşimi üzmek istemediği için, Kalyopi Hanım’ı çok iyi karşılıyor. Konuşuyorlar:
“Mustafa Bey’le on günden beri tanışıyoruz. Çok sevimli bir genç. Sizden çok bahsetti. Ben de sizinle görüşmeye karar verdim. Sizi rahatsız ediyorum belki. Fakat Mustafa Bey’in hatırı için katlandım buna. Beni affetmenizi rica ederim. Konuşacaklarım var sizinle...”
Büyük kardeşim odadan çıkıyor. Annem, genç kadınla baş başa kalıyor. Kalyopi devam ediyor:
“Size anlatacaklarımı, üzülmeden dinlerseniz çok sevineceğim. Oğlunuz, beni seviyor. Onun yaşındaki gençlerde bu gibi duygular uyanırsa hayret etmemeliyiz. İlk aşklardır bunlar. Hiçbir insan kudreti buna karşı gelemez. Aramızda büyük yaş farkı var. Oğlunuza yüz vermesem, çok üzülecek. Bahtsız aşklar tehlikelidir. Onun için Mustafa Bey’i reddetmedim. Konuştum, görüştüm ve bir abla gibi anlayış gösterdim. İlk aşklar, fırtınalar gibidir. Çabuk geçer ve dağılırlar. Arkasından başkaları gelir. Onun için, oğlunuza çıkışmayınız. Aklı başında bir insanım ben. Oğlunuzun bu buhrandan kurtulmasına tıpkı bir abla gibi yardım etmek isterim.”
“Sizi çok mu seviyor Mustafa?”
“Gençlerin ölçüsü yoktur. Sevdiklerini çok severler. Bütün mesele bu aşkları, tehlikesiz yapmaktadır. Yetişmesi için, Mustafa Bey’in bu aşktan vazgeçmesi lazım. Zorla olmaz bu. Genç gönüller çok çabuk bir başkasına kayarlar. Bekleyiniz biraz. Bir başkasını sevmeye başladı mı mutlaka unutur beni. Yalnız üstüne fazla düşmeyiniz.”
“Anlıyorum Kalyopi Hanım. Oğlum, gerçekten, yalnız çocukluk değil, çılgınlık etmiş. Sizin hiçbir suçunuz yok. Bakınız, dünkü çocuk neler yapıyormuş meğer. Benim hiç haberim yok bundan.”
“Başlayan aşklardan kimsenin haberi olmaz zaten. Hele çocuk aşklarını sezmek çok güçtür. Siz nerden bileceksiniz.”
“Oğlum sizi çok rahatsız ediyor mu?”
“Hayır. Yalnız beni nerede bulacağını biliyor ve kapı önünde bekliyor. Biraz konuşuyoruz, o kadar. Bazen, bana ufak bir mektup veriyor. Okutuyorum. Oğlunuz güzel yazıyor.”
“Ne yazıyor bu mektuplarda?”
“Ne yazacak? Beni çok seviyormuş. Allah bağışlasın, güzel oğlunuz var. Aynı yaşta olsaydık, belki birbirimizden ayrılmazdık...”
“Ne diyorsunuz Kalyopi Hanım?”

Kemal’den ve Atatürk’ten önce...Mustafa’nın hikâyesi

 

Banu Tuna/Hürriyet

 
16 Ekim 2016 Pazar 08:36 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1784 - Erzincan'da meydana gelen depremde 5 bin kişi hayatını kaybetti.
1821 - Mora İsyanı sırasında Monevasia şehrini ele geçiren Yunanlılar 3.000 Türk'ü katlettiler.
1829 - William Austin Burt, daktilonun ilk hali olan tipografı buldu.
1888 - Enternasyonal marşı, ilk kez Fransa'nın Lille kentinde işçiler tarafından söylendi.
1894 - Japon güçleriSeul kraliyet sarayını işgal etti ve Kore kralını tahttan indirdi.
1903 - Ford şirketi, ürettiği ilk arabanın satışını yaptı.
1908 - II. Meşrutiyet'in ilanı.
1911 - İstanbul'da, Aksaray Yeşiltulumba'da çıkan büyük yangında yaklaşık 300 ev hasar gördü.
1919 - Erzurum Kongresi yapıldı.
1919 - Mimar Muzaffer Bey'in eseri olan Hürriyeti Ebediye tepesi açıldı.
1929 - İtalya'da faşist hükümet, yabancı sözcüklerin kullanımını yasakladı.
1932 - Alman mimar Hermann Jansen'in hazırladığı Ankara Planı onaylandı.
1939 - Hatay anavatana katıldı.
1951 - Paris Antlaşması (1951) yürürlüğe girdi.
1952 - Mısır'da Cemal Abdül Nasır liderliğindeki Hür Subaylar Hareketi Kral Faruk'u devirdi ve monarşiye son verdi.
1960 - Türk Edebiyatçılar Birliği olağanüstü [toplantı] yaptı. Toplantıda Peyami Safa, Samet Ağaoğlu ve Faruk Nafız Çamlıbel, 27 Mayıstan önce baskı rejimi taraftarı oldukları gerekçesiyle birlikten çıkarıldılar.
1961 - Nikaragua'da Sandinista Milli Özgürlük Cephesi (FSLN) kuruldu.
1963 - Fransa nükleer denemeleri sınırlandırmak üzere Moskova'da yapılan "Deneme Yasaklama Antlaşması"na katılmayı reddeder.
1967 - Detroit, Michigan'da ABD tarihinin en kanlı ayaklanmalarından biri başladı. Olaylar sona erdiğinde, geride 43 ölü, 342 yaralı ve yaklaşık 1400 yanmış bina kaldı.
1974 - Kıbrıs'ta üç günlük harekatta 57 şehit, 184 yaralı ve 242 kayıp verildi.
1976 - Sismik-1 araştırma gemisi (Hora), İstinye Tersanesi'nden törenle Ege'ye açıldı.
1983 - Sri Lanka'daki Budist çoğunluk, yaklaşık 3.000 Tamili katletti. 400.000 civarında Tamil komşu ülkelere kaçtı. Olay Sri Lanka tarihine Kara Temmuz olarak geçti.
1986 - Prens Andrew ile Sarah Ferguson evlendiler.
1995 - Hale-Bopp kuyrukluyıldızının keşfi.
1996 - Aydın İdare Mahkemesi, Gökova, Yeniköy ve Yatağan termik santrallerinin çevreye zarar verdiği gerekçesiyle faaliyetlerinin durdurulması istemini kabul etti.
2000 - Yasemin Dalkılıç, sualtı sporları limitsiz dalışta 120, limitli değişken ağırlıkla serbest dalışta ise 100 metre ile iki dünya rekoru kırdı.
2005 - Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinin üç ayrı noktasında patlayan bombalar 88 kişinin ölümüne yol açtı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:52
  • Güneş05:01
  • Öğlen12:39
  • İkindi16:36
  • Akşam19:55
  • Yatsı21:45
 
Süper Loto
20.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020327515354
 
On Numara
17.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02060708141622232526273550515661656869737478
 
Sayısal Loto
22.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011314192930
 
Şans Topu
19.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu082224283006
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık