KPSS sonuçları belli oldu.. Tıkla öğren

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » KTÜ'lü profesörden AKP'li Aktay'a Türk yanıtı

KTÜ'lü profesörden AKP'li Aktay'a Türk yanıtı

“Türk yoktur” diyen Yasin Aktay’a, KTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Üçüncü'den Türk dersleri..

 
2 Aralık 2013 Pazartesi 08:24 
Yorum YapYazdır
 
 
KTÜ'lü profesörden AKP'li Aktay'a Türk yanıtı

Yasin Aktay, “önceki yazımızdaki Tayyip Bey’in etrafındaki danışmanlar kadrosunda ciddi bir sosyal bilimler kültürü zaafı var. Bu durum Türkiye için ciddi bir milli güvenlik sorunu yaratıyor! Ümmet, millet, ulus, boy, aşiret, klan, etnisite kavramlarını gelişigüzel bağlamından kopuk Batı düşünce kuruluşlarının jargonunu göre kullanıyorlar”saptamamı bir gün arayla örneklendirdi, bir kolektif algılamayı yansıtması açısından önemli.  Türklük bilimi derslerine kaldığımız yerden devam edelim.

Türkiye coğrafyası, üzerindeki bin yılı aşan egemenliğinde ürettiği kültürel gelenek, tesis ettiği barış ve istikrarla Müslim ve akraba topluluklar, gayri Müslim komşuları üzerinde bir güvenlik ve adalet şemsiyesi olmuştur.

Batılı sosyolojik terimler Anadolu coğrafyasında üretilen sosyal ve kültürel yapıyı ifade etmekte her zaman kifayetsiz kalır. Irk ve etnisite kavramları buralarda literatürde bilinenden farklı bir anlama gelir. Bu coğrafyada akrabalık hukuku sebebiyle etnik dediğiniz toplulukların inanç, folklor ve kültür itibarıyla dünyanın başka coğrafyalarında rastlanamayacak giriftlikte ve derinlikte bir birikimi mevcuttur. Bu zenginlik Türk milletinin derin sağduyusu ve engin irfanında mündemiçtir. Soy ve din temelli bir ötekileştirme bu topraklara yabancıdır. Umberto Eco’nun Avrupa’da Kusursuz Dil Arayışları eserinde bunun lingusitik boyutunu Gobineau, Dan  Arthur De Gobineau, Gustave Le Bon, Houston Stewart Chamberlain’e uzanan siyasal antropolojik literatürde diğer boyutlarını görürüz.[Bizde sürekli Güneş Dil Teorisinden espri üreten zevat buna milli çizgideki bilim insanlarının da pek çoğu dahildir, Max Müller’in linguistik temelli ırkçı tezlerini bilmezler veyahut Hint Avrupa teorisi örneğinde olduğu gibi bilimsel görürler.Eco’ya bakmamışlardır.Hint Avrupa teorisin en bağnaz müminleri Türkiye Türkolojisi içindedir.]

MÜSLÜMANLARI ÖTEKİLEŞTİRMENİN BİLİMSEL ALT YAPISI VAR

Batı açısından bakıldığında Doğu dünyası kendi kimliğini oluşturacağı bir öteki repertuarıdır. Antik dönemdeki Pers- Grek mücadelesinde başlayan Doğu Barbarlığı imgesi, Batının kolektif şuuraltında süreç içerisinde katmanlaşarak pekişmiştir. Türkleri bu anlamda Müslümanları ve doğu dünyasını ötekileştirmenin bilimsel! bir altyapısı vardır.

XIX. yüzyılın önde gelen ırk teorisyeni Gobineau ırkı insanları ve kültürleri biçimlendiren yegane faktör olarak ele aldı. Yarım asır süreyle Oxford Üniversitesinde ders veren çağdaşı Alman filolog Friedrich Max Müller ortaya attığı Sami, Ari ve Turanlı üç dili ele alan eseriyle lenguistik bir ırk mefhumu geliştirdi.Bunun ardından Ari ve Sami dil ve ırkları ,iki dini zihniyetin ifadesi olarak kutuplaştırıldı.Renan’a göre Ari ve Sami tarihte belli sosyal oluşumlara özgü karakterleri temsil ediyorlardı.Sami dilinin statik Ari dilinin dinamik yapısı,kullanıcılarının duyuş ve düşünüş ,zihniyet kalıplarını da etkilemişti. Sami ırkı monoteist, tevhidçi, bağnaz ve durağan Ari ırkı politeist ,teslisçi,hoşgörülü,hür iradeli,yaratıcı ve ilerlemecidir.Yahudilik,Hıristiyanlık ve İslam aynı monotesitik Sami gelenekten gelen dinler olsalar da Hıristiyanlık zamanla Ari ırkının etkilerinden kendini kurtararak Ari dininin mükemmel örneği olarak adlandırılmaya hak kazandı.Bu olumsuz Sami zihniyet devamla İslam’a teşmil edilir.Bu Ari Sami ayırımı İran/Turan ayırımı ile pekiştirildi.Max Müller çekimli bir dil olan Aryani dilleri , medeniyetin gelişimi için en uygun diller olarak tanımlar.Buna karşı bitişik Turan dili Türkçe göçebe hayatına uyan bir dildi.Dillerinin yapısı itibarıyla Türkler , tarih boyunca ne kalıcı bir devlet, ne de kendilerine özgü bir yaratıcı medeniyet kurabilirlerdi (Gencer 2012:303-304).

DİZLİYE DİZ ÇÖKTÜRMEK-BAŞLIYA BAŞ EĞDİRMEK

Türkler kendi tarihsel serüvenleri içerisinde birinci bin yılın siyasal entelektüel okumasını “Kün tuğ bolsın kök kurıkan” ütopyası çerçevesinde Tanrısal iradenin buyruğuna uygun olarak “adaleti hakim kılmak” üzere diye ilkeleştirdikleri bir siyasi stratejiye uygun olarak ortaya koymuşlardır. Bu siyasal, askeri, entelektüel strateji, “il ve töre” düzeninin tesisin ardından tatbikat sahasına konulmuştur. Başlangıçtan 10. yüzyıla kadar olan bu süreçte Türkler Farklı katılım düzeyleri ve amaçlar için tertipledikleri Kurultay ve toy gelenekleri sebebiyle askeri demokratik devlet [Bkz. Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, 2. Cilt, , İstanbul, 1979, s. 774.] diye atlandırabileceğimiz bir rejimle, göçerevli iskan biçiminde senkretik bir pragmatik bağdaştırmacılık, genelde imtizaç ettiren bir kültürel anlayışla yaşadıkları bu tarihsel süreçte bazen bölgesel umumiyetle cihanşümul bir kültür ve başat siyasal aktörler olarak var olmuşlardır. Bu ilk medeni hamlenin teorik çerçevesi kamlık düzeninin, aksakallar ve bilgeler meclisinin teorik çerçevesini çizdiği tarih düşüncesini ve metafizik kabullerini oluşturduğu bir aşamadır. Kadim Türk mitik tefekkürü ilk planda ontolojik meseleyi kesin bir çözüme kavuşturur. Varlık ve eşyanın kaynağı, kainattaki en mutlak irade Tanrı iradesi olarak belirir.[ Bilge Kağan “öd Tengri yaşar, kişi oğlı kop ölgeli törümiş, “zamanı Tanrı yaşar (ebedî olan Tanrıdır); kişioğlu hep ölmek için yaratılmıştır” diyor]. Varlık bir ilk sebebe dayanır ve varoluş amaçlı bir eylemdir.

Türklerin batıya, kuzeye ve güneye yönelişleri ile beraber karşılaştıkları yeni medeniyet daireleri, inanç gelenekleri karşısında mevcut yapıları kendi pratiği ve geleneği zihniyet kalıpları ile harmanlayarak bir kültürel süreklilik zincirini imdidat ettirdiğini görürüz. İslam medeniyeti dairesine girmeleri ile beraber Maverüünehir[Çayardı] havzasında Maturidi kelam perspektifi, kadim Türk dinî hoşgörüsü , Bağdat ve İran üzerinden gelen antik Yunan mantık ve felsefe birikimini yeniden bir okumaya tabi tutarak aksiyoner vahdet-i vücud tasavvuf telakkisi ile harmanlayarak Kaşgarlı Mahmud’un cümleleriyle der beyan etmişlerdir.1040 yılında Dandanakan savaşı ile Kadim İran arazisini ve kültürüne hakim olduktan sonra Çin sınırından Akdeniz’ inen muazzam gelişimin anahtarı tefekkür iklimi layıkıyla incelenmemiştir. Maveraünnehir ,İran ve Turan dünyasının kesişim noktasıdır. Tarihi ticaret yolu üzerinde olması ve stratejik konumu hasebiyle kadim Fars,Soğd,Grek/Baktriya,Türk geleneklerinin ve kültürel birikimlerinin çok zengin bir tabakalaşmasına sahiptir.

İkinci bin yıldaki meydan okumayı Kaşgarlı Bağdat’ta Abbasî halifesi El-Muktedî Billah'a sunduğu “Divanü Lügat’it Türk” adlı eserinde eserinde Türklüğün yeni bin yıldaki üniversal idealini ortaya koyar/dikte eder. Bir hadisi zikrederek: Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır ki onlara Türk adını verdim. Onları doğuda birleştirdim. Bir millete kızarsam cezalandırmak görevini onlara veririm...” buyurmuştur.

“Yüce Tanrı: Türkçe öğreniniz, çünkü Türkçe’nin uzun bir saltanatı vardır...” diye buyurur. Bu sözler, Türk tefekkürü perspektifinden İslami literatürün kendi çağındaki işlevsel bir okumasıdır. Yüz yılda Türklüğün Çin sınırından Akdeniz’ inebilmesinin ardındaki kararlılık , kültürel ve stratejik akıl bu ilkelerin ve kararlılığın açılımından ibarettir.

İkinci bindeki meydan okumanın ana omurgasını “nizam-ı âlem ilâyı kelimatullah” [yeni üniversal kamu düzeni anlayışı] ideali teşkil eder. Kadim Türklüğün adalet ütopyası bu yeni inançla tazelenerek aşılanarak, bambaşka yaratıcı bir senteze ulaşır.Bazılarının ebleh bir duyarsızlık ve sığlıkla dudak büktüğü “sentez” bu çerçevede oluşmuştur. Türk milletinin dünya görüşü [=Weltanschauung] ve Selbstbewusstsein [=kendilik bilinci/kendinin farkında olma] süreçleri bu yeni değerler dünyası ile yeni bir “ideolojik” referansa kavuşmuştur.K endilik bilincini oluşturan şey [wer oder was bin ich=ben kimim veya neyim] sorusudur.Bu sualin altı teorik olarak bilimsel,metafizik ve popüler düzeylerde doldurulduğu,aydınlığa kavuşturulduğu süreçlerde Türk milletinin muazzam bir enerji ile üretkenleştiği söylenebilir.Kendilik algısını ve benin bilgisi oluşturan şey Fichte’ye göre “Ben varım” (Ich bin) cümlesiyle başlar.VFichte bilincin bütün içeriğini oldukça radikal bir tarzda bu temel cümleden çıkartır. Ben hiçbir şekilde dışarıdan belirlenmemekte, o kendisini kendi edimleriyle belirlemektedir. Bu anlamda, benim dışımdaki nesnelerin kendi basına bir varlıkları söz konusu olmayıp; onlar Ben’in ürünleridir. Ben’in bizzat kendisi, kendi karsısına bir Ben-olmayan’ı koyar” (Das Ich setzt sich selbst ein Nicht-Ich entgegen). Bu karşıtını ortaya koyma olgusu, Fichte’ye göre kendisini bu karsı olmada ifade eden ben bilincinin edimidir. Bu edim ona göre gerekli bir edimdir, çünkü bu edim olmadan bilinç içerikten yoksun kalacaktır. Aslında bu karşıtı isteyen bizzat Ben’in kendisi olmayıp, bilincin kendisinin bir karşıta ihtiyaç duymasıdır”(Topakkaya 2007:49-59).Türk tefekkürünün hâlde karşı karşıya bulunduğu en büyük kriz bu sorgulamayı yapmamasından/yapamamasından kaynaklanmaktadır. İleri medeni bir hamle bu sualin zamanın ruhuna uygun bir biçimde cevaplanmasıyla başlayacaktır.

Benlik ve idrak konusunda, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun konuyu tartıştığı “Medeniyetlerin Ban İdraki” isimli makalesindeki görüşlerini kısa bir eleştirisini yapmakta fayda vardır. Davutoğlu metinlerinde Türk kültür ve medeniyetine ilişkin değerlendirme ve tespitlerinde , “ben idraki” meselesini ele alırken kullandığı referansların ağırlıklı olarak İngiliz ve Fransız oryantalizminin imbiğinden geçmiş metinler olduğunu görürsünüz. Türkçe ana referansları tetkik etmeden kullanmadan bu alanda vereceğiniz hükümler tutarsız kalır.[Bu konuyu Ahmet Hoca’nın “Stratejik Derinlik” kitabında Türkçe tek bir temel tarih kaynağını referans olarak kullanmadan onun stratejisini nasıl yazdığını incelerken anlatmaya çalışacağım]

Nitekim Davutoğlu yukarıda bahsi geçene makalesinde “Türk Kültüründeki[belki de yegane] olarak İslam dinini göstermektedir. Bu hükmün, aynı dini kabul etmiş onlarca devlet ve milletin niçin cihanşumul bir medeniyet ortaya koyamadıkları sorusu karşısında herhangi bir açıklayıcılığı yoktur.

Davutoğlu:“…Bir ben-idrakinin oluşmasını sağla­yan nihaî etken de, kurumsal ve formel alan değil, bir bireyin varlık sorun­salını anlamlı bir çerçeveye oturtan dünya görüşüdür. Bu nedenledir ki, başka medeniyetlerden gerçekleştirilen kurumsal ve formel aktarımlar zahiri de­ğişimlere yol açsa da, yeni bir ben-idraki oluşturamadıkça ve bu ben-idraki örnek alınan medeniyetin merkezine nüfuz edebilme gücü ve imkanı kazan­madıkça, değişime uğratılmak istenen medeniyet havzasının ruhunu yok edebilmek mümkün değildir. Bir medeniyetin külli direnç gücü de, mede­niyet prototipinin bu ben-idraki direncinde ortaya çıkar. Kurumsal transfe­rin ben-idraki değişimine yol açacağı kanaatini taşıyan modernistlerin geliş­tirdikleri teorik çerçevelerin batı-dışı medeniyetlerdeki direnci, özellikle de İslâm dünyasındaki gelişmeleri, açıklayamamasının temel sebebi de budur. Öncelikle medeniyet ben-idrakini daha vazıh bir şekilde tanımlama zaru­reti vardır. Ben-idraki herhangi bir kimlik meselesi değildir. Kimlik ile ben-idraki arasında açık bir tanım farkı ortaya koymaksızın medeniyetlerin dış dünyaya yansıyan formlarının psikolojik ve sosyolojik arka planını tespit ede­bilmek güçtür. Bu iki kavram farklı iki bilinç düzeyini yansıtır. Kimlik, sos­yal tanınma temelinde gerçekleşen ilişki-bağımlı bir bilinç olarak iki tarafı gerekli kılarken, ben-idraki bir karşı tarafa ya da sosyal bir tanınmaya ihtiyaç hissetmeyen bireysel bir şuur halini yansıtır. Kimlik sosyal, iktisadi ve siyasi otorite tarafından tanımlanabilen ve verilebilen bir nitelik taşırken, özneyi esas alan ben-idrakinin herhangi bir başka otorite tarafından tanımlanabil­mesi de, tasfiye edilebilmesi de imkansızdır. Meseleyi bir misalle berraklaştırmak gerekirse, Yugoslavya devleti Sırp, Boşnak, Arnavut ve Sloven vatan­daşlarına ortak bir kimlik tayin etmiştir. Ancak, zamanla, bu toplulukların iç­lerinde yaşatageldikleri medeniyet aidiyetlerine dayanan ben-idrakleri gerçek muharrik güç olarak devreye girmiş ve tanımlanan kimlikleri aşan bir siyasi olgu haline kısa zamanda dönüşebilmiştir. Ortak medeniyet geçmişleri do­layısıyla birbirine yakın ben-idraklerine sahip olan Hırvat ve Sloven ya da Boşnak ve Arnavut topluluklar arasında görülmeyen çatışmalar, Sırp-Boşnak, Hırvat-Boşnak, Sırp-Arnavut ve Sırp-Hırvat unsurlar arasında tahakkuk etmiştir (Davutoğlu 1997:1-53).

[Sırp ,Hırvat ve Slovenlerin ortak medeniyet geçmişi doğru lakin Arnavutlar bunun dilsel ve kültürel olarak  dışında kalır.Etnisitelerin siyasallaşması ve çatışması dünyanın her yerinde rastlanılabilen bir durumdur.Kaldı ki Yugoslavya deneyiminin de herkese tek bir kimlik dayatıldığı pek doğru değildir?Bu kamplaşma sırf ben idrakine göre şekillenmiş olsaydı Sırplar ve Hırvatlar çatışmamaları lazım gelirdi.Ortak medeniyet havzalarının ben idraki etnisitilere göre değil kültürel havzalara göre daha geniş alanlardan beslenir. K.ÜÇÜNCÜ]

TÜRK KİMLİĞİNİ BU BEN İDRAKİ DÖNÜŞÜMÜNDEN BAĞIMSIZ ŞEKİLDE TANIM­LAYABİLMEK MÜMKÜNDEĞİLDİR

Dolayısıyla her ben-idraki tabii bir kimlik haline dönüşebilirken, her kim­lik bir ben-idraki bilincine ulaşamamaktadır. Bir kimliğin ben-idrakine dö­nüşmesi psikolojik ve zihni dönüşümün de tam bir bütünlük içinde gerçek­leşmesini ve iç bilinçten kaynaklanan ve şahsiyetle bütünleşen bir süreci ge­rekli kılar. Göçebe Germen kabilelerin Hıristiyanlaşarak Roma medeniyet havzasına intibak etmeleri sonucunda ortaya çıkan ve bu üç unsuru birleşti­ren Şarlman'ın Kutsal Roma Germen imparatorluğu bu tür bir ben-idraki dönüşümünün eseri olduğu içindir ki, daha sonraki Alman kimlik referans­ları içinde merkezi bir konum kazanmıştır. Hitler'in III. Reich'ın daki üçün­cünün ilki Şarlman'ın imparatorluğudur.Yine göçebe Rus kabilelerin Ortodoksluğu kabul ederek Doğu Roma bi­rikimine intibak etmeleri de, III. Roma ideali ve Çar kavramı da dahil ol­mak üzere Rus kimliğini oluşturan temel referans ölçüsü olmuştur.Türkle­rin İslamlaştıktan sonra Selçuklu tecrübesinden geçerek ulaştıkları Osmanlı medeniyet birikimi de benzer bir ben-idraki dönüşümünün eseridir ve modern Türk kimliğini bu ben-idraki dönüşümünden bağımsız şekilde tanım­layabilmek mümkün değildir (Davutoğlu 1997:1-53)..

[Türk kimliğindeki ben idrakinde İslamlaşma ile dönüşen nedir?Kültürde formlar dururken içeriğin değişmesi siyasal ,sosyal ve ekonomik değişimlerin neticesi olduğunu söylemeye gerek var mı?Türkler Sadece Selçuklu tecrübesinden geçerek Osmanlıya mı ulaştılar. Selçuklu tecrübesinden geçmeden Babür,Altınorda, Çağatay geleneklerini bu hükümden vareste mi tutmalıyız.Veya hiç İslamla tanışmayan Türkler için durum nedir?Bu yargıda Türk entelektüelinin elan devlet aklının “Türk” algısını ortaya koyması, beslendiği referansları açısından dikkate değerdir.Bu bakış Türkiye’de son dönemde Tarih incelemelerinin Oğuz eksenli-Osmanlı çizgisine odaklanmansın yarattığı bir anomalidir.Oysa ki “Tengri teg Tenride Bolmuş veya Tengri Kut Verdiği İçin onu temsilen hakan Olmuş İslam Önsesi Türk Kağanı ile “Zıllullahı fi’i âlem olan halifemiz padişahımızın” unvanları aynı kolektif siyasal bilincin tevarüs ve tezahürüdür. K.ÜÇÜNCÜ]

Modern Türk kimliğini bu unsurlardan ayrış­tırarak tanımlamaya çalışan ve İslâm-öncesi Anadolu kültürlerine dayandıran tarih tezlerinin başarısızlığı, ben-idrakine dönüşmesi mümkün olmayan merkezî ve soyut kimlik uyarlamalarının, tarihi ve zihnî temele oturan sağ­lam bir ben-idraki zemini karşısında yetersiz kalmış olmasındandır.Sovyet kimliğinin Rus kimliği karşısında tutunamaması da, tarihî zemin­den koparılmış batı-eksenli seküler Türk kimliğinin, İslam medeniyetinin unsurları ile bezenmiş ben-idrakini, merkezi otoritenin gücüne ve iradesine rağmen, bir türlü tasfiye edememesi de, medeniyet ben-idrakinin siyasi ira­de ile tayin edilmesinin iınkansızlığındandır. Tarihî kırılma öngören devrim­ci retorikler, eski ben-idrakinden daha güçlü alternatif ben-idrakleri oluştur­madıkları sürece total bir medeniyet aktarımı gerçekleştiremez.. Bunlar uzun dönemli medeniyet tarihinde sadece konjonktürel etkide bulunan geçici dalgalanmalara yol açabilir.Yeni bir medeniyet ben-idraki, ancak ve ancak daha kapsamlı bir varlık bi­linci, bilgi temeli ve davranış normları bütünü ile oluşabilir.

[Bilimsel bilgi temelli bir açıklama medeniyetin teorik referansını oluşturmaz. Bir medeniyetin kuramsal açıklaması metafizik, dinî, hikemikurulabilir. Medeniyetimiz için elzem olan bu çağın teorik açıklamasını yapabilmektir. Ezcümle “kendilik bilinci”= “Davutoğlu’nun ben idraki”daha geniş ve uzun tarihsel dilimlerde oluşan ve katmanlaşan bir bilinçtir. Bilinç olduğu için tamamı söz ve davranış ile ifade edilemez “hissedilir ve yaşanır”.Kadim Yunan için Doğu Dünyasının tamamı “barbar”dır.Pontus Kralı VI.Mitridad’ın Roma’ya direnişini bütün Anadolu ve halkları adına verdiğini hatırlamak gerekir.Yani Doğu ve Batı dünyası arasındaki ben ve öteki yarılması daha geniş bir çerçeve içinde anlaşılabilir.İnsan, ahlak ve değer tanımlarında köklü farklılıklar vardır.Bunlar siyasal rejimlerle değişmemişlerdir.Öyle olsaydı,Marksist Maocu Çin Halk Cumhuriyeti köküne kadar Batılı bir ideoloji ile yönetildiğine göre kendisi de Batılı sayılması gerekirdi.]

Türk ben idrakinin cihanşumul bir içeriğe kavuştuğu Maveraünnehir Türk düşünce çevresi dediğimiz bu irfan ve hikmet ikliminin temeli aklın ve metafiziğin dengeli bir imtizacı ile atılmıştır. Aklı putlaştıran Mutezile düşüncesinin karşısında şahsiyeti ve onun irade ve seçimlerini , fikri ve düşünsel melekelerini hiçe sayan Eşari anlayışı bir aksülamel oluşturmuştur.Türk İslam düşünce dünyasındaki bu teorik açmazı ve çelişkiyi aklı ve gönlü/irfanı aklın dışındaki sezgi ve ilham kaynaklarını dengeli bir biçimde kaynaştıran Maturudi kelam düşünce ekolünün üretken ve işlevsel yapısı gidermiştir.Kamusal alanı, bilimin ve metafizik tecrübenin sınırlarını çağının en üst düzeyinde inşa eden bu teorik yaklaşım yepyeni bir medeniyetin ve siyasal hakimiyetin/hegemonyanın kapısını aralamıştır.Manevi bilimlerde Tirmizi, Buhari,Maturidi,Ebu’l Leys-es Semerkandî, akli bilimlerde Cabir,Harezmi;Farabi,İbni Sina, Biruni, Tasavufi cephede Ahmed Yesevi gibi zirvelerin yetiştiği bu tarihsel kesit yaklaşık 200 yıl gibi kısa bir süreyi kapsar.Orta Asya Türk medeniyetinin ve diğer büyük Türk devletlerinin ve imparatorluklarının yükselme dönemine kadar Osmanlı birikiminin temel mihveri bu doğrultudur. Türk tarihinde akıl ve metafizik tecrübe ilişkisinin bozulduğu süreçlerde sistemin aksayıp kademe kademe inkıraza sürüklendiği tarihi bilgiyle malumdur.

Türkiye’nin ve Türk milletinin tarihsel ve kültürel birikimi dinsel serüveni dikkate alındığında seçmen davranışının kapitalizm bağlamında yeniden üretilmiş ahlaktan soyutlanmış Eşari ve Emevi gelenekten beslenmiş kapitalist din anlayışından referans alarak üretildiği bir siyasal ve sosyal iklimde Maveraünnehir Türk tefekkür birikimine yaslanarak reyi, vahyin yanında aklı, bireyin özgürlüğünü ve istişareyi dikkate alan bu anlamda demokratik ufkun yeniden güncellenmesine imkan veren yaklaşımı eleştirel bir yaklaşımla gündemine almalıdır.

BİZDE EKSİK OLAN METİNLERDE ÇAĞIMIZIN OKUMASINI YAPAMAMIŞ OLMAMIZ

Türk düşüncesinin kaynakları veya geleneği derken bir repertuarı veya seti olduğu gibi alıp bugünün şartları içerisinde uygulamaya çalışmak gibi tarih dışı bir fanteziden ve foklorizmden söz etmiyoruz. Türk kültürü ve icracıları, yaratıcıları tarihsel süreçte kendi tarihsel sosyal şartları içerisinden kültürel referans ve sembollerimizin yaratıcı bir okumasını yaparak “ili ve töreyi” çekip çevirmişlerdir. Yani kendi çağlarının teorik açıklamasını yapmışlardır. Bizde eksik olan hâlde, günümüzde metinlerimiz ve sembollerimizden kendi çağımızın okumasını yapamamış olmamızdır. Bunu tin veya kelam veya logos tesadüfü olarak üretemez bilinçli ve eylemli bir irade gerektirir. Bunun anahtarı bıkıp usanmadan yorulmadan“yor-mak” ”yorumlamaya” çalışmaktır. Tenkidi düşünceyi içeriye buyur etmektir.”İstişare yorgunuyuz dostlar”

BÜTÜN ŞARTLAR ELE ALINMADAN YAPILACAK DEĞERLENDİRMELERİN HEP BİR TARAFI EKSİK KALACAK

Türkistan, Ahmed Yesevi, Maveraünnehir, Alp erenler manevi önderler Türk düşünce dünyasında Fuad Köprülü’nün çok başarılı bir tarihsel inşa ve açıklama ile inşa ettiği kavramlardır.Ama bu açıklama bir yönüyle eksiktir.Hilmi Ziya Ülken’in Türk Tefekkür Tarihi’nde vukufla ifade ettiği gibi Anadolu’da iki temel tasavvuf düşüncesi hakimdir.Biri Türkistan/Horasan ekolü bir diğeri en az onun kadar etkili olmuş olan Endülüs’den gelen İbni Arabi ekolüdür.Her iki sistemin kavrayış ve izahlarında farklılıklar vardır.

Türk kültür havzasını inşa eden siyasi, coğrafi koşullar, ekonomik koşullar aynı bağlam içerisinde yorumlanarak bir çıkış veya cevap aranmalıdır. Bu noktada Türk kültürü, İslam öncesi ve sonrası zımni ayrıştırmasına tabi tutulmadan bütüncül olarak anlaşılmalıdır.Bunun için Hilmi Ziya Bey’in Türk Tefekkür Tarihinde çizdiği çerçeve bir yol haritası olabilir.Kültürü oluşturan değiştiren dönüştüren bütün şartlar ele alınmadan yapılacak değerlendirmelerin hep bir tarafı eksik kalacaktır

Gerçek bir çağdaşlaşma için Türk hümanizmasını oluşturacak yaratıcı okuma ve düşünme süreci bu perspektif takip edilerek inşa edilmelidir. Bu çerçevede Türk milli düşüncesine  kaynaklık eden temel metinler de eleştirel bir okumaya tabi tutulması zaruridir.

Önümüzdeki “yeni bin yılın meydan okuması, böylesi bir arka planı içselleştirmeyi” zorunlu kılar.

KAYNAKÇA

TOPAKKAYA, Arslan (2007) , J.G. Fichte’nin “Bilim Öğretisi” Adlı Eserinde Varlık Açılımının Yöntemi Olarak Diyalektik,Kaygı,Kaygı Dergisi,S 9,s 49-59

Avcıoğlu, Doğan (1979)Türklerin Tarihi, 2. Cilt, İstanbul:Tekin Yayınevi

Davutoğlu ,Ahmet (1997),Medeniyetlerin ben-idraki[Self-perception of the civilizations], Divan Dergisi ,S.3,s 1-53

Ergin, Muharrem (1996) Orhun Abideleri,İstanbul:Boğaziçi Yayınları

Gencer Bedri (2007), “Osmanlı Kozmopolitizmi için Tabiî Hukuk Teorisi:Sava Paşa

Gencer, Bedri (2012) İslamda Modernleşeme Ankara:Doğu Batı Yayınları

Hegel (2010), Tarih Felsefesi, Çev. Aziz Yardımlı,İstanbul: idea yayınevi

Prof. Dr. Kemal Üçüncü

 
2 Aralık 2013 Pazartesi 08:24 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:39
  • Güneş07:27
  • Öğlen12:25
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1851 - Montréal'da YMCA'nin Kuzey Amerika'daki ilk şubesi açıldı.
1893 - İstanbul'da günlerce süren soğuk hava yüzünden Haliç dondu.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir yasa kabul edildi.
1917 - Kudüs, İngiliz ordularının işgal etmesiyle Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1923 - İstanbul'da, Ağa Han'ın Başbakan İsmet Paşa'ya gönderdiği mektubu yayımlayan gazeteciler tutuklandı.
1925 - Yerli kumaştan elbise giyilmesi kanunu çıktı.
1926 - Darülelhan'da (konservatuvar) Türk müziği öğretimine son verildi.
1928 - Latin harfleriyle ilk mezar taşı dikildi. Avukat Ali Kemal Bey annesi Aliye Hanım'ın mezar taşını Latin harfleriyle yazdırdı.
1938 - Başkent Ankara'nın yeni tren garı hizmete açıldı.
1941 - Çin; Japonya, Almanya ve İtalya'ya savaş ilan etti.
1945 - Fenerbahçe, Yunanistan'ın Enosis takımını 5-1 yendi.
1946 - Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi'nin ikinci aşaması "Doktorlar'ın Duruşmaları" yla başladı. Bu duruşmalarda insanlar üzerinde deneyler yapan Nazi doktorlar yargılandılar.
1949 - Birleşmiş Milletler Kudüs'te yönetimi aldı.
1950 - Harry Gold, II. Dünya Savaşı sırasında atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği'ne verdiği için 30 yıl hapisle cezalandırıldı.
1951 - İstanbul Şişli Camii'nde Evita Peron için mevlüt okundu.
1952 - Tiyatro sanatçıları Ruhi Su, Ulvi Uraz, Aclan Sayılgan, Kemal Bekir Özmanav, Süheyl Terek tutuklandı. Sanatçıların Paris'te faaliyet gösteren İleri Jön Türkler örgütüyle ilişkileri olduğu iddia edildi.
1953 - General Electric şirketi tüm Komünist personelini işten atacağını ilan etti.
1961 - Tanzanya bağımsızlığını kazandı. Julius Nyrere cumhurbaşkanı oldu.
1962 - Tanganika kuruldu.
1963 - Zangibar Sultanlığı bağımsızlığını kazandı.
1965 - Nikolay Podgorni Sovyetler Birliği devlet başkanı oldu.
1967 - Ankara'da üniversite öğrencileri NATO'ya karşı direniş mitingi düzenledi.
1979 - 2 gün önce silahlı saldırı sonucu ölen Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil'in cenazesine katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı: 1 işçi öldü, 8 kişi yaralandı, 61 kişi de gözaltına alındı.
1987 - Gazze Şeridi'ndeki Cebaliye mülteci kampına İsrail askerleri saldırı düzenledi.
1992 - İngiltere Prensi Charles ve Prenses Diana ayrıldıklarını açıkladılar.
1995 - Nazım Hikmet'in "Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam" heykeli, Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın da katıldığı törenle Ankara Atatürk Kültür Merkezi bahçesine yerleştirildi.
1999 - Düzce'nin il, Kaynaşlı ve Derince'nin ilçe yapılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete'de yayımlandı.
2002 - Endonezya hükümetiyle Aceh'teki ayrılıkçılar arasında 26 yıllık savaşı sona erdiren antlaşma imzalandı.
2002 - ABD'nin ve dünyanın ikinci büyük havacılık şirketi United Airlines konkordato başvurusunda bulundu.
2004 - Kanada Anayasa Mahkemesi, eşcinsel evliliklerin anayasaya uygun olduğu kararını verdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık