Trabzon'a kim ihanet etti?

Ana Sayfa » Medya Kritik » Kocasakal'dan Adalet Yürüyüşü'ne ikinci eleştiri

Kocasakal'dan Adalet Yürüyüşü'ne ikinci eleştiri

Ümit Kocasakal: Bir yola hangi amaçla çıktığınız kadar, o yolda kimlerle yürüdüğünüz de önemlidir. Çünkü yollar yürümekle aşınmaz ama belli ilkeleriniz ve tutarlılığınız yoksa amaçlar ve içerik aşınır !”

 
1 Temmuz 2017 Cumartesi 23:14 
Yorum YapYazdır
 
 
Kocasakal'dan Adalet Yürüyüşü'ne ikinci eleştiri

Aslında, gündem yönlendirmesi altında kalmadan, ülkenin gerçek sorunları ile ilgili olarak yazmak istediğim başka şeyler var. Ancak bazen araya bu tür yazıları sıkıştırmak gerekiyor. 

Adalet yürüyüşü ile ilgili görüşümü; doğruluğu ya da yanlışlığı, desteklemek yahut karşı çıkmak gibi gereksiz bir ikileme düşmeksizin kendi bakış açıma göre olması gereken içeriği ve parçalarını, çıkış ve varış noktalarını Odatv'deki önceki yazımda açıkça ve ayrıntılı olarak belirttim. Tekrar etmeye gerek yok. Okumamış olanlar bu sitede okuyabilirler. 

Yazımın ana fikri şu idi

“Adalet yürüyüşü fiziksel ve süreli değil, sürekli ve ideolojik bir yolculuktur. Net bir çıkış ve varış noktası ile bir yön duygusu, kimlik ve ideoloji gerektirir. Çıkış noktası anti emperyalizm, varış noktası tam bağımsızlık, ana durakları ise ülkenin bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin kurucu değerleri, üretim, hakça bölüşüm, emeğe değer vermek, yurttaşlık bilinci ile herkesi kucaklamak, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve demokrasidir. Aynı şekilde adalet, hiç bir ayrım gözetilmeksizin herkes için, hatta ona inanmayan ve değer vermeyenler için bile talep edilir ve aranır, ama herkesle aranmaz! Çünkü bir yola hangi amaçla çıktığınız kadar, o yolda kimlerle yürüdüğünüz de önemlidir. Çünkü yollar yürümekle aşınmaz ama belli ilkeleriniz ve tutarlılığınız yoksa amaçlar ve içerik aşınır !”

RANTİYELERİ DE ORTAYA ÇIKTI

Bu yazımda yürüyüş ile ilgili görüşlerimi; ideolojik, psikolojik ve ilkesel boyutları ile gayet açık ve anlaşılır biçimde, ifade ettiğimi düşünüyorum. Tabi anlama sorunu olmayan ve gerçekten anlamak isteyenler için...

Bu yürüyüşle birlikte hemen rantiyeleri de ortaya çıktı! Özellikle anılan yazımdan sonra öyle anlaşılıyor ki, bu yürüyüşte fiziksel olarak boy göstermememden, burada basına poz vermememden dolayı, fırsat bu fırsat denilip "bir yerlerden" düğmeye basılmış, şahsımı hedef haline getirme, karalama ve yıpratma amacıyla bazı eller "ovuşturulmuş", kılıçlar çekilmiş ! 

Yanlış anlaşılmasın, bu konudaki samimi beklentileri, talepleri, eleştirileri anlayabiliyorum, saygıyla karşılıyor ve not ediyorum. Sözüm iyi niyetli kişilere ve eleştirilere değil, bazı "kasaba politikacıları” ile “sosyal medya-internet kahramanları” na! Yani bu yürüyüşten kendileri için bir siyasi rant ve ikbal elde etmeye çalışan siyaset tüccarlarına ve yatırımcılarına. Nefesleri buram buram popülizm ve ucuz politika kokan "kahraman" lara ! Günlük gelişmelere göre sürekli görüş değiştirip  yalpalayanlara, şakşakçılara ! Anadolu'nun o güzelim benzetmesi ile “Sel önünden kütük kapmaya çalışanlara!“ Birazdan bunların karakteristik özelliklerini sıralayacağım. 

Önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım: Önceki yazımda belirttiğim üzere, bu yürüyüş bir siyasi tercihtir ve saygı duyulmalıdır. Ancak her siyasi tercih gibi desteğe ve onaylanmaya da açıktır. Bazı ideolojik nedenlerden, kaygı ve tereddütlerden, ilkesel bir tutumdan kaynaklanan eleştirilere ve tercihlere de... Eğer fiziksel olarak bu yürüyüşte boy göstermemek, "adalet istememe" veya "korkma" olarak nitelendirilebiliyorsa adaletten hiç bir şey anlaşılmamış demektir. Bu durumda da ucuz kahramanlık ve siyasi rant peşindeki bu zatların katıldığı veya desteklediği şey de sadece bir "yürüyüş", üstelik de kendi "ikbal yürüyüşü" olmaktadır ! Bu gibiler, adaleti bir yürüyüşe veya ona katılmaya indirgeyecek kadar adaletin ne olduğundan bihaber olduğu gibi, buradan hareketle lidere yaranmayı, kendi siyasi konumu ve geleceği için rant elde etmeyi mubah görür. Bunu da sığ bir popülizmle ve ucuz kahramanlıkla, abartılı övgü veya yergilerle örtmeye çalışır. Başka bir ifadeyle, bu gibiler için böylesi durumlar bulunmaz bir ucuz kahramanlık gösterisi fırsatıdır. Sahne ışıkları gözünü kamaştırır ve tribünlere oynar! 

Hayatım boyunca davranışlarımı, tercihlerimi, kararlarımı kimin ne söyleyeceği, ne düşüneceği üzerine oturtmadığım gibi kişisel ikbal de gözetmedim. Doğru veya yanlış, kararlarımı kendi fikrime ve vicdanıma göre aldım ve uygulamaktan, gerektiğinde bedel ödemekten kaçınmadım. Önceliğim hep ülkem, vatanım ve halkım oldu. Bugüne dek defaatle açıkladığım gibi, düşüncelerim, yolum bellidir, nettir. Bu açıdan müsterihim ve değişecek de değilim. Kendimi kimseye bir şeyi ispatlama mecburiyetinde hissetmediğim gibi, siyasi bir ikbal peşinde de olmadığım için hiç kimseye "yaranma" "şirin gözükmeihtiyacı içinde de değilim. Doğruluğuna inandığım bir şey için dünya başıma yıkılsa inandığımı yapmakta tereddüt etmeyeceğim gibi, doğruluğuna inanmadığım bir şeyi de hiçbir güç veya baskı da bana yaptıramaz ve dayatamaz. "Yönlendirme", "yönetme", "eritme", "formatlama" olmazsa da "yıpratma" amaçlı psikolojik harekatlara da hazırlıklıyım

İLKESİZLİĞİN TELAFİSİ ZORDUR

Bugüne dek olduğu gibi, bundan sonra da kimsenin tavsiyesi, talimatı, telkini, algı mühendisliği ve çarpıtmaya bağlı olarak oluşturmaya çalıştığı psikolojik baskılar ve dayatmalar ile de hareket etmeye hiç niyetim yok. Hiçbir çamur veya bulaşık da üstüme yapışmaz. Hukukçu olarak  varoluş nedenimiz adalet olduğu gibi meslek pratiğimiz başlı başına bir adalet yürüyüşüdür. Bu konuda şahsımın bugüne kadar sergilediği ve toplumun da tanıklık ettiği duruş ve yürüyüşü anlatmaya veya açıklamaya da gerek duymuyorum. Bu husus, kamuoyunun takdirindedir. Yanlış yapmaktan yahut kamuoyu baskısından korkan doğruyu yapmakta zorlanır. Yapılan bir yanlış düzeltilebilir, ancak ilkesizliğin, siyasi savrulmaların telafisi güçtür çoğu zaman da  mümkün değildir ! Neyin ne olduğunu, neyin doğru veya yanlış olduğunu zaman gösterecektir. 

Ancak bu gerçekleri; kendi siyasi ikballeri, amaçları, şahsi hırs ve arzuları doğrultusunda fırsattan istifade sel önünden kütük kapmaya çalışan kasaba politikacıları anlayamaz. 

Çünkü:

-Kasaba politikacısı adaleti ve cesareti; bir yürüyüşte "boy göstermek" ten ibaret zannedecek, burada boy göstermeyenleri "adalet istememekle" yahut "korkmak"la suçlayacak, "esef edecek"  kadar bir "derin" liğe, "çapa"  ve  "adalet  duygusuna(!) " sahiptir !

-Kasaba politikacısı, kişinin yüzüne söyleyemediğini, basın yoluyla gıyabında söyler, dedikodu üretir ! Durumdan istifade "bulaşmayı" ve "sataşmayı", bu tür siyasi manevraları marifet ve kazanç zanneder. Çünkü başkası üzerinden rant elde edebilme dışında kendi gücü ve birikiminden elde edebileceği bir şey yoktur. Örneğin bugüne dek gerek Türkiye'deki gerekse parti içindeki adaletsizliklere neden ses çıkarmadığını veya başarısızlıkları izah edemez.  

-Kasaba politikacısı aynada boyunu ve çapını olduğundan uzun görür ! 

-Kasaba politikacısı okuduğunu anlamaz, üstelik anlamadığını da anlamaz !. Yahut istediği gibi anlar ve çarpıtır. 

-Kasaba politikacısının ciddi bir çap ve kapasite sorunu vardır. Gönlündeki "arslanı"  gizlemeye çalışsa da herkesi potansiyel rakip olarak görür, herkesi kendi gibi zanneder ! Kural tanımadığı için fırsat geldiğinde bel altı vuruşları yapmaktan çekinmez !

-Rol yapsa da kasaba politikacısında gerçekte bir "şaşırma" duygusu  yoktur, olamaz. O ne şaşırır, ne de şaşırtır !

-Kasaba politikacısı, sığ popülizm ve fırsatçılık kokan ucuz kahramanlığı, medyaya gülücükler saçıp haber olmayı cesaret zanneder. Bugüne dek kendi yaptıklarına veya yapmadıklarına, duruşuna bakmadan, o sözcüğün anlamını dahi bilmeden ("Esef etmek" ile "teessüf etmek" farkı için bkz. TDK Sözlük) ona buna "esef etme" hakkını kendinde bulur ! Yön duygusu ve belirli bir kimliği, ideolojisi olmadığı için sürekli yalpalar, kendini konjonktürün ve hamasetin gündelik rüzgarına, bırakır, kuru bir yaprak gibi sürüklenir, savrulur !

-Kasaba politikacısı, aynı zamanda siyasi ikbali, geleceği ile ilgili olarak iyi bir yatırımcı ve tüccardır! Siyasi gelişmeleri "borsa" gibi izler, konjonktürden "yararlanmayı" iyi bilir. Parti içindeki konumunu güçlendirmek, liderine "bağlılığını" göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Çünkü önceliği parti veya ülke değil, siyasi ikbalidir. Ancak ikbali için gerekli gördüğünde de liderini "satmak" ta, derhal saf ve görüş değiştirmekte tereddüt etmez !  

BAZI İPLİKLER YUMAĞA SARILI DURMAKTA

-Kasaba politikacısı, siyasette yükselmeyi lidere bağlılıkla kaim gördüğü yahut var olabilmek için mutlaka bir "lider" gerektiğine inandığı için de; hukukçuların bir "liderinin" olmadığını, olamayacağını, çünkü bağımsız olduklarını, bu nedenle baro başkanlarının birer "lider" değil avukatlar tarafından seçilmiş, görev ve yetkileri kanun ve meslek ilkeleri ile belirlenmiş temsilciler olduğunu da anlayamaz, olmayan iddiaları varmış gibi göstermekten çekinmez ! 

-Kasaba politikacısında ilke, kimlik, ideolojik derinlik veya yön duygusu yoktur ! Bir pusulaya, tutarlılığa ihtiyacı da yoktur. Her fırsatta öne çıkmaya, birilerine bir şey göstermeye veya ispat etmeye, bu yolla da zaaflarını ve yetersizliklerini örtmeye çalışır. Onun için bir makama, mevkiye nasıl ve hangi yolla gelineceğinin veya orada kalınacağının da bir önemi yoktur. Olaylara geniş ve derinlikli bir bakışı yoktur. Bu nedenle bir yürüyüşle partinin ve ülkenin tüm sorunlarının hallolduğunu, hallolacağını zanneder.

- Kasaba politikacısı, ekranlarda veya meydanlarda boy göstermeyi, bir derinliği olmayan genel-geçer şeyleri dile getirmeyi, hamaseti, popülizmi, alkışlanmayı politika ve başarı zanneder. 

Ama bilinmelidir ki, henüz bazı "iplikler" yumağa sarılı durmakta olduğu için pazara çıkmamıştır, ama yakındır! Gerçekleri gizleyen, örten maskeler indiğinde, örtüler kalktığında toplum herkesin gerçek yüzünü görecektir. Çünkü bu tür sığ, ucuz anlayış ve politikalarla, konjonktür fırsatçılığı ve rantiyeciliği ile, kasaba politikacılarıyla partilerin ve Türkiye'nin bir yere varamayacağını herkes anlayacaktır, hatta anlamaya başlamıştır. Telaş da bundandır. Kasaba politikacısı başkalarına hesap sormadan önce, partisinin neden bu durumda olduğuna bakmalı, bu süreçteki rolünü sorgulamalı ve bunun hesabını vermelidir. 

Herkes istediği yolda ve istediği kişilerle yürüyebilir. 

Ben de kendi inandığım yolda ve kişilerle yürümeye devam edeceğim.  Bu yolu tayin etmek, tercihlerim bakımından bana kendi zannınca "hesap sormak"  hiçbir kasaba politikacısının hakkı ve haddi değildir ! Herkes kendi işine ve "yoluna" bakmalı, bir başkası üzerinden siyasi rant devşirmeye soyunmamalıdır.  Özellikle de yolunun doğru olduğuna gerçekten inanıyorsa...

Hiç bir kasaba politikacısı yahut hiç bir güç, baskı, algı operasyonu veya psikolojik harekat beni inandığım yolda yürümekten, inandıklarımı söylemekten ve yapmaktan alıkoyamaz. 

Nasılsa çıkış ve varış noktası, amaçları aynı olan, şahsi ikbal peşinde koşmayan, yürekleri aynı inançla çarpan kişilerin yolu bir yerde mutlaka kesişir, birleşir. 

 

İŞTE İLK YAZISI

 

Ancak böyle bir "adalet yürüyüşü" sonuca ulaşır 29 Ekim 1923 tanıktır

Türkiye gün geçtikçe bırakın hukuk devleti olmayı, kanun devleti hatta devlet olmaktan uzaklaşıyor! Devlet "aklının" yerini, kendini hukuk ve siyasi ahlak ile sınırlı görmeyen, hissetmeyen kişi "aklı (!)" alıyor. Oysa devlet denince gücünü ve meşruiyetini hukuktan alan, kişilere bağımlı ve onlarla kaim olmayan kurumlar ve kurallar bütünlüğü akla gelir. Emperyalizm, günümüzde Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki planlarını etkisi altına aldığı kişi veya kişiler üzerinden gerçekleştirmektedir. Kurumları çökertilmiş, devleti devlet yapan kuralları yok edilmiş, bağışıklık sistemi felç edilmiş, kimyası ve değerleri ile oynanmış Türkiye, kişiler üzerinden teslim alınmaktadır.

Bu bağlamda olayı kişiselleştirmeksizin yahut fetişleştirmeksizin belirtmek gerekir ki CHP milletvekili Sn. Enis Berberoğlu'nun, henüz hüküm kesinleşmeden, inandırıcı olmayan ve soyut gerekçelerle tutuklanması hukuk devleti ve güvenliği adına kabul edilebilir, sineye çekilebilir bir durum değildir. Üstelik tüm duruşmalara gelmişken. Üstelik karar henüz kesinleşmemişken. Üstelik, dokunulmazlıklar kaldırılmış olsa bile Anayasanın 83/3.maddesi varken! ("Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez"). Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullar, üzerine oynanan oyunlar ve Ortadoğu'daki gelişmeler dikkate alındığında bu yapılanın "basit" veya "sıradan" bir yargısal işlem olduğunu, hatta "yargısal" bir işlem olduğunu düşünmek saflık olur. Her şeyde olduğu gibi "görünür" olanın, "görünmez" arka planına bakmak gerekir...

Küresel güçler; Ortadoğu'da, Kıbrıs'ta, Ege'de Türkiye'nin yaşamsal çıkarlarına son darbeyi vurabilmek adına ülkede gündemi değiştirecek, toplumsal gerilimi artıracak yeni "açılımlar!" ve uygulamalar peşinde. Şu halde tüm bunlar, sadece FETÖ ile de açıklanamaz. Tekrarlamakta fayda var: Büyük fotoğrafta FETÖ, kendi iradesi olan, bağımsız bir yapı değil. "Özel görevli" bir taşeron, tetikçi, hizmetçi ve uşak! Bakılması gereken arkasındaki asıl güç. Zaten bu yapı kendisine boşuna "hizmet hareketi" demiyor! Yaptığı şey emperyalizme hizmet. Ancak bu açık gerçeği vurgularken; ruh kökleri aynı olan, aynı şekilde "gayrı milli", "ümmetçi", "mezhepçi" bir anlayışa sahip olan, bizzat Cumhurbaşkanının ifadesi ile varmak istedikleri "menzil" aynı olan iktidarı ve onun temsilcilerini, gerçekçi olmayan, zorlama, "romantik" ve "derin!" analizlerle bir anda "anti-emperyalist" ve "milli" hale getirmenin, günahlarından arındırıp "vaftiz etmenin", ona hak etmediği bir destek ve övgü sunmanın da doğru bir yaklaşım olmadığını not edelim.

Aslolan, FETÖ'nün arkasındaki gücü, güçleri görebilmek kadar onların yerli işbirlikçileri ve yol arkadaşlarını da görebilmektir. Kişiler ve roller bu denli çabuk değişmez. Hele ki senarist ve senaryo değişmemişse! "Kandırılmama", "kanmama", sadece iktidarlara özgü bir yükümlülük de değildir.

MANEVİ BİR YÜRÜYÜŞTÜR

Bu çerçevede "Adalet Yürüyüşü" ne gelirsek;



45870 lira usta bir biçimde
Evden çıkmadan nasıl zengin olunur. onu anlatıyorum!
45870 lira usta bir biçimde
Perakendeciler nefret ediyor!
Onlar bu oline alışveriş hilesini bulmanızı istemiyor
Perakendeciler nefret ediyor!
Atakent’te Ofisiniz Hazır
Halkalı Atakent’te %0 Peşinat, Hemen Teslim, Hemen Tapu Fırsatını Kaçırmayın!
Atakent’te Ofisiniz Hazır
Şimdi Türkiye'de
Casus teknoloji ucuza gidiyor. Akıllı telefonunuzla aracınızı nasıl takip edecersiniz?
Şimdi Türkiye'de
Bunun zamanlaması, planlaması, biçimi, içeriği, buna bağlı söylemleri bir yana bırakarak baştan şunu belirtmek yerinde olacaktır: Bu bir siyasi "tercih"tir ve her tercih gibi öncelikle saygı duyulması gerekir. Ancak bunun yanı sıra her "tercih" gibi (samimi ve dürüstçe olmak kaydıyla) onaylanmaya da, eleştiriye de, "risklere" de açıktır. Mesele, bu tercihin yerinde olup olmasıyla da ilgili değildir, bunun ötesindedir. Bu yazı da, bu tercihin "sorgulanması" amacına yönelik olmayıp, gerekli olmayan bir mutlak "destekleme" veya "karşı çıkma" ikilemine de düşmeksizin kendi bakış açıma göre olması gereken "içeriğine" ve "varış noktasına" ilişkindir.

Şöyle ki:

"Adalet", önemli ve kutsal bir kavramdır, ancak soyuttur. Bir idealdir. Yol gösterici ve yön tayin edicidir. Bu soyut ama gerekli ve anlamlı ideal somutlaştırılmazsa tehlikelidir.Tehlikelidir çünkü; içi doğru doldurulmazsa, özünden koparılıp çarpıtılırsa, başka amaçlarla kullanılırsa, koruyucu bir şemsiye olmaktan çıkarak keskin bir kılıca dönüşür. Adaletin somut görünümü; ulusal egemenliği esas alan kuvvetler ayrılığı, hukuk güvenliğini sağlayacak olan hukuk devleti ve bağımsız yargıdır. Cumhuriyettir, eşitliktir, üretmek ve üretileni hakça bölüşmektir. Adalet; hiç bir kimliğine bakılmaksızın, hiç kimseden esirgenmeksizin ona ihtiyaç duyan herkesin yaşamsal besinidir. Devletin, toplumsal barışın temeli ve omurgasıdır. Kişilerle ve olaylarla kaim değildir. Adalet, cismin sıvı veya gaz hali gibi içine girdiği kabın şeklini almaz. Katıdır, eğilip bükülemez. Kendisi bizatihi herkesi ve her şeyi içermesi gereken bir kaptır, koruyucu bir şemsiyedir.

Bu bağlamda:

- Gerçekte "Adalet Yürüyüşü"; kilometrelerle ifade edilebilecek fiziksel bir yürüyüş değil, ruhsal, manevi bir yürüyüştür. Uzun soluklu, meşakkatli, ideolojik bir yolculuktur. Bir şuurdur. İlkelilik ve tutarlılık gerektirir.

- "Adalet Yürüyüşü"; zikzak yapmadan, yalpalamadan, yapay rüzgarlarla savrulmadan, kim ne der diye düşünmeden kendi kimliğiyle doğru bildiği yoldan yürümektir. Adalet yürüyüşünün yolu engebeli olabilir, ancak zikzaklı ve eğri olamaz, düz olmalıdır. Sisli olabilir, ama puslu olamaz, net olmalıdır. Bu düzlüğü ve netliği sağlayacak şey ise ideoloji ve kimliktir. Çünkü ideoloji, korkulması gereken bir şey olmayıp, yön duygusu veren bir pusuladır. Çünkü ideoloji; tarihin imbiğinden geçmiş evrensel değerler ile milli değerlerin harmanlanması (hormonlanması değil ! ) ile ortaya çıkan, her alanda yansımasını gösteren düşünceler ve değerlerin düzenli, sistematik toplamıdır. İdeoloji ve kimlik, emperyalizme karşı bir bağışıklık sistemi ve kalkandır. Bu olmaksızın varılacak yer, emperyalizmin kucağıdır! Bunun için "reel politik" veya "dünya dengeleri" maskelemesi adı altında, kimlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine, özellikle Kemalizm'e ve altı oka saldırdığına bakmak zihin açıcıdır!

- "Adalet Yürüyüşü"; konjonktürel olaylara ve gündelik gelişmelere teslim olmaksızın, siyasi rant ve ikbal düşünmeksizin, olayların ve kişilerin etkisi altında kalmaksızın yapılması gerekeni doğru zamanda ve doğru biçimde yapmaktır. Tutarlılık, cesaret, dürüstlük ve kararlılık gerektirir. Önüne çıkan iki yoldan düz ve kolay olanından gitmemek, yokuş yukarı tırmanmak ve tarihin bıraktığı ayak izlerini izlemektir. Bu yürüyüş bir yön duygusundan yoksun olursa yoksa yahut pusula doğru değilse, arızalıysa yol çatallaştığında doğru yolu belirlemek son derece güçtür.

"Adalet Yürüyüşü", emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunlarını doğru okumak ve buna göre tavır alabilmektir. Şu halde bu yolculuğun çıkış noktası anti-emperyalizm, varış noktası ise, her alanda tam bağımsızlıktır.

"Adalet Yürüyüşü"; Emperyalizmin hiç bir etnik, mezhepsel, dini veya başkaca bir alt kimliğe bakmaksızın bu coğrafyada yaşayan herkesin, yani tüm yurttaşların kanını emdiğini anlamak, bu nedenle Türkiye'ye dayatılan alt kimlik politikalarını açık bir şekilde reddetmektir. Etnikçilik, mezhepçilik, hizipçilik, bölgecilik, hemşericilik, cinsiyetçilik yapmaksızın, kimsenin alt kimliğini sorgulamaksızın ve vurgulamaksızın bu güzelim coğrafyanın tüm insanlarını yurttaşlık temelinde birleştirmek, bir millet olma şuuru ile kucaklamaktır. Toplumu yüzdelere, kesirlere, cephe ve kamplara, mahallelere bölmemektir. Yani çarpma, çıkarma veya bölme değil, toplamadır !

"Adalet yürüyüşü", olayların, kişilerin gölgesinden sıyrılarak, kişiselleştirmeden ve siyasallaştırmadan ilkelerin peşinden gitmektir! İktidarın yanlışlarını dile getirmekle yetinmeden, tüm davranışlarını ve politikalarını haklı da olsa iktidar karşıtlığı üzerine kurmaksızın, topluma kimliğini yansıtan tutarlı, bütüncül bir politika sunabilmektir. İktidarın veya gündelik olayların belirlediği gündeme sıkışmaksızın planlı, sistematik ve sade bir dille Türkiye'nin önemli, acil, gündelik sorunlarını cesurca ele alıp tutarlı bir biçimde çözümlerini de ortaya koymak, günbegün fikir değiştirmemek, savrulmamaktır. Bu uğurda her türlü eleştiriyi ve riski de göze alabilmektir.

Çünkü "Adalet Yürüyüşü" öncelikle; adaletin bir altyapıya ihtiyaç duyduğunu anlamak, bu açıdan da adaletin gerekli zihinsel, toplumsal, sistemsel ve hukuksal altyapısını oluşturmak adına ciddi bir iktidar alternatifi olabilmekle başlayan bir iktidar yürüyüşüdür. İşte bu nedenle uzun soluklu ve meşakkatli bir yolculuktur. Bireysel bir yürüyüş değil, inanmış bir ekip ve kadro ile toplumsal bir yürüyüştür. Kolektif bir iddia, heyecan, coşku, şahlanıştır.

"Adalet yürüyüşü"; ülkenin bölünmez bütünlüğü ile, Cumhuriyetle sorunu olmayan, ülkesine ve milletine ihanet etmeyen herkesi kucaklarken, emperyalizmin kucağındakileri, onun işbirlikçilerini, taşeronlarını, türlü maskeler arkasında, sahte kimlik ve kılıklarla bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne kastedenleri, ülkesine ihanet edenleri gözünü kırpmaksızın yolun dışına itebilmektir. Çünkü yanlışın geri dönüşü ve affı vardır ama ülkeye ihanetin yoktur! Çünkü Adalet istisnasız herkes içindir, herkesin hakkıdır, hatta ona gerçekten inanmayanların bile... Bu nedenle adalet herkes için aranır ancak herkesle aranmaz !

GERÇEK "ADALET YÜRÜYÜŞÜ" ATATÜRK'ÜN İZİNDEN YÜRÜMEKTİR

Şu husus da son derece önemlidir: Bu ülkede, gerçek (eski) Yeni Türkiye'de (Yani Graham Fuller'in "Yeni" Türkiye'si değil, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yeni Türkiye"'sinde) "adalet yürüyüşünü" başlatan Milli Mücadelenin Önderi ve yol arkadaşlarıdır. Bugün yaşadıklarımızın temelinde de bu kutlu ve mutlu yürüyüş güzergahından saparak, yeniden emperyalizmin belirlediği rotaya girmemiz yatmaktadır. Bunda, Cumhuriyeti ve Atatürk'ü zerre kadar anlayamamış Cumhuriyet Hükümetlerinin vebali büyüktür !

Türkiye'yi hak ettiği adalet ve refaha ulaştıracak olan şey, yapay ayırımları, hormonlu düşünceleri bir yana bırakarak alt kimlik ve kutuplaşma tuzağına düşmeksizin farklılıkları değil ortaklıkları öne çıkararak somut bir düşünce etrafında, yani Atatürk İlkeleri ve politikalarında bir araya gelmek, rejim kavgaları ve kaygılarıyla enerjimizi birbirimize harcamadan, birbirimizi kırıp dökmeden üretime, kalkınmaya, sorumluluk bilinci ile hak ve özgürlüklere yönelmektir. "Kindar" değil, birbirine saygılı, hoşgörülü, insan, yurt, doğa sevgisi ile dolu nesiller yetiştirmektir. Bizi birbirimize sımsıkı bağlayacak olan şey aynı coğrafyayı, aynı geçmişi ve geleceği, aynı kültürü, aynı kaderi paylaşmaktan kaynaklanan yurttaşlık bilincidir.

Şu halde gerçek "Adalet Yürüyüşü", tarihte emperyalizme en büyük tokadı atmış, sadece Türk Milletinin değil, doğunun ve tüm mazlum milletlerin de kahramanı Atatürk'ün izinden yürümektir. Kimsenin uydusu olmadan, evrenseli reddetmeksizin milli kimliği muhafaza ederek onurlu, başı dik, üreten, kendi kendine yeten, bilimde, teknolojide ileri giden bir ulus olarak uygar uluslar seviyesine çıkmaktır. Emperyalizmin bu yoğun saldırı ve kuşatması altındayken Atatürk'e ve altı oka sarılmanın tam da zamanıdır. Yeri gelmişken Gandhi'nin şu sözünü anımsamakta yarar vardır: "Mustafa Kemal İngilizleri yeninceye kadar, Tanrıyı da İngiliz zannederdim". Bu arada, tarihe mal olmuş çok saygın, çok değerli bir çok liderin ortak paydasının Atatürk'e büyük saygı duymaları olduğu gerçeği de bize bir şeyler anlatabilmelidir. Görüldüğü gibi bizim milli Önder'imiz, Gandhi gibi büyük değerlere de örnek ve esin kaynağı olmuş bir rehberdir. Şu halde çok saygı duyulan ve yararlanılması gereken kişiler olsa da başka bir lidere öykünmeye gerek yoktur.

- Atatürk'ün izinden yürümek ise sadece ismini zikretmek, şeklen resimlerini bulundurmak değil, ülkeye altın yıllarını yaşatan politikalarını bütünüyle, sulandırmaksızın kararlılıkla benimseyip uygulamaktır. Politik ve ekonomik bağımsızlığımızı geri kazanmadan, ekonomimizi ve demokrasimizi güçlü kılmadan, hukuk devletinin tüm kurumları ve kurallarını hayata geçirmeden, tekrar bir millet olma bilinciyle iç barışı, gerçek kardeşliği sağlamadan ülkeye adalet gelmesini ummak boş bir hayalden ibarettir, en azından fazla iyimser bir bakıştır.

- "Adalet Yürüyüşü" aynı zamanda bir bayrak yarışıdır. Şu halde bu uzun soluklu yürüyüş; gerektiğinde, bir talep veya zorlama dahi olmaksızın, ülke menfaatleri adına kendiliğinden her türlü koltuğu, makamı, mevkiyi bırakabilmeyi, yani taze bir başlangıç, heyecan ve umut için bayrağı vakitlice devredebilmeyi de gerektirir.

- En önemlisi "Adalet Yürüyüşü"; doğru bir ideolojiyle, milli bir ruh ve heyecanla, bir ideal etrafında birbirine kenetlenmiş, amaçları kendilerini değil düşüncelerini, ideallerini ve ülkeyi bir yerlere getirmek olan, dürüst, namuslu, yurtsever, doğru kişiler ve kadrolarla, milli güçlerle, halkla başarıya ulaşır.

- Ancak bu nitelikleri bünyesinde barındıran bir "adalet yürüyüşü", er veya geç ama mutlaka sonuca ulaşır. Tarih ve 29 Ekim 1923 ile sonuçlanan Milli Mücadelemiz bu gerçeğin tanığıdır.

BU ZİHNİYETTEN ADALET ÇIKMAZ

Bu arada Cumhurbaşkanı şu ifadelerde bulunmuş: "Adalet yollarda değil adliye binalarında aranır" . İşte sorun tam da budur! Adalet, bina ile ilgili değildir. Sistem ve vicdan ile ilgilidir. İçinde "adalet" yoksa adliye sarayı sadece "saray" dan, "bina" dan ibaret olur! Şu halde tek başına bina, ve o binanın öyle adlandırılması, bir mekanı "adliye" kılmaz. Tıpkı sadece hukuk fakültesini bitirmek, kürsüde oturmak, cübbe giymenin kişiyi tek başına "hukukçu", "hakim" ve "savcı" kılmadığı gibi. Yakın geçmiş bunun acı ve vahim örnekleri ile doludur. Adalet gerçekten adliye binalarında bulunabilse yollara da gerek olmaz. Adaletin, etkin bir biçimde adliye binalarında aranmasının alt yapısını oluşturamayanların, bunu olanaksız kılanların, adaleti siyasi çıkarlara kurban edenlerin bu konuda söyleyebileceği bir söz yoktur!

Aynı şekilde yakın geçmişte, yargıya, hakim ve savcılara demediğini bırakmayan, değil tavsiye ve telkin, açık açık tehdit edenlerin bugün yargıyı tutsak ettikten sonra Anayasanın 138. maddesini hatırlatması tam bir trajedidir. Elbette bu tespit, ilkesel olarak bu anayasal hükmün gerekliliğini ve ona uyulma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bağımsız ve tarafsız bir yargıya kimse emir veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz, bulunmamalıdır. Buna karşılık bağımsız ve tarafsız olmayan, bağımsızlığını koruyamayan, Türk Milleti adına değil, başkaları adına karar veren güdümlü bir yargı da her türlü eleştiriye açıktır, çünkü "yargı" olma vasfını yitirir.

Eğer yargı tutsak alınarak adalet, adliyenin dışına çıkarılmışsa, adliye binalarında bulabileceğiniz tek şey; görünürde bir "hukuk" eliyle hukuksuzluktur, adaletin bağımlı, hukuksuz ve vicdansız "hukuka" boğdurulmasıdır... Yasal ve meşru olan hiç bir şey ise kimsenin bir lütfu değildir!

Zorbalığı ve hukuksuzluğu "hak", hak ve özgürlükleri ise "lütuf" olarak gören zihniyetten adalet çıkmaz!

 

 

 
1 Temmuz 2017 Cumartesi 23:14 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Mehmet Polat
 
Mustafa Önsel
 
Kazım DEMİR
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1859 - Darwin'in "Türlerin Kökeni" çalışması yayımlandı.
1870 - Türkiye'nin ilk mizah gazetesi Diyojen yayımlandı.
1925 - Erzurum'da da şapka inkılabına karşı gösteriler yapıldı. Tutuklananlardan 13'ü idama mahkûm oldu ve Erzurum'da 1 ay sıkıyönetim ilan edildi.
1927 - Ankara'da, Heinrinck Krippel tarafından yapılan Zafer Abidesi açıldı.
1928 - Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk'e Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanını verdi.
1934 - Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Meclisten çıkan kanunla Atatürk soyadını aldı.
1939 - Gestapo, Çekoslovakya'da 120 öğrenciyi öldürdü.
1941 - II. Dünya Savaşı ortamında; pasta ve unlu yiyeceklerin yapımı yasaklandı.
1961 - BM, nükleer silah yasağını ABD'nin protestosuna karşın kabul etti.
1963 - ABD Başkanı John Kennedy'nin katil zanlısı Lee Harvey Oswald, Jack Ruby tarafından öldürüldü.
1976 - Van ve çevresinde; Çaldıran-Muradiye'de etkili olan 7,2 büyüklüğündeki depremde 3 bin 840 kişi öldü.
1977 - Yunanistan, Büyük İskender'in babası Kral II. Philip'in mezarının bulunduğunu açıkladı.
1981 - Türkiye'de, Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, 24 Kasım'ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı.
1983 - İsrail, Trablusşam'da tutuklu 6 İsrail askerine karşılık 4800 Filistinliyi serbest bıraktı.
1988 - Sürgünde Bağımsız Filistin Devleti kuruldu.
1989 - Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nin İkiyaka Köyü'nde, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 28 vatandaş, teröristlerce öldürüldü.
1990 - Kadınlar, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek'in "Flört fuhuştur", "feminizm sapıklıktır" sözlerini düdük çalarak protesto etti. İstanbul Galatasaray'daki eylemde, polis 5 kadını dövdü, 11 kadın gözaltına alındı.
1994 - Efsanevi MacGyver adlı televizyon dizsinin "Trail to Doomsday" ismindeki filmi Türkiye'de gösterime girdi.
1994 - Galatasaray Barselona'yı 2-1 yendi; kutlamalarda 3 kişi öldü.
1996 - ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a Budapeşte'de Hilton Oteli lobisinde yumruklu saldırıda bulunuldu.
2005 - Picasso İstanbul'da sergisi Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde açıldı.
2009 - Berkay Songur Abdülcambaz Ayıboğan'ın kualğını kesti, boğduğu ayıyı yedi.
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
12
8
2
2
26
2
Başakşehir
12
8
2
2
26
3
Beşiktaş
12
6
4
2
22
4
Kayserispor
12
6
4
2
22
5
Fenerbahçe
12
5
5
2
20
6
Sivasspor
12
6
1
5
19
7
Bursaspor
12
5
3
4
18
8
Göztepe
12
5
3
4
18
9
Akhisarspor
12
5
3
4
18
10
Aytemiz Alanyaspor
12
5
2
5
17
11
Trabzonspor
12
4
4
4
16
12
Kasımpaşa
12
4
3
5
15
13
Malatyaspor
12
4
2
6
14
14
Antalyaspor
12
3
4
5
13
15
Konyaspor
12
3
2
7
11
16
Osmanlıspor
12
2
2
8
8
17
Karabükspor
12
2
2
8
8
18
Gençlerbirliği
12
2
2
8
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
23.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu041013203339
 
On Numara
20.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04060910212223242528334041424556676872737577
 
Sayısal Loto
18.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011113182649
 
Şans Topu
22.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu131522243109
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:25
  • Güneş07:12
  • Öğlen12:19
  • İkindi14:48
  • Akşam17:05
  • Yatsı18:39
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık