Savcılıktan Genelkurmay İletişim Dairesi'ne cunta suçlaması

Ana Sayfa » Medya Kritik » Kirli yanaklarınızdan öpmüyor iyi günler falan da dilemiyorum

Kirli yanaklarınızdan öpmüyor iyi günler falan da dilemiyorum

Onur Caymaz'ın Odatv'de kalame aldığı, gözaltında bulunan Ahmet ve Mehmet Altan üzerinden aydın kaypaklığı ya da dürüstlüğünü sorguladığı ilginç yazısı..

 
21 Eylül 2016 Çarşamba 10:47 
Yorum YapYazdır
 
 
Kirli yanaklarınızdan öpmüyor iyi günler falan da dilemiyorum

Ben de seninle aynı görüşte değilim ama karşıma her yerden o kadar çok sen ve senin gibiler çıkıyor ki ne yapayım, maruz bırakılıyoruz diyesim geliyor... Sözünü ettiğim bu cümleyi bizim kimi sol cenahta sık duyarsınız. Ne kadar sıkıcı yazar varsa yazılarının bir yerine iliştirir: “Aynı görüşte değilim ama...” Bak bir de şu vardır sevgili okur, Voltaire’e atfederler: “Söylediklerine katılmıyorum ama bunları söyleme hakkını sonuna dek savunurum...” Söyleme hakkını sonuna dek savunurlar ama söyledikten sonra da gerektiği şekilde linç etmeyi iyi bilirler. Voltaire’in öyle bir sözü yoktur ayrıca. Alıntılanan cümle üstadın biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall’a aittir... Bu “tarz” arkadaşlar, affedersiniz her haltı bilirler.

EN HASTALIKLI TAVRIMIZ

“Politik olarak aynı fikirde değiliz ama yine de seviyoruz...” Canım benim. İri solcu. Kalın devrimci. Bu bizim en tuhaf hastalığımızdır. En hastalıklı tavrımız. Bugün yetmiş iki yaşına basan İsmet Özel ustadan sadece şiir yazmasını isterler mesela. Derler ki konuşmasın o, sadece yazsın. Emre bak! Değişik fikre tahammül edemezler. Fikir birliği havasızlıktır, bilmezler. Fazıl Say’ın, o dünya güzeli insanın, sadece piyano çalması gerekir, fikirlerini biraz “şey” bulurlar, ulusalcı... “Şey...” Derler ki dost meclislerinde, bizim bu Fazıl’ın ya da İsmet’in (yakın arkadaşlarıdır ya bu kişiler, isimle hitap ederler) kimi konularda kafası karışıktır... Kendi istemedikleri her düşünce, bir tür kafa karışıklığıdır. Neyse ki kendilerinin hiçbir konuda, o güzelim kafaları bugüne dek karışmamıştır. Türkiye’de bir şey olmak müthiş kolay olduğu için kendilerine hiç soru sormamış, kafalarını karıştırmamışlardır. Her şeyden emindirler. Şüphesiz yaşarlar...

NASIL OLSA ARKADAŞINDAN DUYMUŞTUR

Gelgelelim kafaları hiç karışmadığı için çoğu zaman kafaları olduğunu bile anlayamazlar. Truffaut iyi “oğlan”dır (koca yönetmeni meyhane arkadaşı yaparlar), birkaç kez bir yerlerde karşılaştıkları Sezen Aksu zaten nicedir Sezen olmuştur onlar için. Attilâ İlhan da biraz Türkçü müdür nedir! Bilmem kim de şöyledir, bu da böyledir... Kürtlere karşı o bilmem ne demiştir, öteki kesin mit'çidir, aslında okuyacaklardır ama biraz sağcı gibi geliyordur; şu Mao’cu, bu da kesin işbirlikçidir. Daha önce tek kitabını okumadıkları Aslı Erdoğan bile Aslı’dır artık. Özdemir İnce zamanında Hürriyet’te yazdığı için zinhar okunmaz; Lautreamont’nun Maldoror’un Şarkıları’nı babam çevirmiş, Yazınsal Söylem Üzerine’yi amcamın oğlu yazmıştır çünkü! Yalçın Küçük’ün bunca yıldır usul usul yazdığı  külliyatın tek satırını, Aydın Üzerine Tezler’i olsun hiç okumadığı halde “deli o, deli” diyen insan evladı vardır içlerinde. Tek kitabını okumadan, nasıl olsa bir arkadaşından duymuştur: “Biliyor musun, o isimlerin kökenlerinden şey yapıyormuş, böyle Yahudi şeyleri yapıyormuş ya...”

TAKILDIM NE YAPAYIM

Derdin bu mu diyeceksin sevgili okur, bunca işin içinde bir buna mı takıldın! Takıldım ne yapayım, ben de böyle adamım. Bu kitleyi nicedir izliyor, yeni Türkiye’nin ergenlerine mahsus tavırlarından ürküyorum. Hasbelkader edindiği, sanki tüm dünyaya sesleniyor sandığı “sol köşesinden”, kendince başkalarına gerzek muamelesi yapan, her analizi sadece kendi “kasabilen”, herkesle barışık, her duruma uygun, içinde okuyanların yarısının anladığı kelimeler ve alıntılarla dolu yazılarla her şeyi kendi bilen; hiçbir düşünce üretmediği halde başkalarını düşünce üretmemekle suçlayan; sadece kendisi kültürlü başkaları cahil, sadece kendisi televizyoncu başkaları genelev maması, sadece kendisi yazar başkaları sanki manav; böyle bir kitle! Ferhan Şensoy’u, bir aralar yazdığı gazete yüzünden hiç okumayan adam var! Ferhan Şensoy diyorum! Bir insan Ferhan Şensoy okumadan, izlemeden ölürse, ömrü boyunca hiç şeftali yememiş, deniz görmemiş bir adam gibi ölür... Yazıktır, etmeyin.

AYNI KİBİRİN SONUÇLARI

Egodan neredeyse ölecek bu kitlenin attığı tweet’lere bakın; insanlara kalk gel der, yürü git der, sen anlamazsın derler. Siz bilemezsiniz, biz biliriz demeye getirirler. Çünkü sadece kendileri okumuştur, sadece kendileri görmüştür, sadece kendileri vardır; geri kalan herkes onun için oradadır; merkez kendisidir. Hani bir adam vardı ya, meydanlardan “biz biliriz, biz” diye bağırırdı. Tam onun gibi. Biri sağdan, diğeri soldan, aynı kibrin sonuçlarıdır.

Ne diyorduk. Bu tayfadan bu günlerde en çok şu cümleyi duyuyorum: “Tarık Akan ile politik olarak aynı fikirde değiliz AMA yine de seviyoruz”... Seveceksin tabii, sonuçta bu ülkedeHababam Sınıfı’nı seyretmeden büyüyen kişi zor bulursun. Gerçi Rıfat Ilgaz’ın kitapları hiçbir zaman bir Elif Şafak kadar satmamıştır ama olsun, zor bulunur. Aynı fikirde değildir bu arkadaşlar AMA seviyorlardır, çok güzel. İyi de bilirsiniz, bunlar sürekli başkalarına öğüt verirken ama’sız sev, ama’sız karşı çık vs demedi mi bugüne dek? Bir şeye de ama'sız üzül diye yırtınıp durmadılar mı? Şimdi Tarık Akan’ı anabilmek için ama’larla dolu bu “politik görüş bildirme zorunluluğu” neden? Korkmayın güzel kardeşim, bir şey olmaz, kasmayın kendinizi. Bir sanatçıdan söz ediyoruz. Politik görüşü o kadar dert değildir. Balzac kralcıydı. Hamsun bir dönem Nazileri destekledi. Bayıldığınız Dostoyevski devrimci değil. Korkmayın, arkadaşlarınız, Tarık Akan ile Ferhan Şensoy’u sevdiğiniz için alınmaz size... Alınırsa zaten yeterince arkadaş değillerdir.

SAHNE BEDEL DEMEKTİR

Konu, Genco Erkal gibi biri olunca, yani ki popülerliğinden faydalanabilecekleri ama siyasal olarak uzlaşmadıkları bir figür olunca, bu arkadaşlar sahneden rol çalmak ister... Fakat sahne bedel demektir. Çıkılırsa tam çıkılır sahneye. Soner Yalçın içeri girdiğinde de aynı şey olmuştu. “Yalçın’ı sevmem, okumam ama...” Sanki sen Yalçın’ın çok umurundaydın! Dünyanın en samimiyetsiz şeylerinden biridir! Okumadığın yazardan sana ne o zaman kardeşim. Düşünsenize Zaman Gazetesi bir milyon satıyordu, nerede onca okur şimdi, ne yapıyorlar! Okumadığın yazar veya gazete; senin yazarın veya gazeten değildir ki! Sen Tarık Akan’a bayılmıyorsun da Akan’ın senin incelikli sahteliğine ihtiyacı var mı acaba! Gerçek sanatçılar, herkes tarafından sevilmeyen insanlardan çıkar zaten. Gerçek sanatçıların, herkesi boş ver, kimse tarafından sevilmeye ihtiyacı yoktur. Rimbaud’nun cenazesini beş kişi kaldırmıştır.

Özce söyleyeyim, hiçbir kaba uymayan değerli yorumlarınıza, kimseyi ilgilendirmeyen ve hiç kimse tarafından okunmayan analizlerinize ihtiyaç duymuyor bu ülkede kimse. Zaten yarısı da çıkmıyor tahminlerinizin, çıkan kısmını bizim kahvedeki amcalar da o kadar tahmin edebiliyor. Siz koskoca bir sol birikimin, yüz yıllık kibir hastalığının parçasısınız ve öyle kalacaksınız. Vakit geliyor. O parçaları da söküp attığımızda çöp olacaksınız. Artık Cezayir Salonu’nda toplantılar yapıp bira mı içersiniz, fonlarla yazdığınız kitaplarınızı memleket sathının dışında mı palazlanırsınız (Behçet Necatigil’in Zebra’sını okuyun), yurtdışında kimsenin umursamadığı dostlarınızla, her salatalığım var diyene tuz mu yetiştirirsiniz bilemem...

GÜN AYDIN ORHAN ABİMİZ

Unutmadan: Şu yurtdışındaki dostu “refere” etme, ondan medet umma düşüklüğüne de biraz değinmeli. K24 adlı güzide sitede çok denk geliyorum bir süredir bu tarz haberlere. Yakışıklı bir Orhan Pamuk fotoğrafı koyuyorlar, sonra da Pamuk’un Ahmet ve Mehmet Altan’ın gözaltına alınmasını “kınadığını, ayıpladığını” yazıyorlar. Biz salağız, biz de Pamuk’u görüp hemen kınayıp, ayıplayacağız yani... Pamuk yine aynı yakışıklılıkta, Türkiye’nin gittikçe demokrasiden uzaklaştığını anlatmaya devam ediyor haberde. Ben aydın değil, gün’aydın diyorum bu tarz kimselere. Gün aydın Orhan abimiz. Demokrasi bu ülkede hiç olmadı. Zaten Yunanca kendisi... Aydın yerine, günaydın! Bizim şu aralar gündemiz demokrasi de değil, biz henüz şort giyen kadınları tekmelemeye çalışan adamlarla uğraşıyoruz. O adamlar da seni hiç okumadı.

YAZARLIK MESLEK Mİ ACABA

Bakın şöyle bir haber görüyoruz K24’te... “Dünyanın önde gelen yazarlarından, Türkiye’deki meslektaşlarına destek.” Çok iyi, harika hatta! Dünyanın önde gelen yazarları var demek. CEO için önde gelmek mümkün ama yazar için önde gelmek aşağılayıcı olmalı. Proust’un büyük eserini başlangıçta üç yayınevi reddetmiş, ona kimse Nobel vermemişti. Dünyanın önde gelen yazarları, evet! Uzayın başka yerlerindeki yazarlar Ahmet Altan’ın büyük yazarlığı konusunda suskun demek, sınırımız neyse ki dünya. Haberin altında Ahmet Bey’in, Balyoz ve Ergenekon günlerinde çıkarak çok satan kitaplarının röportajlarında kullanılan fotoğrafları var. Sakal, deri koltuk, kısık ışık, belki bir de gözlük... Haber “Türkiye’deki meslektaşları” dediğine göre, dünyanın en önde gelen yazarları, Ahmet Altan gibi şerefli bir meslektaşa destek veriyor... Meslektaş... Yazarlık meslek mi acaba? Aklıma takılıyor, soruyorum, kafam karışık benim çünkü, net değilim ben, net olmak istemedim hiç; dünyanın bu en önde gelen pek harika yazarları (Dante’den, Vergilius’tan, Homeros’tan da mı harikalar), Ahmet Altan’ın yapılmasına izin verdiği haberler yüzünden intihar eden Ali Tatar’a neden destek vermedi acaba? Dünyanın bu en önde gelen yazarları, bunca kötülüğü nasıl taşıyor? On iki yıl bilfiil içerde yatan Kemal Tahir’in davası, dünyanın o zamanki en önemli yazarlarından destek görmediği için hiçe sayılabilir mi? Dünyanın bu en önde gelen yazarları bugün ne yapacak? Dünyanın bu en önde gelen yazarları, Ali Tatar’ın geride bıraktığı çocuğu, gece yatağında yalnız başına babasını özlediğinde bir şeyler mi yazıyor, ödül mü alıyor, lobici mi, sevişiyor mu, yalnız mı, kitap mı okuyor; onların da çocuğu var mı? Onlar da bir gün çocuklarımız biz ölürsek ne yapar acaba, diye düşünüyor mu yoksa romanlar daha mı önemli?

"HÜKÜMET TARAFINDAN KAYRILMIŞ BİRİ OLARAK GÖRÜLMEK İSTEMİYORUM"

Neyse ki benim için dünyanın yaşayanlar arasında “önde gelen” yazarlarından biri Javier Marías... Neden mi? Âşıklar diye bir romanı var, saygın bir ödül olan Narrative’e layık görüldü geçtiğimiz yıllarda. Gel gör ki yazar, sağ görüşlü iktidar partisi PP (Halk Partisi)’nin döneminde “bu veya başka bir hükümet tarafından kayrılmış biri olarak görülmek istemiyorum” cümlesiyle reddetti ödülü, büyük miktarda bir paraydı. Reddetti.  

K24’çülerden ricam şu: Gidin Marías’a, sizin şu bayıldığınız “meslektaş” Ahmet Altan’ı bir anlatın! Ama olan biteni her yanıyla anlatın. Türkan Saylan’a yapılanları anlatın. Bakın bakalım Bay Javier size ne yapacak? Ama bak, bir daha hatırlatayım, her şeyiyle anlatın olur mu?

Ali Tatar’ın ailesinin yalnızlığı sizde edebiyatın, bizde hayatın konusu arkadaşlar. Gece pencerelerinden yıldızlara bakıp babasını özleyerek ağlayan çocuk, bizde bıçak yarası, sizde sofra peçetesi. Kirli yanaklarınızdan öpmüyor (ne öpeceğim, deli miyim), iyi günler falan da dilemiyorum; Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için birkaç kitap, dergi bir şey hazırlamakla meşgulüm, cezaevinin adresi var. İmza toplamak, dünyadan yazarlara yaranmak, okuma yapmak, tweet atmak yerine; bir iki mektup, kartpostalla birlikte bu iki mahpusa dergi, kitap yollayacağım bu hafta. Hiç değilse gözlerinin, kalemlerinin hakkı var üzerimde. Ödemek için! Bazı insanlar ödemek için yaşar sayın K24, ödeşmek için. Ahmet Altan ile yaşadığımız ilk ayrılık, burada başlıyor işte.

Hadi, selametle!

 
21 Eylül 2016 Çarşamba 10:47 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
22
15
5
2
50
2
Başakşehir
22
13
7
2
46
3
Galatasaray
22
12
4
6
40
4
Fenerbahçe
22
10
8
4
38
5
Antalyaspor
22
10
5
7
35
6
Trabzonspor
22
9
5
8
32
7
Osmanlıspor FK
22
7
9
6
30
8
K.D.Ç. Karabük
22
9
3
10
30
9
Konyaspor
22
7
8
7
29
10
Bursaspor
22
8
4
10
28
11
Kasımpaşa
22
8
4
10
28
12
Akhisar Bld.
22
7
6
9
27
13
Gençlerbirliği
21
6
8
7
26
14
Kayserispor
22
7
4
11
25
15
Alanyaspor
22
7
4
11
25
16
Ç. Rizespor
22
5
5
12
20
17
Adanaspor
22
4
5
13
17
18
Gaziantepspor
21
4
4
13
16
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:09
  • Güneş06:49
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:52
  • Akşam18:18
  • Yatsı19:48
 
Tarihte Bugün
1856 - Islahat Fermanı ilan edildi.
1870 - Osmanlı padişahı Abdülaziz "Bulgar Eksarhanesinin" (Rumlardan bağımsız Bulgar Ortodoks Kilisesi) kurulmasına izin verdi.
1918 - Türkiye'de Of işgalden kurtuldu.
1921 - TBMM'de ilk bütçe kabul edildi.
1922 - Mısır, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
1933 - Berlin'de büyük Reichstag yangını çıktı. Olayın ardından yayımlanan bir kararnameyle Naziler diktatörlüklerinin temellerini atmış oldular.
1935 - Wallace Carothers, naylonu keşfetti.
1937 - Meteoroloji Genel Müdürlüğü kuruldu.
1939 - Sözlük yazımı tarihinin en ünlü hatalarından biri keşfedildi, Webster's New International Dictionary nin 2. Baskısında Dord adlı uydurma bir kelimenin yoğunluk karşılığıyle baskıya verildiği anlaşıldı.
1940 - İlk kez bir basketbol maçı ABD'de televizyondan naklen yayınlandı.
1942 - İstanbul Vezneciler'deki Zeynep Hanım Konağı (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binası) tamamen yandı.
1945 - Türkiye, Birleşmiş Milletler Beyannamesi'ni imzaladı.
1947 - Tayvan'da halk ayaklanması büyük can kayıpları verilerek bastırıldı.
1949 - İstanbul Şehzadebaşı'nda Özel Gazetecilik Okulu açıldı.
1959 - Sivil Savunma Yasa Tasarısı 7126 kanun numarası ile yürürlüğe konuldu.
1975 - Londra'da metro kazası: 43 kişi öldü.
1977 - Malatya'da İnönü Üniversitesi ile iki yüksek okul hizmete açıldı.
1978 - Orgeneral Kenan Evren, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı oldu.
1980 - Yurt dışında çalışan vatandaşlara dövizle askerlik yapma imkânı tanıyan yasa TBMM'de kabul edildi.
1983 - ABD'de M*A*S*H adlı televizyon dizisinin son bölümü yayınlandı. 106 ilâ 125 milyon kişinin izlediği tahmin edilen bu bölüm televizyon tarihinin en çok izlenilen dizi bölümü olma ünvanını da kazanmış oldu.
1986 - İsveç başbakanı Olof Palme, bir suikast sonucu öldürüldü.
1994 - Kuzey Atlantik Antlaşması tarihinin ilk saldırısını Sırplara karşı gerçekleştirdi.
1997 - "Postmodern Darbe" sözcüğü literatüre geçti.[kaynak belirtilmeli]
1998 - Kosova Savaşı: Sırp güvenlik güçlerinin UÇK'ya karşı bastırma harekâtı başladı.
2001 - Ulusal Bank'a el konuldu.
2002 - Hindistan'ın Ahmedabad kentinde Hinduların ateşe verdiği, Müslümanlara ait evlerde 55 kişi öldü.
2003 - Ankara Bir Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, kapatılan DEP'in 4 eski milletvekilinin yeniden yargılanma istemini kabul etti.
2008 - Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı Robert Gates Ankara'ya geldi ve Türkiye'nin Irak'a düzenlediği Güneş Operasyonu'yla ilgili olarak temaslarda bulundu.
364 - I. Valentinian, Roma İmparatoru oldu.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051920293640
 
On Numara
27.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu09111316171823303235374041434754577072737680
 
Sayısal Loto
25.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu132025283048
 
Şans Topu
22.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu162027283105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık