KPSS sonuçları belli oldu.. Tıkla öğren

Ana Sayfa » Medya Kritik » Kim bu tahşiyeciler?

Kim bu tahşiyeciler?

Cemaat operasyonu ile gündeme gelen tahşiyeciler hakkında Ayşegül Güldoğan, Odatv'de bilgilendirici bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı:

 
15 Aralık 2014 Pazartesi 19:02 
Yorum YapYazdır
 
 
Kim bu tahşiyeciler?

Son yazılarımdan birinde, “AKP’lilerin Cemaat düşmanlığının dozajı düştü” demiştim. Sadece acıyorlar, yenilmiş, itibarsızlaşmış görüyorlar diye ilave ettikten sonra, son cümle olarak“Ama Erdoğan bu dozajı her an yükseltebilir” diye yazmıştım.

Gerçekten de, daha yazımın ertesi günü Erdoğan yanılmıyorsam bir işadamları derneğinde adeta parti lideri gibi hitap ederek hem muhalefete yüklendi, hem de cemaat düşmanlığının dozajını yükseltti.

İşte iki hafta sonra da, Cemaate yönelik “ilk ciddi operasyon” başladı. 14 Aralık operasyonu Cemaate yönelik ilk ciddi operasyon gerçekten de, o kadar ciddi ki daha önce yapılan “casusluk davaları” benzer davalar bu davaya eklenecek, bundan sonra da 14 Aralık’ta yaşanan en ciddi operasyondan çok çok daha ciddi operasyonların önü açılacak.

ABD’nin dünyaca ünlü mafya lideri Al Capone’nin adını duymayan yoktur. İtalyan asıllı bu mafya lideri 1920-1933 yılları arasındaki ABD alkol yasağından yararlanarak güçlendi.1929'da Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı Büyük Bunalım dönemindeki fırsatlardan yararlanarak gücünü arttırdı. Ve zamanla devlet içinde devlet haline geldi, adeta hükümet gibi devletin bütün mekanizmalarında söz sahibi oldu. Devlet, ABD yönetimi, herkes onun kim olduğunu çok iyi biliyor ama hiç kimse ona bir şey yapamıyordu. Çünkü kanunları herkesten iyi biliyor, hukuki açıklardan da en iyi o yararlanıyordu. Zaten pek çok savcılar, yargıçlar, avukatlar parayla, şantajla Al Capone’nin emrindeydi.

AL CAPONE BASİT BİR SUÇTAN YARGILANABİLDİ

İşte bu yıkılmaz, sarsılmaz suç imparatoru işlediği cinayetlerden, tehditlerden, şantajlardan değil, basit bir suçtan “ruhsatsız silah taşımaktan” ve “vergi kaçırmaktan” hapse atılabildi, bu da onun sonu oldu.

Kartvizitinde “İkinci El Mobilya Satıcısı” yazan, mafyayı devlet içinde kadrolaştıran, pek çok vali ve belediye başkanını, emniyet mensubunu, yargının bir kısmını emri altına alan, ABD Başkanı Hoover’le bile dostluk kuran, komünizme karşı mücadele eden, Büyük Bunalım’da sendikaları sindiren Al Capone, Ajan Eliot Ness’in soruşturma açtırması ve Frank Willson’un da vergilerini kontrol etme çalışması başlatmasıyla beklenmedik sona geldi.

Elbette hakimlere rüşvetlerle, tehditlerle bu basit davadan sıyrılmaya çalıştı ancak Eliot Ness’in Dokunulmazlar ekibi buna fırsat vermedi ve Al Capone 11 yıl hapis ve varlığıyla orantılı para cezası almaktan kurtulamadı. MeşhurAlkatraz Hapishanesi’ne gönderirlince dış dünyayla bağlantısı kesildi. Gerçi hapishanede 5 yıl kaldı, şartlı tahliye edildi ama bu süre içersinde kurduğu mafya dağılmıştı, kalan mafya mensupları ise birbirleriyle savaşıyordu. Bunalıma girdi, akli dengesi bozuldu, 1947 yılında da öldü.

Kırk yıl boyunca büyüyen, gelişen, zenginleşen, devletin her kademesinde kadrolaşan Fethullah Gülen Cemaati, en parlak dönemini AKP iktidarı döneminde yaşadı. AKP’den öncekiler zaten, gerek ANAP, gerek DYP ve gerek Ecevit’in DSP’si Cemaati kollamışlar, “Erbakan’a karşı panzehir”düşüncesiyle gelişmelerine, büyümelerine katkıda bulunmuşlardı. TSK hariç, hemen bütün iktidarlar ve medya kuruluşları, “Atatürk’ü de sevdiğini”söyleyen, “gerici Erbakan’a mücadele eden”, Türk Okulları’nda “Atatürk posteri asan, İstiklal Marşı söyleten” cemaate hoşgörüyle bakıyor, maddi manevi destek oluyordu. AKP kurulunca ve iktidar olunca, “her iktidarı desteklemek” stratejilerinin ötesine geçmişler, “Erbakan’la mücadele eden cemaat” bu sefer “Erbakan’ın talebelerinin kurduğu” AKP’nin sadece destekçisi olmamışlar, “iktidar ortağı” olmuşlardı.

Bu iktidar ortağı, yargıda ve emniyette kadrolaştırmalarını daha da güçlendirince, kendilerine her zaman ters bakan TSK’ya, Balyoz, Ergenekon operasyonları yapmış, dahası ulusalcı, Atatürkçü, solcu yazarları da Odatv davasıyla Silivri’ye göndermeyi başarmıştı. Hem TSK’nın itibarını sarsmışlar, hem de çok güçlü bilinen yazarların cezaevine atılmasını sağlamışlardı. Nedim Şener, Ahmet Şık gibi Cemaate dokunan yandı. Ayrıca, yine hükümetin gücüyle Hürriyet gazetesinin en güçlü yazarları Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Soner Yalçın gibi yazarların gazeteden kovulmasını da bir şekilde gerçekleştirmişlerdi.

CEMAATİN ÖZGÜVENİ YENİDEN ARTARKEN

En meşhur yazarların hapislere atılması, gazetelerinden kovulması, Generallerin ağır cezalar alması, Türkiye’de çok insanı korkuttu, sindirdi. Bu cemaatle baş edilmezdi. Daha düne kadar cami kapılarında kaset satan cemaat, hükümetten daha iktidardı. Hükümette, yargıda, emniyette, milli eğitimde, maliyede asıl iktidar onlardı.

Ancak Dersane olayından sonra Cemaatle-Hükümet arasında kavga başladı. Cemaatin dişe dokunur bir tabanı yoktu ama en kritik yerlerde en güçlülerdi. Hükümete 17-25 Aralık operasyonu yaptıklarında, gerçek iktidar olacaklarına kesin olarak inanıyorlardı. Başarılı olsalardı, “Erdoğan’ı mahkum edecekler, yerine kendilerinden birini” koyacaklardı. Ellerinde “Yolsuzluk” gibi güçlü argümanları vardı ve parti tabanı cemaatin hakim olacağı AKP’den kopmayacaktı. Bütün bunları da bir ay içinde gerçekleştireceklerine inanıyorlardı.

Ancak bilindiği gibi Erdoğan önce operasyonları yapanları bir şekilde görevden aldı, yolsuzlukla suçlanan bakanları yargılanmaktan kurtardı, süratle hükümet içindeki cemaatçileri temizlemeye başladı. Ardından da seçim boyunca cemaate karşı büyük bir savaş açtı. Cemaat seçimde CHP’yi ve MHP’yi desteklemek zorunda kaldı. Ancak cemaati itibarsızlaştıran Erdoğan, seçimi büyük bir farkla kazandı, ayrıca cemaatin dişe dokunur bir tabanı olmadığını da gösterdi. Cumhurbaşkanlığı seçimini de kazanınca, zaferini daha da pekiştirdi.

30 Mart seçimlerinden bu zamana Erdoğan cemaatin peşini bırakmadı. Meşhur kinciliğiyle, hemen her konuşmasında cemaate yüklendi. “Kırmızı Kitap’a alınacaklarını, yargılanacaklarını, asla cezasız bırakmayacaklarını” söyledi durdu. Cemaate yönelik zaman zaman operasyon yapıldı ama çoğu salıverildi. Her operasyon sonuçsuz kalınca, Cemaatin, “Fuat Avni’lerin, Ekrem Dumanlı’ların, Baransuların”özgüveni arttı, “Bize bir şey yapamazlar” duygusu yaygınlaştı. Zaten muhalefet partileri kendilerinden yanaydı, Ergenekon-Balyoz davalarında mağdur ettikleri insanların bir kısmı bile Hükümete karşı onların yanındaydı.

KÜÇÜK TAHŞİYE DAVASI, EN BÜYÜK DERT OLABİLİR

Ama 14 Aralık operasyonunda, Al Capone’nin basit bir suçtan yakalanması gibi bir durum yaşandı. Belki herkes daha neyin ne olduğunu bilinmiyor, ciddiyeti kavrayamıyor ama Cemaat ilk kez, hem de hiç beklenmedik bir noktadan kuyrukları yakalandı.

Beklemedikleri, belki de aklından hiç geçirmedikleri nokta, Tahşiye Davası..

Tahşiye Grubu diye bir şey yok aslında ama böyle adlandırılan grup, “minik sayılabilecek bir Risale-i Nur cemaati”. Tahşiye ise, Cağaloğlu’nda bu cemaate ait fazla da kitap yayınlamayan bir yayınevinin adı. Bu Nur cemaatinin Rahle ve Cihangir yayınevleri de var. Fakat neredeyse pek faal sayılmayan bu yayınevlerinde en çok Tahşiye Yayınları kitap yayınlamış, onun da fazla sayıda kitap yok.

Nur Cemaatlerinin içinde sayısal olarak en küçüklerinden olan Tahşiye grubu,“Said Nursi’nin ilk talebesi Hulusi Yahyagil’in yolunda gidenler” aynı zamanda. “Molla Muhammed” diye bilinen Mehmet Doğan, 76 yaşında ve Hulusi Yahyagil’in talebesi. Nurcuların çoğunun bile varlığından haberdar olmadığı bu minik cemaatte meşhur insanlar da yok. Belki bir zamanların en cevval Yeni Asya yazarlarından Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik veBünyamin Ateş bilinen isimlerdir ama onları tanıyanların çoğu bu üç ismin bu cemaatte olduğunu bile bilmez.

1990’da  Yeni Nesil-Yeni Asya cemaatlerinin ayrılıklarında Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş ve Burhan Bozgeyik Mehmet Kutlular tarafında yer aldı ve yeniden kurulan Yeni Asya gazetesinin en gözde yazarları oldular. Mustafa Kaplan, polemikleriyle ve sert yazılarıyla gazetenin en çok okunan yazarıydı. O dönem yeni yükselmekte olan Refah Partisi, Erbakan, Erdoğan en sert eleştirdiği konulardı. RP-MHP-IDP ittifakında da ittifaka yönelik ağır yazıları vardı. Bu üç yazar, zaten “Demirel’i övmek-Erbakan’ı yermek”anlayışında olan Yeni Asya’nın vazgeçilmez yazarlarıydı.

Ancak bir süre sonra Mehmet Kutlular ile yolları ayrıldı ve gazeteden kovuldular. Kendileri gibi kovulan Mesut adında bir arkadaşla İttihad Yayınları’nı kurdular. Zamanla Mustafa Kaplan Akit, Burhan Bozgeyik Milli Gazete yazarı oldular. Bünyamin Ateş ise RP’nin kazandığı ilk belediyelerden olan Güngören Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Bir zamanlar Yeni Asya’da iken “İşte MSP” broşürünü hazırlayan ve bu broşürde “ayran içmekte”olan MSP milletvekili Korkut Özal’ı sanki “içki içiyormuş” gibi yayınlayan, nurcuların meşhur yazarı Hekimoğlu İsmail kızıp “İçki içmeyen bir müslümana içki içiyormuş gibi resim basmak İslam’a sığar mı?” diye telefon açtığında, “Seçimden sonra tövbe ederiz abi” diye cevap veren Bünyamin Ateş, şimdi Güngören belediyesinde RP’nin icraat broşürlerini hazırlıyordu. Bir dönemin en azılı RP düşmanı Mustafa Kaplan ile Burhan Bozgeyik ise RP’nin yayın organlarında yazıyorlardı.

Bu üç yazar, İttihad Yayınları’ndan da ayrıldılar ve Tahşiye Yayınlarının cemaatine girdiler. Muş’ta yaşayan Molla Muhammed’in küçük cemaatinde mütevazi katkılarda bulunuyorlardı. Tahşiye Yayınları’nda Risale-i Nurlarla ilgili kitaplar vardı. Bu cemaat, Fethullah Gülen’in Dinler Arasında Diyalogprojesinden rahatsızdı ve Mehmet Doğan bu konuda bir kitap yazmıştı.

FETHULLAH GÜLEN TAHŞİYE’DEN BAHSEDİNCE

İşte bu küçük Nur cemaati, 2009’da Fethullah Gülen’in sohbet konusu oldu.“Adına Tahşiye derler, silah koyarlar, örgüt olarak tanınırlar” gibi sözlerin geçtiği bu sohbet 6 Nisan 2009’da cemaate ait herkul.org sitesinde yayınlandı. Ardından Zaman gazetesinde bu konuyla ilgili haber yapıldı, yazılar yazıldı. Yetmedi, Samanyolu televizyonunda yayınlanan Tek Türkiyedizisinde, hiç de alakası yokken 64. bölümde, “Tahşiye diye bir örgütten”bahsedildi. Karanlık güçlerin Tahşiye adını verdiği bu örgüt, “silahlı bir dini örgüttü ve Ergenekon ile bağlantılıydı”. Dizinin 66. bölümünde ise karanlık adamlar şunu diyorlardı: “Tahşiye örgütü deşifre oldu ama ona bir isim buluruz, Rahle örgütü deriz.”

Rahle, cemaatin Tahşiye yayınlarından sonra ikinci yayınevinin adıydı. Küçük cemaatin her iki yayınevinin adı da, Ergenekon’la bağlantılı dini terör örgütü olmuştu.

Tabii bu iddia, dizide ve gazete yazılarında kalmadı; gerçekten de iddianameye dönüştü. Cemaat savcıları, Fethullah Gülen’in bahsedişinden, Zaman gazetesinin yayınlarından ve Tek Yürek dizisinde konu edinmesinden sonra, Tahşiye Örgütü iddianamesi hazırladılar ve operasyon yapıldı. Elbette örgüte yapılan baskınlarda silah da bulundu. Bahsettiğim üç yazardan en sakin, en efendi biri olan Burhan Bozgeyik’in kayınpederine ait Risale-i Nur dersanesinde bile bomba bulundu.

Tahşiye Örgütü’nün adı değişti, “El Kaide örgütü” oldu ve bu örgütün mensupları yargılandılar, Mehmet Doğan ile Mustafa Kaplan 17 ay hapiste kaldılar. Suç bulunamadığı için 17 ay sonra beraat ettiler. Suç bulunamadığı gibi, “bombaların, silahların üzerinde polislerin izi bulundu.”

Küçük cemaatin yaşadığı haksızlığa karşı yapabileceği bir şey yoktu. Silahların üzerinde polislerin izi çıkmasına rağmen 17 ay yatmışlar, sonra da çıkmışlardı. Belki buna bile şükrediyorlardı. Çünkü kendilerini içeri attıranlar, iktidarın içindeki asıl iktidardı.

Ancak, 17-25 Aralık operasyonundan sonra cemaatin artık iktidar olmadığını gördüklerinde cesaret bulup, Savcılığa şikayette bulundular. Hükümetin de aradığı işte buydu. Cemaat aleyhinde hukuki delil olabilecek bir olay ve polislerin silahlardaki izi vardı. Polislerin izi, bu operasyonu ciddi sonuçlara götürecek görünüyor.

Cemaat bu beklenmedik izden, davadan hayli şaşkın. Durumun vehametini de az çok görüyorlar. Savcı çağırdığı halde gitmeyen, gazeteye gelmesini bekleyen, böylece “basına baskın” resmi vermek için “kameralara gülümseyen” Ekrem Dumanlı, basına baskın olunca hem uluslararası, hem ulusal basından ve özellikle CHP’den destek geleceğini biliyor, geçmişte mağdur ettikleri Ahmet Şık’tan bile demokrasi adına destek bulmasından son derece hoşnut.

Cemaat de tabii ki memnun..

Ancak polislerinin küçük cemaatte kalan izleri var..

Kuyruktan yakalandıklarını kısa zamanda fark edeceklerdir.

Asiye Güldoğan
asiyeguldogan@hotmail.com

 
15 Aralık 2014 Pazartesi 19:02 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
Trabzonspor
14
5
3
6
18
10
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
11
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
12
Antalyaspor
13
4
4
5
16
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
14
1
3
10
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:40
  • Güneş07:28
  • Öğlen12:25
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817 - Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1863 - Londra metrosu açıldı.
1898 - İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.
1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.
1902 - Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906 - Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923 - İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927 - Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929 - Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941 - Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956 - Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964 - Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971 - Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1979 - Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1979 - Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983 - Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1984 - Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1987 - Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1987 - İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde türbana izin veriyordu.
1988 - Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989 - Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993 - Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994 - Yaser Arafat, Shimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü'nü aldılar.
1994 - TBMM TV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002 - Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002 - Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
2002 - Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002 - Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003 - İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk müslüman kadın oldu.
2005 - 10 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık