Savcılıktan Genelkurmay İletişim Dairesi'ne cunta suçlaması

Ana Sayfa » Güncel » İlker Başbuğ'dan MİT iddiası

İlker Başbuğ'dan MİT iddiası

Gazeteport yazarı Mete Yarar'a konuşan İlker Başbuğ: Bize kamera kayıtlarını getirdiklerinde, içimizdeki köstebeği bulabileceğimizi söyledim. O postaneden o mektuplar atılmaya devam etti ama görüntüler bize asla ulaşmadı.

 
24 Temmuz 2014 Perşembe 07:38 
Yorum YapYazdır
 
 
İlker Başbuğ'dan MİT iddiası

 

Sayın İlker Başbuğ’un ilk kez dillendirdiği sıkça kullandığı bir deyimdi “asimetrik psikolojik harekat”.  Başlangıçta bu kelimenin abartılı ve süslü bir kelime olduğunu düşünen çok kişi olmuştur. Bir çok siyasetçi bu kelimeyle TSK’nin tekrar güç kazanmak adına ters psikolojik harekat yaptığını bile düşünmüşlerdir. Bu dönemde, teknik dinlenmesi en zor birimlerin başında olanlar normal vatandaşlar gibi teknik takibe uğradılar. Ne yapsalar ve söyleseler anında servis edildi. Büyük teknik donanıma sahip olan TSK’nın bu kadar rahat bir şekilde dinlenebilmesi hiç kimse tarafından kabul edilemiyordu. Genelkurmay Başkanları dinlemelerden sonra “bizi dinliyorlar” diye şikayet ettiğinde ise halkımız derin bir korkuya kapıldı. “Onlar dinleniyorsa biz ne yapacağız” diye kendine soran çok kişi olmuştur. Ben de Sayın İlker Başbuğ’a neden önleyici istihbarat yapamadıklarını sordum.

 

-Başkanlığınız döneminde oldukça sıkıntılı olaylarla uğraşmak zorunda kaldınız. İşin anlaşılması zor kısmı bu asimetrik psikolojik harekata neden karşı koyamadınız?

-TSK’ne karşı yürütülen “Asimetrik Psikolojik Harekat” medya vasıtasıyla yürütüldü ve yürütülüyor. Karşı tarafın elinde sınırsız medya imkanı var. Ve hatta 2007 yılı sonunda yayın hayatına giren bir gazete gibi, tamamen bu görevi kendilerine “ana görev” olarak kabul eden bir medyaya karşı bu savaşı yürütüyorsunuz. TSK olarak sizin kendi medyanız var mı? Hayır. Zaten olayın “asimetrik” oluşu buradan kaynaklanıyor. Bu gerçeği gördüğüm için Genelkurmay’da “Haftalık Medya Bilgilendirme Toplantıları”nı başlattım. Doğru bir karardı. Ancak, Türkiye şartlarında bu uygulamaya ancak bir yıl devam edebildik. Neden mi? TSK’nın kendi personeli de bu konuda yeterli eğitimli değildi, arzulu da değildi. Ondan sonra; neredeyse bu görevi tek başıma yürütmek zorunda kaldım. Ben de sessiz kalabilirdim. Ama, kalmadım.

 

-Tabii, bu hususları kimse sorgulamıyor. Pentagon’daki medya bölümünde kaç bin kişi çalıştığının kimse farkında değil. Amerikan Ordusunun medya üzerindeki etkinliğinin ne olduğunu hiç merak eden var mı?

 

-Psikolojik harekatın iki amacı vardı:Birincisi; oluşturulan algı ile Türk Milleti’nin Türk Ordusuna duyduğu güveni sarsmak, ikincisi ise TSK’ni adeta bir suç örgütü gibi kamuoyunun dikkatine sunmaktı. Koca bir yapılanmaya karşı, güçlü ve profesyonel bir kadro elinizde olmadan, tek başınıza yapacağınız bir mücadele ile elbette istenilen noktalara ulaşmak zordur. Ancak, bütün bu eksikliğe rağmen, görev başında iken, cezaevindeki tutsaklığım esnasında ve şimdi de bu karşı mücadeleyi tek başıma da olsa, başarı ile yürüttüğümü düşünüyorum. Bugün Türk Milleti’nin yaşanan olayların gerçek yüzünü anlamış olması ve bu sürecin mağdurları olarak bize karşı gösterdikleri inanılmaz sevgi ve destekte bu düşüncemi sanırım doğruluyor.

 

- TSK’nın içerisinden, kendi personeliniz tarafından, TSK’na karşı asimetrik psikolojik harekatı yürütenlere bilgi sızdırılmış olması da sorunlardan birisi olmadı mı?

- Kesinlikle, evet. TSK içinden kendi personelimiz tarafından bilgi sızdırılması bu boyutlarda olmasaydı, karşılaşılan sorunlarda elbette bu büyüklükte olmazdı. Örneğin; Balyoz Davasında kullanılan, Plan Seminerine ilişkin ses kayıtları, bazı yerlere askeri personel tarafından sızdırıldı. İhbar mektuplarının hazırlanmasında, askeri personelden elde edilen bilgilerin “manipule” edilerek kullanıldığı ortada. Donanma Komutanlığındaki  odanın döşemesi altına konulan dokumanın bir askeri personel tarafından konulduğu net. 2009 yılı başlarında Kayseri’de tespit edilen olayda maalesef 3 astsubayın görev aldığını biliyoruz. Bu örnekler artırılabilir.

 

Peki, TSK bu bilgi sızdıran personele hiçbir şey yapmadı mı?

 

- Bu iş her şeyden önce bir “istihbarat savaşı”. Bu konuda elinizde zamanlı ve yeterli bilgi olmazsa ve olacakları önceden göremezseniz başarılı olamazsınız. İstihbarat denilince konuya açıklık getirmek lazım. Hangi istihbarattan bahsediyoruz? TSK’nın dış istihbaratla, yani yabancı silahlı kuvvetlere ilişkin istihbarat elde edilmesi ile sorunu yok. Bu konuda hem yapılanma hem de personel var. Yalnız; bu anlamda GES Komutanlığı’nın MİT Müsteşarlığına bağlanması ne kadar doğru olmuştur, bu tartışılabilir. TSK’nın “İstihbarata Karşı Koyma”, biz buna İKK faaliyeti diyoruz. Burada da büyük sorun yok. Yalnız İKK faaliyeti kışla ve karargahlar içinde yürütülür. İşte ana sorun burada, TSK’nın kendi personelinden, lüzum görülenlerin; kışla ve karargah dışındaki şüpheli faaliyetlerini izlemeye yönelik maalesef hiçbir organik imkanı yok. Eskiden MİT müsteşarlığının başında asker varken bu husus sorun teşkil etmiyordu. Ne zaman ki, asker MİT müsteşarlığından tamamen çekildi-ki bu büyük bir stratejik yanlıştı- bu sorun olduğu gibi ortaya çıktı.

 

- MİT size o dönemde bunu sağlayamadı mı?

 

-Her hafta yapılan mutat toplantılarda ihbar mektuplarını tarafıma iletirlerdi. Ben de Müsteşar’dan bu isimsiz yazılan ihbar mektuplarının hangi askeri personel tarından atıldığının bulunmasını isterdim. Mektuplar hep aynı yerden atılıyordu. Bize kamera kayıtlarını getirdiklerinde, bu personeli bulabileceğimizi söyledim. O postaneden o mektuplar atılmaya devam etti ama görüntüler bize asla ulaşmadı.

 

- Peki bu kadar istihbarata ihtiyacınız vardı ve siz bununla ilgili ne yaptınız?

 

- Bu konunun diğer ordularda nasıl olduğu ile ilgili olarak ayrıntılı bir çalışmayı dönemimde yaptırdım. Batıdaki benzeri bir yapının kurulması için de Sayın Başbakan’a bir sunum arz ettim. Fakat dönem o kadar ağır sorunlara gebeydi ki bu koruyucu istihbaratla ilgili çalışma ilerletilemedi. Bu çalışmanın yanında MİT’in yapısında bir Müsteşar Yardımcısının asker olması konusunda da Sayın Başbakan’la görüşmeler zaman zaman oldu, ancak  iç konjonktürün getirdiği sorunlar nedeniyle bu da hayata geçirilemedi.

 

Sizin söylemeye çalıştığınız biz tehlikenin farkındaydık gerekli tedbirleri almak için gerekli uyarıları yaptık ama ortam buna müsaade etmedi diyorsunuz.

 

- Aslında evet. O dönemi hatırlayanlar bilir. Biz risk yönetimi yapmaktan çok kriz yönetimine mecbur edilen bir baskı altındaydık. Nedense bu istemlerimiz daha sonra da hayata geçirilemedi.

 

- Askerlerin MİT’ten uzak tutulmasının sebebini ne olarak görüyorsunuz?

 

- Defalarca Türkiye’de en fazla gündeme getirilen konulardan biriydi bu. Askerlerin MİT’te yer almaları büyük bir sorun gibi lanse edildi. Sonucunda da dünya örneklerinden ve gerçeklerinden farklı bir noktaya getirildik. ABD görevde olan bir generali CIA’nin başına rahatlıkla getirebiliyor ama bizde adını anmak bile demokrasi dışı sayılabiliyor.

Bilgi sızdırılmasında istihbaratın yanında diğer etken bir nokta daha var. TSK gelişmiş teknolojiyi, yeterli kontrol tedbirlerini almadan içine aldı. Olaylar yaşanınca, tedbirler artırıldı ancak bu sorun o kadar büyük ki; her türlü teknolojik imkanların en üst düzeyde olduğu ABD Silahlı Kuvvetlerinde bile sık sık bilgi sızdırılması olayları ile karşılaşılabiliyor.

- Peki, bilgi sızdıranlara yönelik askeri yargı hiçbir şey yapmadı mı?

 

- Elinizde yeterli bilgi ve istihbarat varsa, delillere ulaşma imkanınız olabilir. Bunun yanında askeri yargının bu konunun üzerine gitmesi lazım. Bu konuya daha önce temas etmiştik. Nedenler üzerinde durmuştuk. Ancak maalesef kesin sonuçlara pek ulaşılamadı. Bunu hiçbir şey yapılmadı diye anlamak ta pek doğru olmaz. 25 Ocak 2010’da söylediğim gibi bilgi sızdırması kapsamında o tarihte açılan soruşturma sayısı 61’di. Bir subay mahkeme tarafından üç yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştı. Diğer soruşturmalar ise o tarihte devam ediyordu. - Bir çok yazar, hatta bazı siyasetçiler ağır ifadeler ile TSK’yı eleştirdi. “Bir kağıttan kaplan” olduğunu söyleyenler bile oldu. Ağır bir mağlubiyet yaşandığını ifade ettiler. Sanırım röportajımız sırasında en derin sessizliği yaşadığımız anlardan birisi bu andı. Bir müddet sonra Sayın İlker Başbuğ şunları söyledi: - Türk Ordusuna “kağıttan kaplan” diyenlere ben de şu soruları sunuyorum: TSK’leri dış ve iç tehditlere karşı mücadele etmek üzere yapılanmış ve eğitilmiş bir “Milli Ordu”dur. Bu ordu; bir dış tehdide karşı savaş alanında bir savaş mı kaybetmiştir? Bu ordu, yıllarca PKK terör örgütüne karşı kahramanca mücadele etmiş, şehitler vermiş, inançla ve kararlılıkla mücadeleden bir adım geri adım atmamış bir ordu değil midir? TSK’ni Güney Amerika’daki bazı ordulara, son zamanlarda  gördüğümüz Irak Ordusuna benzetemezsiniz. TSK evet, kendisine yürütülen asimetrik psikolojik savaşta, belki yeterli şekilde başarılı olamamış olabilir. Ancak, bu mücadeleyi TSK tek başına, hatta 2008-2010 yılları arasında da dönemin Genelkurmay Başkanı tek başına kararlılıkla yürütürken, siz ne yaptınız? TSK’ne ne şekilde destek verdiniz? TSK evet,kendisine ve personeline karşı, yargı alanında insafsız, acımasız, intikam duyguları ile yürütülen komplolar karşısında yetersiz kalmış olabilir. Ancak, TSK’ne karşı adeta “düşman hukuku” uygulanırken siz ne yaptınız? TSK’ne ne şekilde destek verdiniz? Eğer, TSK’ne “kağıttan kaplan” derken, kafanızın içinde gerçekte olan, ancak açıkça söylemekten çekindiğimiz husus eğer TSK’nin “darbe yapmadığı” için suçlanması ise; her zaman demokrasinin yanında olan benim size söylenecek hiçbir sözüm yoktur.

 
24 Temmuz 2014 Perşembe 07:38 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
22
15
5
2
50
2
Başakşehir
22
13
7
2
46
3
Galatasaray
22
12
4
6
40
4
Fenerbahçe
22
10
8
4
38
5
Antalyaspor
22
10
5
7
35
6
Trabzonspor
22
9
5
8
32
7
Osmanlıspor FK
22
7
9
6
30
8
K.D.Ç. Karabük
22
9
3
10
30
9
Konyaspor
22
7
8
7
29
10
Bursaspor
22
8
4
10
28
11
Kasımpaşa
22
8
4
10
28
12
Akhisar Bld.
22
7
6
9
27
13
Gençlerbirliği
21
6
8
7
26
14
Kayserispor
22
7
4
11
25
15
Alanyaspor
22
7
4
11
25
16
Ç. Rizespor
22
5
5
12
20
17
Adanaspor
22
4
5
13
17
18
Gaziantepspor
21
4
4
13
16
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:09
  • Güneş06:49
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:52
  • Akşam18:18
  • Yatsı19:48
 
Tarihte Bugün
1856 - Islahat Fermanı ilan edildi.
1870 - Osmanlı padişahı Abdülaziz "Bulgar Eksarhanesinin" (Rumlardan bağımsız Bulgar Ortodoks Kilisesi) kurulmasına izin verdi.
1918 - Türkiye'de Of işgalden kurtuldu.
1921 - TBMM'de ilk bütçe kabul edildi.
1922 - Mısır, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
1933 - Berlin'de büyük Reichstag yangını çıktı. Olayın ardından yayımlanan bir kararnameyle Naziler diktatörlüklerinin temellerini atmış oldular.
1935 - Wallace Carothers, naylonu keşfetti.
1937 - Meteoroloji Genel Müdürlüğü kuruldu.
1939 - Sözlük yazımı tarihinin en ünlü hatalarından biri keşfedildi, Webster's New International Dictionary nin 2. Baskısında Dord adlı uydurma bir kelimenin yoğunluk karşılığıyle baskıya verildiği anlaşıldı.
1940 - İlk kez bir basketbol maçı ABD'de televizyondan naklen yayınlandı.
1942 - İstanbul Vezneciler'deki Zeynep Hanım Konağı (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binası) tamamen yandı.
1945 - Türkiye, Birleşmiş Milletler Beyannamesi'ni imzaladı.
1947 - Tayvan'da halk ayaklanması büyük can kayıpları verilerek bastırıldı.
1949 - İstanbul Şehzadebaşı'nda Özel Gazetecilik Okulu açıldı.
1959 - Sivil Savunma Yasa Tasarısı 7126 kanun numarası ile yürürlüğe konuldu.
1975 - Londra'da metro kazası: 43 kişi öldü.
1977 - Malatya'da İnönü Üniversitesi ile iki yüksek okul hizmete açıldı.
1978 - Orgeneral Kenan Evren, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı oldu.
1980 - Yurt dışında çalışan vatandaşlara dövizle askerlik yapma imkânı tanıyan yasa TBMM'de kabul edildi.
1983 - ABD'de M*A*S*H adlı televizyon dizisinin son bölümü yayınlandı. 106 ilâ 125 milyon kişinin izlediği tahmin edilen bu bölüm televizyon tarihinin en çok izlenilen dizi bölümü olma ünvanını da kazanmış oldu.
1986 - İsveç başbakanı Olof Palme, bir suikast sonucu öldürüldü.
1994 - Kuzey Atlantik Antlaşması tarihinin ilk saldırısını Sırplara karşı gerçekleştirdi.
1997 - "Postmodern Darbe" sözcüğü literatüre geçti.[kaynak belirtilmeli]
1998 - Kosova Savaşı: Sırp güvenlik güçlerinin UÇK'ya karşı bastırma harekâtı başladı.
2001 - Ulusal Bank'a el konuldu.
2002 - Hindistan'ın Ahmedabad kentinde Hinduların ateşe verdiği, Müslümanlara ait evlerde 55 kişi öldü.
2003 - Ankara Bir Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, kapatılan DEP'in 4 eski milletvekilinin yeniden yargılanma istemini kabul etti.
2008 - Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı Robert Gates Ankara'ya geldi ve Türkiye'nin Irak'a düzenlediği Güneş Operasyonu'yla ilgili olarak temaslarda bulundu.
364 - I. Valentinian, Roma İmparatoru oldu.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051920293640
 
On Numara
27.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu09111316171823303235374041434754577072737680
 
Sayısal Loto
25.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu132025283048
 
Şans Topu
22.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu162027283105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık