Van’da bitmeyen yasak yine uzadı

Ana Sayfa » Güncel » Gezi Direnişi davasının ikinci duruşması görülüyor.

Gezi Direnişi davasının ikinci duruşması görülüyor.

Gezi Direnişi'ne ilişkin açılan davanın ikinci duruşması görülüyor.

 
18 Temmuz 2019 Perşembe 15:09 
Yorum YapYazdır
 
 
Gezi Direnişi davasının ikinci duruşması görülüyor.

Gezi Parkı Direnişine ilişkin olarak Osman Kavala'nın tutuklu, Mücella Yapıcı, Can Atalay, Tayfun Kahraman gibi isimlerin tutuksuz yargılandığı 16 sanıklı davanın ikinci duruşması Silivri Cezaevi’nde bulunan duruşma salonunda başladı.

Sanıkların "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle yargılandığı davada Mahkeme Başkanı Mahmut Başbuğ, avukat savunmalarının bugün bitirilmeye çalışılacağını söyledi.

AVUKAT İLKİZ SAVUNMASINA BAŞLADI

Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay'ın avukatı Fikret İlkiz savunmasına şu sözlerle başladı:

"19 Şubat 2019 tarihli iddianamenin 23. sayfasından başlamak üzere 24. sayfada asıl iddia anlatılıyor. Deniyor ki ‘Kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen eylemleri aslında kalkışma eylemleri olarak değerlendiriyorum. Hemen ardından sıraladığı telefon görüşmelerini 'provokatif konuşma', 'etki ajanlığı' olarak değerlendiriyor ve 'ülkemiz için ne kadar vahim olduğu anlaşılmıştır' deniyor. İddianame, Arap Baharı'ndan, eylemlerin 2011'de başladığından, bu zamandan beri eylemler düzenlendiğinden bahsediyor ve ‘Hükümeti 27 Mayıs'ta olduğu gibi sokak eylemleriyle devirmek istemişlerdir.’ diyor. İddianame, 27 Mayıs öncesi hükümetle mevcut hükümet arasında benzeşme olduğunu ileri sürüyor. Eylemlerin, bir kalkışma gayretiyle planlandığı hükümete yönelik işlenen suçlar konusunda yönlendirme yapıldığı, kalkışma hareketinin asıl sebebinin AKP hükümetinin iç ve dış politikalarla ülke içindeki alt yapı çalışmaları olduğunu ileri sürülüyor.

İddianame Gezi'yi ‘Türkiye Cumhuriyeti devletine diz çöktürme operasyonu’ olarak ifade ediyor. Bu savcı - artık hangi savcılıksa- 2011 yılından beri bu eylemleri biliyor. Silahlı terör örgütlerine benzeyen, legal ve illegal yapıları bünyesinde eritip kontrol altına alabilen bir kalkışma/düzenleme hatta örgütlenme olduğunu, algı ile yönlendirdiğini, dünyada diğer Krallıkla yönetilen ülkelerde bu tip yapılanmaya benzerliğinden bahsediliyor Ve iddianame Gezi Parkı'ndan ‘sui generis’ olarak bahsediyor. Bunları iddianameye karşı bir eleştiri getirebilmek için okuyorum."


“BU KAPILARI TUTANLAR SAVCILARDIR EĞER SİZ BU KAPILARI TUTAMIYORSANIZ YAZAMAZSINIZ”

Avukat İlkiz savunmasını şöyle sürdürdü:

"İddianamede ‘Bu olayların, T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmaya engel olmayı hedefleyen, bugüne dek benzeri olmayan sui generis bir yapıyı haiz olduğu, ülkemizin sosyal nicelik ve şartlarını bilerek bunu sahaya yansıtmakta mahir olmuştur' deniyor. Yani bunlar, daha önce karşılaşılmamış Gezi olaylarını nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor.

Sivil itaatsiz eylemlerle, devlet açısından olumsuz anlaşılan bir kapı araladığını söylüyor. Bu kapıları tutanlar savcılardır, eğer siz bu kapıları tutamıyorsanız yazamazsınız. Bizim anlamaya çalıştığımız, üstüne konuşmamız gereken bir dil meselesi var. Türkçe ne anlama geldiği anlaşılamadığı için böyle iddianameler karşımıza çıkıyor. Yıllar önce dönemin Adalet Bakanı bir TV konuşmasında 'iddianamelerin kalitesiz' olduğundan bahsetmişti. 1960 ve 80 darbelerinde olduğu gibi TC devletini zora sokarak hükümetin görevini engellemeye teşebbüs ettikleri, erken seçime zorlamak istedikleri, gerçekleşmezse Suriye ve Mısır'da olduğu üzere iç savaş ve darbe ortamına zemin hazırlamak gayretinde olmak üzere" deniyor.”

“BİZ FETÖ/PDY OLAYININ NE OLDUĞUNU BAŞTAN BERİ SÖYLÜYORDUK AMA DİNLEMİYORLAR”

İlkiz iddianamedeki şu bölüme dikkat çekti:

"iddianamemizin tanzim edildiği dönemde şüpheliler ve bazı basın organları tarafından bu soruşturmaların yapıldığı dönemde, FETÖ üyesi şahıslar tarafından bu soruşturmaların başlatıldığı öne sürülmüş olsa da soruşturmaya konu tüm delil ve ‘tape’lerin yeniden kıymetlendirmesinin yapıldığı ve bu nedenle dosya üzerindeki tüm dış etkilerin ortadan kaldırıldığı zaruret üzerine izah edilmiştir."

İddianamedeki bu bölümle ilgili de İlkiz şunları söyledi:

“Eğer bana zaruret üzerine izahat etmek istiyorsanız kısa ve anlaşılır olarak anlatmalısınız. Kim yaptı bu kıymetlendirmeyi? Biz FETÖ/PDY olayının ne olduğunu baştan beri söylüyorduk. Ama dinlemiyorlar. Siz, o dönem toplanan hukuksuz telefon görüşmelerini, ‘Tape’leri almak üzere yeniden kıymetlendirme yaptığınızı söylüyorsunuz Kıymetlendirme ne demektir? Kıymet ‘değer’ demektir. Kıymetlendirme "değerlendirme" demektir. Bahsettiğiniz bu kıymetlendirme ne anlama geliyor? Kıymetleşme değerli duruma gelmek, kıymetleştirmek değerli duruma getirmek demektir... Ama genel felsefi duruşunuzu biz bu dille anladık. Heidegger'in dediği gibi ‘dil varlığın evidir.’ Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. Biz bu iddianamenin dünyasının sınırlarını gördük. Şimdi bizim dünyamız sınırlarında, bildiğimiz dilden konuşalım."

“BİZ İNSAN KIYMETİ BİLİRİZ”

İlkiz, "Eğer yasalar belirgin olmak durumundaysa o zaman yasalara uygun bir iddianame beklemek bizim hakkımızdır. Hukukun dilinde konuşan, kanunun diliyle, İnsan Hakları Sözleşmesi diliyle konuşan, direnmeyi bir hak olarak kabul eden kanunların diliyle konuşmalısınız. Yoksa bu metin kadirnaşinas olarak değerlendirilecektir ki öyle zaten. Biz iddianamenin somutlaştırılmasından yanayız. Bu davanın sanıkları zaten bu ülkenin siyasal ve ekonomik yapısı anlamında bilgili insanlar. Öbür tarafta bu anlamda baktığınızda evet, mahir insanlardır. İşte bu da aslında bizim tespitimizdir. Biz onların kıymetlerini biliriz. Biz insan kıymeti biliriz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 11.6.2011 tarihli kararında ‘iddianame ayrıntılı olmak zorundadır, sanık neyle suçlandığını anlamalı, savunma hakkı kısıtlanmamalı’ diyor" diye konuştu.

İlkiz, "Bu iddianame kısaca, 20.11.2007 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurul kararına aykırıdır. Bunu geçmiş bir karar olarak kabul edebilirsiniz. Bu karar bizim için geçerlidir. O zaman sizin için haydi haydi geçerlidir" ifadesini kullandı.

“BU İDDİANAMEYİ YAZAN VE KARARA İTİRAZ EDEN SAVCININ NE DURUMDA OLDUĞUNU SİZ ARAŞTIRIN”

İlkiz sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hakim ve Savcılar bildirgesine göre ‘İnsan haklarına saygılıdır, insan onuru korur ve herkese eşit davranır’ sözü verdiniz. İddianamenin duruşunda olduğunuz gibi gözükmektesiniz. 657 sayfalık iddianameyi şöyle sorgulamanızı öneririm: Delilden sanığa mı gittiniz? Kıymetlendirmenizde, eylemle kanun arasında illiyet bağı kurdunuz mu? Kurmadınız, bu iddianame de bu nedenle böyle yazıldı. Mademki kıymetlendirme yaptınız 2013'e geri döndünüz, İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi'nde bu eylem yargılandı. Hiç mi görmediniz? 2014'te 26 kişi hakkında ceza davası açıldı, bunlar arasında Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman soruşturuldu, Can Atalay, Turgut Kazan müdafi idi. O iddianame suç işlemek amacıyla örgüt kurma, ihtara rağmen dağılmama suçlarına ilişkin bir soruşturmaydı. Sui generis denilmedi, Tunus ve Mısır'dan bahsetmedi. Sanık ve eylemler arasında bağ kurarak bir iddianameyle geldiler.

Ve bu mahkeme Yapıcı ve diğer sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Ceza davasına baktığınızda muhtemel ve potansiyel sanıklar herhalde salonda. Eğer onları da bu davaya eklerseniz o zaman aynı kişiler de size 33. Asliye Ceza Mahkemesi'nden bahsedeceklerdir. Yani sizin deyiminizle aynı eylemi 220'den çıkartıp yeniden kıymetlendirmişsiniz. Taksim Dayanışması Platformu'nun suç örgütü olduğuna dair gösterilmiş hiçbir kanıt yoktur. Bununla ilgili yazılan iddianame 33. Asliye Ceza tarafından geri gönderildi. Bu iddianameyi yazan ve karara itiraz eden savcının ne durumda olduğunu siz araştırın.

33. Asliye Ceza Mahkemesi, işlenemez bir suç olduğunun da altını çizdi. Aynı eylemden dolayı verilmiş bir hüküm ya da açılmış bir dava varsa başka bir kovuşturmanın açılmaması gerekir."

“CEZA TEHDİDİNİ İNSANLARIN ÜSTÜNDE DEMOKLES'İN KILICI GİBİ TUTAMAZSINIZ”

İlkiz, iddianamenin adil yargılanma hakkının ihlal ettiğini belirterek, "Aynı suçtan iki kez yargılanamaz ve mahkûm edilemez!" dedi. İlkiz, "Bizim Mücella Yapıcı için söyleyebileceğimiz, onun da dediği gibi '5 yıl önce bu soruları sordunuz, yargılandım. 5 yıl sonra yeniden kıymetlenme yapıldığı iddia edilirse bizim kıymetlendirmemiz yine aynı olacaktır'. Madem ki potansiyel sanıklar mevcut, ön fezlekede 96 kişinin adını yazıp bir de X şahsınız varsa, o kişilerle ilgili gelecek olan davada yazmadığınız ama pek çoğu beraatle sonuçlanmış olan davalar da önünüze gelecektir. Aynı suçtan iki yargılama yapılamaz denecektir. Tayfun Kahraman hakkında iki 'kovuşturmaya yer olmadığı' kararı var. İki tane kovuşturmaya yer olmadığı kararı olsa da yeni delil elde ettik" diyebilirdiniz, biz bunu da gördük. Ama siz bunu bile demediniz. 'Yeniden kıymetlendirdik' deyip geçtiniz. Eğer kovuşturmaya yer olmadığı kararı varsa ki Kahraman için var, bunları usule uygun şekilde kaldırmadığınız sürece dava açamazsınız. Bu hukuk devleti ilkesini öğreten bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı. Yani ceza tehdidini insanların üstünde Demokles'in Kılıcı gibi tutamazsınız. Savcılık 'Türkiye çapında gerçekleşen ve müştekilere yönelik işlenen suçlar' başlığı altında 25 ildeki olayları izliyor. Tıpkı bu fezlekede olduğu gibi. Bu anlamda dosyada yer aldığına göre siz, İstanbul 35. Asliye Ceza, İstanbul Anadolu 15. Asliye Ceza Mahkemesi kararlarını yok sayıyorsunuz. Görmezden geliyorsunuz demeye utanıyorum. Can Atalay, özellikle bu davanın sanığı haline getirilirken avukat olmanın bilinciyle hareket etmiştir, yapmasaydı barodan atılması gerekirdi" ifadelerini kullandı.

“SAVCILARIN STRAZBURG'A GÖNDERİLMESİ KONUSUNDA PARA NEREDEN GELİYOR”

Avukat İlkiz, "Mahkûmiyet kararları bile size böyle suç ileri sürmeyi, böyle bir iddianame yazmayı size yasaklar. Yargı Reformu Stratejisi ya da ifade özgürlüğüyle ilgili kitaplar, sempozyumlar, eğitim çalışmaları, savcıların Strazburg'a gönderilmesi konusunda para nereden geliyor? İnsanlara yapmadıkları bir şeyi bu iddianamede soru olarak getiriyorsunuz. Bu fon ve hibelerde, devletin sonuna kadar kullandığı para konusunda Adalet Bakanlığı lider konumda." dedi.

İlkiz, "Gezi olayları tarihteki yerini almıştır. Bunu tespit edebilmemiz için kaza-i bir işleme gerek var mıdır? Ya da mahkemelere gerek var mıdır? Çünkü kötüye kullanma yasağı sözü AİHS'in değerlerine karşı çıkmak olarak değerlendirilir. Acaba böyle tarihi bir olay karşısında hakkı kötüye kullanma hakkınız var mıdır? Bizce yoktur. Son olarak, iddianameniz bizim açımızdan kıymet naşinas bir iddianamedir" ifadesini kullandı. İlkiz'in savunması alkışlarla sona erdi.

“FETHULLAHÇI ÇETENİN DARBESİNİ TARTIŞIRKEN, FETHULLAHÇI ÇETENİN HAZIRLADIĞI KIYMETLENDİRİLMİŞ BİR İDDİANAMEYLE YARGILANIYORUZ”

Savunma sırası Can Atalay ve Tayfun Kahraman müdafii Av. Özgür Karaduman'da.

Karaduman, "Türkiye'nin yakın tarihi, demokratikleşme mücadelesinin yurttaşlarla devlet arasında aynı zamanda hukuk düzeyinde de gerçekleşmesinin tarihi. Bu iddianame, Türkiye'nin yakın geleceği açısından da çok önemli. 15 Temmuz gibi devletin bir dönem siyasal ortaklığını yapmış Fethullahçı çetenin darbesini tartışırken, Fethullahçı çetenin hazırladığı kıymetlendirilmiş bir iddianameyle yargılanıyoruz. Kıymetlendirilmiş iddianamesi olan ülkenin kıymetlendirilmiş siyaseti olur. Eğer siyasi iktidar gerçek anlamda Fethullahçı çete ile mücadele ettiği iddiasını taşıyorsa, bu çete tarafından hazırlanmış iddianameye kıymet vermemesi, reddetmesi gerek. Ciddiyet, hukukun en önemli konularından biri. İddianamenin 29. sayfasında 5. Haziran 2013'te ‘anambunelan’ takma adlı Uludağ Sözlük yazarının ‘OccupyTurkiye ve emperyalizm’ başlığı altında, Gezi'nin sıcağı sıcağına yazdığı entry, iddianamede doğrudan yer almış. İddianame işte bu kadar ciddi. Kıymetlendirilmiş iddianamenizin açık kaynak raporu, liseli ergenlerin, gece canı sıkılanların yazı yazıp sohbet ettiği sözlük sitesinden alınmış" dedi.

“NEREDEYSE BİREBİR ŞEKİLDE İDDİANAMEYE ALINMIŞ”

Uludağ Sözlük'teki açık rapor diyor ki, "Occupy eylemlerinin başlığını OTPOR CANVAS çekiyordu..." Avukat Karaduman, Uludağ Sözlük'te kullanılan OTPOR'a ait olan görselle iddianamedeki görsellerin benzerliğine dikkat çekti, görselleri mahkeme heyetine gösterdi.

Karaduman, "Uludağ Sözlük'ten bahsediyoruz, herhangi bir bilimsel ciddiyeti olan rapordan bahsetmiyoruz. Neredeyse birebir şekilde iddianameye alınmış. İnternetten basit bir lise öğrencisinin bile tarayarak 3 saniyesini bile almayacak" dedi.

Mahkeme Başkanı Başbuğ, "Lise öğrencilerine basit demezseniz" eleştirisinde bulununca Karaduman, "Lise öğrencilerinden özür dilerim. Lise öğrencilerine basit demedim, 'yapacakları basitçe tarama' dedim" yanıtını verdi.

“CADI AVI MANTIĞIYLA YAPILAN BİR YARGILAMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

Karaduman sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gezi zaten aklandığına, üzerinden 6 yıl geçtiğine göre, Rahip Brunson vakası sonrası Türkiye'de siyasal paranoyaya dönüşen siyasal iktidarın her şeyi başarılı şekilde götürmesine rağmen dış güçlerin engellemeye çalıştığı algısıyla McCarthy dönemi cadı avı mantığıyla yapılan bir yargılamayla karşı karşıyayız.

Gezi direnişi ile Gezi'yi organize edenler arasındaki ilişki delillendirilememiş ama emperyal güçlerle bağlantısı dile getirilmiş. Bu ülkede biri emperyal bağlantı arıyorsa hükümet önce kendisine bakmalı. tüm faaliyetleri emperyal güçlerle yönetilen siyasal ortamda Türkiye'de halk ve yurttaşların kendi özgürlüklerini kullandığı bir eylemi emperyal bağlantılı olduğunu iddia etmek hem mesnetsiz, delilsiz hem de siyasal gerçeklere aykırıdır. İddianame bir rezerv iddianamedir, bir komplo iddianamedir, politik muhalefetin kendisine has mücadele yöntemlerinin bloklanmasıdır. Aksi halde neden 6 yıl sonra böyle bir davanın açıldığının cevabı da yoktur"

“FETHULLAHÇI ÇETE, SANIKLAR ALEYHİNE BİR ŞEY BULAMADI, PEKİ KIYMETLENDİRENLER NEDEN 6 YIL SONRA BU HUSUSU İDDİANAMEYE EKLEMEDİ”

Avukat Karaduman savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"Haydi Fethullahçı çete, sanıklar aleyhine bir şey bulamadı, peki kıymetlendirenler neden 6 yıl sonra bu hususu iddianameye eklemedi? Her tarihsel toplumsal olayın arkasında bir dizi başka gelişme, birbiriyle bağlantılı farklı siyasal ve toplumsal vektörel etkileşimler olur. Nisan 2012'de Fethullahçı çetenin ÖSYM sınavında soruları verdiği iddiasıyla liseliler 31 ilde eylem yaptı. ÖSYM başkanı hedefe oturtuldu. Bu eylemlerin merkezi neresiydi? Taksim Meydanı. Nasıl örgütlendiler? İnternet üzerinden. Taksim'e nasıl geldiler? Kendi itirazlarını dile getiren pankart, tişörtlerle geldiler. Tıpkı Gezi'deki gibi. Gezi'de ne olduğunu anlamak istiyorsanız bu liselilere bakmanız gerekir.

Hayvan hakları savunucuları yine internetten örgütlenerek Taksim Meydanı'nda eylem yaptılar. 'İnternetime Dokunma' eylemi Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleşti. 1 Mayıs 2010, 2011 Taksim Meydanı'nda gerçekleşti. Polis müdahale etmediği, emniyet kuvvetleri bu kullanılan hak ve özgürlüklere müdahale etmediği sürece kimsenin burnu kanamadan, aynı topluluk nasıl şen ve şakrak geldiyse aynı şekilde ayrılmıştır. Neden 6 yıl sonra Gezi, bu şekilde, hem de hak etmediği ‘Batı'nın Türkiye'deki etki ajanlığı, uzantılığı’ suçlamasıyla itham ediliyor?

Türkiye'de deniyor ki mesleğini yürüten insanlara 'Eğer iktidarın çizdiği siyasal sınırlar içinde kalmazsanız, 5 yıl da 10 yıl da geçse yargılanırsınız, bir daha, bir daha yargılanırsınız'. Ali Babacan'a rezerv soruşturma açılması, Meral Akşener'e rezerv iddianame konması yeni Türkiye'nin hukuk düzenine işaret ediyor. Diyor ki, 'Bugün benim için suçlu değilsiniz, ama yarın siyasal pozisyonum değişirse sizi nasıl yargılayacağımı bilemem' Fethullahçı Çete'nin iddianame iskeletini birebir koruyarak Uludağ Sözlük'teki entry'i iddianamenin temel merkezine oturtmasıyla iddianamenin geleceğe nasıl bir sonuç doğuracağını göreceğiz"

“NE KAVALA, CANVAS, OTPOR KİMSENİN KONTROL EDEMEYECEĞİ BÜYÜKLÜKTE BİR DİRENÇ ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

Karaduman, "Gezi olaylarında, kitlelerin kendi itirazlarını oraya taşımasıyla ne Kavala, Canvas, Otpor kimsenin kontrol edemeyeceği büyüklükte bir direnç ortaya çıkmıştır" dedi.

Karaduman, "2011'den beri emperyalizmden oluk gibi para akıyor, iktidara karşı tezgah yapılıyor. Ama ülkenin başkentinde, hükümetin, ordunun karargâhların olduğu yerde değil, İstanbul gibi sanatın, meyhanenin, şiş kebabın olduğu yerde yapılıyor. Neden? Bilmiyorlar çünkü" diye konuştu.

“KENDİ İDDİALARINI KENDİSİ ÇÜRÜTEN İDDİANAME OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALDI”

Karaduman sözlerini şöyle tamamladı:

“2911'den gözaltına aldıkları insanları 312'den yargıladığı bu insanlara delil yapmaya çalışıyorlar. Bu iddianame olası muhalefet imkanlarını daraltabilmek amacıyla, yeniden ısıtılıp kıymetlendirilerek altı yıl sonra yeniden tarihe geçti. Bu dava, tarihsel olarak da güncel olarak da kendi iddialarını kendisi çürüten iddianame olarak tarihteki yerini aldı.

Türk Hukuk Sistemi'nin siyasal iktidar karşısındaki pozisyonunun güçlendirilmesi, bağımsız yargı ve adalet kavramlarının ayakları üzerine yerleştirilmesi, mahkemenizin bu iddianameyi reddederek, iddianamedeki ifadelerin sanıkları suçlamaya yönelik hiçbir mesnete sahip olmadığından hareketle buna göre hüküm kurmasını, bunun kıymetsiz bir iddianame olarak tarihe geçmesini istiyoruz.”

 
18 Temmuz 2019 Perşembe 15:09 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mustafa Önsel
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Arslan Bulut
 
Çiğdem KOÇ
 
Kazım DEMİR
 
Ahmet Özer
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Mehmet Polat
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Muhammet İKİNCİ
 
Abdulkadir TİRYAKİOĞLU
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1867 - ABD, Alaska'yı Rusya'dan 7,2 milyon dolar karşılığında alarak topraklarına kattı.
1892 - Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı.
1898 - ABD, Porto Riko'nun sahibi oldu.
1908 - Belçika Kongo Hür Devletini ilhak etti.
1912 - I. Balkan Savaşı başladı.
1912 - Trablusgarp Savaşı'nı sona erdiren Uşi Antlaşması imzalandı.
1920 - Saimbeyli'nin kurtuluşu
1920 - Türkiye Komünist Fırkası, Ankara'da resmen kuruldu.
1922 - İngiliz yayın kuruluşu BBC (British Broadcasting Company, sonradan British Broadcasting Corporation) kuruldu.
1936 - Atatürk, Ankara Hipodromu'nda at yarışlarını izledi.
1943 - Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses, Berlin'de başarılı bir konser verdi.
1944 - Sovyetler, Çekoslovakya'yı işgal etti.
1954 - Texas Instruments şirketi ilk transistörlü radyoyu üretti.
1959 - III. Akdeniz Oyunları Beyrut'ta yapıldı. Türkiye serbest güreş milli takımı 8 sıklette birinci oldu.
1967 - Sovyetler Birliği'nin fırlattığı Venera 4 uzay aracı Venüs gezegenine ulaştı ve Dünya dışında bir gezegenin atmosferini inceleyen ve gezegenler arası yayın yapan ilk araç oldu.
1968 - Dünya Olimpiyat Komitesi, iki zenci atleti (Tommie Smith ve John Carlos) madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1976 - Başbakan Süleyman Demirel, Fırat nehri üzerindeki Karakaya Barajı ve hidroelektrik santralının temelini attı.
1977 - Filistin'li gerillaların Somali'nin Mogadişu havaalanına kaçırdığı Lufthansa yolcu uçağını basan GSG-9 Alman anti-terör timi, korsanları öldürüp 86 rehineyi kurtardı.
1979 - Balgat katliamının iki sanığı Mustafa Pehlivanlı ve İsa Armağan idama mahkum edildi. 10 Ağustos 1978'de Ankara Balgat'ta solcuların gittiği 4 kahve taranmış, 5 kişi ölmüş, 11 kişi yaralanmıştı.
1982 - 574 sanıklı Ankara Dev-Yol davası başladı: 186 kişi idam istemiyle yargılanıyor.
1988 - Tuzla'da 7 Ekim'de Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişi öldürüldü. Olaya karışan 16 polise 56'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1989 - Doğu Almanya lideri Erich Honecker istifa etti.
1991 - Azerbaycan, Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan etti. İlk defa 28 Mayıs 1918'de bağımsız olan dünya Azerileri, bugünü "Cumhuriyet günü" olarak kutluyorlar.
1993 - Yunanistan'da Andreas Papandreou'nun ikinci başbakanlık dönemi başladı.
1996 - Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltında dövülerek öldürülmesiyle ilgili dava Aydın'da başladı.
1996 - Yargıtay, Yaşar Kemal'e verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezasını onadı.
2002 - Fildişi Sahili'nde bir ay süren çatışmaların ardından isyancılarla hükümet birlikleri arasında ateşkes yürürlüğe girdi.
2007 - Eski Pakistan başbakanı Benazir Butto, 8 yıllık sürgünün ardından döndüğü ülkesinde bombalı bir saldırıya hedef oldu. 126 kişinin öldüğü ve 248 kişinin yaralandığı saldırıdan Butto yara almadan kurtuldu.
2008 - güzel bir cumartesi günüydü ve bundan sonra hayatıma çıkmamacasına girecek olan insanı o gün tanıdım 599 gün geçmesine ramen ohala ilk günkü gibi hayatımın en güzel yerinde
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
17.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu050811202324
 
On Numara
14.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu08141623252627293940414652596061636467717376
 
Sayısal Loto
16.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu010406354047
 
Şans Topu
16.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu031117233105
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:47
  • Güneş06:27
  • Öğlen12:18
  • İkindi15:20
  • Akşam17:46
  • Yatsı19:14
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık