İstanbul'da 2 patlama; 29 kayıp, 166 yaralı

Ana Sayfa » Medya Kritik » Gerilimi tırmandıran Tayip Erdoğan neyin hazırlığı içinde

Gerilimi tırmandıran Tayip Erdoğan neyin hazırlığı içinde

Neler oluyor, Kılıçdaroğlu neden telaş ve kaygı içinde? Tayip Erdoğan neden solcu, Alevi ve Atatürkçü unsurlara karşı hakaretin dozunu arttırdı; neyin hazırlığı içinde? Odatv'den Murteza Demir'in ilgi çeken yazısı

 
15 Haziran 2016 Çarşamba 07:28 
Yorum YapYazdır
 
 
Gerilimi tırmandıran Tayip Erdoğan neyin hazırlığı içinde

"Osmanlı, kendi tarihini mürekkeple, Türk'ün tarihini Türk'ün kanıyla yazmış, sapık ve karışık bir ailedir...*(1)

Osmanlı Ocakları,

Saray Kürtleri,

Kılıçdaroğlu’na kurşun,

Yavuz Selim Köprüsü,

İdris-i Bitlisi Feribotu?

 

Ve Türklük örtüsü içinde Türkiye’nin birliğine karşı bir Cumhurbaşkanı…

Neler oluyor; bu ara başlıklar ne anlama geliyor?

24 Nisan günü; “Yavuz; soysuz, köksüz bir Türkmen katilidir” diye yazdım; nedenlerini, kaynaklarını gösterdim, bildiklerimi sıraladım.*(2) Bu yazım nedeniyle, "Osmanlı Ocakları" adıyla maruf AKP üretimi organizasyonun binlerce küfrüne ve tehdidine maruz kaldım. Bu küfür ve cahiller ordusu içinde küfür ve tehdidin dışında "şu, şu yanlıştır, doğrusu budurdiyen tek 'Osmanlıcı' çıkmadı. Bu gerçek bile bunların insan değil, koyundan da beter cahil-cühela takımı olduklarını kanıtlamaya yetti!

Umutsuz olmama karşın yine de, okumaları ve ülke olarak nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu anlamaları dileğiyle bu yazımda biraz daha çerçeveli, yine tarihi verilere-kaynaklara dayalı, Yavuz'u ve Türkmen katliamlarındaki müttefiki olan İdris-i Bitlisi gerçeğiyle birlikte; bazı gerçekleri anlatmaya gayret edeceğim. Ezberci-slogancı beslemelerin ve Yavuzsever ağababalarının, "güneşin balçıkla sıvanamayacağını" görmeleri dileğiyle...

***

Yükselen cehalet dalgasına koşut olarak, özellikle de Cemaatin yeraltına çekilmesinden sonra Osmanlıcılık pirim yapmaya başladı. Anımsayın; 1970’li dönemde eli silahlı “tosunlar” vardı. Devletten destek alıyor, “çağdaş-demokratik devlet isteyen, go home diyen”, emperyalizme karşı çıkan gençleri katlediyorlardı. Onlara; “devleti-milleti kendilerinin koruduğu, ötekilerin dışarıdan destekli komünistler olduğu” ezberletilmişti. Ezberlerini hiç bozmadan, "doğru mu, yanlış mı, hele bi test edelim" demeden, onbinlerce gencimizin canını aldılar…

Oysa kopkoyu bir cehalet ve inanılmaz bir ihanet içinde olanlar kendileriydi. Tosunlar,emperyalizm gerçeğini yıllar sonra anladı ve birçoğu nedamet getirdi. Ancak iş işten çoktan geçmiş, ocaklara ateş düşmüş, ana-babaların yüreği yanmıştı. Şimdi tarih tekerrür edercesine, Sn. Kılıçdaroğlu'nun ayağının dibine mermi bırakan Osmanlı dölünün eyleminde de görüldüğü gibi, o rolü İ. Melih zihniyetli AKP'lilerin yedeğindeki Osmanlıcılar aldı…

***

CEDDİNİZ OSMANLI 

Önce şu soruyu yanıtlayın; siz kimsiniz, bir cibilliyetiniz var mı?

Sırp, Hırvat, Bulgar gibi Balkan kökenli göçmen veya devşirme kalıntısıysanız ve Türk düşmanı köksüz padişahlara bu nedenle sahip çıkıyorsanız, dürüst olun ve bunu açık söyleyin ki “evet bu adamlar ecdatlarına sahip çıkmakta haklıdır” diyelim. Sırp, Hırvat, Bulgar, Yunan veya herhangi bir kökene mensup olmak ayıp da değil kötü de. Ama gerçeğinizi örtüp Türk’ten çok Türk olduğunuzu iddia ederek Türk’e-Türkmen’e saldırmak sahtekârlık ve cibilliyetsizliktir! Türkmenler; kendilerini katleden Padişah Yavuz’a “Yavuz it”, sizin gibi Türk kimliğinin arkasına saklanıp, kendilerine saldıranlara da ne idüğü belirsiz anlamında “cibilliyetsiz” derler, anladınız mı?

TÜRKMEN KİM Mİ?

Selçukluyu, Osmanlıyı (Odmanlı-Ottoman), Safavi ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu gerçekleştiren unsurlardır. Türkçe konuşur, eski Türk geleneğini, inancını yaşatır, halay çeker-türkü söylerler… Kadını köle ya da cariye değil eşi ve eşiti görür, tek eşle evlenir, Tanrıyı vicdanlarında ararlar. Türkmen geleneğinde; bademleme, ENSAR’cılık, oğlancılık, harem, Allah’la aldatmak, “din-iman” diyerek çalmak yoktur. Türkmen; haramzadeye biat etmez, arkasından gitmez, eyvallah etmez, yavşaklaşmaz! Zalim diktatörün baskıyı arttırması karşısında; “ferman padişahın, dağlar bizimdir” der, isyan eder, dağa vurur!

TÜRKMEN’İN KARAKTERİ VE KAPIKULLARI!

Konuyu tarihi verilerin ışığında biraz açalım. Gerçekten, sahiplendiğiniz Osmanlı hangi Osmanlı? Alevi Dedesi Ede Balı'nın kuşak kuşattığı Odman, Orhan ya da 1. Murat mı; yoksa Yıldırım Bayezid'le birlikte Bizans’ın güdümüne girerek Türk’ü yönetimden ve saraydan dışlayan devşirme padişahların yönettiği Osmanlı mı? "Kendilerinin Türk olmadığını, Türk'ün aşağılık bir yaratık olduğunu" defalarca dile getiren, Türk ve Türkmen'den nefret eden bu idüğü belirsiz padişahları ille de Türk mü yapacaksınız?

Tuhafsınız yahu hakikaten Tuhaf! İnsan böylesine önemli bir konuda hiçbir bilgi ve gerçeğe dayanmayan İ. Melih gibi beytül-malı yağmalayan, "parsel parsel satan" adamların konuşmalarını ezberleyip onunla mı yetinir? Hiç mi kitap okumaz, hiç mi kaynağa bakmaz? Türk denilmekten ve Türklerden nefret eden bu adamlara, ölümlerinden beş yüz yıl sonra “ille de Türksünüz” demek nasıl bir cehalettir?

TARİHİN IŞIĞINDA OSMANLI GERÇEĞİ

“1. Murad’ın şehit düştüğü Kosova Savaşı’ndan sonra Yakub Bey’in lider olmasını isteyen Türkmen beyleriyle Yıldırım Beyazid’i destekleyen dönme, devşirmelerden oluşan yerli ve yabancı aristokrat unsurlar arasında iktidar mücadelesi başlamıştı. Şehzade Yakub Bey’in Yıldırım Beyazid tarafından tuzağa düşürülüp boğdurulmasıyla egemenlik kısmen yabancıların eline geçmişti.” (1389)*(4)

“Yakub Bey’in otağa çağrılıp hile ile boğdurulması üzerine; Karaman, Aydın, Saruhan, Menteşe, Germiyan, Hamid ve Teke gibi Türkmen Beylikleri, Yıldırıma karşı mücadeleye başladılar. Kadı Burhaneddin de bu ittifaka dâhil oldu.”*(5)

“Yıldırım, Anadolu Türkmen Beyliklerinin üstüne, Yeniçerilerle birlikte Sırplar ve Bizanslılardan oluşan Hıristiyan vasalların gönderdiği kuvvetlerle saldırdı. Onun Müslüman Türklere karşı kâfirleri kullanmış olması, halkın üzerinde olumsuz bir etki uyandırmıştı.” *(6)

Şunu demek istiyorum; Yıdırım Bayezid’le birlikte Osmanlı Beyliğinin yönetimİ Türklere kapanmış genellikle devşirmelerin eline geçmiş, Yavuz’la birlikte de Türk-Türkmen düşmanlığı tavan yapmıştır. Osmanlı ülkesinin yönetimi Türk'ün değil, Türk düşmanı devşirmelerin işgali altına girmiştir.   

Yıldırım Bayezid Ankara Savaşında Timur’a neden yenildi dersiniz?

Bir paragrafla izaha çalışalım; “çünkü Timur’un yanında, Yıldırım tarafından toprakları ve beylikleri ellerinden alınan Germiyan oğlu II. Yakub, Menteşe oğlu İlyas, Aydın oğlu İsa, Saruhan oğlu Hızır Şah başta olmak üzere yirmi kadar Anadolu beyi bulunuyordu. Yıldırım’ın ordusunda ise sekiz bin kişilik bir Sırp kuvvetinin yanı sıra diğer Hıristiyanlardan oluşan askerler vardı.” *(7)

“Yıldırım’ın yanında; Süleyman, İsa, Musa, Mehmet, Mustafa, Kasım adında altı oğlu vardı. Beşi savaşa katılmış, Kasım küçük olduğu için Bursa’da bırakılmıştır. Musa’nın dışındaki kardeşler savaştan kaçmış, Yıldırım’ın yanına da sadece Musa kalmıştı.” *(8)

Ankara Savaşında Osmanlının yenilmesinden sonra şehzadeler amansız bir taht kavgasına girişti. Bir yanda Balkanlarda büyümeye çalışan ve Bizans’ı da iyice rahatsız eden Şehzade Musa, diğer yanda ise Bizans’la müttefik olan Çelebi Mehmet vardı.

“Şehzade Musa’nın kuşatmalarından iyice bunalan Bizans İmparatoru Manuel Palaoglos, Yıldırım’a karşı Timur’la anlaştığı gibi vakit kaybetmeden iyi ilişkiler içinde olduğu (diğer şehzade) Mehmed’i Üsküdar’a davet etti. Çelebi Mehmet şerefine üç gün şenlik yapıldı. Çelebi Mehmed, hayatı boyunca Türkmenlerin baş düşmanı, Bizans’ın sadık dostu ve müttefiki oldu.”*(9)

“Venedik, Bizans, Sırp ve diğer Balkan Hıristiyanları Musa’ya karşı Mehmed ile anlaşmışlardı. İttifak cephesi 1413’te Musa ve ordusunu çembere almaya başladı. Musa, düşmanlarının önlemek amacıyla kardeşi Mehmed’in üzerine yürüdü fakat başarılı olamadı. Mehmed Çelebi Bizans ve Sırp Kralının yardımıyla Musa’yı yendi ve Musa bir kölenin hançer darbesiyle öldürüldü.” * (10)

BİR KAYNAK DAHA…

“Bizans İmparatoru Manuel, Mehmed Çelebi’nin tek başına iktidarı ele geçirdiğini öğrenince asillerden oluşan bir heyeti Padişah Mehmet Çelebi’ye gönderdi ve İstanbul davetinde vaat ettiği toprakların Bizans’a geri verilmesini istedi. Mehmed Çelebi gelen elçilere saygı gösterdi ve Karadeniz, Teselya ve Marmara Denizindeki bütün köyler ile kaleleri Bizans’a verdi. Elçilere şöyle dedi; ‘Gidiniz benim pederim Bizans İmparatoruna deyiniz ki, Allah’ın inayeti ve pederim olan İmparatorun bizzat yardımı ile babamın tahtına oturdum. Bu günden itibaren evlat babasına nasıl itaat ederse emirlerine öyle tabiim. Emretsin, kendisine hizmet etmeye hazırım.” *(11)

***

Objektif tarihçilerin ittifak ettiği gerçek şudur: Osmanlı, I. Murad’dan sonra Bizans sarayının ihtişamına, haremine teslim olmuş, Bizanslaşmış, evliliklerini yabancılarla yapmış, sadrazam dâhil bütün bürokrasiyi yabancılara teslim etmiş, Türk tebaa Osmanlı’ya, Osmanlı da tebaaya yabancılaşmıştır.

Türkler, Osmanlı’ya göre sarayın ihtiyaçlarını ve asker gereksinimini karşılayan, başka da bir şeye yaramayan; ‘aptal, vahşi, kaba, geri zekâlı adamlardır.’ Bu yüzden Saray bürokratlarının, Türk’ün dilini anlamaları gerekmiyordu. Öyle düşünüyor, hatta Türk’e ve Türk diline inanılmaz hakaretler ediyorlardı. 

Âşık Paşazade (1400-14859, meseleyi şöyle izah ediyor:

‘Türk diline kimesne bakmaz idi/ Türklere hergiz gönül akmaz idi/ Türk dahi bilmez idi bu dilleri/ İnce yolu ol ulu menzilleri.’

Sultan Süleyman’ın Divan-ı Hümayun kâtiplerinden Acem asıllı Kadimi Hafız Çelebi (1499) Osmanlı kırması diliyle Türk’ü şöyle aşağılıyordu: ‘Devr-i daldan beri şahım eflak/ Zem olur âlem içinde Etrak/ Vermemiş Türk’e Hüda hiç idrak/ Akl-ı evvel de olursa bi bak/ Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak…’ Bir başka kıtası da şöyledir: “sakın Türk'ü insan sanma/ bir an bile olsa Türk’le kalma/ Türk eline şeker alsa, o şeker zehir olur. Türk'ün başını kesersen sakın gam yeme/ baban bile olsa Türk’ü öldür

 Osmanlı şairi Nef'i ise“Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır” diyordu.

Şimdi de Türkmen şairi Pir Sultan Abdal’dan (16. yy.) bir mısra okuyalım:

‘Hangi dinden isen ona tapayım

Yarın mahşer günü bile kopayım

Eğil bir yol ak gerdandan öpeyim

Beri dur hey benli dilber beri dur…’

Sizce bu şairlerden hangisi Türk, mısraların hangisi Türkçe; saray beslemesi devşirme Kadimi Hafız Çelebi mi, Pir Sultan Abdal mı?

Siz, empoze edilen yalanlara inanıp Osmanlı olmakla gurur duyuyorsunuz ama görüldüğü üzere Osmanlı Türk olmakla gurur duymuyor, hatta Türk’ten nefret ediyordu! Eğer bir kişi merak edip Osmanlı belgelerini incelerse Osmanlı hanedanının birçok yazılı belgede kendini Türk olarak nitelemekten itinayla kaçındığını görecektir.

Osmanlıya göre Türk; “Türk değil mi Merzifon eşeği/ eşek değil, köpekten de aşağı.”*(12) Son Osmanlı Padişahı Vahdettin yayınladığı bildirilerden birinde şu tümceler yer almıştır; “Türkler, dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir *(13)

DEVŞİRMELER

Devşirmeler: analarından, babalarından, yurtlarından zorla sökülüp alınmış mutsuz kişilerdir. Çocuk yaşlardaki bu devşirmeler hayatları boyunca Türk’ten nefret etmiş, bu nefretlerini Anadolu Türk halkına eziyet ederek açığa vurmuş, güç ellerine geçtiğinde asıp keserek malını, canını ırz ve namuslarını ellerinden almış, yapmadık rezillik bırakmamışlardır.

Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamı Mehmet Paşa, Rum çocuğu bir devşirmeydi. Bu nedenle kendisi Rum Mehmet Paşa olarak anılırdı. Osmanlı'nın Karaman seferindeki kıyımının durdurulması için padişaha yalvarmaya gelen yaşlı Türklere Rum Mehmet Paşa şu yanıtı verir:“Nice sızlarsınız akılsız Türkler! Vatanımın, ırkımın öcünü sizlerden almaya Muaffak doldum!”

Hırvat kökenli devşirme sadrazam Kuyucu Murat Paşa, Güney Doğu Anadolu'da 70.000 Türkmeni kuyulara doldurup öldürmüştür. Aman dileyenlere yanıtı ise; “vurun şu pis Türk'ün başını” olmuştur! Devletin en yüksek yürütme organları Türk’e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamıştır.

Özetle gittiğiniz yol da, ezberiniz de yanlış. Ya ihanet içindesiniz, ya da ruhunuzu sattınız! Değilse bu uyarılardan sonra ezberinizi gözden geçirirsiniz.

YAVUZ VE 3. KÖPRÜ

Sanki milletin ortak değerlerine gıran girmiş ve herkesin hoşnut olduğu, sevip-saydığı, ortaklaştığımız değerimiz kalmamış gibi AKP iradesi 3. köprüye bula bula soysuz-köksüz birinin, azılı bir Türkmen katilinin ismini münasip gördü. Onca ikazımıza, bağırıp-çağırmamıza, kanıtlar ileri sürmemize karşın Yavuz’un Türkmen karşıtlığını kendilerine örnek alıp gerilim yaratmaya çalışanlar, 3. İstanbul Köprüsüne Onun kirlenmiş adını vermekle kalmayıp, Van Feribotuna da İdris Bitlisi ismini verdiler.

Şimdi iktidar uğruna babasını zehirleyen, evladını, kardeşlerini, yeğenlerini katleden Yavuz’un ismi köprüde, Türk ve Türkmen katliamlarında ortaklaştığı Şafi Kürt beyi İdris-i Bitlisi’nin ismi de Van feribotunda… Bu adamların milleti sevdikleri, toplumsal barış ve istikrardan yana oldukları söylenebilir mi? Levent Gültekin’in yazdığı gibi gerçekten iç savaş mı istiyorlar?

NELER OLUYOR; TARİHİ İTTİFAK MI GÜNCELLENİYOR?

Yazar Levent Gültekin diyor ki; yaşanan süreçte bütün Türkiye hedefte... “Hedeflenenlerin içerisinde cemaatler var, mezhepler var, ateistler var, çoluk çocuğumuz var… Yani geleceğimiz, yaşamımız… Hepsi hedefte ve şu anda zaten enkaz altında... İç savaşı göze almış bir lider var.Türkiye'nin yararına olan her şey Erdoğan'ın, Erdoğan'ın işine yarayan her şey ise Türkiye'nin aleyhine… Pozisyonunu sağlama almak için, bütün ülkeyi tehlikeye atıyor." Üst düzey bir bürokrat, Tayyip Bey'le vedalaşmaya gidiyor. Tayyip Bey o bürokrata, yapacakları ile ilgili bazı şeyler anlatınca bürokrat; "bu dediklerinin yarısını yap, ülkede iç savaş çıkar" diyor. Tayyip Bey; “çıksın, ezer geçeriz” diye karşılık veriyor. Yani iç savaşı göze almış bir lider var. Ne için? Kişisel hırsı. Başka bir gerekçesi yok."* (14)

SİLAHLI MİLİS Mİ OLUŞTURULUYOR

Yazılanları Türkçeye çevirelim; AKP iradesi, 'Osmanlı Ocakları' adı altında kurşunlu-silahlı bir milis gücü oluşturuyor. Bu paramiliter militanlar, başta Ana Muhalefet Lideri olmak üzere AKP muhaliflerini tehdit ediyor, önlerine kurşun bırakıyor. Kılıçdaroğlu’nun gideceği yerler önceden belirliyor, militan gönderiyor, protesto ediyor; itibarsızlaştırılmak isteniyor. ENSAR gibi aşağılık işlere bulaşan din istismarcısı vakıflara inanılmaz paralar aktarılarak kutuplaşma ve ahlaksızlık örgütleniyor.

Devlet içinde Alevi olan bir tek yüksek bürokrat bırakmayan Tayip Erdoğan, Türk-Türkmen katili Yavuz'cu- Osmanlıcı beslemelerle yetinmeyip, İdris Bitlisi’cileri de ittifaka dâhil ediyor. Devşirmelerin yanı sıra “Sarayın Kürtleri” denilen Kürt siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve bürokratlarla karanlık niyetini tahkim ediyor...

SARAYIN KÜRTLERİ (MERAKLISI İÇİN):

HDP’nin Kürtleri Meclis’ten atılma, cezaevlerinde çürümeye terk edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Çok sayıda Kürt siyasetçi tutuklandı. Destek veren akademisyenler, işten atılma, sürgün ve hapisle karşı karşıya kaldılar. Bu süreçte “Sarayın Kürtleri” diye nitelenebilecek Kürt siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve bürokrat grubu şekillendi. HDP’ye ve PKK’ya karşı belki de en sert söylemler ve mücadele de Saray’ın Kürtleri tarafından verilmeye başlandı. 

İhsan Arslanlar; “Arslanlar” çoğulunu bilerek kullanıyoruz. Çünkü Erdoğan’ın en yakınındaki isim hatta gerçek sır küpü, kimliğindeki adıyla Ali İhsan bilinen adıyla Mücahit Arslan ve babası İhsan Arslan’dan bahsedeceğiz.

Baba İhsan Arslan, iki dönem Mazlum-Der Genel Başkanlığı yaptı. Özellikle Kürt bölgelerinde insan hakları mücadelesi veren Arslan, PKK’nın esir aldığı askerleri kurtarmak için Kuzey Irak’a geçen ilk grubun başında yer almıştı. Erdoğan’ın cezaevinden çıkıp Ankara’ya parti kurma çalışmaları için geldiği günlerde oğlu Mücahit’i Erdoğan’ın hizmetine verdi.

Oğul Mücahit Arslan, AKP’nin en genç kurucularından biri olurken, o günden sonra Erdoğan’ın yanından ayırmadığı tek isimdi. Erdoğan cezaevinde kaldığı süreçte yanında kalan isim de yine Mücahit Arslan’dı. Baba İhsan Arslan, 22. ve 23. dönem AKP Diyarbakır Milletvekilliği görevinde bulundu. Erdoğan’ın makam arabasına en sık binen isim olan Mücahit Arslan ise, 7 Haziran ve 1 Kasım’da AKP’den milletvekili ve MKYK üyesi oldu.

Arslanlar, Erdoğan döneminde büyük bir servetin sahibi oldular. Erdoğan’ın yanındaki en gizemli isim Mücahit Arslan oldu. Sessiz bir gölge gibi yıllarca yanında dolaşırken, Cumhurbaşkanlığı döneminin ardından partide bıraktığı gözü ve kulağı konumuna yükseldi.

Cüneyd Zapsu; Dedesi Kürt Teali Cemiyeti’nin ve Kürt Talebe Ümit Cemiyeti’nin kurucularından Abdurrahim Rahmi Zapsu’dur. Önemli bir aileden geliyor ve kuruluş aşamasında AKP ile Amerika ilişkilerini inşa eden isim olarak bilindi. Uzun süre tıpkı Arslan ailesi gibi gölgelerde yaşadı. Bush ile görüşmeyi sağlayan kişi olarak da adı defalarca anıldı. 

 

Hakan Fidan; Van’ın Erçiş İlçesi’nde yaşayan Seyitki Aşireti’ne mensup bir isim. Özgeçmişinde sürekli Ankaralı olduğunu vurguladı ve Kürt geçmişini çok uzun süre gizli tutmayı başardı. Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Fidan, MİT tarihinin en tartışmalı Müsteşarı oldu. Bununla birlikte geçmişi ortalığa döküldü ve Van’daki akrabalarının HDP’li olduğu ortaya çıktı.

 

Bekir Bozdağ; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Erdoğan’ın sadık Kürtlerinden. Hatta O’nun Kürtlüğünü bile Erdoğan’ın ağzından öğrendi Türkiye. Erdoğan’ın ‘has dairesi’nde isimlerin başında gelen Bozdağ, Erdoğan rejiminin inşasında en önemli ve etkili görevi alan isim oldu. Toplumun pek çok kesimine yönelik zulüm ve haksızlıklar karşısında Erdoğan’ın çevresinde yalın kılıç savaşanların ve zulüm ve haksızlıkları meşrulaştırmaya çalışanların liderlerinden birisi oldu.   Orhan Miroğlu; Mardin Midyat’ta doğan Orhan Miroğlu, Kürt siyasetinin içinden gelen bir isim. 12 Eylül döneminde DGM’de yargılandı, TKSP davasında 15 yıl ceza aldı. 1988’de hapisten çıktı. 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Kürt aydını Musa Anter’in yanında olan Miroğlu, saldırıdan yaralı kurtuldu. Kürt Hareketi’ne yakın bir isim olarak Taraf gazetesinde köşe yazarlığına başlayan Miroğlu’nu kamuoyu o zaman tanıdı. İlk döneminde AKP iktidarına yönelik sert eleştiriler kaleme alan Miroğlu bir süre sonra PKK’yı eleştirmeye başladı. Bunun üzerine örgütün kalemlerinden tehdit aldı.

Ardından AKP Mardin’den milletvekili seçildi. Erdoğan, HDP’lileri eleştirken, “bunlar ateist, bunlar Zerdüşt” diyerek meydanlarda hedef gösterdi. Oğlunun adı Zerdeşt (Kürtçe Zerdüşt anlamına geliyor) olan Miroğlu, Erdoğan’ın bu sözlerine sesini çıkaramadı.

 Mehmet Metiner; AKP’nin havuz medyasındaki en popüler Kürt vekili ve köşe yazarı olarak karşımıza çıkıyor. Adıyaman doğumlu olan Metiner, 2000 yılında HADEP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. “Ben Tayyip Erdoğan’la demokratik bir Türkiye inşa edilebileceği kanaatinde değilim. Çünkü icazet aldığı içerideki çevreler statükonun sahici sahipleri” ve “Siyaseten entelektüel düzeyde bunu (Kürt sorununu çözmeyi) kaldırabilecek çapta bir insan değil” gibi eleştirileri vardı.

AKP’nin mutlak iktidarıyla birlikte aniden İslamcı yönünü öne çıkarmaya başlayıp rotayı AKP’ye kırdı. Erdoğan için söylediklerini “cahiliye dönemimdi” diye açıkladı.

Prof. Dr. Mehmet Görmez; Diyanet İşleri’nin ilk Kürt kökenli Başkanı. Gaziantep Nizip’li. Eğitiminin temelini bölgedeki Kürt medreselerinden alan Görmez, 2010 yılında Diyanet İşleri Başkanı oldu. Erdoğan’ın çatışmalı dönemlerde Güneydoğu gezilerinde yanında götürdüğü değişmez isimlerden biri olan Görmez, üç cümlelik Kürtçesiyle İslam’ın barış, özgürlük ve kardeşlik dini olduğunu sürekli haykırdı. IŞİD, 3 bin kadar Kürt kadını kaçırdı, birçoğuna tecavüz etti, pek çoğunu öldürdü. Ama Görmez, IŞİD’in Ezidi kadınlara yönelik bu vahşeti için sesini yükseltemedi. Diyanet, iktidarın suçları/günahları nedeniyle eleştirilmesinin önünü kesecek hutbeleri, toplumu rahatsız eden fetvaları ile sık sık gündem oldu. Bunların karşılığında da Görmez, devlet kesesinden zırhlı Mercedes ve jakuzili konutla ödüllendirildi.

Ahmet Kekeç; Malatyalı bir Kürt… O da Erdoğan’a ölümüne sevdalı. Aynı zamanda Kürtlüğünü saklı tutanlardan… Kekeç’in bir ayağı İslamcı çevrede öbür ayağı milliyetçi çevrede olmuş. Kemalist rejimle de vesayet rejimleriyle de hep karşı karşıya gelmiş bir isim. Ta ki Saray rejimine kadar... Kekeç, Erdoğan’ın en anti-demokratik cümlesine bile kılıf bulabilme kabiliyetiyle, Kürt Hareketi’nin en demokrat uygulamalarına ise daima bir bahaneyle yerebilme özelliğiyle dikkat çekiyor.

Galip Ensarioğlu; AKP saflarına katıldıktan sonra vicdanı ile Erdoğan’ın söylemleri arasında sıkışıp kaldı. Özünde demokrat bir tarafı olan Ensarioğlu, AKP/Erdoğan politikalarını savunurken sürekli geçmişiyle ve vicdanıyla çelişmek zorunda kaldı/kalıyor. Kürtler için en kapanmaz yaralardan biri olan Roboski Katliamı için “Dobrovski” diyebilecek kadar da Erdoğanist olmayı başardı. 

 Gülabi Eryaman; Mardin’de doğdu. Daha önce Genelkurmay’da Muharebe Başçavuşu olarak görev yapan Gulabi Eryaman, 1986 yılında astsubay hazırlama okulundan Hakan Fidan’ın devre arkadaşıydı. Balyoz Darbe Planı’nın konuşulduğu 1. Ordu Komutanlığı’ndaki seminerin kamera kaydını yapan isimdi. Muharebe Başçavuşluğu’ndan, TRTKURDİ kanalının haber müdürlüğüne getirildi. Son zamanlarda sosyal medyada HDP dışında kalan Kürtlerin örgütlenmeleri yolundaki paylaşımlarıyla dikkat çekiyor. ENKS, HÜDA PAR gibi yapıların temsilcileri hakkında twitler atıyor.

İlhami Işık; Taraf gazetesinde Yıldıray Oğur’a “Balıkçı” kod adıyla yaptığı açıklamalarla şöhrete kavuşan İlhami Işık, Erdoğan’ın Kürt politikalarını eleştiriyordu. Kendisini Öcalan ile devlet adına görüşmeler /arabuluculuk yapan isim olarak tanıttı. “Erdoğan olmasaydı Türkiye Mısır gibi olurdu” diyebilecek kadar Erdoğanist olan Işık, Kürtlerin iktidara yönelik eleştirilerini bertaraf etmek için Kürtlüğünü vurgulayarak Erdoğan’ı koruyan baş neferlerden biri durumunda.                        

Akif Beki; Bingöllü bir Zaza olduğunu, Zazaca’yı da derdini anlatacak kadar bildiğini söyledi. Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde sözcülük yaptı. Hakkındaki bazı iddialar nedeniyle görevinden alınırken, önce Radikal’e sonra da Hürriyet’e ‘iktidar’ kadrosundan yazar oldu.

Mazhar Bağlı; Halfeti doğumlu Urfalı bir Kürt… Yıllarca çeşitli gazetelerden Erdoğan’a güzellemeler yaptı. AKP’nin MKYK üyesi oldu. Erdoğan’ın gözüne girmek için yaptığı sivri çıkışların yanında olaylara ilginç bir bakış açısı da var. Bütün enerjisini Erdoğan politikalarına ‘akademik’ (!) kılıf aramaya harcayan Bağlı, sosyal medyada sık sık dalga konusu olsa da yaptıklarının karşılığını AKP, MKYK üyesi olarak ve AKP milletvekili adayı olarak aldı.

Zafer Çağlayan; ‘Kürt kökenli’ üst düzey AKP’lilerin başında geliyor. O da Erdoğan’ın onayıyla AKP’de bakanlık yaptı. Çağlayan, gençlik yıllarında ülkücü olmuş ve uzun süre ülkücülerle takılmış. AKP saflarında Kürtlüğünü gizlemedi ama Kürtlüğünü daima ülkücülüğüyle sarıp sarmaladı. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrası ortaya çıkan milyon dolarlık rüşvet iddiaları, 700 bin liralık hediye saat ve oğlunun tutuklanması ise onun siyasi hayatının sonunu getirdi.

Muhsin Kızılkaya; Hakkârili... Daha çok çevirdiği kitaplarla şöhrete kavuştu. Kürt kimliğiyle AKP saflarında mücadeleye girişti ve 7 Haziran’da AKP’nin Mersin milletvekili adayı oldu, Meclis’e girdi. Kızılkaya, memleketi Hakkâri’de ve Güneydoğu’da yaşanan şiddete karşı ya sustu ya da HDP’lileri suçladı. İktidara ve Erdoğan’ın bölgeye yönelik politikaları için tek bir eleştiri getirmedi/getiremedi.   CUMA İÇTEN; Kendisi aynı zamanda ‘silah tüccarı’ olarak biliniyor. Geçmişte AKP Diyarbakır Milletvekilliği de yaptı. Bir yerde “22 bin PKK’lı öldürüldü, yani 22 bin tane çocuğum öldürüldü. Hepsi benim çocuğum” dedi. Ardından hedef gösterildi. O günden sonra Erdoğan’a tutulduğu kara sevdayla tüm bu eleştirileri bertaraf etti.

 

Vahdettin İnce; Kürtlüğünü saklamadı. TRTKURDİ’de programı, Karar Gazetesi’nde köşesi var. Muhafazakâr Kürtlerden olan İnce, HDP’nin eleştirilmesi gereken programlara konuk olarak çağrıldı. İnce’nin asıl dehası ise hem Davutoğlu’nu hem de Erdoğan’ı aynı anda sevebilmesi ve ikisinin de hoşuna gidecek yazıları tam kararında yazabilmiş olması oldu.

 

Mustafa Ekici; Birinci görevi HDP’yi eleştirmek oldu. HDP’nin Kemalist ve Türkiye soluyla olan ilişkilerini eleştirince TRTKURDİ’nin başına geldi. AKP cenahında, Ekici, Vahdettin İnce ve Muhsin Kızılkaya Kürtçeye hâkim isimler olarak biliniyor.

 

Mahmut Övür; Kürtlüğünü ne kadar saklasa da karşısına yine Kürtlüğü dikildi. Sol geçmişi malum. Kars’ta dünyaya geldi. Gazetecilik alanında Kürtler ve Alevilerle ilgili önemli çalışmaları oldu. Kim güçlüyse ona yakınlaşarak daima diri kalmayı da başardı. Son dönemde Havuz Medyasının amiral gemisi Sabah’ta, geçmişten beri yanında taşıdığı isimlerle birlikte Erdoğan rejiminin en sıkı savunucusu ve Erdoğan rejimi karşıtlarını karalama kampanyasının mimarlarından birisi oldu. *(15)

***

Benim baktığım yerden görünen Türkiye fotoğrafı böyle.

Fotoğrafın tamamı anlaşılsın diyerek ve uzun yazıların okunmadığını göze alarak; tüm dincilerin, Osmanlı özlemcilerinin, kadın, doğa ve medeniyet karşıtlarının, devleti yağmalayanların, ENSAR gibi ahlaksızlık içinde olanların, Türkiye’nin birliğine karşı olan iç ve dış güçlerin kaçak sarayda el ele verdiklerini göstermek amacıyla yazıyı uzattım.

TARİHE, OLUŞUMLARA, SÜRECE VE GELECEĞE BAKTIM, İRKİLDİM! 

Neler oluyor, Kılıçdaroğlu neden telaş ve kaygı içinde? Tayip Erdoğan neden devleti dinci Şafilerle paylaşıyorken, solcu, Alevi ve Atatürkçü unsurlara karşı hakaretin dozunu arttırdı; neden gerilimi tırmandırmak için her türlü yalan ve desiseye başvuruyor; neyin hazırlığı içinde?

Murtaza Demir

Odatv.com

Kaynaklar:

1-   Osman Türkoğuz

2-   2- odatv.com/akp-neden-o-azili-turkmen-katilinin-isminde-israr-ediyor-2404161200.html)

3-   Sözcü, Yılmaz Özdil, 10 Aralık 2014

4-   Neşri, Kitabı Cihannüma c.I, s. 305

5-   Uzunçarşılı-I, 253; Mehmet Maksudoğlu, Osmanlı Tarihi, s.93

6-   Wittek, Ankara Bozgunundan İstanbul’un Zaptına, 1402-1455, Çeviri Halil İnalcık, Belleten, c. VII, sayı;27, Temmuz 1943, s. 557-589; Mustafa Nuri Paşa, Netayic-ül Vukuat, I. S. 9-12; Namık Kemal, Osmanlı Tarihi, s. 166

7-   Türk Tarihinin Ana Hatları, s. 570; Mustafa Nuri Paşa, a.g.e., c. I. S. 21; Wittek, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, s. 63

8-   Müneccimbaşı Tarihi, c. I. S. 146

9-   Baki Yaşar Altınok, Şeyh Bedreddin ve Varidat, 4. Baskı. s. 10; Hammer, J. V., L’histore de l’Empire Ottoman, Paris, c.2, s. 160; Lord Kinross, Osmanlı Tarihi, s.82

10-  Ernest Werner, Büyük Bir Devletin Doğuşu, c.2, s.19; Taner Timur, Osmanlı Toplumsal Düzeni, s.120

11-  Dukas, s.59; Joseph Von Hammer, Osmanlı Tarihi, c.I, s. 101

12-  Prof. Dr. Özer Ozankaya, Türkler, s. 121

13-  El Ahsam Gazetesi, 16 Nisan 1923

14-  Hüseyin Keleş, Özgür Düşünce Gazetesi, 13 Haziran

15-  Maaz İbrahimoğlu / Nokta

 

 
15 Haziran 2016 Çarşamba 07:28 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
14
9
5
0
32
2
Beşiktaş
14
9
5
0
32
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
14
7
3
4
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Gençlerbirliği
14
4
7
3
19
8
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
9
Trabzonspor
14
5
3
6
18
10
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
11
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
12
Antalyaspor
13
4
4
5
16
13
Kasımpaşa
14
4
3
7
15
14
Alanyaspor
13
4
2
7
14
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
14
2
4
8
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
14
1
3
10
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:40
  • Güneş07:29
  • Öğlen12:26
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:38
 
Tarihte Bugün
1816 - Indiana 19.cu eyalet olarak ABD'ye katıldı.
1901 - İlk masa tenisi turnuvası Birleşik Krallık'ta düzenlendi.
1927 - Doğu illerinde Birinci Genel Müfettişlik kurulmasına karar verildi; müfettişliğe İbrahim Tali Bey (Öngören) atandı.
1928 - İkinci İktisat Şûrası toplandı.
1931 - Westminster Tüzüğü 1931 ile Birleşik Krallık dominyonlarına kendini yönetme hakkı verildi.
1936 - VII. Edward tahttan çekildiğini açıkladı.
1937 - II. İtalya-Habeşistan Savaşı: İtalya Milletler Cemiyeti'nden çekildi.
1941 - Adolf Hitler ve Benito Mussolini'nin açıklamasıyla Almanya ve İtalya, Amerika Birleşik Devletleri'ne savaş ilan etti.
1946 - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.
1949 - Birleşmiş Milletler, Filistinli mültecilerin kendi topraklarına dönme hakkını kabul etti.
1952 - Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda ilk uygulama: Telif hakkı Yelpaze mecmuasına ait olan bir resimli romanı yayınlayan Hürriyet gazetesi aleyhine dava açıldı.
1962 - Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kuruldu.
1962 - Kanada'da son kez bir mahkuma idam cezası uygulandı.
1964 - Che Guevara, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında binaya dışarıdan havanla ateş edildi, faili bulunamadı.
1971 - İstanbul Televizyonu yayınlarını haftada iki günden dört güne çıkardı.
1972 - Genişletilmiş Komuta Konseyi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Demokrat Parti'lilerin siyasi haklarının iadesine karşı olduğunu açıkladı.
1976 - Ankara Üniversitesi süresiz kapatıldı.
1976 - İstanbul'da Bebek Maksim Gazinosu yandı.
1977 - Yerel seçimler sonuçları: CHP 715, Adalet Partisi 710, MHP 58, Milli Selamet Partisi 46, Cumhuriyetçi Güven Partisi 7 ve bağımsızlar 171 belediye başkanlığı kazandılar.
1987 - Necatigil Şiir Ödülü Ahmet Oktay'a verildi. Şair ödülü, 'Yol Üstünde Semender' adlı yapıtıyla aldı.
1991 - Avrupa Birliği ülkeleri, 1999'un para birliği için son tarih olacağını açıkladı.
1993 - Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliği İdare Ataşesi Çağlar Yücel Bağdat'ta aracının içinde uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu.
1994 - Başbakan Tansu Çiller "Ne mutlu Türkiye vatandaşıyım diyene" dedi.
1994 - Tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan'a Sovyetler Birliği yüzlerce tank ve askerle girdi.
1997 - Susurluk olayı nedeniyle DYP milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak'ın dokunulmazlıkları kaldırıldı.
1997 - Kyoto Protokolü imzaya açıldı
1999 - Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sona erdi. Sonuç belgesinde Türkiye'nin "adaylığı kesinleşti."
2001 - Çin Halk Cumhuriyeti, Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldı.
2002 - Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu, istihbarat faaliyetlerinin eşgüdümünün daha iyi sağlanabilmesi için iç istihbarat örgütü kurulmasını tavsiye etti.
2004 - İstanbul Modern Sanat Müzesi açıldı.
2009 - Demokratik Toplum Partisi, Anayasa mahkemesi kararıyla kapatıldı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
10.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu051011212730
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık