Trabzon'a kim ihanet etti?

Ana Sayfa » Medya Kritik » 'Gazeteci görünümünde şeytanlar var'

'Gazeteci görünümünde şeytanlar var'

Zeynep Altıok Akatlı, Cumhuriyet gazetesi için Soner Yalçın ile bir söyleşi yaptı.

 
21 Ocak 2013 Pazartesi 17:40 
Yorum YapYazdır
 
 
'Gazeteci görünümünde şeytanlar var'

 

Cumhuriyet gazetesindeki o söyleşiyi tam metin yayınlıyoruz:

“‘İsteğimiz bu topraklarda Cumhuriyeti daim kılmak’

Soner Yalçın’la tahliyesinin ardından söyleştik. Olağan olan ülkemizde son dönemin oluk oluk kanayan yarası hukuksuzluk ve süreçler üzerine konuşmak. Bu daha çok gazetecilerin işi ve bir çok haber, söyleşi yayınlanıyor. Biz bizi biraraya getiren, dostluğumuzu pekiştiren düşünce ve değerlerden, kültür ikliminden, kültürsüzlükten, ahlaktan, Soner’in gıyabında yürütülen “nefret”ten, acıdan, ideallerden konuştuk.

Hoşgeldin sevgili Soner. Öncelikle artık bu çökmüş davadan beraat bekliyoruz. Sürecin hala tamamlanmamış olmasıyla Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı için hâlâ tahliye çıkmamış olmasının ayıbı devam ediyor. Sen tahliyenin ardından neler hissettin beklentilerin neler diyerek başlayalım.

Ne tuhaftır ki bundan iki yıl önce ben senin evini ziyarete gelmiştim. Annen vefat etmişti . Annen ve baban ile ilgili bir yazı hazırlamıştım Hürriyet’e. Simdi sen benim evimde benim yaşadıklarımla ilgili bir yazı hazırlayacaksın. İşte Türkiye böyle bir ülke. Yazarını, aydınını sevmiyor. Ne yazık ki ceberrut bir devlet anlayışımız var. Sadece yazarını değil idealist, romantik, okuyan yüreği kor gibi yanan gençlerini, aydınını, şairini acılarla lime lime eden bir devlet anlayışı ve toplumsal baskı ile karşı karşıyayız.

‘Bizi acılar bir araya getiriyor’

Baban büyük şair Metin Altıok Madimak’ta katlediliyor. Annen Onat Kutlar’ı Yasemin Cebenoyan’ı kaybettiğimiz bombadan tesadüf eseri kurtuluyor. Ve bizi bu acılar bir araya getiriyor. Bizim yazarımızın, düşün insanımızın, gazetecimizin hayatı böyle. Tesadüfen tutunuyoruz. Bütün ortak noktamızda Namık Kemal’den Ziya Paşa’dan başlayarak istediğimiz bu topraklarda özgürlüğü, demokrasiyi, Cumhuriyeti daim kılmak. Tek istediğimiz bu. Demokrasi toplumu özgürleştirmek için bir araç. 170 yıllık tarihe baktığında kimsenin çabası kişisel değil. Annen, baban gibi aydınlarımızla biz acılara karşı omuz omuzayız. Mücadele veriyoruz . Niye? Daha özgür, daha mutlu insanlarımız olsun diye . Soner Yalçın’a baktığında 26 yıllık gazeteci. Gerçeğe aşkla bağlı. Gerçeğin peşine gitmiş, bedeli ne olursa olsun araştırmış. Ama bu gerçeğin peşinde ona bir bedel hep ödettiriliyor. Yani nasıl? İşte gidiyorsun Binbaşı Ersever sana anlatıyor. Çabalıyorsun, günlerce aylarca çabalıyorsun. Güneydoğuda neler oluyor? O faili meçhuller nasıl gerçekleşiyor?

‘Odatv davası da bir tertip davasıdır’

Araştırıyorsun. Anlıyorlar. Onu öldürüyorlar. Seni ölümle tehdit ediyorlar. Kaçıyorsun. Gidiyorsun yine yazıyorsun. Susurluk kazası öncesi kürtleri öldürenleri biliyorsun yazıyorsun. Korka korka yazıyorsun. Hayatın Türkiye’de hep böyle geçiyor. Soner Yalçın cemaat düşmanı oluyor. Ben kişisel olarak bir dinin tarikatın falan düşmanı değilim. Ama devletin içinde bir gizli yapılanma varsa. Dün kontr gerila, gladyo, Susurluk çetesi varsa ve bugün bunu cemaat sürdürüyorsa ben buna karşı mücadele ederim. Cemaat siyasal bir parti kursun, gitsin faaliyet göstersin saygı duyarım , eleştirirsem eleştiririm kuşkusuz. Ama git sırtını devlete daya, insanların hayatını karart bunu kabul edemeyiz. Dün de kabul etmedik. Bugün de kabul etmeyiz. Oda TV davası da bir tertip davasıdır. Ben hayatımın sonuna kadar bunun peşini bırakmayacağım. Gazetecilik hayatımın sonuna kadar demokrasi mücadelesine devam edeceğim. Zaten gazetecilik bunu gerektirir.

‘Kötülüğe mahkûm olduk’

Peki zaten bu ülkenin uzak ve yakın tarihinde devletin aydınları susturmakta ne kadar marifetli olduğunu bir çok acıyı yaşayarak gördük. En son Uludere’ye kadar geldik. Oda Tv davası nedeni ile sana en çok sorulan sorular işin güncel hukuksuzluk tarafı. Bizler hep bu öldürmeler, düşünceyi esir almalar, susturmalar karşısında mücadele eden tepki koyan tarafta olduk. Ben sana şunu sormak isityorum. Her dönemde iktidarın erklerin yaptırımı var ama biz sokaktaki insanı ne zaman bu kadar kaybettik? Bu kadar aşikar bir hukuksuzluk karşısında nefretle bir takım insanları yaftalayan, harcayan, çürütülen iddialara rağmen tepkisiz kalan bir boyuta nasıl geldi bu ülke?

Bunu duruşmada da söyledim. Sıradan bir kötülüğe mahkum olduk! İyi yanımızı kaybettik. Ne yazık ki bağnazlık sıradanlık bayağılık medyaya hakim oldu. Ben halkı kaybettiğimize inanmıyorum. Her iktidar kendi medyasını oluşturuyor. Ne yazık ki bu medyanın yapısından ileri geliyor. AKP için ise bu çok üzücü bir durum söz konusu. Onun oluşturduğu medya cemaatin söylediği bir “altın nesil” beklenisiydi.

‘Sığ bir medya yaratıldı’

Bu altın neslin çok şey değiştireceği düşünülüşordu. Bu görüştekilerden biri de Hanefi Avcı’dır. Son durumda “Bu altın nesilden çok şey bekliyordum. Tükiye’nin ufku açılacak diye inandım ama yanıldım. Bu içinde bulunduğum durum bana müstehaktır.” diyor. Görülüyor ki bu çabaya rağmen ne yazık ki Türkiyenin entellektüel anlamda çıtasını yükseltecek, ufkunu acacak bir ortam yaratılamamış, İktidar kendi aydınını çıkaramamıştır. Buna AKP diyebilirsin, cemaat diyebilirsin, islamcı dersin; ne dersen de. Bir aydın yaratamamıştır. Ola ola hiç bir derinliği, entellektüel birikimi olmayan sığ bir medya yaratılmıştır. Bu bayağılıktır. Bu üzücüdür. Bunun bir geleceği yoktur. Bu kısa zamanda yok olur. Kim ne derse desin tarihsel sürecimize baktığımızda bir aydınlanma mücadelesi görülür. Osmanlı olsun, Cumhuriyet dönemi olsun bizleri ileriye taşıyan bu mücadeleyi veren entellektüellerimiz olmuştur. Onlar çıtayı yukarıya çekenlerdir. Şimdi aşağıya indirmek istiyorlar. Bunu çok da aşağıya çekemezler. Çünkü görüyoruz ki bu ülkenin gazete satın alan, kitap okuyan, sinemaya giden, tiyatroya giden kesimi bu iktidardan uzaklaşıyor artık. İlk başta bunlara sıcak bakan liberalleri de katıyorum buna. Giderek uzaklaşıyorlar. Tükiyenin düşünsel iklimi bu çölleşmeyi aşacak .Çünkü bu bayağılık ister istemez sırtını ihanete dayar. Cemaatle siyasal iktidarın arasındaki kavga da budur aslında.

‘Ulusal olmayan enternasyonel olamaz’

Benim Sivas davası sürecinde karşımızdaki zihniyeti sorgulamaktan çok aydınlara sitemim olmuştur. Çünkü eyleme geçen ideoloji bellidir ancak aydınlara, gazetecilere düşen görevin ihmali başka bir yanlızlık ve isyan duygusu yaratır. Ağır bir cehalet ve “çamur at izi kalsın” boyutunda tıkanıyoruz. Bazı laflar ortaya atılıyor. Cehalet beyanın gerçekligi boyutuna sıkıştırıyor davayı. Birikim ve bilgi yoksunu kesimlerin araştırmadan verdikleri hükümler yer ediniyor. Seni bütün yaşadıklarına rağmen biraz da şaşırarak benden daha iyimser görüyorum. Bu bir anlamda da sevindirici aslında. Bu nedenle sormak istiyorum. Böyle laf ve peşin hüküm üreten kesimin elinde esir mi olacağız?

Bizim mahalleye ilişkin bir özeleştiri yapıyorsun. Teşhisin doğru. Ama bunu sebebi nedir? Ben bunun üzerine düşünen bir kişiyim. Bizde bilgi ve tecrübe bir sonraki kuşağa aktarılamamıştır. 68 kuşağının tecrübesi 70 li yılların devrimcilerine aktırılamamıştır, araya bir darbe girmiştir. Sonra 70 kuşağının tecrübesi bir başka darbeyle ve daha büyük bir acıyla sekteye uğramış 80 lere 90 lara aktarılamamıştır. Bizim mahallenin gençleri herşeyi yeniden başlatmak zorunda kalmıştır. Birinci tıkanma bu. Bir diğer tıkanma ise bizim aydınımızın Tanzimat aydına benzeyişi. Yani tercüme aydını. Batıdan tercümesi ile bir fikir oluşturmaya çalışıyor. Soveyetlerin dağılışıyla dünyada neo liberalizm rüzgarı esmeye başladıktan sonra dışarıdan tercüme ve analiz edilen bilgiler de ortadan kaybolunca mesele sadece kişisel meselelere dönüştü. Çünkü kavramlarla konuşan kuşak yerine kişisele indirgeyen bir kesim oluştu. Bu kesim Odatv davasını bir basın özgürlügü olarak göremiyor . Soner Yalçın’ın üslubu, içeriği diye indirgiyor. Bu hatadır kuşkusuz. Bizlerin şarkı, türküyle solcu olmamamız gerek. Bize yakışan soruların peşinde giderek okuyarak, araştırarak analiz etmeliyiz. Başımızı kendi toprağımızdan kaldırarak dünyaya bakarak görmemiz gerek. Ne demek istediğimi iyi anlatmak için örneğe dökeyim. Bakıyorum bizi eleştiren sola Chevez’i çok seviyor, Fidel Castro’ya hayran ama Atatürk’e soğuklar. Chavez Simon Bolivar’dır, Fidel Castro’ya baktığında Jose Martin’dir. Jose Martin, Simon Bolivar ve Mustafa Kemal aynıdır. Onlar anti emperyalist halkçıdırlar. Bu aynı kökendir. Havana’ya Castro niye Mustafa Kemal’in heykelini koyuyor? Bilmiyorlar. Aynı mesele geliyor ulusalcılık konusuna da dayanıyor. Ulusalcılık bütün dünya sol tarihihin en büyük tartışma konularından biri olmuştur. Ama bütün dünya solunun hem fikir olduğu da şudur: ulusal olmayan enternasyonel olamaz! Enternasyonel karalarıdır bunlar. Sadece 2. Değil 3. enternasyonal kararlarıdır. Sen o zaman Marks’ı, Lenin’i Rosa Luksenburg’u da bilmiyorsun demektir. Biz ne yazık ki bu geleneği bilmediğimiz için kişisel olarak meselelere vakıf olup yandaş medya hakaretler yağdırdığında da direkt o büyük koroya katılmayı aydın olmak sanıyoruz. Bu büyük hatadır. Ama ben bunun geniş halk kesiminde genele yayıldığını düşünmüyorum.

‘Bunlarda vicdan yok...’

İfade ettigin bu bilgisizlik ve cehaletten aymazlık derecesinde hataya düşenler olduğu gibi bir de adeta görevlendirilmişçesine ses yükseltenler de var. Bizler “Özgür Basın” için seslenirken Tuncay Özkan’ı, Mustafa Balbay’ı, Soner Yalçın’ı, Yalçın Küçük’ü hareketten ayıran, tersten bakan “aydın”larla da karşılaştık. Öyle ki resimlerinizi bile tüm tutuklu gazetecilerin resimleri dedikleri afişlere almadı bu insanlar. Bu beni çok rahatsız eden bir tutum. Önyargılar öyle bir boyutta ki. Örneğin geçtiğimiz günlerde Nihat Genç’in bir yazısı yayınlandı Odatv’de. Gerçekliği, temeli hayli tartışılabilecek bir güncel siyasi yorum. Katılmak mümkün değil. Ama şaşkınlıkla izlediğim insanların bu yazıdan kalkışla “Soner Yalçın yine(!) nefret suçu işliyor” diye ortaya çıkmaları oldu. Nefret suçu var mı yok mu ayrı konu ama yazının ve fikrin sahibini değil de Soner Yalçın’ı konuşmak, hatta hedef almak ve onların tabiri ile hedef göstermek, nasıl oluyor aynı tarz bir nefret olmuyor? Nasıl bir kişiselleştirme var?

“Müslümandan kaçarım, Müslümanlığa sığınırım”

Hurafe dinden daha derindir. Türkiye’de din üzerinden değil hurafeler üzerinden tartışmalar yürüyor. Şair İkbal’in güzel bi sözü vardır “Müslümandan kaçarım, müslümanlığa sığınırım” diyor. Bizde ne yazık ki bir iftiralar atölyesi kurulmuş. Fikir despotları zihniyet katliamı yapıyorlar. Gel daha geriye gidelim. 20 yıldır bana bu tarz eleştiriler yapılıyor. İlk kitabimi 20 yıl önce yazdım. Binbaşı Ersever’in itiraflarını yazdığımda o dönemin bazı kürt aydınları bana tepki gösterdiler. “Gündemi değiştiriyor” dediler, “yanıltıyor, kafaları karıştırıyor” dediler. Sonra o kürt aydınları birkaç yıl sonra aynı kitaptan dolayı bana Musa Anter ödülünü verdiler. Öncü ve öncü fikir daima önce alay edilerek karşılanır sonra da korkulur ve yok edilmeye çalışılır. Türkiye’de olan budur. Oda TV inadına gerçekleri yazıyor. Odatv de özel olarak herkes her görüşten insan yazsın istiyorum. İhtiyacımız olan bu fikir zenginliğidir. Nihat Genç de yazsın Coşkun Musluk da yazsın Kürt meselesinde bunlar birbirine tamamen ters görüşe sahipler. Bırakın insanlar düşüncelerini -doğru veya yanlış- görüşlerini söylesin . Tarihin yüce mahkemesi onu çöp sepetine atar. İnsanları neden yok etmeye çalışıyorsunuz? Soner Yalçın şu suçu işlemiş, bu suçu işlemiş. Açarsın kitabını şu sayfada şunu demiş dersin, çürütürsün. Tartışma böyle yürür. Öbür türlüsü kara propagandaya girer. Soner Yalçın gazeteci olarak girdi, gazeteci olarak çıktı. Bu tartışmayı da senden duydum. Ben herşeyi okurum ve kendi değerlendirmemi de kendim yaparım. Onlar başka maksatlarla medyadalar. Ben hiç orada değilim. Banim söylediğim çölleşme bu. Biz bu çıtayı yukarı çekmeliyiz. Kara bulutları dağıtlmalı, ufkumuzu aşmalıyız. Bizim ileriye bakmamız aydınlatmamız gerek. İşimiz çok. Boş işlere vaktimiz yok.

İçi boşaltılan kavramlar var. Bazı söylemler üretiliyor. Özellikle liberal kesilmlerde “ezber bozma” “akıl tutulması” gibi klişeleştirilmiş söylemler üzerinden bazı tartışmalar yürütülüyor. Özellikle “faşizm” gibi “nefret suçu” gibi kavramlar gerçek tanımlarının ağırlığından bağımsız olarak adeta meşrulaştıracak güncelleştirmelerle hafifletiliyor. Bu kavramlar nefret suçu ile söylemini kendi ayırd edemeyen birilerinin dilinde tehlikeli şekilde ve sorumsuzca harcanıyor diye düşünüyorum. Bu gerçek faşizmin soluğunu kuvvetlendiriyor. “Nefret”e karşı bir Soner Yalçın nefreti. Bu çelişmiyor mu? Seni Efendi adlı kitabın ile ilgili bir dava oldu mu ?

İnsanın yazısında ve konuşmasında bir ölçü olur. Sen edebiyatçı kızısın daha iyi bilirsin. Ölçüsüzlük bayağılaştırır. Nefret insanı köreltir. Kişiliğini kemirir. Şimdi bakıyorsun sürekli bunu telaffuz edenlerin kamuoyu açısından baktığında makam hırsı, ün, sırtını iktidara dayama, yok etme üzerine bir kimlik deformasyonu var. Başbakan kendi demiyor mu “kininizin takipçisi olun” diye. Sabetayizm ile ilgili bu kitap da daha önce verdiğim örnekte olduğu gibi 10 -20 yıl sonra anlaşılacak. Bu soruları Türkiye soracak. Ben Jitem’i yazdığımda o arkadaşların hepsi medyadaydı ama hiçbirinin sesi çıkmıyordu. Ben doğrusu olması gereken olgunlukta bir eleştiri görmüyorum. Bir kitap yazmışsın tabi eleştirilecek. Eleştiri saygındir. Yücedir. Başının üstünde taşıman gerek. Teori üretmenin en temel sebepleri de karşı teoriyi çağırmaktır, teoriler katkılarla gelişir. O kitap bir devlet yapılanmasının nasıl olduğunu arıyor. Faili Mechulleri araştırıyorsan bir zincir olarak sorunu takip edersin. Derin devlet diyorsan bunun nasıl oluştuğunu ararsın. Buna kafa yormuyorlar. Sabetay bizim alevilik gibi bir gerçeğimizdir. Bizimdir. Kürt de bizimdir Sabetayist de bizimdir. Bu saçma sapan bayağı tartışmayı bir kenara atalım. Berlin’de yahudi müzesinin önemli bir bölümü Sabetay Sevi’ye ayrılmıştır. Senin tarihinde Sabetay Sevi var sen akademik, tarihsel olarak hiç bir araştırma yapmıyorsun. Bu anlaşılır değil. Niye böyle bakılıyor? Çünkü bu meseleye ilk bakanlar dinciler. Onlar onu tu kaka olarak görüyorlar. Seni de tu kaka bakıyor sanıyorlar. Ne alakası var ? Biz aynı mahallenin insanlarıyız. Benim en yakınım sabetayist. Bunu da açıklamak utanç verici birşey. Kişiselleştiriyorlar. Seni de oraya çekiyorlar. Meseleyi anlayacak entellektüel birikimin olmaması en büyük sıkıntısı bu ülkenin.

Madem ikimiz söyleşiyoruz söz elbet “Menekşe’den Önce”ye de gelmeli. Belgesel filmi yayınladığımız zaman da benzeri bir yaklaşım oldu. “Vay! nefret suçu işleyen Soner Yalçın mı alevilere sahip çıkıyor!?” dendi. Onca mağduriyet koşulunda yapılan iyi işi görmek yerine saldırmak. Ben zaman aşımının olduğu 20. Yılda bu çabayı çok anlamlı buluyorum. Menekşe’den Önce belgeselimiz yurt içinde ve dışında insan hakları festivallerine katılacak. Bu olayın geniş kesimlerce bilinmesini sağlayacak. Senin bu belgesel için önümüzdeki planların, hayalin ne?

Biz ne yaparsak yapalım; kendi hiçbirşey yapmayan ama bizim yaptığımıza, çektiğimize şöyledir böyledir diyenleri hayatımızdan çıkaralım. Sunu biliriz ki sonsuzluğun avukatı tarih, ânı düşünen insanlarına hak ettiğini verir ve çöp sepetine atar. Bunlar gibi insanlar dün de vardı yarın da var olacaklar. Sivas Madımak denince bir gazeteci bir aydın olarak o belgeseli yapmak benim sorumluluğumdur. Ama bunun ötesinde benim en yakın arkadaşlarım öldü orda. Biz senin babanla o yıllarda aynı gazetede karşı masalarda oturuyorduk. Behçet ağbiden Asaf Koçak’a kadar bizim rakı sofralarımız olmuş. Bizler onların aydınlığını almışız. Bunlar bizim özelimizdir. Kimse oralara elini uzatamaz. Orada bir duracaklar. Biz bize yapılanları tarihe bırakacagız ve unutturmayacağız. İstedikleri kararları alsınlar. Zaman aşımı desinler, o kurmaca mahkemeleri yapsınlar. Biz bunu tarih çalışması ile miras olarak bırakacağız. Bunun devamını da getireceğiz. İnsallah elimizden geleni yapacağız. Filmi vizyona sokacağız. Biraz parasını bulursak müzesini yapacağız. Keşke daha ötesini de yapsak toplumsal bellek vakfını kurabilsek. 68 kuşağını, 12 eylül zindanlarını, fali meçhulleri, insanlık suçlarını müzeye taşısak. Bu toplum için çok önemli. Biz öyle üç beş kişi falan da değiliz. Birileri bizi öyle üç beş kişi sanmasın.

Seni şaşırtan dönüşümler oldu mu? Daha önce resmini taşımaktan imtina edip “Soner Yalçın kötü bir gazetecidir, ben onunla aynı masaya oturmam” diyenler tahliye olduğun gece en önce gelip kadeh tokuşturdular. Bunu iyiye doğru bir dönüş, hatasını keşfediş olarak görmek mümkün mü?

Ben yine kendi kişisel tarihimden ve okduklarımdan şunu biliyorum. Kendi hayatını tehlikeye atan aydın kendi dar dünyevi kalıbına sonsuzluğun değerini katıyor. Bu nedenle zor ve ceberrut dönemlerde insan kendi olarak kalırsa gerçeklik kendini ortaya çıkarıyor. Ânı düşünen insanlar o küçük an içinde kalıyor böcekleşiyor. Hatasını anlayana da biz sen neden öyle yaptın demeyiz biz kendimizle çoğalacağız. Güzel Türkiye’yi hep birlikte kuracağız. Kol kola girecegiz yine. Bunu bir siyasal görüş ayrılığına kısıtlamayı da düşünmem. Basın özgürlüğü meselesi Ahmet, Ayşe meselesi değildir. İktidarlar değişir; yarın başka siyası güç seni bizim durumumuza düşürebilir. Bunun önünü almak gerek.

‘Gazeteci görümünde şeytanlar var’

Bu ülke aydınına bu kadar kolay dokunamamalıdır. Hangi siyasal görüşte olursak olalım bunu yerleştirmeliyiz. Hangi delille, belgeyle geliyorsun? sorusunu sorabilmeliyiz. Bu bir tertip. Ne yazık ki gazeteci olmayan gazeteci görünümünde şeytanlar var. Ama onların da yüzü görünüyor artık. Şeytan da ne diyor “Vicdanını ver başarı senindir” Bunlarda vicdan yok.

‘Tek istedikleri koltuk’

Tek istedikleri koltuk. Hakikati, kulaklarına pırlanta küpeleri takıp ekrana çıkmak için bulandırmaktan çekinmiyorlar. Gazetecilik yok. Onların derdi mevkî. Kendi küçük sıradan hayatı sürsün de ne olursa olsun. Bizim mücedelemiz sürecek, medyadan bunları silip atacağız. Hakikati yazacağız. 4-5 yıllık sürece baktığında uzun zaman sonra ilk kez 400-500 bin tirajlı muhalif bir basın oluşuyor. Gazeteciliğin gereğini yerine getireceğiz. TV kuracağız, gazete kuracagız, duvara, kağıda yazacağız ve gerçeği halka ulaştıracağız. Gazeteciysem bu benim görevim.

Şimdi nasıl devam edecek hayat? Gazete olacak mı? Yazacak mısın bir yerde?

Ben Odatv’nin sadece sahibiyim. Odatv yi götüren gencecik çocuklardır. Odatv ben hapise girdiğimde aynen devam etti. Benim oradaki rolüm öğretmenlik ve ağbilik yapmaktı. Bu görevim yine sürecek. Açık açık söylüyorum yazı yazmak isteyen her görüşe Odatv de yer var. Hangi siyasal görüşte olursa olsun bir yerde yazamayan herkese açık. Benim özgürlüğüm daha çok yeni. Henüz bir kararım yok ama mutlaka yazmaya devam edeceğim. (Zeynep Altıok Akatlı-Cumhuriyet)

 
21 Ocak 2013 Pazartesi 17:40 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Kazım DEMİR
 
Türker Ertürk
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Mehmet Polat
 
Mustafa Önsel
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1910 - Meksika devrimi başladı.
1922 - Lozan Konferansı'nın açılış töreni yapıldı.
1923 - Halk Fırkası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütünü bünyesine aldı.
1936 - İspanya İç Savaşı'nda faşist ayaklanmaya karşı Cumhuriyetçiler safında mücadele eden anarşist önderlerden Buenaventura Durruti öldürüldü.
1939 - BBC Türkçe Servisi, yayınlarına başladı.
1940 - Macaristan, Mihver Devletleri'ne katıldı.
1943 - İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu.
1945 - II. Dünya Savaşı'ndan sonra Nürnberg duruşmaları başladı.
1949 - Türk Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası grup eleme maçlarının ilkinde Suriye'yi 7-0 yendi.
1953 - Türkiye'deki ilk otomobil mukavemet yarışı İstanbul-Ankara-İzmir-İstanbul güzergâhında yapıldı.
1959 - Birleşik Krallık, Avusturya, Danimarka, Norveç, Portekiz, İsveç ve İsviçre kısa adı EFTA olan Avrupa Serbest Ticaret Birliği anlaşmasını imzaladılar.
1959 - Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.
1961 - Türkiye'de ilk koalisyon hükümeti, Başbakan İsmet İnönü tarafından Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne mensup bakanlarla kuruldu.
1962 - Amerika Birleşik Devletleri Küba ablukasına son verdi.
1975 - İspanya'yı 36 yıl diktatörlükle yöneten General Franco öldü.
1979 - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof.Dr. Ümit Doğanay uğradığı saldırıda öldürüldü.
1984 - Evrende Dünya dışı canlıların varlığını araştıran SETI kuruldu.
1985 - Microsoft Windows 1.0 piyasaya verildi.
1989 - Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edildi.
1994 - Dünya Halter Şampiyonası'nda Naim Süleymanoğlu 64 kiloda 5 dünya rekoru kırdı ve 3 altın madalya aldı.
1998 - İtalya 12 Kasım'da Roma havaalanında yakalanan PKK lideri Abdullah Öcalan'ı serbest bıraktı.
2003 - El Kaide bağlantılı teröristler İstanbul, Levent'teki HSBC Bankası genel müdürlüğü ve Beyoğlu'ndaki İngiliz Konsolosluğu'na bombalı saldırı düzenledi. En az 30 kişi öldü, 400'den fazla kişi yaralandı.
2009 - Twilight Serisi'nin 2. filmi New Moon (Yeni Ay), vizyona girdi.
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
12
8
2
2
26
2
Başakşehir
12
8
2
2
26
3
Beşiktaş
12
6
4
2
22
4
Kayserispor
12
6
4
2
22
5
Fenerbahçe
12
5
5
2
20
6
Sivasspor
12
6
1
5
19
7
Bursaspor
12
5
3
4
18
8
Göztepe
12
5
3
4
18
9
Akhisarspor
12
5
3
4
18
10
Aytemiz Alanyaspor
12
5
2
5
17
11
Trabzonspor
12
4
4
4
16
12
Malatyaspor
12
4
2
6
14
13
Antalyaspor
12
3
4
5
13
14
Kasımpaşa
11
3
3
5
12
15
Konyaspor
12
3
2
7
11
16
Karabükspor
11
2
2
7
8
17
Osmanlıspor
12
2
2
8
8
18
Gençlerbirliği
12
2
2
8
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
16.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu121424303145
 
On Numara
13.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu10121315202532414344454653565759626465676874
 
Sayısal Loto
18.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011113182649
 
Şans Topu
15.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030508233211
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:22
  • Güneş07:07
  • Öğlen12:18
  • İkindi14:50
  • Akşam17:07
  • Yatsı18:41
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık