KPSS sonuçlartı belli oldu.. Tıkla öğren

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » Fazıl Say'dan yeni albüm

Fazıl Say'dan yeni albüm

Fazıl Say, çok beğenilen 'İlk Şarkılar'ın ardından bu kez 'Yeni Şarkılar' albümüyle dinleyicilerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 20 Mart'ta Ada Müzik'ten çıkacak albümde Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Nazım Hikmet ve Ömer Hayyam'ın sevdiği şiirlerini besteleyen Fazıl Say'la 'Yeni Şarkılar' albümünü ve gündemi konuştuk. Albümde solist olarak yer alan Serenad Bağcan'a da Say'la çalışmanın zorluklarını sorduk...

 
14 Mart 2015 Cumartesi 08:07 
Yorum YapYazdır
 
 
Fazıl Say'dan yeni albüm

Yekta Kopan/Hürriyet

 

1970’ler Ankara’sı. Tavukçu Lokantası. Yedi-sekiz yaşlarındasın. Baban Ahmet Say ve onun şair arkadaşlarıyla aynı masadasın. Cemal Süreya, Metin Altıok ve daha nice büyük isim. O yıllar, o masalar sende nasıl anılar bıraktı?

Annemle babam ben beş yaşındayken ayrıldı. Annem İstanbul’a gittiğinden babamla yaşıyordum. Piyanoya yeni başlamıştım. 1976’da babam, Türkiye Yazıları dergisini çıkarttı. Tirajı 8000-9000 civarındaydı, bugüne göre muazzamdı. Ankara- Kızılay’da, Sakarya’da derginin dört metrekarelik bir ofisi vardı. Yazarlar içeri sığamadıkları için kapı hep açıktı. Ofisin hemen yakınında Tavukçu Lokantası vardı, hala var. Her akşam gidilirdi. Cemal Süreya, Metin Altıok, Turgut Uyar, onların eşleri ve çocuklar… Zeynep Altıok, ben… Çoğu zaman sandalyelerde uyutulurduk, bazen bağrış çağrış olurdu aralarında. Anlamasak da çok zevkli şeyler dinlerdik. Yaşar Kemal o yıllarda Ankara’ya geldiği zamanlar bizde kalırdı. Çok uzun yıllardır tanıyorum. Benim son 15- 20 yıllık serüvenimi de yakından takip etti. En son Zorlu Center’da ‘Sait Faik’ konserime geldi. ‘Mezopotamya Senfonisi’nin önsözünü yazmıştı. ‘Akdamar Efsanesi’ için de bir şeyler yapmayı konuşmuştuk ama sağlığı el vermedi. Bazı insanların kendisi gökyüzü ve memlekettir. O’nun hayatta olup olmaması önem taşımıyor çünkü eserleri yaşıyor. Son eserleri de çok güzeldi. O, hala koşmaya devam ediyor…

Peki ileride Yaşar Kemal’le ilgili bir proje yapmayı düşünür müsün?
Tabii ki, ileride onunla ilgili bir şey yapmayı düşünürüm.

‘İlk Şarkılar’, çok başarılı bir albüm oldu. Bu albümün seni, sadece gazete haberlerinden takip eden ama hiç dinlememiş olan bir dinleyici kitlesiyle de buluşturduğunu düşünüyor musun?
Tabii ki. Türk halkı sözlü müziğe aşık. Klasik enstrümantal müziği dinleyen kitle çok az, bu bir gerçek. Bizim kültürümüz bu. ‘İlk Şarkılar’ geçen yıl ortaya çıktı ama 20 yıl önce bestelenmiş şarkılardı. Bunlar benim şiirle tanışmama da vesile oldu. Şiirin hayatımdaki yeri ilginçtir. Madımak olayları sırasında Berlin’de yaşıyordum. Olayları radyodan takip ettim. Düşünsene Almanca bir anonsla, tanıdığın yazarların-şairlerin öldüğünü öğreniyorsun. Hepsinden imzalı kitaplarım vardı. O güne kadar şiir sevmez, okumazdım. “Metaforlar, imgeler, kafiyeler ne ki?” derdim. Bence şiir erken yaşların işi değil. Madımak’tan sonra oturdum, o amcam gibi olan insanların şiirlerini okudum. Şiirler melodileriyle gelmeye başladı, besteler doğdu. O güne kadar hiç sözlü müzik bestelememiştim. Sonra başka şairlere atladım. Orhan Veli, Can Yücel, Pir Sultan... O yıllarda Berlin’de bu bestelerimi birkaç kere seslendirdik. Üzerinden yıllar geçti, şarkılar sesini arıyordu.

O ses Serenad Bağcan’mış demek ki...
Evet. Serenad Bağcan, “Nazım Oratoryosu” sırasında prova yapıyordu. Bizim solistimiz gelmemişti. Nazım’ın “Memleketim”ini Serenad Hanım söylesin, dendi. Bir deneme yaptık. Şarkı bittiğinde koro sekiz-on dakika alkışladı. O ünlü solist inşallah bir daha gelmez dedik! Daha sonra, Zeynep Altıok’un babası için hazırladığı “Düşerim” ve “Bu Kekre Dünyada”yı Serenad ile kaydettik. Duruluğu ve her kelimeyi yaşaması çok hoşuma gitti. Böylece “İlk Şarkılar”a kadar geldik. Böyle bir başarıyı beklemiyorduk, iddiamız yoktu. Yaptığım işin çok satması, listelere girmesi falan beni hiç ilgilendirmemiştir. Ama müthiş bir ilgi oldu. O şarkıların yazılmasından bu yana 20 yıl geçti. Üstüne altmış eser eklendi. Yani “Yeni Şarkılar”da bütün bu geçen yılların damıtılmışlığını hissedeceksin.

Şarkılara şiirlerin değil şairlerin adını vermişsin. O zaman biz de şairlerin adlarıyla ilerleyelim. Edip Cansever?
“Şey şey şey ve şeylerden” şiiri ile başlıyor albüm. Metaforların uçuştuğu bir şiir. Benim şarkım da denizden geliyor, denize gidiyor. Ama başka bir gezegenin denizine... Alışılmışın dışında bir kurgu yaptım. Şarkıda farklı enstrümanlar var.

Turgut Uyar?
“Göğe Bakma Durağı”… İkinci Yeni’nin ve Uyar’ın baş yapıtlarından biri. Çok mert bir tavırla yazılmıştır bu şiir. Ben de şaire ve şiire acımasızca davrandım ve o tavırla devam ettirdim. “Göğe Bakma Durağı”nı basit bir aşk şiiri zannedenler yanılıyor. Büyük bir ayrılık acısı ve travması var. “Senin bu ellerinde ne var, tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum” diyor. Acıları çok mertçe açığa çıkarmış bir şiir. Serenad Bağcan da dişlerini sıkarak okudu şarkıyı. O travmanın aktarılmasında hem benim hem de yorumcunun büyük katkısı var.

Senin göğe bakma durağın var mı?
Benim göğe bakma durağım, müziğim.

Cemal Süreya?
“Bu Bizimki” yıkıcı, hain, yasa dışı bir aşkın şiiri. On yıl önce temelini attığım, evirip çevirdiğim bir şarkı. Konserde aynısını çalamayacağımız bir kayıt çalışması yaptık. Serenad birinci vokali verdikten sonra ikinci vokale geçiyor ve sonra şarkı, on iki kişilik bir operaya dönüşüyor.

Nazım Hikmet?
“İlk Şarkılar”da ben ve Serenad vardık fakat “Yeni Şarkılar”da koro ve Türk sanat müziği enstrümanları dahil olmak üzere çok kalabalık bir orkestra var. Türkiye’nin tanınmış müzisyenleri albüme ses ve emek verdi. Nazım’ın “Masalların Masalı” şiiri de böyle bir şarkıyla geliyor. Felsefî ve benim de en sevdiğim şiirlerinden biridir. Orkestralı bir parça. Kediyi kanun, güneşi ney simgeliyor. Yirmi neyi üst üste kaydettik. Müzikte, fizikte ve sosyolojide ‘cluster’ diye bir kelime vardır. Sıkışmış demek. Seslerin sıkışması ve hepsinin toplamının bir sarı ışık yaratması. Bunu en iyi ney verir diye düşündüm. “Masalların Masalı” şarkısı benim bu albümdeki özellerimden biri...

Ve elbette Hayyam. Dünyanın bugünüyle yine Hayyam aracılığıyla hesaplaşıyorsun...
“Ey Kör”ün bir dizesinde “Şu kurulup dağılan evrende…” diyor Hayyam. 11.yy’ın teknolojisi ile düşünürsen Hayyam’ın ne kadar iyi bir bilim adamı olduğunu görürüz. Bugün de evrenin kurulup dağılması fikrini tartışıyoruz. Ama Hayyam bunları 11.yy’da, o zamanın bilimsel bakışıyla, astrofiziğiyle söylemiş.

Her zaman yeni sesler arayan bir besteci oldun. Yeni Şarkılar’da da farklı enstrümanlara önemli roller veriyorsun. Hatta, seni dinleyenleri şaşırtacak bir enstrüman da var; elektro gitar. Nasıl karar verdin buna?
Sadece elektro gitar değil bas da var. Bu parçayı ben öyle duydum, öyle kurguladım. Bir rock parçası değil. Konsept içinde ramazan davulu da var klasik müzik korosu da köy meydanı da... Gitarı Okan Ersan, bası Eylem Pelit çalıyor. Parçaya farklı esintiler koyduk. Neden? Ben, cazda da hep akustik enstrümanlarla çaldım. Ama Hayyam’ın şiirinde tüm enstrümanların birlikteliği olduğuna inanıyorum. Böylesi bir ‘birlik’ Hayyam’a yakışırdı.

Uzay senin için ne ifade ediyor, merak ediyorum. “Universe” bu dünyanın dışındaki sesleri arayışının bir göstergesiydi. Yeni Şarkılar’da da sesleri hep yeryüzünden uzaya fırlattığını söylüyorsun. Müzikte ve hayatta bu dünyanın çıkardığı sesler sana yetmiyor mu artık?
Kaçıyor musun dertlerden diyorsun yani? Kaçılması gerekenlerden kaçmak zorundayız, doğru. En zor savaş, kendimle olan. Kültür savaşları falan daha kolaydır. Kendime savaş açtığım an, o en zorudur. Çoğumuz için de öyle. Sanatçılar bazen en uzağa kaçmayı ister.

Savaşıyor musun kendinle, kaçmak istiyor musun?
Kendimle çok savaştım ama barışta kendimi daha rahat hissediyorum. Kendimle olan savaşım çok sert oldu ve çok uzun zaman aldı. Şimdi barış zamanı.

Barışa dair cümlelerin karşılığını buluyor mu peki? Örneğin 2014’ün Ekim ayında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerinin bakanlık tarafından programdan çıkarılmasıyla ilgili hükümete mektup yazdın. Bu mektuba bir cevap geldi mi?
Hayır, cevap gelmedi. Senfoni çalınacaktı. Çalınmadı, sansürlendi. Bakan “Sansür yok ,” diyor. Sansürden anladığı ne bilmiyorum. “Su” diye bir eserim de çalınacaktı Mayıs’ta, ondan da haber gelmedi. Ben bu eseri zaten dünyanın her yerinde çaldım. Benim için kayıp değil. Ben onlara bir sanatçıyı sansürlemenin çözüm olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

“Barış ve umut” diyorsun hep. Neyin umudu bu?
Aydınlık bir dünyada yaşamanın umudu. Kendimi Nazım’ın, Hayyam’ın öğrencisi, akrabası gibi hissediyorum. Ben aydınlanmacı dünyanın taraftarıyım. Bildiğim ve sevdiğim şey bu, diğer tarafı da pek bilmem. Ama bu tarafta olup günümüz Türkiye’sinde dertli olmamak mümkün değil.

Bu kadar çok ve yüksek değerde üretirken kendini ülkende yalnız hissediyor musun?
Bizim durumumuzda çok insan var, çünkü üzerimizde bir baskı var. Onlardan olmayanın bertaraf edildiği bir durum. Siyasi konulara pek girmek istemiyorum aslında. Önce Yeni Şarkılar dinleyiciye ulaşsın istiyorum. Biz bu albümü altı yedi kişilik bir stüdyoda yaptık. Bu durumda da üretim yapabiliyoruz, önemli olan bu.

“Şarkı” yapmana popçular, rockçılardan destek var mı?
Yok. Herkes işini yapıyor.


Bir de İstanbul Müzik Festivali’nde “Mozart Maratonu”nuz var. Yorumculuğuna yeniden bir vurgu sanki...

Doğru. Yorumcu Fazıl Say ne yapıyor? Benim 1,5 yıldır kafamda dönen, hayatımın en büyük projelerinden biri bu. Müthiş bir emek ve çalışma sonucundan oluşmuş, toplamda 6 CD’ye yayılmış altmış track’lik bir eser. Dört konsere bölerek Salzburg’da, Berlin’de, dünyanın farklı yerlerinde Mozart günleri yapıyordum. Uzun yıllardır yapan olamamıştı bunu. İKSV’nin projeye ilgi duyması bizi neşelendirdi. İlginç bir konsept oluşturduk. İstanbul’un dört ayrı mekanında Heybeliada, Süreyya Operası, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde çalacağız. Yani, dört ayrı konser dört ayrı İstanbul mekanı. Dinlemek isteyenler aynı zamanda İstanbul’un mekanlarına da bir ziyaret yapmış olacak.

“İlk Şarkılar” sahneden de dinleyiciye ulaştı. Peki “Yeni Şarkılar” için teknik zorluklar olabilir mi? Konser olacak mı?
Olacak. Parçaları piyanoya uyarlanmış, diğer enstrümanlardan yoksun, duru bir haliyle sunacağız. Orkestranın tamamını toplamak büyük bütçe, büyük organizasyon gerektirir. Günümüz Türkiye’sinde zor görünüyor.


SERENAD BAĞCAN: FAZIL’IN ELİ KOLAYA GİTMİYOR!
Serenad Bağcan, Fazıl Say’la çalışmanın zorluklarını anlatıyor

“Yeni Şarkılar”daki besteler önüne geldiğinde ne düşündün?
Açıkçası korktum, nasıl üstesinden geleceğim diye. Hummalı bir çalışma başladı. Tabii bir de şairleri bilmek ve empati kurmak gerekiyordu. O hummalı çalışmadan sonra hafif bir depresyonla da birlikte daha da güzel çalışmaya başladık. Fazıl şiirin matematiğini çözüyor. Müziğe matematik ekliyor. Yani ben hem müziği hem matematiği çözmeye çalışıyorum. Bir de, dinleyici “bunu ben de söylerim” desin istiyorum şarkılar için. İnsanlar zorluğa odaklanmasınlar, şairin yüreğe dokunduğu noktaya odaklansınlar istiyorum..

Fazıl Say’la çalışmak zor mu?
Fazıl Say’la çalışmak çok güzel. Ama şarkıları yorumlamak çok zor. Kolaya eli gitmiyor hiç. Hatta benim bir hayalim var; 80 yaşımıza geldiğimizde ben onun bir eserini 4 nota içinde söylemek istiyorum… 80 yaşında artık diyafram kalır mı bilmiyorum ama bunu yapalım çok isterim. Bir de küçük şikâyetim var: “Ey Kör” parçasını stüdyoda oldukça sert söyledim, hatta ‘brutal’ vokaller yaptım ama Fazıl onu albüme koymadı. Belli olmaz; belki bir gün stüdyo kayıtları yayınlanır.

 
14 Mart 2015 Cumartesi 08:07 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:39
  • Güneş07:27
  • Öğlen12:25
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1851 - Montréal'da YMCA'nin Kuzey Amerika'daki ilk şubesi açıldı.
1893 - İstanbul'da günlerce süren soğuk hava yüzünden Haliç dondu.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir yasa kabul edildi.
1917 - Kudüs, İngiliz ordularının işgal etmesiyle Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1923 - İstanbul'da, Ağa Han'ın Başbakan İsmet Paşa'ya gönderdiği mektubu yayımlayan gazeteciler tutuklandı.
1925 - Yerli kumaştan elbise giyilmesi kanunu çıktı.
1926 - Darülelhan'da (konservatuvar) Türk müziği öğretimine son verildi.
1928 - Latin harfleriyle ilk mezar taşı dikildi. Avukat Ali Kemal Bey annesi Aliye Hanım'ın mezar taşını Latin harfleriyle yazdırdı.
1938 - Başkent Ankara'nın yeni tren garı hizmete açıldı.
1941 - Çin; Japonya, Almanya ve İtalya'ya savaş ilan etti.
1945 - Fenerbahçe, Yunanistan'ın Enosis takımını 5-1 yendi.
1946 - Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi'nin ikinci aşaması "Doktorlar'ın Duruşmaları" yla başladı. Bu duruşmalarda insanlar üzerinde deneyler yapan Nazi doktorlar yargılandılar.
1949 - Birleşmiş Milletler Kudüs'te yönetimi aldı.
1950 - Harry Gold, II. Dünya Savaşı sırasında atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği'ne verdiği için 30 yıl hapisle cezalandırıldı.
1951 - İstanbul Şişli Camii'nde Evita Peron için mevlüt okundu.
1952 - Tiyatro sanatçıları Ruhi Su, Ulvi Uraz, Aclan Sayılgan, Kemal Bekir Özmanav, Süheyl Terek tutuklandı. Sanatçıların Paris'te faaliyet gösteren İleri Jön Türkler örgütüyle ilişkileri olduğu iddia edildi.
1953 - General Electric şirketi tüm Komünist personelini işten atacağını ilan etti.
1961 - Tanzanya bağımsızlığını kazandı. Julius Nyrere cumhurbaşkanı oldu.
1962 - Tanganika kuruldu.
1963 - Zangibar Sultanlığı bağımsızlığını kazandı.
1965 - Nikolay Podgorni Sovyetler Birliği devlet başkanı oldu.
1967 - Ankara'da üniversite öğrencileri NATO'ya karşı direniş mitingi düzenledi.
1979 - 2 gün önce silahlı saldırı sonucu ölen Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil'in cenazesine katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı: 1 işçi öldü, 8 kişi yaralandı, 61 kişi de gözaltına alındı.
1987 - Gazze Şeridi'ndeki Cebaliye mülteci kampına İsrail askerleri saldırı düzenledi.
1992 - İngiltere Prensi Charles ve Prenses Diana ayrıldıklarını açıkladılar.
1995 - Nazım Hikmet'in "Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam" heykeli, Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın da katıldığı törenle Ankara Atatürk Kültür Merkezi bahçesine yerleştirildi.
1999 - Düzce'nin il, Kaynaşlı ve Derince'nin ilçe yapılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete'de yayımlandı.
2002 - Endonezya hükümetiyle Aceh'teki ayrılıkçılar arasında 26 yıllık savaşı sona erdiren antlaşma imzalandı.
2002 - ABD'nin ve dünyanın ikinci büyük havacılık şirketi United Airlines konkordato başvurusunda bulundu.
2004 - Kanada Anayasa Mahkemesi, eşcinsel evliliklerin anayasaya uygun olduğu kararını verdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık