Halk oylamasında neye EVET, neye HAYIR?

Ana Sayfa » Siyaset » Erdoğan, Gül ve Gülen, Kenan Evren'e nasıl saygı sunmuş

Erdoğan, Gül ve Gülen, Kenan Evren'e nasıl saygı sunmuş

Oda tv, 12 Eylül darbesinin yıldönümünde, darbenin lideri Kenan Evren'in, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Gülen hareketinin lideri Fethullah Gülen'in kendisine nasıl saygı ve sevgi gösterdiğini içeren sözlerini haberleştirdi. işte o yazı:

 
13 Eylül 2013 Cuma 07:20 
Yorum YapYazdır
 
 
Erdoğan, Gül ve Gülen, Kenan Evren'e nasıl saygı sunmuş

12 Eylül. 1980'deki darbenin 32. yıldönümünde yine darbe sohbetleri ortalıkta dolaşıyor.

Kuşkusuz en çok sohbeti yapan da AKP'liler.

Çok uzağa götürmeyelim.

Erdoğan, belediye başkanı iken 1998'de görüştüğü Kenan Evren'e ne demişti hatırlıyor musunuz?

Kenan Evren'den dinleyelim:

“Abdullah Gül Başbakan olmuştu ya... İşte ondan sonra beni ziyaret etmek istemiş... Ben de kendisine randevu verdim. Hatta, Kalender Orduevi'ne makam otosuyla değil... Sivil arabasıyla geldi... Biz de kimseye haber vermeden gizlice içeri aldık. Yarım saat kadar oturdu. Bana saygılarını... Sevgilerini sundu... Bu ülkeye yaptığım iyiliklerden söz etti.”

Bu kez sene 2005...

Sözcü gazetesine konuşan ve Erdoğan'ın kendisini en son 2005'te kalp spazmı geçirdiğinde dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le birlikte GATA'da ziyaret ettiğini de belirten Kenan Evren, kendisinin nikah şahidi, Erdoğan'ın ise nikah memuru olduğu Mehmet Ağar'ın oğlunun nikah töreninde, tören bittikten sonra gerçekleşen ilk görüşmeyi şu sözlerle anlatıyor:

"Oturduğum masaya geldi... Konuştuk... O'na; Devlet Başkanlığım sırasında... Zamanın Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'a yaptığım yardımlardan falan söz ettim. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan bana; Ahh Paşam Ahh, dedi... Sizin zamanınızda ben olacaktım ki Belediye Başkanı... Neler neler yapar... Sizin desteğinizle İstanbul'u uçururdum!..”

Evren,  Sözcü gazetesi muhabiri Ertuğrul Akbay'a verdiği mülakatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için şu ifadeleri kullanıyor:

“Ben de onun Başbakanlık konutuna iki kez gittim. Senin anlayacağın aramız ok iyiydi... Ancak referandum sırasında 'Darbeci Evren' olup çıktık... Ama siyaset bu... Hoş görmek lazım... Ben kendisini hala severim... Ondan bir kötülük görmedim... Başbakan olmadan önce de... Sonra da... Hep saygılı oldu...”

Fethullah Gülen'iyse söylemeye gerek yok.

Darbenin ardından kaleme aldığı "Son Karakol" yazısı her şeye bedel:

“Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumî emniyet ve muvâzenenin en büyük teminâtıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felâkettir.

Anadolu, yıllar yılı kendine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü. Geçmiş asırlarda dünya emniyet ve muvâzenesinde, en şerefli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur. Sonra, sırasıyla, onun livâları, sancakları birer birer kopup gitti. Fakat o, bütün rasânetiyle (dayanıklılığıyla) mevcudiyetini muhafaza etti ve yerinde kalabildi. Değişen bayraklar, yırtılan sancaklar yanında, asâlet ve özünü koruma sadece ona müyesser oldu. Evet, bütün bir geçmişiyle, elli bin defa, temiz bünyesine mikroplar saçıldı. Ve gülendam kâmeti yüzlerce defa ırgalandı; ama o, hiçbir zaman tamamiyle yerinden sökülemedi ve mağlup edilemedi.

Haçlı zihniyetinin hortlatılmasından, cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar oyun varsa hepsi denendi; ama, hasımlarımız hesabına beklenen netice kat’iyyen elde edilemedi. Düşman cefâdan usanmıyor; karakol da ‘bu can bu uğurda’ deyip, dayanıyordu...

Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç birkaç defa hazan gördü ve kurtlanan koca gövdesi birkaç defa kabuğunu yeniledi; fakat, hiçbir zaman devrilmedi. Semâsının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, millî ruh kadranında, kendine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabildi...

Bu efsânevî ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen binbir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt’teki, Kosova’daki ve Çanakkale’deki aşılmazlığıyla kendini korumuştu. Onun bu heybetli görünümü -az dahi olsa- ruhuna cemre düştüğü ve köküne yabancı bir kurdun, bir 'dabbetü'l-arz' ın musallat olduğu kadar da devam etmişti. O günden sonra ise, artık o, içten içe yanan ve kömürleşen bir ulu çınar haliyle, kendini yenileyemiyor ve dirilemiyordu. Yaşlanmıştı. Vefasız dostları, amansız hasımları vardı. ‘Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn; Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’zebûn’ (Fuzulî)

Tam bu binbir kâbusun kol gezdiği dönemde idi ki; ortalığı bütün şiddetiyle beşinci kol faaliyetleri kapladı. Erotik düşünceye masumiyet hil’ati (kaftan) giydirildi. Şehvet, en merğub (sevilen) bir meta haline getirildi ve gençlik âdeta bir hezeyan topluluğu oldu. Artık kendi ruh köküne bağlı olanlar ‘dogmatist’ ve ‘formalist’ diye damgalanıyor; millet ve vatanını sevmek ayıp sayılıyordu. Bir ‘Şirzime-i kalil’ (önemsiz, küçük topluluk) her Allah’ın günü çalakalem, millî ruhu ibtizal (aşağılayıcı) edici yazılar yazıyor, milleti kendinden kaçar ve kendine yabancı hâle getiriyordu.

Bu olup bitenler karşısında, temiz Anadolu halkı, ya kendine has sabır ve tahammül içinde beklemede veya hüsn-ü niyetin verdiği duru anlayışla, bütün bu acâiblikleri ‘bir suskunluk içinde’ karşılamaktaydı.

Birer ruh sefâleti ve aşağılık duygusu timsali sayılan zavallı ‘entelijansiya’mızın durumu ise, bütün bütün yürekler acısıydı. Ona göre şahsiyet gamzeden öze ait her nağme ordubozanlık; müstağriblik (Batı hayranlığı) hesabına söylenen her türkü, Türk’e yücelik kazandıran bir madalyaydı! Bu türlü kendinden kaçışlar ve haricî asimilasyonlarla iç değişiklikler, endişe verici buudlara ulaşmıştı.

Ve artık, millet teknesi, sağa-sola yalpa yapan bir vapur gibi, batması, her an mukadder görünüyordu. Dillerde binbir yabancı türkü, dudaklarda binbir öldürücü şarap… kimi erotizimle sarhoş; kimi libido ile, kimi eksistansiyalizmden medet umuyor; kimi hezeyan felsefesine dilbeste, durmadan mihrap değiştiriyor ve ma’buddan ma’buda (!) koşuyordu. İşte tam bu esnada, yabancı bir kısım eller, ‘hipnoz’ görmüş bu ruhları metrolara bindirip harıl harıl kendi dünyalarına taşımaya başladılar. Cinnet nöbetleri içinde bütün bir nesil, Hasan Sabbah’ın yalancı cennetlerine benzeyen bu cennetlere davet ediliyordu!

Dün bir şaşkınlık içinde ‘Mehlika Sultan’a aşık’ toy delikanlılar yerinde, bugün eli kan, üstü kan, bağrı kan ve ne yaptığını çok iyi bilen kanlı deli bir nesil vardı. Artık dıştaki kargaşa ve hercümerce başka sebep aramaya gerek var mı? Tatmin edilememiş, doyurulamamış ve hatta terk edilmiş bir neslin, çeşitli kamplara ayrılması ve birbirini kıran kırana öldürmesi gayet normal değil mi...? Bugüne kadar onun iç inkırazını (çöküş) sezebildik mi? Onu soysuzlaştıran sebeplere inebildik mi? Halbuki, ona canavarlık öğreten tiranlar karşısında, siyanet (koruyucu) meleği gibi onun yanında olmalı değil miydik? Heyhat..! Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında, sessiz ve infialsiz kaldık... Evet, bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiç mi hiç bir şey anlamadık.

KAHRAMAN BEKÇİLERİN ZAFERİ

Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün gözbağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi te’min etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimâî bünyenin, haricî bir kısım erâciften (zararlı yanlış fikir ve haberler) temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ (çevirme) zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk’ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir.

Böyle bir ilk tefahhüs (inceden inceye araştırma) ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri Mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.

Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rahnedar (bozulmuş) olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece (tedavi) ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, millî bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar (kanser) bertaraf edilebilsin...

Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu (ışığı) saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin (dönüşüm) son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.”

Odatv.com


 
13 Eylül 2013 Cuma 07:20 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
18
12
5
1
41
2
Başakşehir
18
11
6
1
39
3
Galatasaray
18
11
3
4
36
4
Fenerbahçe
18
10
5
3
35
5
Antalyaspor
18
8
4
6
28
6
Konyaspor
18
7
6
5
27
7
Bursaspor
18
8
3
7
27
8
Osmanlıspor FK
18
6
8
4
26
9
Trabzonspor
18
7
3
8
24
10
K.D.Ç. Karabük
18
7
3
8
24
11
Gençlerbirliği
17
5
7
5
22
12
Akhisar Bld.
18
5
6
7
21
13
Kasımpaşa
18
6
3
9
21
14
Alanyaspor
18
5
3
10
18
15
Ç. Rizespor
18
4
4
10
16
16
Adanaspor
18
3
5
10
14
17
Kayserispor
18
3
4
11
13
18
Gaziantepspor
17
3
2
12
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:46
  • Güneş07:31
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:19
  • Akşam17:36
  • Yatsı19:10
 
Tarihte Bugün
1072 - Divan-ı Lügat-it Türk, Türk kültürün ilk Türkçe dilinde yazılan Sözlük eseri, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazılmaya başlandı (10 Şubat 1074'te bitirildi).
1327 - III. Edward İngiltere kralı oldu.
1348 - Venedik'te yüzlerce kişinin ölümüne neden olan bir deprem meydana geldi.
1363 - Sırp Sındığı Savaşı'nı Osmanlı Devleti kazandı.
1554 - São Paulo (Brezilya) şehrinin kuruluşu.
1579 - Utrecht antlaşması imzalandı ve günümüz Hollanda'sının temelleri atılmış oldu.
1755 - Moskova Üniversitesi kuruldu.
1792 - İngiltere'de, fakir sınıfların ilk siyasi örgütü sayılan « London Corresponding Society » örgütü kuruldu.
1831 - I. Nicolas ve Romanov'ların düşmesiyle Polonya'nın bağımsızlığı ilan edildi. (SSCB) oluşunu ilan etti.
1858 - Felix Mendelssohn'un Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserinin Düğün Marşı bölümü Kraliçe Victoria'nın kızının düğününde çalındıktan sonra bütün dünyadaki düğünlerin popüler müziği haline geldi.
1881 - Thomas Edison ve Alexander Graham Bell Oryantal Telefon Şirketini kurdular.
1890 - Arjantin ve Brezilya arasında Montevideo antlaşması imzalandı.
1918 - Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) oluşunu ilan etti.
1919 - Milletler Cemiyeti kuruldu.
1924 - İlk Kış Olimpiyat Oyunları Chamonix'de başladı.
1926 - Şeker, petrol ve benzin inhisarı (tekeli) hakkında kanunlar kabul edildi.
1931 - Mahatma Gandi İngilizler'ce serbest bırakıldı.
1932 - Sovyetler Birliği ve Polonya saldırmazlık paktı imzaladı.
1936 - İstanbul'da vapurculuk şirketi ile bütün kabotajın Denizyolları İdaresine geçmesini sağlayan sözleşme imzalandı.
1937 - Cincinnati'de seller petrol rezervlerinin patlamasına yol açtı,şehir alevler içinde kaldı.
1938 - İzmir Telefon İşletmesinin hükümetçe satın alınmasına dair sözleşme Ankara'da imzalandı.
1939 - Celâl Bayar hükümeti istifa etti. Yeni hükümet Refik Saydam başkanlığında kuruldu.
1939 - Şili'de Richter ölçeğiyle 8.3 derecesinde oluşan deprem tahminlere göre 25.000 kişinin ölümüne yol açtı.
1942 - Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'ye savaş ilan etti.
1949 - İsrail'de ilk seçimler yapıldı. David Ben-Gurion başbakan oldu.
1949 - Şair Behçet Kemal Çağlar, CHP'den istifa etti.
1950 - Amerika'da eski bürokrat Alger Hiss, hiç bir kanıt bulunmaksızın, komünist casus olduğu gerekçesiyle, 5 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi.
1950 - Şiddetli kış nedeniyle İç Anadolu ve Doğu Anadolu'da yollar kapandı, Çubuk Barajı dondu.
1951 - Kumyangjang-ni Muharebesi
1952 - Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayımladı;1952-1953 öğrenim yılından itibaren lise eğitimi 4 yıla çıkarılacak.
1952 - Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı kibrit tekelinin kalktığını açıkladı; özel sektör kibrit üretebilecek.
1954 - Ankara'da sıcaklık -30 dereceye düştü; okullar tatil edildi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
19.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010727325051
 
On Numara
23.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05091020252627343839404447535562646670717480
 
Sayısal Loto
21.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu222331354348
 
Şans Topu
18.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030419232908
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık