WikiLeaks'ten Berat Albayrak için şok e posta iddiası

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan Haydar Şişman anlattı

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan Haydar Şişman anlattı

Trabzonlu öğretmen, ressam, tiyatro oyuncusu Haydar Şişman, Antalya Film Festivali'nde uluslararası kategoride En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü aldı. Ulusal kategoride Trabzonlu tiyatro oyuncusu hemşire Nuray Yeşilaraz En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nün sahibi oldu. Trabzon kökenli Mustafa Kara'nın yönetmenliğini yaptığı film bu yarışmada toplam 4 ödül kazandı. Film Japonya'daki festivalde de En İyi Yönetmen Ödülü'nü almıştı. Sinema dünyasında büyük etki yaratan filmde büyük başarı elde eden Haydar Şişman'la hem film, hem de ödül üzerine konuştuk. İşte viratrabzon haber sitesinden Semra Tunç'un Haydar Şişman'la gerçekleştirdiği söyleşi:

 
12 Ocak 2016 Salı 08:12 
Yorum YapYazdır
 
 
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan Haydar Şişman anlattı

 

HAYDAR ŞİŞMAN KİMDİR?

Trabzon’un Maçka ilçesinde 1966’da dünyaya geldi. Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünden mezun oldu. Umut Tiyatro’nun kurucu üyeliği yaptı ve sahnelenen pek çok oyunda rol aldı. Sinemaya senaryo denemeleriyle başladı., Kalandar Soğuğu filminde canlandırdığı Mehmet karakteriyle Antalya Film Festivali Uluslararası Dal’da ‘’En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’’nü aldı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

 

 Mustafa Kara 02

Yönetmen Mustafa Kara bir röportajında şöyle dedi: ‘Gücünü gerçeklikten alan bir film yapmak istedim’

 

 

RÖPORTAJ: Semra TUNÇ

 

Semra TUNÇ (ST): Resim öğretmeni ve ressam olarak tiyatroya ilgi nasıl başladı?

Haydar ŞİŞMAN (HŞ): Resim, tiyatro ve sinema  olarak üç alanda da  eğitim almak istedim. Ancak bu üç alanda aynı anda eğitim alma şansım yoktu. Ben de içlerinden birini seçtim. Daha önce  tiyatro yoğun değildi, sinema daha öndeydi.  Öğrenciyken sinema bölümünü okuma konusunda çok cesur davranamadım. Mimar Sinan Üniversitesi’nin Sinema –TV bölümü de vardı. Ancak orası yönetmen odaklı bir bölümdü, doğrudan yönetmen yetiştiren bir okuldu. O eğitim alsam bile, film çekmek için, çok para gerekiyordu. Dolayısıyla,’’ mezun olduğumda ya film çekemezsem’’ endişesi taşıyorsunuz.  Başlangıçta oyunculuğu hiç düşünmemiştim. Bir süre sonra oyunculukla ilgili  bir yarışma düzenlendi, o yarışmaya katıldım. Fakat son sekize kalmama rağmen, beni seçmediler. Üç oyuncu  aldılar. Beni almama gerekçeleriyse, boyumun kısalığıymış.

ST: Ne tür bir film için oyuncu arıyorlardı?

HŞ: Konuyu hiçbir zaman öğrenemedik.  Bir  ajanstı. Boyum kısa diye seçilemedim, çünkü o dönem yani seksenli yıllarda sinema konsepti faklıydı .  Türkiye’ye ait bir jön anlayışı vardı. O jön anlayışı, bebek yüzlü, uzun boylu, fiziksel görüntüsü şık durabilecek ,öğrenilmiş bir jön tipi idi. Ama bu anlayışı Yılmaz Güney yıkmıştır. Yılmaz Güney sinemasında tip değil karakter ön plana çıkmıştır. Tipin değil karakterin ön plana çıktığı dönemde, bu alanda yer bulmuş bir kişi olduğumu söyleyebilirim.

 

 

‘’SENARYO İYİYDİ’’

ST: Kalandar Soğuğu’nun senaryosu geldiğinde, ne düşündünüz?

HŞ: Bunun bir sistematiği, bir mantığı var. Okuma alışkanlığı iyi sayılabilecek birisiyim. İyi hikayeleri bilirim. Çok iyi hikaye yazamasam bile, iyiyi bilirim. Senaryonun iyi olduğunu fark ettim. Filmde tarif edilen karakter canlı ve duyguları olan, zor canlandırılabilecek bir karakter. Zor olan şeyler beni hep cezbetmiştir. Resim yaparken de, zor kompozisyonlar seçerim. Boğuşurum, savaşırım onunla. Hoş bir şey bu, her resmin sonunda bir daha böyle bir resim yapmayacağım derim. Ancak bitirdikten sonra her şey sıfırlanır, yeniden büyük ve zor kompozisyonlara girerim. Sinemada da bu zorluk beni cezbetti.

‘’YÖNETMEN ÖĞRENCİM’’

ST. Filmde rol alma önerisi yapılmış mıydı, yoksa senaryo hakkında düşünceleriniz mi soruldu?

Aslından görüşümü almak için senaryoyu gönderdiler. ‘’Bir bakın,  değerlendirin, ne düşünürsünüz’’ denilerek gönderildi. Okuyup  değerlendirdik.  Görüşlerimiz, önerilerimiz oldu. O aşamada benim filmde oynamak, yönetmenin de oynatmak gibi bir düşüncesi yoktu.  Zaman içerisinde yönetmenle ilişkimiz yoğunlaştı, farklılaştı. Yönetmen Mustafa Kara öğrencimdi.  Her ne kadar daha önce birbirimizi tanıyor olsak da, yeterli olup olmayacağımızı bilmiyorduk. Mustafa beni çok fazla tanımıyordu, ben de onun bu kadar derin birisi olduğunu düşünmüyordum.  Bu belki şartların getirdiği bir şeydi. Belki tesadüfün de etkisi var bunda. Aslında yaşantımızı belirleyen küçük ayrıntılar, küçük tesadüflerdir. Örneğin  bu filme oyuncu olarak katılmam, sözleşme yapılan oyuncunun setten kaçması, acilen bir oyuncuya ihtiyaç duyulmasıyla oldu. 

 

 

 

KALANDAR SOĞUĞU

Yönetmen: Mustafa Kara

Süre: 2 saat 19 dakika

Film müziğinin bestecisi: Eléonore Fourniau

Oyuncular: Hanife Kara, Ibrahim Kuvvet, Nuray Yeşilaraz, Haydar Şişman, Temel Kara

Sinematografi: Cevahir Şahin, Kürşat Üresin

Aldığı Ödüller:

Japonya Film Festivali:

. En İyi Yönetmen Ödülü.

. Wowow En İyi Film Ödülü.

 

Antalya Film Festivali:

. Uluslararası Yarışma En İyi Erkek Oyuncu Ödülü Haydar Şişman'ın.

. Ulusal Yarışma En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Nuray Yeşilaraz'ın

 

 

. Dr. Avni Tolunay Özel Ödülü Cevahir Şahin- Kürşat Üresin ile Kalandar Soğuğu'nun

. Ulusal Yarışma En İyi Müzik Ödülü (Eleonore Fourniau)

KONU: Film rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği bir mekanda, Karadeniz’in bir dağ köyünde yaşayan Mehmet ve ailesinin hikayesine odaklanıyor. İnsanın ve doğanın derinliklerine inerek, oradaki esrarlı şiirsel ortaklığı  görünür kılmaya çalışıyor. Bazen ıssız doğanın ortasında yalnızlığın, yoksulluğun yakıcı atmosferine dokunuyor bazen de nefis bir pastoral senfoni sunuyor seyirciye.

 

 

 

 

FİLMİN FRAGMANINI İZLEMEK İÇİN TIKLA

 

 

‘’KÖYLÜYÜ OYNAYAMAZ’’

ST: Demek ki doğru olan oyuncu sizdiniz ki, senaryo sizi seçti!

HŞ: Bunu tesadüflere bağlıyorum. Senaryoyu ilk okuduğumda,  bu rolü benim oynamam gerektiğini düşündüm. Ama bunu yönetmene hiçbir zaman söylemedim. Çünkü onun düşüncesi beni oynatmak değildi. Doğru olanı, her yönetmenin kendi oyuncusunu kendisinin seçmesidir. Böyle bir projeye başlarken, arkadaşlık ve yakınlık gibi duygusal etkenleri olaya sokarsanız, çok amatörce olur, oradan iyi bir iş çıkmaz. Mustafa benim tiyatro oyunumun provalarını izledi. Deneme çekimlerimden sonra uzunca süre takip etti. Sonra şöyle dedi:  “Sizi en başından düşünüyordum. Ancak Haydar Şişman’dan bir köylü Mehmet karakteri çıkar mı?” Bu konuda tereddütlerimiz vardı. Hatta sohbetlerimizi kayıt altına almış, İstanbul’da bir kaç  yönetmen arkadaşıyla paylaşmış, ‘’bu adam hakkında ne düşünüyorsunuz ‘’ diye sormuş. Onlar da, ’’Fena durmuyor, iyi duruyor  fakat bundan bir  köylü çıkmaz, oynayamaz bu adam.  Sen yine başka adam bul ‘’ demişler.  Sonra bu rolü oynayabileceğim kanaatine varınca, teklif etti.

 

Gömülü resim için kalıcı bağlantı

 

‘’MEHMET EVRENSEL BİR KARAKTER’’

ST: Filmin öyküsü Karadeniz’de geçiyor. Oynadığınız karakter de bir Karadeniz ‘li.  Siz de Trabzonlusunuz. Mehmet karakteriyle bağ kurmanızda bunun etkisi oldu mu?

Aslında filmdeki Mehmet tesadüfen bir Karadenizli, burada Karadenizliliği ön plana çıkartmak gibi bir gayret  yok. Filmin hiçbir sahnesinde etnisiteye vurgu , bölgeye vurgu , bölge kültürüne vurgu yok. Yani bu evrensel bir karakter. Bu karakter İtalya’nın bir köyünde de, Meksika’da  ya da Tayland’da yaşıyor olabilir. Yani tesadüfen burada. Çünkü senaryo gereği belki burada olması gerekiyor. Çünkü Mehmet’in yaptığı iş Karadeniz dağlarına özgü bir iş, maden arayıcılığı. Herhangi bir yerde olabilen bir meslek değil. İç Anadolu’da yok  mesela, 1970’lere 1980’lere kadar Karadeniz’in kırsalında canlı  bir meslek. Çok az insanın yapmasına rağmen,  var olan bir meslek. Hatta senaryonun esin kaynaklarından biri olan Zühtü amca halen yaşayan birisi,  bugün yaklaşık 80 yaşında hala maden arıyor. Tabi bu onun hayat hikayesi değil. Her sanatçının bir esin noktası vardır, bir fikir noktası vardır. Başlangıç noktası herhalde Mustafa’nın Zühtü amcayı çok iyi tanıması ve onun hikayesinden etkilenmiş olmasıdır. Benim Mehmet karakteriyle uyum sağlamam, köylüleri iyi tanımamla alakalı. Köyle iç içe yaşıyoruz. Benim de köyde evim var. Sık sık gider gelirim. Yaşantılarını bilirim. Bir tarafımız köy. Aslında dünyanın bütün köylüleri birbirine benzer. Japonya’da da köylü gördük, bizimkilerden farklı değiller. Dolayısıyla beklentiler, arzular,  tutkular, ihtiraslar neredeyse herkeste aynı. Sadece yöntem değişiyor, coğrafyalar değişiyor ama, insan her yerde insan ve hepsi birbirine benzeyen şeyler talep ediyor. Mehmet’in tutkuları da bir insan tutkusu, bir köylü tutkusu değil.  Mehmet’e benzeyen insan şehirde de var;  sabah işine giden asgari ücretli bir memur, işten atılma korkusu yaşayan bir market çalışanı benzer duyguları taşıyor.  Mehmet tesadüfen köyde yaşayan birisi ama, her yerde bulunabilir.

 

Karadeniz'de geçen 'Kalandar Soğuğu' Tokyo jürisini büyüledi: İki ödül

Japonya'da En İyi Yönetmen Ödülü: Kalandar Soğuğu, Mustafa Kara

 

‘’ZORLU SAHNELER VARDI’’

ST: Film çekimi sırasında ne tür zorluklar yaşadınız?

HŞ: Film, fiziksel uyum konusunda  zorluklar taşıyor.  Çok zorlu sahneleri var. Yavaş yürüyen aksiyon filmi gibi neredeyse.  Başlangıçta fiziksel olarak zorluk çektiğimi kabul ediyorum. Ama onun üstesinden şöyle geldim, gençliğimde uzun yıllar spor yaptım. Fizik olarak bir avantajım vardı.

ST: Filmin çekimleri hangi yükseklikte gerçekleşti?

HŞ: Rakım olarak bin ila 2 bin 500 metre arasında  çekim yapıldı. Bin metrenin altında hiç olmadı. Çünkü Mehmet’in köyü bu yüksekliğin üzerinde bir köy. O da zaten mezrada yaşıyor, tam köyün içinde değil. Köyde bir evi yok.  Mehmet köyden de dışlanmış birisi. Köyün hemen dışında yaylanın dibinde bir baraka evi var. Köydeki evi yıkılmış, yaptırmaya da parası yok.

 

 

‘’FANTAZİ DEĞİL  YOSULLUK VE ZORUNLULUK’’

ST:  Bu bir macera değil, yoksulluğun getirdiği bir zorunluluk mu yani?

HŞ: Evet, onunki bir fantezi değil zorunluluk. Çünkü köydeki evi yıkılmış, hayvanları var. Aslında köye gitmeye de çok yüzü yok,  kırsal kesimin insanları birbirinin ne yaptığıyla ne ettiğiyle çok alakalı, çok ilgilidir. Zaten bu soru bombardımanından kaçıyor, eşiyle sorunları var. Onun için köyden uzak kalmayı da tercih etmiş.  Filmin içinde bir replikte bunu ifade ediyor. Yani ‘’para kazandığımda köydeki evi de yapacağım’’ diyor . Böyle bir isteği tutkusu da var. Onun için zaten en uç nokta bu; köydeki evi yapabilmek, birkaç tane inek sahibi olabilmek.

 

 

38 HAFTA, 1.5 YIL

ST: Filmin tamamlanması ne kadar sürede oldu?

HŞ: Sette geçen süre benim hesapladığım 38 hafta, rekor gibi bir şey. Önü ve arkasıyla 1.5 yılda tamamladık.

ST: Bu çok fedakarlık gerektiren bir şey?

Tabi sanat filmi çekiyorsanız, baştan aşağıya fedakarlık yapmanız gerekiyor. Kaldı ki dört mevsimlik bir film bu ve bu sürenin uzamasına neden oluyor. Dört mevsimi çekmek zorundasınız. Dört mevsimi çekebilmeniz için de en az 10 aylık bir set çalışması gerekiyor. Tabi aralar verdik bütünüyle zamanımız orada geçmedi. Mesela mayısta başladık,  haziranın sonunda rapor verdik. Ekimde başladık,  aralıkta bıraktık. Şubatta tekrar başladık, nisanda bıraktık. Kesintili bir çalışma oldu.

ST: Öğretmensiniz, görevinize devam ediyorsunuz. Hem film çekip hem görevinize devam etmenin ne gibi zorlukları oldu?

HŞ: Evet  zorluklarını yaşadık ama, destekler de oldu. Mesela izin konusunda abilerimiz,  valilik hiçbir problem çıkartmadı,  desteklediler. Zaten yaz tatili komple bizim, şubat tatilinde de çekim yaptık. Eylülden bir iki hafta fazladan izin aldık. Rapor, izin böyle yetiştirdik.

 

‘’DAĞDA MAHSUR KALDIK’’

 

 

ST: Film çekimi bir ekip çalışması gerektiriyor, çekim şartları da zordu. Bu zorlukları aşabilmek için neler yaptınız? Yaşadığınız çok ilginç olaylar oldu mu?

HŞ: Çok var, ilginç de var, komik de var. O anda çok dramatik gördüğünüz, sinirlerinizi bozup sizi delirten, çıldırtan bazı olaylar bir süre sonra çok komikleşmeye başlayabiliyor. Anlatırken gülmeye başlıyorsunuz. O anda sizi orada çok kızdıran bir şey oluyor. Öyle bir sahne ki neredeyse öleceksiniz. Ciddi gerilim yaşıyorsunuz.  Sonra herkes gülüyor, oradan komiğe bağlanabiliyor. Mesela dağa kar sahnesi çekmeye gittik, geriye dönemedik! Çünkü kar yağmıştı ve yolu kapatmıştı. Genelde çıkılamaz, ama biz geriye dönemedik. Kazma kürek yüzlerce metre yol açtık. Arabayı düzeltip yola koyamadık. Üstelik, o sahneyi de çekemedik.  Dağda kaldık. Bütün günümüz dağlarda yolu açmakla geçti. Valiliğe telefon açıp yardım isteyebilirdik. Ancak basına yansımasından çekindik. Çünkü ‘’bunlar filmin reklamını yapıyor’’ denilebilirdi. Böylece Kalandar Soğuğu’nu çok koruduk. Çok sakındık onu.

 

En İyi Kadın Oyuncu seçilen Nuray Yeşilaraz

 

‘’BİTSE DE KURTULSAK’’

ST: Filmin her aşamasını ve anını bizzat yaşamışsınız yani

HŞ: Başka türlü olmaz. Film çektiğimizi unuttuğumuz anlar oldu. Zaten öyle öyle oluyor. Gidiyorsunuz, alışmadığınız bir iklim, tanımadığınız bir ekip. Ekip orada yürümeyi bilmiyor. İstanbul’dan gelmişler. Arazi çok sarp. Bazı arkadaşlarımız ilk defa arazide yürüyor, korkuyorlar,  yere basmayı bile bilmiyorlar. Kara lastik giymeyi bilmiyor, kayıyor düşüyor falan.  Ama zaman içinde herkesin öğrenmeye başladığını gördük ve öğrendikçe film yapma sürecini sevdik. Başlangıçta filmi nasıl çekeceğiz diye düşünüyorduk. Daha sonra nasıl iyi olur noktasına geldik. İlk anda belki herkes , “bitse de kurtulsak”  diye düşündü.  İnsan yeşili görmek, doğa görmek ister ya, benim de ‘’beton görmek istiyorum’’ diye bağırasım geldi. Ama bir süre sonra şunu gördük, bu yorgunluklar biter bunlar geçer, film kalır. Film kaldıktan sonra da şunu dememek lazım, keşke iki hafta üç hafta, bir ay daha çalışaydık da daha iyi bir şey çıkarsaydık. Hep bu kaygı vardı bizde, mesela son 10 gün geyiği vardır, bizde 6 ay sürdü bu. Altı defa son 10 gün yaşadık biz.

 

 

ST: Bu uzun ve zorlu çalışmada ‘’artık bunu başaramayacağız, devam edemeyeceğiz’’ dediğiniz zamanlar oldu mu?

HŞ: Onu hiç düşünmedik. Arada kişisel ya da ailevi nedenlerden ötürü gidenler oldu. Bir kaç tane asistan gitti,  sesçi gitti geldi. Ama sonuçta profesyonel bir iş, profesyonel bir ekip. Bütçesi var, yapımcısı var, bitirilmesi gereken bir proje. Ancak orada bazı insanlar şöyle bir kafa karışıklığı yaşamış olabilir: Bu kadar uzatmaya gerek var mıydı? Bazen oturuyorum düşünüyorum, keşke 1-2  hafta daha çekim yapsaydık. Şurada şöyle bir şey çekseydik daha mı iyi olurdu?

‘’BÜTÜN SAHNELER DOĞAL’’

ST:  Keşke şöyle olsaydı dediğiniz bir sahne var mı?

HŞ: Böyle bir sahne olmadı.  Çünkü o boşluğu  bırakmadık,  6 ay fazla çalıştık. Kafamızda soru işareti kalmasın diye tekrar tekrar çekim yaptık. Normalde üç tekrarla halledilebilecek sahneyi  yirmi otuz kırk tekrar yaptık. Yetmiş tekrarı olan sahnemiz vardır. Bir günde çekilebilecek sahneyi 1 haftada çektiğimiz oldu. Filmin hiçbir yerinde animasyon yok, tamamı doğal ve bu doğallığı sağlayabilmek için her şeyi  yaptık. Yani yağmur gerçek yağmurdur, kar gerçek kardır. Taşı, kayası, stüdyoları, mağaraları hepsi gerçektir. Doğal mekanları kullandık. Karakterin  maden aradığı sahnede  daha önce madencilerin çalıştığı mekanları kullandık. Orada bile sahicilik var.

ST: Film çekimini yaptığınız bölgedeki  insanlarla ilişkileriniz nasıldı?

HŞ: Bir kere filme halkın katkısı var. Bazı sahnelerde figürasyonda gönüllü olarak oynadılar. Her türlü desteği verdiler. Ama biz köyün içinde çekim yapmadık, dışarıda kaldık. Köylüyle sağlıklı diyaloglarımız oldu her zaman.

 

 

‘’FİLMİN İÇİNDE OLDUĞU BİLGİSAYAR ÇALINDI’’

ST: Çekimler bittikten sonra filmi ekip olarak seyretme imkanınız oldu mu?

HŞ: Ben filmin bazı bölümlerini yönetmenden önce izledim. Otel olarak köylülerin bize verdiği evlerde kalıyorduk. Kurgucuyla aynı evi paylaştım,  bu çok görülmüş bir şey değildir. Burada çok talihsiz de bir olay oldu, filmimizi çaldılar.  Film önce klipler halinde çekilir, daha sonra kaba kurgusu yapılır. Hırsızlar diğer eşyalarla beraber, içerisinde filmin kaba kurgusunun kayıtlı olduğu bilgisayarı da götürdü. Adli olarak yapılan aramalarla da bulunamadı. Böylece 8 ay kaybettik. Sonra yeniden kurgulanmaya başlandı. Uzun sürmüş bir proje 2 yılda tamamlanmış bitirilmek üzereyken, sinirler patlama noktasına geldi. Buna rağmen kimse ruh sağlığını yitirmedi. İyi tarafından bakıyoruz. Hırsızlar ham klipleri çalmış olsa, devasa bir para ve devasa bir emek heba olup gidecek, belki bunlardan daha önemlisi inandırıcılığınızı kaybedeceksiniz. Yani Trabzon’da 2 yıldır çektiğin film nerede diye sorduklarında, nasıl izah edeceksiniz.

BİSİKLET HIRSIZLARI, UMUT VE KALANDAR SOĞUĞU

ST: Belki de ‘’başarısız oldular da böyle bir yol denediler’’ diye düşünülebilir..

HŞ: Evet ilk düşünülecek şey bu.  Yapımcı ve yönetmen açısından büyük bir yıkım olurdu. Büyük paralar yatırılmış, büyük beklentiler var. Hatta bunu ben çok dillendirdim, 1970’ten sonra yapılmış en iyi sosyal içerikli filmi yapıyoruz arkadaşlar,  haberiniz olsun. Umut filmine gönderme yaparak. Bunu benden başka dillendirenler de var.  Bazı yabancı film yorumcuları Bisiklet Hırsızları, Umut, Kalandar  Soğuğu diyorlar. Yani 1948 Bisiklet Hırsızları, 1970 Umut ve 2015 Kalandar soğuğu, bunun tartışılıyor olması bile çok hoş. Gerçekçi üç sinema eseri diye ifade edilmesi çok hoş. Çok nitelikli filmler yapılıyor ancak bizim harcadığımız paralarla böyle bir şeyi yapmak neredeyse imkansız. Bir milyon gibi bir para bu sektör için çok küçük bir rakam.  Bu kadar küçük bir rakamla böyle bir film çekilmiş. Borcu da var filmin, imece usulü, dayanışma içerisinde amatör ruhla profesyonel bir iş ortaya çıkardığımızı düşünüyorum.

ST: Bu kadar zor koşullarda kısıtlı olanaklarla çekilmiş, özverilerle yapılmış olması filmin başarısında etkili olmuş mudur?

HŞ: En başa inanmayı koymak gerek.  Yönetmen de, biz de inandık projeye, diğerleri kendiliğinden geliyor. Eğer siz projenize senaryonuza güveniyorsanız, oyuncunuza yönetmeninize inanıyorsanız, yönetmen ve oyuncu arasında farklı bir bağ kurabiliyorsanız, o zaman ortaya iyi bir şey çıkabilir. Tabi burada yönetmenin mahareti, oyuncunun kabiliyeti önemlidir; yönetmenin liderliği, oyuncunun anlama kapasitesi ve özverisi. Çok yeteneklisinizdir ama kendinizden ne kadar verebileceksiniz?  Sonuçta sanat filmi çekiyorsunuz ve maddi bir beklenti yok. Aslında hiç yok. Hayatınızda farklı bir şey yapmak istiyorsunuz. Onlarca yıl sonra çocuklarınızın, torunlarınızın bu filmi izlediklerinde babam, dedem saçmalamış dememesi gerekiyor. Böyle bir kaygı var. Ben bir resim sanatçısıyım ve kendi kariyerimi tehlikeye sokarak sete gidiyorum. Oradan kötü bir şey çıkması benim açımdan berbat bir şey olurdu. Buna inandık ve özen gösterdik.

 

 

‘’CANNES VE BERLİN’İ KAÇIRDIK’’

ST: Film tamamlandı ve festivale kabul edildi, neler hissettiniz?

HŞ: Az önce bahsettiğim nedenden ötürü filmin festival süreci biraz çetrefilli oldu. Bizim birincil hedefimiz  Cannes Film Festivali’ydi. Süreden tam emin değilim ama yaklaşık 20 yada 30 dakikalık bir versiyon ya da fragman diyelim, onu izlediler ve filmi kabul ettiler. Kurgunun tamamlanmasını, son ana, küçük listeye kadar beklediler. Ama tamamlanamadı. Başvuruyu yaparken 8-10 ayda tamamlanması gereken kurgu aşamasını, canhıraş bir çalışmayla tamamlayabiliriz diye düşündük, ancak yetişmedi. Cannes’ a katılamadık, küçük listede kaldık. Küçük listede kalmak zor iştir. Listede 30  film var, yani son otuza kalıyorsunuz. Bitmemiş filmin o listeye yazılması çok sık rastlanan bir şey değildir. Yetiştirememişseniz hemen çizilir. Bizi son ana kadar beklediler, yetişmedi. Berlin’de aynı şekilde yetişmedi. Sonra Tokyo vardı son ana kadar gece gündüz çalışarak, tam olarak tamamlanmadan Tokyo’ya gittik. İstanbul’da uçağa bindiğim esnada stüdyodan çıkan film hard-disk içerisinde bana ulaştırıldı. Ki bu versiyonda bile ses ve görüntü sorunları vardır.  Festivalin üçüncü günü son anda teslim ettim filmi. Ama biz her şeye rağmen filmimize güveniyorduk.

JAPONYA’DA 2 ÖDÜL VE KAÇAN BİR ÖDÜL

ST: Tokyo’ya ekip olarak mı gittiniz?

HŞ: Ekibin bir kısmı gitti. Festivaller bir kontenjan veriyor filme. Yapımcıya diyor ki 4 ya da 5 kişi  gelebilirsiniz. Tokyo baş rol oyuncusunu , yönetmeni   ve senaristi istiyor. En az bunlar olsun diyor. Senarist, yönetmen, yapımcı  ve  ben gittik.

ST: Japonya’da neler oldu?

 

カランダールの雪

 

HŞ: Festival 9 gün sürdü. Festivalin bitimine bir gün kala oteldeki değerlendirmelerimiz çok duygusaldı. Japonların tavrını bilmiyoruz,  hiçbir şey sezdirmiyorlar. Biz diyoruz ki ödül verecek olsalar en azından yarın gecikmeyin derler. Biz kendi kültürümüzden alıştığımız davranışları bekliyoruz. Bir tüyo verirler diye düşünüyoruz. Hiçbir tüyo vermiyorlar. Salona biraz erken gitmiştik. Tercümanımızı görmeyince endişelendik, tercümanımız yoksa bize de ödül yok diye düşündük. Endişelerimiz oldu, sahneye  çıksak Türkçe konuşamayız.  Japonca da olmaz. İngilizcemiz aksanlı, akıcı değil. Biz cümleyi bitirinceye kadar insanlar yorulacak. Ödülü alınca bütün endişelerimiz bitti tabi, çok sevindik. Orada iki büyük ödül aldık, En İyi Yönetmen ödülü çok ekstra bir şey. Bir de festivali izleyenler içerisinden seçilen 2-3 kişilik bir jüri oluşturuldu ki buna orijinal yazımıyla wowow ödülü denir, Kalandar Soğuğu onların seçtiği en iyi film oldu. Ben En İyi Oyuncu Ödülü’nü -3’lük beraberlikte jüri başkanının seçimiyle kaybettim. O bile çok iyi bir şeydi tabi.

ST: Ödülü son anda başkasına kaptırdığınızda neler hissettiniz?

HŞ: (Gülerek) Orada ne hissettim, keşke bana verseydiler. Büyük bir kıvanç duyduk. Antalya’ya gelirken daha cesur gelmemize yol açtı. Antalya’da ben en iyi erkek oyuncu ödülünü bekliyordum. Diğerlerini küçümsediğimizden değil Tokyo’da cesaretlendik, orada son anda kaçırdıksa burada verirler diye düşündük.

ANTALYA’DA 4 ÖDÜL

 

 

 

ST: Tokyo’daki film komitesinin size ve filme karşı yorumları nasıldı, sizi nasıl karşıladılar?

HŞ: Çok çok iyiydi, olağanüstü iyiydi. Japonlar çok fazla ödül vermezler en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi seyirci (wowow)  ödülü , en iyi kadın ve  en iyi erkek ödülü olarak toplamda 5 dalda ödül verirler . Beş ödülden ikisini biz aldık. Final bölümünde 12 film vardı, sadece 4 film ödül aldı, 8 ülkenin filmi hiç ödül alamadı. Biz iki tane ödül aldık. Orada birinci film Antalya’da ise en fazla ödül alan ikinci film oldu. Antalya’da da dört ödül aldık. Sarmaşık altı ödül aldı biz dört ödül aldık. Antalya’da iki tane yarışma vardı, biri ulusal yarışma  diğeri uluslararası yarışma. İkisine de katıldık. Yani orada aynı zamanda Türkiye’yi  uluslararası da temsil ettik.

 

 

SIRA FRANSA’DA

ST: Yeni bir yarışma var mı?

HŞ: İki gün önce Fransa 22 Ocak- 31 Ocak tarihleri arasında yapılacak olan Angers  Film  Festivali’ne  davet edildik. Orada da yarışan tek Türk filmi olacak.

MÜTHİŞ DUYGULAR

ST: Antalya Film Festivali’nde uluslararası dalda En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldığınız açıklandığında neler hissettiniz?

HŞ:  Ödül aldığınızda bir kere iyi hissediyorsunuz. Emeğinizin karşılığı tartışılmaz bir şekilde size sunuluyor. Biz sizin ne yaptığınızı gördük, takdir ediyoruz sizi, emeğinize saygı duyuyoruz. Emeğin ötesinde çok nitelikli bir sanat eseri ortaya koymuş olmanızın kanıtıdır bu. Müthiş bir haz, bunu hissettim ben. Keyif aldım. Tabi eşim de oradaydı, çocuklar televizyondan seyrediyor. Bizi seven bir sürü dostumuz var, arkadaşlarımız var. Ulus açısından baktığınızda ülkenizi temsil etmenin gururu ve sorumluluğu var. Yani başardım diyorsunuz artık, ben de bu ülkenin kabul edilen sanatçılarından birisiyim diyorsunuz. Bu çok önemli bir şey sanatçı başka bir şey istemez zaten. Resimlerim önemli salonlarda bulunsun, aldığım para çok önemli değildir, zaten bir şekilde yaşıyoruz artık. Filmimizi uluslararası bir jüriden almış olmamız çok önemli, bazı insanlar hak etmedikleri şeylerle hak etmedikleri yerlere gelebilirler. Bazen hak ederek de gelebilirler. Mesele ondan sonra ne yaptığı, yaşantısını nasıl sürdürdüğüdür. Film yapılmasını düşündüğüm üç tane senaryom vardı. Festivalden geldikten sonra, üçünden de vazgeçtim. O ödül sizi en tepede olmayı zorluyor. Basamağı yükseltiyorsunuz ve paradan vazgeçmek zorundasınız. Benim para kazanmaya yönelik endüstriyel bir projem vardı. Şu aşamada çok rahatlıkla çekebilirim ama, sanatsal değeri şu an ki durumun çok altındadır. Bundan vazgeçtim.

 

PARA DEĞİL DEĞERLER ÖNEMLİ

 

 

ST: Pişman mısınız yoksa?

HŞ: Hiç değilim. Bazen parayı reddetmek müthiş bir keyiftir. Herkese bu hazzı yaşamayı öneririm. Kış Uykusu’nun final sahnesinde  Nejat İşler kendisine verilen parayı , veren kişinin gözlerinin içine baka baka, parça parça ateşe atarken yaşadığı keyfi yaşadım. Orada Nejat İşler’in canlandırdığı karakter üzerinden, paranın ne kadar saçma sapan ve manasız olduğunu, insanı kendisine ne kadar esir ettiğini görürsünüz. Para çok önemli bir araçtır. Hiçbir insanın parayı yaşam amacı olarak görmemesi gerektiğini  düşünüyorum. Eğer amacınız para kazanmaksa bir şekilde kazanırsınız. Odaklanmanıza bağlı zeki insanlar, orta zekada, alt zekadaki insanlar bile para kazanmaya motive olduklarında çok para kazanabiliyorlar. Ama mutlu mudurlar? Bilmem, bana göre değildirler. Arkadaşlarım bana sorduklarında, ben hepinizden zenginim derim. Atölyemizin kirasını zor ödüyoruz, altımızda 15 yaşında bir kartal araba, kirada duruyorsun neyin zengin falan. Ben diyorum kendime zaman ayırabiliyorum, resim yapabiliyorum, sinemaya gidebiliyorum, batırmaktan korktuğum trilyonlarım yok. Bana kazık atmasından korktuğum ortağım yok.

 

TRABZON TEPKİLERİ

 

 

 

ST: Trabzon’a döndüğünüzde nasıl karşılandınız? Kamuoyu, bürokrasi, medya nasıl karşıladı bu başarıyı? Hayal kırıklığın uğradınız mı?

HŞ: Hayır. Daha önce basında benim küstüğüm, alındığım, sitem ettiğim yazıldı. Ama o metinler okunduğunda aslında böyle bir şey olmadığı görülebilir. Ben sitem etmedim, sadece bana sistematik olarak sorulan sorular vardı, Vali aradı mı? Hayır dedim. Belediye Başkanı aradı mı?  Hayır dedim. Bu bir sitem değil tespitti. Başarının onure edilmesi önemlidir. Başarıyı elde eden insanlar bunu sadece kendileri için yapmazlar. Bu bir süre sonra ülkeye mal olacaktır. Mesela biz Tokyo’dayken dış basında  “Türkiye’ye iki ödül”  yazdılar, orada benim adımda yoktu , Mustafa Kara’nın adı da yoktu. Yine Antalya Film Festivali uluslararası yarışmasından sonra “Türkiye’ye 4 ödül “ yazdılar. Bunlardan birini ben aldım. Diğer ödüller ulusal yarışmada alınmış ödüldür. Uluslararası yarışmada ödülü tek ben aldım, dışarıda benim adımı hatırlamayabilirler. Mesela İtalyan basını “en iyi oyuncu Türk” diye yazdı, Haydar Şişman daha sonra yazdılar.

‘Kalandar Soğuğu' Tokyo Film Festivali'nde yarışacak

 

 

KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ BU BAŞARIYI ATLADI

ST: Normal mi karşılıyorsunuz bunu?

HŞ: Basın açısından baktığımızda, Trabzon kenti Trabzonspor nedeniyle spor merkezi  ve Trabzonspor kongresinin aynı tarihe denk düşüyor.  Bu uzun süre konuşulur, belki basın nezdinde biraz anlaşılabilir bir durum.  Vali Bey’in bunu takip etmemesi ya da Belediye Başkanı’nın bunu takip edip etmemesi anlaşılabilir, işlerinin yoğun olmasından dolayı. Ancak mesleği gereği, iş görevi bakımından bunu atlamaması gereken bazı kurumlar var, Kültür Müdürlüğü gibi. Kültür Müdürlüğünün ki eksikliktir bana göre. Eksiklik şu, benim şahsımda bir şey değil bu.  Kişisel bir şey değil, ben kişisel değerlendirme yapmak istemem hiçbir zaman. Biz takdir edilmek için, omuzlara alınmak için oralara gitmedik. Eğer biz iltifatı sevseydik filmin reklamını yapardık. Dağda mahsur kaldık kimseye haber vermedik, kendi imkanlarımızla kurtulduk. Eğer arasaydık valiliği, belediyeyi , jandarmayı iki tane helikopter gönderirlerdi bizi oradan alırlardı. Bir gün sonra basında yer alırdı, Kalandar  Soğuğu’nu da duymayan kalmazdı. Biz bunun peşinde değiliz. İyi işler kuyulara benzer, şehrin bütün su ihtiyacını karşılar kuyu,  ama baktığınızda görünmez, sanat eseri böyle bir şeydir. Sanat eseri daha sonra fark edilecektir bir şekilde, bunun  zaman aşımı yok. Bugün siz geldiniz mesela ben de size sorarım 20 gündür neredesiniz?  Bunun zamanı yok, bugün olur yarın olur. Her kurumun kendine göre sistematiği vardır, bakarsınız bugün bakarsınız yarın valilik çağırır, gelin tanışalım bir çay içelim. Böyle yani.

 

 

 

NEDEN 'KALANDAR'?

ST: Filmin ismi Kalandar Soğuğu: Kalandar özellikle Trabzon’da yılın ilk ayına denir. Neden böyle bir isim kullanıldı?

HŞ: Mustafa Kara’nın daha önceki basın sohbetlerinde ifade ettiği kadarıyla söyleyeyim. Kendisinin ifadeleri ve benimde gözlemimdir. Filmin kış sahneleri oldukça fazla. Filmde soğuğu hissediyorsunuz. Bir de filmin karakterlerinden birisi boğadır. Önemli bir karakter, filmin neredeyse tamamında var. Onun doğduğu gece Kalandar gecesi, yani 13 Ocak. Biz  Kalandar gecesinin  Karadeniz’e özgü bir şey olduğunu, buradaki kültürle alakalı olduğunu zannederdik. Kuzey yarım kürede hemen hemen her ülkede var. Japonlarında kalandarı olduğunu duyunca şaşırdık, tarihte aynı o zaman bu coğrafi bir şey oluyor. Nasıl ki kuzey yarım kürede 21 Haziran yazın başlangıcı, 21 Aralık kışın başlangıcı olarak kabul edilir, böyle bir mevsim döngüsü gibi olabilir. Yılın en soğuk günü 13 Ocak mıdır bilmem ama bu binlerce yıldır böyle kabul ediliyor. Kalandar İngilizcedeki calender kelimesi, yani calenderın Yunaca’daki karşılığı kalandar ya da galandar. Bu takvim anlamına geliyor ,yani yılın başlangıcı olarak kabul ediliyor, yılbaşı gecesi.

 

 

GÖSTERİME ÇIKACAK MI?

ST: Filmin gösterime çıkacağı tarih belli mi?

HŞ: Öngörülen bir tarih var,  kesin değil ama mayıs olarak düşünülüyor. İstanbul Film Festivali’nin tamamlanmasından sonra gösterime gireceği konusunda ağırlıklı bir düşünce var. Bu tarih festival tarihleriyle alakalı bir şey. O arada bir festival gelin derse yapımcı gider mi bilemiyorum. Bizim Antalya’daki sohbetimizde ve kendilerinin bir televizyon röportajında mayıs ayında filmi gösterime koyacaklarını ifade ettiklerini söylemişler. Bu arada filmin gösterimi iki defa ertelendi. Festivallerin yeter deme noktasında, gösterime girebilir. Aslında bu filmler festivaller için yapılıyor. Bazı filmler 20 festival görebiliyor. Biz de isteriz öyle olmasını. Filmin hemen gösterime girmesi bizim çok arzuladığımız bir şey değil. Çünkü gösterime girdikten sonra hiçbir festival kabul etmez. Bu festivallerin ön şartıdır. Tanıtımını yapacağız derler. Mesela Avrupa gösterimi Fransa’da, dünya gösterimi Japonya’da olacak. Antalya’da gösterilir, Tokyo’da sonra İstanbul’da gösterilir. İstanbul seyircisi Türkiye’nin yarısı zaten, bundan dolayı orada üç sunum olabilir.

 

 

TRABZON’DA ÇEKİLEN FİLMLERDE PARA ÖN PLANDA

ST: Son dönemlerde Trabzon’da çokça film yapıldı ve yapılıyor. Çok sayıda amatör tiyatro var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

HŞ: Bunun birkaç nedeni var. Çokça film yapılıyor fakat bunu nitelik açısından değerlendirmek gerekiyor. Üzülerek söyleyeyim ki yapılanların çok azı genel sinema kriterlerini taşıyabiliyor. Çekilen filmlerde hep en kolay para kazanırız düşüncesine ağırlık veriliyor. Ben komedi filmine karşı değilim ama nitelikli komedi filmi de yapılabilir. Daha çok düşündüren, daha çok akla zekaya dayalı espriler üretilebilir. Daha güçlü senaryolar yazılabilir. Yine çekilen filmlere baktığımızda sokaktaki esprilerden, fıkralardan yapılan, sahneler arasında bağlantısı olmayan mizansenlerden oluşuyor, skeç gibi .Komedi filminde birinci amaç güldürmek olmamalıdır. Sinema bir dildir orada bir şey anlatıyorsunuz, bir sanat dilidir. İkide bir espri yaparak bir şey anlatamazsınız. Hayatın içinde zaten komedi vardır. Bizim filmde de insanları güldüren birkaç sahne var. Hatta daha fazlaydı. Bizim insanımız, tabut sırtındayken espri yapıp gülen insandır.

 

 

TRABZON, İSTANBUL’DAN SONRA İKİNCİ

Trabzon’da daha çok sanat filmi çekilmesi lazım. Çünkü Trabzon’da böyle bir potansiyel var. İfade ettiğiniz gibi çok sayıda tiyatro ve oyucu var. Film çekmek için çok uygun bir yer. Denizi var, dağı var, ovası var, 50 kilometre geriye gittiğiniz zaman çöl bulabilirsiniz. Karadeniz’de Western  filmi de çekebilirsiniz. Burası sanat merkezidir. İstanbul’dan sonra Trabzon’dur. Ben ülkenin pek çok şehrini gezdim, İstanbul’da okudum. Türkiye’nin İstanbul dışında Trabzon’dan başka kent özelliği gösteren yeri yok.  Ankara, Adana, Mersin, değil yani bunların kökleri yok, tarihsel bir bağı yok, kültür merkezi değiller. Ben Trabzon’a geldiğimde başka bir şehirde yaşayamam derim. Her ne kadar son dönemde bizim arzu etmediğimiz istemediğimiz bazı olaylar olsa da. Burada hala çok güçlü bir sanat damarı var. Festivallere gittiğinizde oyuncuları, senaristleri,  yönetmenleri; akademilere gittiğinizde sanatçısı, müzisyeni, tiyatrocusu , ressamları Trabzon kökenli. Gidin Mimar Sinan’a,  akademisyenlerin çoğu Trabzonlu’dur . Bölüme gidin öğrencilerin çoğu Trabzonlu ‘dur. Bu şehirde potansiyel var. Burada eksik olan belki sanatçının bu şehirde yaşamasının sağlanamamasıdır. Sanatçıya biraz daha ekstra avantajlar sağlanması gerekir. Çünkü sanat eseri, sanatın kendisi para kazandıran bir şey değil. Yeterince özveride bulunuyoruz. Eğer bu özveri bizim yaşam standartlarımızı sağlamamıza yetmez ise, bu özverileri daha sonra biraz da para kazanalım düşünesine çevirebiliriz. Bu çok tehlikeli. Sanatçılar bu tuzağa düşebiliyorlar. Kendilerini mecbur hissedebiliyorlar. Bunu sadece Trabzon Belediyesi olarak söylemiyorum, belediyelerin sanatı ve sanatçıları desteklemek gibi bir görevi vardır zaten. Bunu biraz daha canlı tutmaları gerekir.

 

 

 

SANAT İÇİN ÖNCE TUTKU VE İHTİRAS

ST: Kendilerine bu alanda yol açmak isteyen, sanat alanında ilerlemek isteyenlere ne önerirsiniz?

HŞ: Bir kere sanatçının olmazsa olmazı tutku ve ihtiras. Bunlar olmalı, yetenek belki daha sonra geliyor. Yeteneği harekete geçiren tutkular, başarma isteği  ve kendi hesabınızı kendinizle yapmanız,  sadece kendinizle yarışmanızdır. Eğer kendinizle yarışırsanız, egonuzu da büyütürsünüz. Çünkü daima birinci olacaksınız. Rakibiniz olmadığından kendinizle boğuşacaksınız ve daima birinci olacaksınız. Daima birinci olma hissi insanın kendine güveni artırır. Üretme isteğini artırır. Ürettiklerinizin hepsi iyi olmayabilir. İyi olanlar kalıcı olacaktır zaten. Hayatın her alanıyla uğraşanlara önerim, gelecekte iyi yapmak, şu anda iyi yapmaktan geçiyor. Şu anda iyi yapmak için çaba göstermek gerekiyor. Sonrayı beklememek gerekiyor. Birisi bir şey çekmek istiyorsa hemen çeksin, iyi kamera olmasına gerek yok. Gitsin cep telefonuyla çeksin. Hikaye yazmak istiyorsa kağıt kalemdir sermayesi. Resim yapmak istiyorsa kağıt çok ucuz, yoksa gelsin ben vereyim. Yani hemen yapsın hayatı ertelememek lazım. Hemen şu anda derhal yapmak gerekiyor. Zamanı en ekonomik kullanmanın yolu o anda harekete geçmektir ve bu insanın kendisini gerçekleştirmesinin en iyi yoludur.

 

 
12 Ocak 2016 Salı 08:12 
Yorum YapYazdır
 
(1 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Hasan Kalyoncu</p> <p>2016-01-12 13:17:24</p> <p>Haydar Şişman, bir sanat adamı... Resim sanatının yanında oyunculuktaki başarısı da dünya ölçeğinde kanıtlandı. Kendisini tanıdığım için ödülü kendim almış gibi mutluyum. Başarı çıtası yükseldi... Yeni çıtaları da aşması dileğiyle...</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:37
  • Güneş07:25
  • Öğlen12:24
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1787 - Delaware, ABD anayasasını onaylayan ilk eyalet oldu.
1836 - Martin Van Buren (1782-1862), Amerika Birleşik Devletleri'nin sekizinci başkanı seçildi.
1917 - I. Dünya Savaşı: ABD, Avusturya-Macaristan'a savaş ilan etti.
1920 - Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası kuruldu.
1921 - Kilis düşman işgalinden kurtuldu.
1923 - İngiltere'de yapılan seçimlerde Muhafazakâr Parti 257, İşçi Partisi 191, Liberal Parti 158 milletvekilliği aldı.
1932 - Muhsin Ertuğrul'un "Bir Millet Uyanıyor" filmi gösterime girdi.
1934 - Türk Kadınlar Birliği, İstanbul'da bir mitingle kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkını kutladı.
1941 - II. Dünya Savaşı: Kanada; Finlandiya, Macaristan, Romanya, ve Japonya'ya savaş ilan etti.
1941 - Pearl Harbor Saldırısı: Japon uçakları Amerikan deniz üssü Pearl Harbor'u bombaladı. 5 savaş gemisi, 14 gemi, 200 uçak yok edildi, 2400 kişi öldü.
1944 - Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nin ilk fasikülü çıktı.
1958 - İstanbul sokaklarında "hula-hoop" çevirmek yasaklandı.
1961 - MGK Başbakan İsmet İnönü'nün başkanlığında ilk toplantısını yaptı.
1972 - Apollo 17, ay görevine doğru yola çıktı.
1975 - Endonezya, Doğu Timor'u işgal etti.
1979 - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil öldürüldü. Olay yerine "Anti Terör Birliği" imzalı bir bildiri bırakıldı.
1983 - İber havayollarına ait bir Boeing-727 ile bir DC-9 yoğun siste Madrid havaalanının pistinde çarpıştı: 93 kişi öldü.
1987 - Paso Robles-Kaliforniya'da bir yolcu uçağı düştü: 43 kişi öldü.
1988 - Ermenistan'da 6,9 şiddetinde bir deprem meydana geldi: 25.000'in üzerinde ölü, 15.000'den fazla yaralı, 400.000 kişi evsiz kaldı.
1996 - TBMM'de harçları protesto etmek için pankart açan öğrencilerin yargılanması sona erdi; gençler toplam 96 yıla mahkûm oldular.
1999 - Düzce,Türkiye'nin 81. ili oldu.
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
30.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu041011162601
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık