Trabzon'da AKP'li yöneticiden korkunç mesajlar

Ana Sayfa » Medya Kritik » Dumanlı, gözaltına alınan gazeteciler için ne demişti

Dumanlı, gözaltına alınan gazeteciler için ne demişti

Cemaate yönelik operasyonda gözaltına alınan Ekrem Dumanlı‘nın yaklaşık 3 buçuk yıl önce kaleme aldığı bir yazı yeniden gündemde. 7 Mart 2011 tarihli “Paniğe ve öfkeye gerek yok hukukî süreç işliyor” yazıda Dumanlı, o dönemki operasyonlarda gözaltına alınan gazetecilerin durumunu değerlendiriyor. Ergenekon ve Odatv davalarında gazetecilerin tutuklanmasını savunan Ekrem Dumanlı, “Soner Yalçın, Nedim Şener, Ahmet Şık… Bunlar darbeci miydi, derin yapılarla gizli bağlantıları var mıydı, psikolojik harbin birer parçası mıydı, bazı odakların yönlendirmesiyle kara propaganda yapmışlar mıydı, ülkede kaos oluşturacak bir atmosfere zemin hazırlamışlar mıydı?” diye soruyor.

 
14 Aralık 2014 Pazar 18:54 
Yorum YapYazdır
 
 
Dumanlı, gözaltına alınan gazeteciler için ne demişti



İşte Dumanlı’nın o yazısından çarpıcı bölümler:

Her şeyden önce bir hakikati beyan etmenin faydalı olduğunu düşünüyorum: Hiç kimseyi bir çırpıda suçlu ilan etmek doğru olmadığı gibi; hiç kimseyi aynı şekilde suçsuz ilan etmek de doğru değildir… Hafta içinde yapılan operasyonlarla bazı gazeteciler gözaltına alınınca, medyanın önemli bir bölümü kıyameti kopardı. Basın özgürlüğü kavramını bayraklaştırarak, gazetecilere baskı yapıldığını, Ergenekon soruşturmasında ölçünün kaçtığını, Türkiye’nin polis devleti olmaya doğru gittiğini vs. söyleyenler oldu. Bu kadar ağır eleştiri yapanların elinde somut bir bilgi, belge, bulgu var mı? Hayır. Gözaltına alınan kişilerin gazeteci olması, o kişilerle diğer gazeteler arasındaki arkadaşlık bağları, onlara karşı beslenen itimat… Bunlar hukukî bir dayanak mıdır? Hayır. Bir generalin, “Tanırım, iyi çocuktur…” lafı nasıl bir komutana yakışmıyorsa, elinde hiçbir bilgi olmaksızın “Biz biliriz, iyi çocukturlar…” nevinden duygusal yaklaşımlar da gazetecilere yakışmıyor.

Deniyor ki: “Savcılar ellerindeki bilgileri bizimle paylaşsın.” Çok doğru. Ancak bu ülkenin yasaları, soruşturma safhasında savcıların bilgi ve belge paylaşımına müsaade etmiyor. Buna rağmen bazı bilgiler basına yansıyor. O zaman da sanık avukatları savcıları bilgi sızdırmakla suçluyor. Yani, elinde bilgi olan savcı ve hâkimler susmak zorunda kalırken, elinde hiçbir bilgi olmayan kişiler duygusal kanaatlerini sanki hukukî bir hüccetmiş gibi anlatıp duruyor ve kamuoyu oluşturuyor. Keşke bizdeki hukuk sistemi iddianame tamamlanıncaya kadar savcı ve hâkimleri susmak zorunda bırakmasaydı da alelacele konuşan birileri, meseleyi başka mecralara çekmeseydi…

Bilmeyenler ya da bilmezden gelenler için süreci kısaca özetleyelim: Bir zanlı hakkında savcılık bazı bilgi ve belgelere ulaştığını düşündüğünde hâkimlere başvuruyor. Bu başvuru esnasında elindeki somut delilleri ibraz ediyor. Hâkimler, savcılardan gelen talebi doğru ve yerinde bulursa o kişiler hakkında süreci başlatıyor. Zanlı kişiler iki gün karakolda kalıp ifade veriyor. Susma hakkına sahip. Savcılar en fazla iki gün daha ek süre isteyebiliyor. Daha sonra zanlılar hâkim huzuruna çıkarılıyor. Sanıkları mahkeme dinliyor ve karar veriyor. Bu karar tutuklama da olabiliyor, serbest bırakma da. Tutuklanan kişilerin mahkemeye itiraz hakkı da bulunmakta.

Yukarıda özetlediğim süreç sanki yokmuş gibi, sanki insanların ev ve işyerlerinde aramalar keyfî yapılıyormuş gibi davranmanın âlemi yok. Hukukî süreç işliyor ve biz bu süreç içinde yargının elindeki bilgi ve belgelere vâkıf değiliz. Birilerinin hedef şaşırtarak olayı siyasî bir boyuta çekmesi ya da konuyla ilgisi olmayan kişileri suçlamaya yeltenmesi bambaşka bir hukuksuzluktur. Nitekim Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz dün, sürecin başından beri ilk kez yazılı bir açıklama yaptı. Medyada tartışılan iddiaların yersiz olduğunu, Ergenekon’la ilgili şu aşamada açıklanamayacak bilgilerin ellerinde olduğunu söyledi.

Silivri’de devam eden dava nedeniyle Ergenekon örgütünün yapısı hakkında bir hayli bilgimiz var artık. Oradaki bilgi ve belgelerden anlaşılıyor ki hiçbir cunta ve darbe çalışması sadece askerin cesaret ettiği bir organizasyon değil. Zaten bütün ihtilaller öyleydi. Tek suçlunun ihtiras yüklü cuntacı subaylar olduğunu söylemek haksızlık. O cuntaların iş dünyasında, siyaset âleminde, üniversite camiasında şakşakçıları ve yoldaşları vardı. En büyük desteği medyadan aldıklarında şüphe yok. Hatta şu ana kadar Türkiye’nin başına gelen darbelerin tamamına bakarak şu hükme rahatlıkla varabiliriz: Darbeye stratejik destek veren bir medya olmasaydı bu ülkede asla darbe yapılamazdı. ’60 darbesi, ’71 muhtırası, ’80 darbesi, 28 Şubat postmodern darbesi, 27 Nisan e-muhtırası… Hepsinin psikolojik hazırlığı medya aracılığıyla yapılmıştı ve o destek kayboldukça bu ülkede darbe yapmak zorlaştı.
Soner Yalçın, Nedim Şener, Ahmet Şık… Bunlar darbeci miydi, derin yapılarla gizli bağlantıları var mıydı, psikolojik harbin birer parçası mıydı, bazı odakların yönlendirmesiyle kara propaganda yapmışlar mıydı, ülkede kaos oluşturacak bir atmosfere zemin hazırlamışlar mıydı? Bu soruların cevabına bir nefeste ‘evet’ ya da ‘hayır’ demek bu aşamada mümkün değil. Zanlılar hakkında somut bilgilere ulaşıldığında manzara daha da netleşecek.
Ancak bu aşamada bazı prensiplerin hatırlanmasında fayda var: Gazetelerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle soruşturma geçirmesine herkes (sadece gazeteciler değil) karşı çıkmalı; lakin gazetecilik faaliyeti sayılmayacak eylemler söz konusuysa gazeteciliğin bir zırh haline dönüşmesine de müsaade edilmemeli. Türkiye, uzun bir zamandan beri yoğun bir psikolojik harekâtla karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bazı insanlar etki ajanlarının hedef tahtasında. Şu ana kadar bu insanlar hakkında yalan, iftira, tezvirat, dedikodu nevinden onlarca kitap yazıldı, binlerce yazı yazıldı, onlarca web sitesi kuruldu. Bu amansız kara propagandanın tesadüf olmadığı, derin bir ittifakın emriyle yapıldığı pek çok hadisede açığa çıktı. Ergün Poyraz isimli kişinin bu tarz kitapları kimlerden emir alarak yaptığını ve kimlerin nerede neler ürettiğini Ergenekon soruşturması sayesinde öğrenmiş olduk. Bazı gazetecilerin cuntacı generallerle nasıl bir araya gelip darbe planlarına stratejik destek verdiğini, bu desteği manşetlere nasıl taşıdığını yine bu davalardan öğrendik.

Demem o ki bu ülkede her gazeteci, gazeteci değil; her gazeteci haber peşinde koşmuyor. Bazıları ihbarcılıkla habercilik arasındaki farkı bir kalemde çizip atıyor. O yüzden acele etmeye gerek yok. Paniğe, hiç gerek yok. Dava dosyası teşekkül edecek ve nasıl olsa şeffaf toplum olmanın gereği, her şeyi ayan beyan göreceğiz. Bugün üst perdeden atıp tutan ve duruşundan taviz vererek sağa sola savrulan kişilerin mahcup duruma düşmesi de söz konusu. Başbakan, doğru söylüyor: “Bırakın yargı işini yapsın.” Nasıl olsa kısa bir zaman sonra herkes yargının elindeki belge ve bilgilerine vâkıf olacak. Ya o vukufiyet alelacele konuşanları mahcup ederse? Şu suçludur, şu suçsuzdur demek biz gazetecilerin görevi değil. Bizim bildiğimiz somut bir şey var: Cunta ve darbeciliğin bir ayağı medyadır. O ayak üzerine “hiçbir çalışma yapılmasın” demek, o çerçevede yapılan her soruşturmayı meslekî alınganlıkla göğüslemek, gerçekle yüz yüze gelmekten korkmaktır. “Bırakın…” ki, belgeler, bilgiler, bulgular konuşsun…

Çünkü içinde insan itibarını sarsmak olduğu gibi bazı insanları suçlu gösterip oluşturulan psikolojik hava içinde dava etmek, insanları kara propaganda sayesinde örgütlü suç kapsamına alarak mahkûm etmek gibi hedefler güdülüyor. Bu suç değilse, hiçbir şey suç değil. Bu suça ortak olmak gazetecilikse, yerin dibine girsin böyle gazetecilik anlayışı!

 
14 Aralık 2014 Pazar 18:54 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
25
16
7
2
55
2
Başakşehir
25
15
8
2
53
3
Galatasaray
25
14
4
7
46
4
Fenerbahçe
25
12
8
5
44
5
Trabzonspor
25
12
5
8
41
6
Antalyaspor
25
11
6
8
39
7
Kasımpaşa
25
10
5
10
35
8
Konyaspor
25
9
8
8
35
9
K.D.Ç. Karabük
25
10
4
11
34
10
Bursaspor
25
9
5
11
32
11
Gençlerbirliği
24
8
8
8
32
12
Osmanlıspor FK
25
7
10
8
31
13
Alanyaspor
25
8
4
13
28
14
Akhisar Bld.
25
7
6
12
27
15
Kayserispor
25
7
6
12
27
16
Ç. Rizespor
25
5
5
15
20
17
Adanaspor
25
5
5
15
20
18
Gaziantepspor
24
5
4
15
19
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:28
  • Güneş06:10
  • Öğlen12:39
  • İkindi16:07
  • Akşam18:45
  • Yatsı20:16
 
Tarihte Bugün
1394 - Timurlenk Diyarbakır'ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
1882 - Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
1923 - Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
1923 - Yunanistan'da cumhuriyet ilan edildi.
1926 - Türkiye'de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM'de kabul edildi.
1938 - Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona'ya, İngiltere'nin Southampton Limanı'nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran'da İstanbul'a getirilen Savarona, Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
1976 - Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti'den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
1978 - Savcı Doğan Öz öldürüldü.
1998 - Hindistan'da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
1999 - NATO, Kosova'daki Sırp saldırılarının sürmesi ve Batı Temas Grubu'nun anlaşma taslağını reddetmeleri üzerine, Yugoslavya'ya karşı hava harekâtı başlattı. Bu NATO'nun egemen bir ülkeye yaptığı ilk saldırı olarak tarihe geçti.
2000 - Varan Turizm'e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 - Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2001 - Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)'ı piyasaya sürdü.
2006 - İspanya'daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
2007 - Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101318384152
 
On Numara
20.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02040506071012162021253038404556586372747577
 
Sayısal Loto
18.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu121628374649
 
Şans Topu
22.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu042426293111
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık