SEÇMEN ADRESİNİ SORGULAMAK İÇİN TIKLA

Ana Sayfa » Güncel » Doğu ve Güneydoğu'daki psikolojiyi yansıtan ropörtaj

Doğu ve Güneydoğu'daki psikolojiyi yansıtan ropörtaj

Viratrabzon yazarı İlyas Gümrükçü, yaklaşık 40 yıldır Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan, bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden ve bu konularda birçok makalesi yayınlanan Sosyolog ve araştırmacı yazar Eyyüp Altun ile bölgedeki gelişmeleri, PKK’nın eylemlerinin halk üzerindeki etkilerini, TSK’nın PKK’ya karşı verdiği mücadeleyi ve çözüm önerilerini konuştu.

 
8 Eylül 2015 Salı 15:51 
Yorum YapYazdır
 
 
Doğu ve Güneydoğu'daki psikolojiyi yansıtan ropörtaj

 

. İlyas Gümrükçü: Bölge halkı PKK’nın eylemlerini nasıl değerlendiriyor? 

Eyyüp Altun: Bölge halkı PKK’nın eylemlerini hiç şüphe yok ki korkarak izliyor. Çünkü bu eylemlerin bir iç savaşı tetikleyeceğini, ülkenin Suriye’den de beter bir kargaşaya sürükleneceğini düşünüyor. Kürtler, ülkenin böylesi bir kargaşaya sürüklenmesini genel çıkarları açısından yararlı bulmuyor. Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan halkla derin bir iç içe geçişin çeşitli bakımlardan kendilerine büyük olanaklar sağladığını, batı bölgelerindeki anti feodal ve gelişmiş ekonomik yapının kendilerini de olumlu yönden etkilediğini düşünüyorlar. Çünkü on nüfuslu bir ailenin yedisi batıda çeşitli işlerde çalışmakta ve büyük paralar kazanmaktadırlar. Otomobil alım satımı, emlak, eğlence sektörü, inşaat, otelcilik, tekstil ve diğer üretim faaliyetleri doğu kökenli insanlarımızın etkin olduğu alanlardır. Kürtler orta ve büyük burjuva kesimi içinde ciddi anlamda yer bulmaktadır. Özetle Türkiye’nin ekonomik ve idari yapısı içinde Kürtler etkin durumdalar. Bölge halkı uzun zamandan beri bu gerçeğin farkındadır.

Son olaylarla birlikte bölge insanının durumu kötüye gitmeye başladı.  Esnaf büyük bir ekonomik krizin içinde bocalıyor.  6-8 Ekim olaylarından sonra bölgenin Suriyelileşeceği beklentisi zengin sınıfın sermayesini batıya kaydırmasına neden oldu. Buna, devlete muhalif eşraf da dâhil. Orta halli esnaf ve zengin kesim, bölgede olayların durmasını ve normale dönülmesini istiyor. Kürtler, bölgenin PKK’nın denetimine girmesiyle daha fazla zenginlik içinde olacaklarına ve yaşam standartlarının yükseleceğine inanmıyorlar. Düşünce özgürlüğü ve güvenlik açısından da endişeler var. Ne yazık ki insanlar aklından geçen her şeyi söyleyemiyor burada. Toplumda bir sinmişlik havası gözlemleniyor. Doksanlı yıllarda devletten korkan ahali şimdilerde örgütten korkuyor.

 

. Bölge halkı ne istiyor?

Bölge halkı, Türkiye’nin özerklik adı altında ya da herhangi bir nedenden dolayı bölünmesini genel çıkarları açısından yararlı bulmuyor. Ancak insanların bir kısmı PKK’dan vazgeçemiyor. Bazıları korktuğu için bağlılık gösterirken, bazıları PKK’ya sempatiyle bakıyor. Çünkü bu kesim yasakların PKK ile son bulduğuna inanıyor. Kürt dilinin ve kültürünün yasak olduğu dönemlerde ortaya çıkan PKK’nın büyük fedakarlıklarda bulunarak bu hakları geri kazandığını düşünüyor. Bundan dolayı bir minnet duygusuyla PKK’ya yaklaşıyor.

 

Ne var ki aynı halk, kültürel ve demokratik kazanımlarının korunması şartıyla Türklerle birlikte yaşanması gibi bir projeyi her şeyden daha fazla önemsiyor. Irak’taki ve Suriye’deki gibi ayrı bölgelerde konumlanma Türkiye Kürtlerine cazip gelmiyor. ‘Kültürümüzü yaşayalım ancak ne İstanbul’dan, ne İzmir’den, ne Ankara’dan, ne Adana’dan, ne de Trabzon’dan ayrılmayalım.  Buralardan ayrılmak ekonomik, kültürel ve daha birçok açıdan bizi zayıf kılacaktır. Kültürel ve demokratik kazanımlarımızı Diyarbakır’da da, Çanakkale’de de koruyalım ve yaşayalım’ yaklaşımındalar. Sıradan Kürt olaya akılla ve mantıkla bakıyor. İdeolojik ve duygusal bakış siyasallaşmış kesimden geliyor.

 

. Sizin olaya bakışınız nedir?

Eğer bölgede yaşıyorsanız Kürt halkının bu eğilimini açık bir şekilde görmeniz mümkün. Çünkü tarihsel veriler Kürtlerin ayrılmaktan yana olmamasının haklı nedenlerini ortaya koyuyor. Şöyle ki, binlerce yıldır Mezopotamya’da yaşayan Kürtler çeşitli siyasal ve sosyolojik nedenlere bağlı olarak son bin beş yüz yılda kuzeye Ermenilerin içine doğru bir yayılma eğilimi gösterdi. 1915 olaylarından sonra Ermenilere karşı büyük avantaj sağlayan Kürtler Osmanlının son dönemlerine doğru bu kez de yavaş yavaş Batı Anadolu’ya akmaya başladılar. Cumhuriyetin kurulmasıyla batıya göç büyük bir ivme kazanarak devam etti.

Günümüz itibariyle Anadolu’nun batısında yaşayan Kürt nüfusu doğuda yaşayan Kürt nüfusuyla ne

redeyse eşitlenmiş durumda. Hatta bazı gözlemciler batıda ki Kürt nüfusunun gerek demografik, gerek hacim bakımından doğudakini geçtiği yönünde görüş belirtmektedirler. Kabul edilebilir ki doğuda en büyük Kürt kenti Diyarbakır’dan daha fazla Kürt nüfusu İstanbul tek başına barındırmaktadır. Edirne, Bursa, İzmir, Çanakkale, Muğla, Manisa, Denizli, Antalya, Mersin, Adana, Ankara, Kayseri, Konya, Gaziantep büyük Kürt göçü alan diğer iller olarak dikkati çekmektedir.

Kürtlerin batıdan kopmak istememesinin bir başka nedeni de sahip oldukları ekonomik kazanımlardır. Batıda yaşayan Kürtler, Türkiye’deki toplam Kürt nüfusun ürettiği ekonomik değerin % 75’ini üretmektedir. Doğuda yaşayan Kürtler ise geri kalan %25’i üretmektedirler. Batıda büyük ekonomik güce ulaşan insanlar bu bölgede yaşan insanların yakın akrabaları. Ve yakın akrabalar bu imkânlardan azami ölçüde istifade etmektedirler. Bir iç savaş çıkması durumunda bütün bu ekonomik kazanımların el değiştireceğini gören bölge halkı bölünmeyi yararlı bulmamaktadır. Öte yandan Kürtler, bölge devletlerinin aksine Türk idari sisteminin önemli mevkilerinde yer bulabilmektedirler. Mevcut hükümetin idari kadrosu bile Kürtlerin ne derece sistemin içinde yer aldığını göstermektedir. Suriyelileşen Türkiye bütün bu kazanımları yerle bir edecektir. Kürtler, Anadolulaşma süreci yaşıyorlar. Sıradan Kürt insanı bu gerçeği ne yazık ki birçok akademisyenden daha net görmektedirler.

 

Öte yandan yakın zamandaki seçimlere bakarak Kürtlerin ayrılmaktan yana olmadıklarını rahatlıkla görebiliriz. 2014 yerel seçimlerine iki ay kala gerek Kandil gerek BDP şunu söylüyorlardı: “Yerel seçimlerden sonra bölgede özerlik ilan edeceğiz.” Bu söylem Kürt halk kitlelerini korkutmaya yetmişti. Çünkü özerlik demek ayrılmanın ilk somut adımını atmak demekti ve bir iç savaşı tetikleyebilirdi. Batıda HDP, doğuda ise BDP olarak seçime giren bu siyasi grup Kürt halkından beklediği ilgiyi görmedi. HDP batıda yüzde 2.2 oy alırken BDP doğuda yüzde 4.0 oy aldı. Yani toplam yüzde 6.2 oy almış oldular. Ancak iki ay sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde birlikçi bir dil kullanan Selahattin Demirtaş yüzde 10’a yakın oy almayı başardı. Bu da bize Kürtlerin Türkiye’den ayrılmayı uygun bulmadığını gösteriyor. Aynı şekilde 7 Haziranda HDP Türkiyelileşme şiarıyla seçimlere katıldı. Seçim meydanlarında Türkiye’nin partisi olduğunu söylüyordu. Halk HDP’nin Türkiyelileşme yaklaşımına %14’le evet dedi. Bugün ise özerklik ilanlarıyla meydana çıkan HDP halktan ilgi görmüyor.

 

Bütün bu nesnel veriler Türkiye’nin bölünmesinin sosyolojik yasalar bakımından mümkün olmadığını göstermektedir. Türkiye’nin doğusunda bir Kürdistan kurulması tarihsel bakımdan aşılmış durumdadır. Kürtler Türkiyelileşmeyi içselleştirmiş gözüküyorlar. Ne var ki PKK özerklik gibi bir yaklaşımla bölünmenin ilk adımını atmak istemektedir. Kobani olayları PKK’yı yanıltmıştır. Şöyle ki, PKK, 6-8 Ekimde Kobani tahrikiyle alanlara dökülen halkın devrime hazır olduğunu düşünmüş, istenildiğinde halkın eş zamanlı ayaklanabileceği sonucuna ulaşmıştır. Fakat bugün Kobani tahriki yoktur. PKK’nın, özerklik zorlaması vardır ve bu durum Kürtleri cezp etmemektedir. Görebildiğim kadarıyla PKK’nın ayrılma talebi halkta karşılık bulmamıştır. Kürtlerin, Türklerin yani bütün Türkiye’nin gerçekleriyle bağdaşmayan böylesi bir projenin yaşam bulması mümkün gözükmemektedir. Eşit vatandaşlık sistemi toplumlar bölünmeden de gerçekleşebilir. Kürtlerin tercihi budur. Ne var ki PKK tarihin ve sosyolojinin cevaz vermediği bir çözümü zorlamaktadır.

 

. TSK’nin PKK’ya karşı mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

6-8 Ekim olayları bölge halkında PKK’ya karşı bir hoşnutsuzluğun başlangıcı oldu. Halk 6-8 Ekim olaylarından sonra PKK’dan ciddi anlamda korkmaya başladı. Örneğin eskiden kepek kapatma çağrılarına halk kulak asmazdı. Daha doğrusu böylesi bir çağrıya halkın çoğunluğu itibar etmezdi. Ancak Kobani olayları sonrasında bu yönlü çağrılara katılım yüzde 80’lere ulaştı. Esnaf, PKK’nın şakasının olmadığını, kendisine itaat etmeyenlerin dükkânlarını, mağazalarını, arabalarını vs. çekinmeden yakabileceğini düşünüyor.

 

Genel itibariyle söylemek gerekirse halk,  PKK’nın yerel anlamda iktidara gelmesiyle ortamın daha demokratik olacağına ya da ifade özgürlüğünün mevcut yapıdan daha iyi olacağına inanmıyor.

 

Son yıllarda PKK’lı militanların ilçelere sokulması, adam kaçırmalar, sorgulama ve cezalandırma halkta ciddi tedirginliğe neden oldu. PKK’dan hoşlanmayan, korkan kesimler, TSK’nin başarılı olmasını kuşkusuz istiyor. Bu durumda PKK alanlardan çekilecek, böylece ahali kendini daha güvende hissedecektir. Dükkânlar daha bir umutla açılacak, esnaf işine gücüne sarılacaktır. İnsanlar yeni yatırımlara yönelecek bölgede ticari ortam canlanacaktır. Ancak TSK’nin operasyonlarının yarım kalması, yani sonuca ulaşamadan bitirilmesi halinde büyük bir hayal kırıklığı yaşanacak ve bölge hızla boşalacaktır. PKK yanlısı olmayanlar için il ve ilçeler güvenli alanlar olmaktan çıkacaktır.

 

. Bölgenin asıl sorunu nelerdir ve sizce nasıl çözülmelidir?

Şu ana kadar kazanılan demokratik haklar olduğu gibi korunmalıdır. Bunlar zaten demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Varsa eksikler tamamlanmalıdır. Özgürlük duygusu bölge halkını tatmin edecek, böylece radikal arayışlardan alıkoyacaktır. Bölgede ciddi anlamda işsizlik var. Bölgeye büyük yatırımlar kaydırılmalıdır. Öte yandan bölgenin silahtan ve şiddetten arındırılması için sonuna kadar mücadele edilmelidir. Bu konuda ikircikli bir yaklaşım kopuşu hızlandıracaktır. Ve bölge halkına rağmen kopuş gerçekleşecektir.

Bütün bunlar, bölge halkının en temel beklentisidir. Halk kültürel, demokratik haklarını bölünmeden kullanmak istiyor. Bunu yönetim çevrelerinin iyi görmesi gerekir. 

 
8 Eylül 2015 Salı 15:51 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
21
14
5
2
47
2
Başakşehir
21
12
7
2
43
3
Galatasaray
21
12
4
5
40
4
Fenerbahçe
21
10
7
4
37
5
Antalyaspor
22
10
5
7
35
6
Trabzonspor
21
9
4
8
31
7
Osmanlıspor FK
21
7
9
5
30
8
Bursaspor
22
8
4
10
28
9
Konyaspor
21
7
7
7
28
10
Kasımpaşa
22
8
4
10
28
11
Akhisar Bld.
22
7
6
9
27
12
K.D.Ç. Karabük
21
8
3
10
27
13
Gençlerbirliği
20
6
8
6
26
14
Kayserispor
22
7
4
11
25
15
Alanyaspor
22
7
4
11
25
16
Ç. Rizespor
22
5
5
12
20
17
Adanaspor
22
4
5
13
17
18
Gaziantepspor
20
4
3
13
15
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:13
  • Güneş06:54
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:50
  • Akşam18:15
  • Yatsı19:45
 
Tarihte Bugün
1836 - Samuel Colt, ürettiği silahın (Colt) patentini aldı.
1921 - Gürcistan'ın başkenti Tiflis, Bolşevik Rusya tarafından işgal edildi.
1925 - Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda değişiklik yapıldı; Din politikaya aletedilemeyecek ve bu suç vatan hıyaneti sayılacak.
1932 - Adolf Hitler Alman vatandaşlığına kabul edildi, böylelikle 1932 yılında yapılacak Weimar Cumhuriyeti'nin başkanlık seçimlerine katılması mümkün oldu.
1933 - Fransız Vagon-Li (Yataklı Vagonlar) şirketinin Belçikalı Müdürünün koyduğu Türkçe yasağına tepki gösterildi.
1933 - Uçak gemisi olarak imal edilen ilk ABD donanma gemisi USS Ranger denize indirildi.
1943 - Talat Paşa'nın Almanya'da tahnit edilen naaşı İstanbul'a getirildi. Aynı gün Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi.
1945 - Türkiye, Almanya'ya savaş ilan etti.
1952 - Başbakanlıkta kurulmuş olan "ilmi komisyon", Anayasa'daki antidemokratik maddeleri tespit etti; Anayasa'da antidemokratik 40 kanun var.
1954 - Cemal Abdülnasır, Mısır devlet başkanı oldu.
1954 - Çoruh ilinin ismi Artvin olarak değiştirildi.
1964 - Muhammed Ali (Cassius Clay), Miami Beach-Florida'daki maçta Sonny Liston'ı yenerek ağır siklet boks şampiyonu oldu.
1968 - İstanbul Taksim Meydanı'nda ikinci "Uyanış Mitingi "yapıldı. Mitingin amacı Türkiye İşçi Partisi milletvekillerine Meclis'te yapılan saldırıryı kınamaktı.
1980 - Bedelli askerlik kabul edildi. Yurt dışındaki işçiler 20 000 mark ödedikleri takdirde askerlik yapmayacaklar.
1984 - Hakkari'de Bir Mevsim adlı filmin gösterimi Sıkıyönetim Komutanlığınca yasaklandı.
1986 - Filipinler devlet başkanı Ferdinand Marcos, 20 yıllık yönetimin ardından ülkeden kaçtı. İktidara Corazon Aquino geldi.
1990 - Nikaragua'da yapılan seçimleri Başkan Daniel Ortega kaybetti.
1991 - Irak Kuveyt'ten çekilme kararını açıkladı. Böylece Amerikan birliklerive müttefik kuvvetlerin birlikte yürüttükleri "Çöl Fırtınası" harekatı sona erdi. 28 Şubat'ta ateşkes antlaşması imzalandı.
1991 - Varşova Paktı feshedildi.
1994 - Demokrasi Partisi (DEP) yerel seçimlere katılmama kararı aldı.
1994 - Almanya, RP'nin Bosna'ya yardım adı altında Almanya'ya gönderdiği paralar hakkında soruşturma başlattı
1998 - Fazilet Partisi (FP) kuruldu.
2000 - Carlos Santana 8 Grammy Ödülü birden kazandı. Daha önce Michael Jackson'ın "Thriller" albümüyle kırdığı bir seferde en çok Grammy alan sanatç rekorunu egale etti.
2003 - Irak krizi konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için hükümete yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi TBMM'ne sunuldu.
2009 - Türk Hava Yolları 1951 sefer sayılı uçuşu: İstanbul'dan 8:22 de havalanan uçak Schipol havaalanına inemeden düşerek 3 parçaya ayrıldı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051920293640
 
On Numara
20.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04091215171926282932333540424546525559656976
 
Sayısal Loto
18.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021828333640
 
Şans Topu
22.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu162027283105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık