SEÇMEN ADRESİNİ SORGULAMAK İÇİN TIKLA

Ana Sayfa » Siyaset » Demirtaş'tan Çınar saldırısından düşündüren açıklama

Demirtaş'tan Çınar saldırısından düşündüren açıklama

Diyarbakır'ın Çınar ilçesindeki Emniyet Müdürlüğü'ne düzenlenen ve 6 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş; "Çınar saldırısını yapanlar; kadınlar, bebekler ve siviller için çıkıp bu halktan özür dilemelidirler" dedi. Demrtaş'ın alçakça saldırı için ''Hesap vermeliler'' demek yerine ''özür dilemeliler'' açıklaması şaşkınlıkla karşılandı.

 
16 Ocak 2016 Cumartesi 11:32 
Yorum YapYazdır
 
 
Demirtaş'tan Çınar saldırısından düşündüren açıklama

 

Diyarbakır’ın sokağa çıkma yasağı bulunan Sur İlçesi’nde yaşanan çatışma sırasında ilçe merkezinde sağlık hizmeti vermeleri engellendiği gerekçesiyle Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemi yapan doktor ve sağlık çalışanlarını ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, burada gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Demirtaş, 23 günden bu yana ölümde karar kılanlara inat, yaşatacağız şiarıyla savaşa karşı bir duruş ortaya koyan ve bu vesileyle barış sesini, savaşın durması, ölümlerin durması çığlığını kamuoyuna ulaştırma gayretini ortaya koyan sağlık çalışanlarına teşekkür ettiğini söyledi.

Ankara’dan yaşatma adına, barış adına tek bir sözcüğün dahi yasaklanmaya çalışıldığı bugünlerde yaşamın kutsallığına vurgu yapan her çalışmanın kendileri açısından çok kıymetli olduğunu söyleyen Demirtaş, şöyle dedi:

"Çatışma ve savaş ortamları sadece insanın fiziki durumuna aykırı değil, insan doğasına da aykırıdır. Çatışma ve savaş ortamları toplumları kendi içerisinde de parçalar, ayrıştırır. Savaş, sıkılan ilk kurşunla birlikte vicdanları öldürür, gerçekleri öldürür ve toplum giderek duyarsızlaşmaya, ya da kamplaşma, kutuplaşma çerçevesinde birbirine düşman olmaya başlar. İşte vicdanların kaybolduğu anlar o anlardır. Bu çatışma, savaş toplumun, halkın istediği bir savaş değildir. Topluma rağmen dayatılan bir savaş dayatmasıdır. Elbette bir gün bitecek. Şu saatte, şu dakikada bitmesi hepimizin samimi beklentisi, temmenisidir. Fakat, savaşı bitirmeye sonlandırmaya gücümüz yetmiyor diye insanlığımızı da kaybetmenin bir anlamı yoktur. Bu savaş bittiğinde mezarlarımız geride kalacak. Geride yaralılarımız kalacak, acılarımız kalacak, ama en azından bir de insanlığımız kalsın diyoruz. Türkiye toplumu olarak birbirimize bakacak yüzümüz kalsın geride. Bizler yüzlerce, binlerce yıldır bu topraklarda bin bir zorluğa, zahmete rağmen bir arada yaşamayı başarmış halklar olarak, eğer ki çatışma ve savaş ortamında eğer bu değerlerimizi kaybedersek, bu savaşın bize kaybettirdiği en büyük değer olacaktır. Şu günlerde yaşananlar, hükümet merkezli söylemler, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, devlet adına konuşuyorum şiarıyla sadece kamplaştırma ve kutuplaştırmaya hizmet edenler işte toplumu bu şekilde yaralayan, karşı karşıya getiren, toplumu birbirine karşı neredeyse düşmanlaştıran ve linç ortamı yaratan siyasi söylem sahipleridir."

'SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜN SİYASETTEN GEÇTİĞİNE İNANDIĞIMIZ İÇİN PARLAMENTODAYIZ'

Demirtaş, HDP olarak bütün sorunların çözümünün siyasetten geçtiğine inandıkları için parlamentoda olduklarını, konuşarak çözülemeyecek hiç bir sorunun olmadığını söyledi. Buna güçleri, kararlılıkları ve iradelerinin yeterli olduğunu söyleyen Demirtaş, "Hükümet 7 Haziran sonrası ortaya çıkan tabloyu elinin tersiyle bir kenara itip adeta siyasi bir saray darbesiyle parlamentoya, devlete, siyasete, bürokrasiye el koyduğu günden bu yana Türkiye’de siyaset işlemiyor. Parlamentonun Türkiye’nin sorunları diye bir gündemi yok. Çatışma, gerilim diye bir gündemi yok. Parlamento zaman tüketiyor. Gereksiz bir kurum muamelesi görüyor. Bütün kararlar parlamento dışında alınıp uygulanıyor. Siyaset devre dışına itilip bypass noktasına getiriliyor. Bunların hepsi bilinçli politikalardır. Bu politikaların üstesinden gelebilmenin yolu barış sesini çoğaltmaktır. Yani gerçekten toplum bu savaştan memnunsa, toplumun büyük çoğunluğu memnunsa, hükümet bu savaş sürdürmekte haklıdır. Fakat bizim kanaatimiz o ki, Karadeniz’de, Trakya’da Ege’de, Doğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu’da da toplumun ekseriyeti bu savaşın biran önce sonlanması, sorunların diyalogla çözümü taraftarıdır" dedi.

'1 DAKİKALIK BARIŞ PROPAGANDASI KENDİLERİNİ ÇILGINA ÇEVİRDİ'

Akademisyenlerin yayımladığı bildiriden sonra yaşananları değerlendiren Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Düşünün bir şov programında bir kadın çocuklar ölmesin, barış olsun, analar ağlamasın dediği için hem kendisi, hem programın sahibi, yapımcısı yöneticisi, sunucusu bir bütün olarak linç ortamına tabi tutuldular. Ben merak ediyorum hükümete bağlı, doğrudan hükümete çalışan hatta AKP’nin bizzat parasını vererek kurdurduğu 600’e yakın televizyon var Türkiye’de. Bunlar 24 saat savaş yayını yapıyorlar. Bu savaş niye olmalı ve bu savaş niye yürümeli propagandası yapıyorlar. Peki bir televizyon programında bir dakikalığına barış mesajı verilmesi, neden panikletiyor bu kadar bu hükümeti? Hükümet, bir dakikalık bir barış propagandasından neden korkuyor? Korkunun nedeni, barışın bulaşıcı olmasıdır. Savaş bulaşıcı değildir, insan doğasına aykırıdır. Ama barış duygusu ve barış isteği bulaşıcıdır.

O bir dakika bir anda bütün Türkiye’de barış çığlığına ulaşabilir, bundan korkuyorlar. Bu bir dakikalık barış propagandası kendilerini çılgına çevirebiliyor ve derhal en ağır şekilde linç edip cezalandırıp ve bir daha kimsenin çocuklar ölmemeli, analar ağlamamalı, barış olmalı diyemeyecek noktaya getirmek istiyorlar. Bir kaç gündür akademisyenlerin yaşadığı durum aşağı yukarı budur. Barış isteyen ve hükümeti eleştiren herkesi vatan haini, terörist, düşman kodlayıp bir daha kimsenin böyle bir şeye cesaret edemeyeceği bir linç ortamı yaratmak istiyorlar. Çünkü barışı ancak onlar isterse muktedir hazretleri isterse olabilir. Halk isterse barış olamaz, halk istememeli, kendisi isterse olur ancak. Ve kendisi istemeye başladığında etrafındaki şakşakçıları, paralı, maaşı aveneleri kraldan daha kralcı bir şekilde, barış barış diye haykırmaya başlıyorlar.

Bugün barış diyenleri linç edenler, yarın hepimizden daha barışçı, daha çözümcü olabiliyorlar. Bu ilkesiz, ahlaksız devlet yönetme anlayışı, Türkiye açısından büyük bir talihsizliktir. Türkiye’nin akademik vicdanı hükümete seslenmiş, devleti muhatap almış ve barış olsun demiş. Suç işlemeyin ve biz de suça ortak olmayalım demiş. Bir barış çağrısı yapmak akademik dünyası açısından bir hak değilse, bir ifade özgürlüğü değilse daha ne desinler? Oluk oluk kan akacak diyenler baş tacı edilebiliyor ve siz bunun adına ileri demokrasi diyorsanız, toplumu kendi ellerinizle bölüp parçalamış olursunuz."

'BİLDİRİDEN SONRA YAŞANANLAR EN BÜYÜK PKK PROPAGANDASIDIR'

Savcılar, Başbakan, Cumhurbaşkanı’nın günlerdir PKK propagandası yaptığını söyleyen Selahattin Demirtaş, "Akademik dünyasına yapılanlardan sonra yaşananlar, en büyük PKK propagandasıdır. PKK on yıllarca çalışsaydı, kendi propagandasını bu kadar yaptıramazdı. Savcılar, Başbakan, Cumhurbaşkanı, AKP medyası, günlerdir PKK propagandası yapıyorlar. Akademi dünyasının niyeti PKK propagandası yapmak değildi. Şiddet, silah propagandası yapmak değildi. Beyaz şovda yaşananlarda bu niyetle yapılmadı. Ama sonrasında hükümetin, yargının refleksi, medyanın refleksi, asıl propagandaya dönüştü. Asıl o zaman PKK propagandası yaptılar. Bildiriyi eleştirebilirsiniz, katılmayabilirsiniz, bildiriyi yayınların yayınlama hakkı varsa, geriye kalanların onu eleştirme hakkı vardır. Demokrasilerde böyle işler, en fazla bu kadar ama. Hele hele hükümet yetkilileri olarak hedef gösteremezsiniz, Cumhurbaşkanı olarak yargıya hedef gösteremezsiniz. Suçtur, anayasal suçtur, bizzat yargıyı göreve çağıramazsınız. Kişi olarak isterseniz suç duyurusunda bulunabilirsiniz. İşte böylesi ortamlarda barış diyebilmek, cesaret işidir. İnsan kutsallığını savunabilmek cesaret işidir" dedi.

'VİCDANSIZLIK ORTAMINI KABUL EDEMEYİZ'

Çınar’da yaşanan saldırıyı da değerlendiren Demirtaş, "Çınar’da kaybettiklerimizi de Sur’da, Silvan’da, Cizre’de yitirdiklerimizi de aynı sıcaklıkla anabilmek, bağrımıza basabilmektir barışı cesaretle savunmak. Biz Çınar’da katledilen sivili, bebeği, Çınar’da, Sur’da katledilen sivilden, bebekten ayırabilirmiyiz? Biz ayıramayız. Bu ayırımı yapan da kendine insanım diyemez. Ama haftalardır, aylardır, Cizre’de sivil öldürüldüğünü kabul etmiyor hükümet. Sivil ölüm yoktur diyor, böyle bir şey olmamıştır diyor. Bunu söyleyen suç işlemiş sayılır, terör propagandası yapmış sayılır diyor. Bu vicdansızlık ortamını kabul edemeyiz" ifadelerini kullandı.

'ÇINAR SALDIRISINI YAPANLAR ÇIKIP ÖZÜR DİLEMELİDİR'

Çınar’da yaşanan saldırının, kimler tarafından yapıldığını bilmediklerini de söyleyen Demirtaş, "Üstlenen çıkar mı ya da sorumluları devlet tarafından tespit edilir mi? Bilmiyoruz. Ama orada katledilen sivil, bebek, çocuklar için bunu yapanların çıkıp, açıkça kamuoyundan özür dilemesi lazım. Hükümet bunu yapabilir mi? Cizre’deki ve diğer yerlerdeki bebek, çocuk, sivil katliamları için yapamaz, kabul bile etmiyor. Ama Çınar’da kim yaptıysa, Cizre’de kim yaptıysa, Silopi’de, Sur’da, Silvan’da yada başka yerde özür istemek, özür dilenmesini beklemek, halk olarak, toplum olarak beklemek hepimizin hakkıdır. Bir daha böyle şeylerin yaşanmayacağına dair bir özür beklemek hepimizin hakkıdır" dedi.

Devletlerin ve hükümetler hata yapabiliceklerini bu işin doğasında bunun olduğunu söyleyen Demirtaş, şöyle dedi: "Yanlış olan hatada ısrardır, hatayı kabul etmemektir. İşte hükümet uzun süredir vahim hatalarda ısrarcı davranıyor. Eksikliklerini, yetmezliklerini, yanlışlıklarını kabul etmek yerine bunu dile getirenleri düşman ilan ediyor. Emrindeki yargıyı harekete geçiriyor ve ülke biranda bir veya iki yada 3 kutuba ayrılıp, kamplaşıp birbirine düşmanca bakan toplum, halk haline gelebiliyor. Bunu yapan işte iktidarın kendisidir."

'ÜLKE SINIRLARI İÇİNDE YASA DIŞI SİLAHLI DURUMLAR OLMAMALIDIR'

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bir ülke içerisinde yasa dışı bir şekilde silahlı durumların olmaması gerektiğine inandıklarını belirterek, "Ama, devletin silahlı güçleri de asla yasanın dışına, kanunun dışına, insan hakları ve evrensel kriterler dışına çıkmamalıdır. Varsa yasa dışı silahlı bir unsur, öncelikli yol müzakereyle, konuşarak ikna etme yoludur. 2.5 yıl İmralı merkezli yürüyen bütün müzakerelerde elde edilmek istenen amaçlardan biri bu değil miydi? Ve o noktaya gelinmemiş miydi? Bırakın şehirlerde, dağlarda bile silahlı insan kalmayacaktı. Hepsi yasal çerçevede çözülecekti. Ve sadece 1 hafta, 10 gün müzakerenin sürmesi gerekiyordu. Dolmabahçe mutabakatından sonra görüşmelerin sürmesi ve nihayetlenmesi gerekiyordu. Bu yapıldı mı? Hayır. Neden vazgeçildi? Bilen yok. Cumhurbaşkanı, Başbakan açıklamıyor. Neden vazgeçildi? Bu kadar ölüme, bu kadar insan hakları ihlaline ne gerek vardı? Masayı devirmeyecektiniz, görüşmeler devam edecekti. Neden masayı devirdiler? Kim, verilemeyecek ne istedi onlardan? Bizim bir talebimiz olmadı. Sadece ülkemiz için demokrasi istedik. Özgürlükçü sivil bir anayasayı da, Türkiye bölünmeden, parçalanmadan bir arada yaşamanın formüllerini konuşalım dedik. Türkiye’ye zarar verecek bir talebimiz olmadı. Neden masa devrildi? Hükümetin Cumhurbaşkanın da çıkıp açıklaması lazım. Dolmabahçe fotoğrafında yanlış olan şey nedir? Yani şu Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Çınar’daki fotoğrafta yanlış çıkaramıyorsunuz da, Dolmabahçe nasıl o kadar yanlış çıkarabiliyorsunuz? Siyasetçi olmak bu mudur? Eğer bu işi Genelkurmay ve askere havale edecekseydiniz, seçime niye girdiniz? Siz kazandıysanız, siyasi sorumluluk sizdedir. Hiç laf çevirmenin alemi yoktur, suçu akademisyenlere, suçu siyasete, muhalefete, medyaya atmanın bir anlamı yok. Oyu siz aldınız, oyu desteği siz aldınız, çözmek zorunda olan da sizsiniz. Biz sonuna kadar barış ve çözüm yanlısı tutumumuzu sürdüreceğiz, kararlılığımız tamdır" dedi.

Selahattin Demirtaş, ne kadar dik durulursa ve karanlığa karşı ne kadar ışık yakılırsa, o kadar ülkemizin erken aydınlanacağını ifade ederek, "Daha fazla çocuğun, bebeğin ölmemesi için de, herkes sesini yükseltmelidir. Çınar’daki Mevlüde bebek de Cizre’deki Miray bebek de bize bunu emreder. Geride kalan insanlar olarak kaybettiklerimizin ortak acısının, onların hatırası üzerine ortak bir yaşam, özgür bir yaşam inşaa etmek istiyorsak, bunu isteyen herkesin demokrasi bloğunda, demokrasi cephesinde yerini alması gerekir" diye konuştu.

 
16 Ocak 2016 Cumartesi 11:32 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
21
14
5
2
47
2
Başakşehir
21
12
7
2
43
3
Galatasaray
21
12
4
5
40
4
Fenerbahçe
21
10
7
4
37
5
Antalyaspor
22
10
5
7
35
6
Trabzonspor
22
9
5
8
32
7
Osmanlıspor FK
21
7
9
5
30
8
Konyaspor
22
7
8
7
29
9
Bursaspor
22
8
4
10
28
10
Kasımpaşa
22
8
4
10
28
11
Akhisar Bld.
22
7
6
9
27
12
K.D.Ç. Karabük
21
8
3
10
27
13
Gençlerbirliği
20
6
8
6
26
14
Kayserispor
22
7
4
11
25
15
Alanyaspor
22
7
4
11
25
16
Ç. Rizespor
22
5
5
12
20
17
Adanaspor
22
4
5
13
17
18
Gaziantepspor
20
4
3
13
15
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:12
  • Güneş06:52
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:51
  • Akşam18:16
  • Yatsı19:46
 
Tarihte Bugün
1618 - Sultan I. Mustafa tahttan indirildi ve yerine II. Osman padişah oldu.
1658 - Danimarka ve İsveç arasında Roskilde Antlaşması imzalandı.
1815 - Napolyon Bonapart Elba'dan kaçtı.
1848 - Fransa'da ikinci cumhuriyet ilan edildi.
1870 - New York'ta ilk metro çalışmaya başladı.
1910 - İstanbul'da ilk solcu gazete "İştirak" yayımlanmaya başladı. Gazete Hüseyin Hilmi tarafından çıkarıldı.
1925 - Fransızların yönetiminde bulunan tütün rejisinin (tekelinin) 1 Mart 1925'den itibaren lağvedildiğine ilişkin yasa TBMM'de kabul edildi.
1934 - İstanbul Belediyesi, evlerin bazılarında görülen "kafes"lerin (cumbaların) kaldırılmasını kararlaştırdı.
1936 - Fatih-Harbiye tramvayı Beyoğlu'nda devrildi; iki kişi öldü, 30 kişi yaralandı.
1943 - İstanbul'da Varlık Vergisi'ni ödemeyen 160 kişi Aşkale'ye gönderildi.
1944 - Hükümet aile sahibi olan memurlara onar lira ikramiye verilmesini kabul etti.
1950 - Milli güreşçi Yaşar Doğu Lahor'da Pakistan şampiyonu Kala'yı bir dakikada tuş etti.
1952 - Winston Churchill, Birleşik Krallık'ın atom bombasına sahip olduğunu ilan etti.
1967 - Amerika Birleşik Devletleri 25 bin askerle Vietkong'a saldırıya geçti.
1976 - Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında "Savunma İşbirliği Anlaşması" imzalandı.
1985 - Tarık Akan 35. Berlin Film Şenliğinde" Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. Ödül Zeki Ökten'in yönettiği Pehlivan adlı filmdeki rolüyle verildi. Ancak, Tarık Akan pasaport verilmediği için ödül almaya gidemedi.
1988 - İşkence, İnsanlık dışı ve Küçültücü Davranışların Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Türkiye tarafından onaylandı.
1990 - Sandinistalar Nikaragua seçimlerinde yenilgiye uğradılar.
1991 - Saddam Hüseyin Bağdat radyosunda yaptığı açıklamada Irak ordusunun Kuveyt'ten çekildiğini duyurdu.
1992 - Hocalı Katliamı Azerbaycan'ın Hocalı kentine giren silahlı Ermeni gruplar 613 Azeri'yi öldürdü.
1992 - 200 metre uzunluğunda tünel kazan 11 tutuklu Kayseri Cezaevi'nden firar etti.
1993 - New York'ta bulunan World Trade Center'in altındaki otoparkta bir kamyonda meydana gelen patlamada 6 kişi öldü, binden fazla yaralı var.
1997 - Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, Başbakan ve RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'a, rejim konusunda endişelerini dile getiren bir mektup gönderdiği belirtildi
1998 - Nutuk Rumcaya çevrildi.
1999 - İran'da 1979 İslam Devrimi'nden sonra ilk belediye seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'yi destekleyen ılımlı adaylar Tahran belediye meclisindeki 15 sandalyeden 13'ünü kazandılar.
2001 - Taliban örgütü mensupları Afganistan'ın Bamyan kentindeki Buda heykellerini tahrip etti.
2004 - Amerika Birleşik Devletleri, 23 yıldır sürdürdüğü Libya'ya seyahat yasağını sona erdirdi.
2004 - Makedonya devlet başkanı Boris Trajkovski, ile beraberindekilerden 8 kişi uçağın Bosna-Hersek'in Mostar kenti yakınlarında düşmesi sonucu öldü. Traykovski'nin yerine 12 Mayıs'ta Branko Çırvenkovski geçti.
364 - I. Valentinian Roma İmparatoru oldu.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051920293640
 
On Numara
20.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04091215171926282932333540424546525559656976
 
Sayısal Loto
25.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu132025283048
 
Şans Topu
22.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu162027283105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık