Kaçak madende göçük; 6 ölü

Ana Sayfa » Medya Kritik » Cumhuriyet davasında 3 yazar savunma yaptı

Cumhuriyet davasında 3 yazar savunma yaptı

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında Cumhuriyet Gazetesi yazarları Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ile Orhan Erinç’in savunma yaptı.

 
27 Temmuz 2017 Perşembe 17:44 
Yorum YapYazdır
 
 
Cumhuriyet davasında 3 yazar savunma yaptı

 

Cumhuriyet davasında tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya “Ben gazeteciyim... 1966 yılında Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladım. 51 yıldır Cumhuriyet gazetesindeydim. Laik, demokratik hukuk devleti ilkelerinden asla vazgeçmem” dedi.

“Hayatın her alanında haber yazdım, röportaj yaptım. Halen gazetede köşe yazarlığımı sürdürüyorum. İlk önemli haberimden birisi Fetullah Gülen ile ilgilidir” diyen Hikmet Çetinkaya şöyle devam etti:            

“Bornova’da başlayan örgütlenmesini ve vaiz olarak İzmir Kestane Pazarı Camisi’ne atanmasını, Akevler Yapı Kooperatifi’nde, Yamanlar Koleji’nde, Maltepe Askeri Lisesi, Işıklar ve Kuleli liselerinde sahte sağlık raporlarıyla örgütlendiklerine kimseyi inandıramadık. İnanmak istemediler.”

“GÜLEN’E METHİYELER DÜZEN GAZETECİLERDEN DEĞİLDİK”

Çizer Berrin Simavlıoğlu​

Fethullah Gülen’e karşı yazdıkları nedeniyle hakkında 170 ceza davası açıldığına ve çoğundan beraat ettiğine dikkat çeken Hikmet Çetinkaya şunları söyledi:             

“Poliste, yargıda, eğitimde örgütlenmelerini haberleştirdiğim yıllarda Türkiye kendisini tanımıyordu. Fetullah Gülen 12 Mart döneminde ünlü TCK 163. Maddesine muhalefetten laik, demokratik hukuk devletini ortadan kaldırarak İslam Devleti kurma suçundan İzmir Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkum oldu, afla kurtuldu, unuttular.            

“Birçok ceza davasında sanık oldum, yargılandım. Fetullah Gülen sürekli hakkımda şikayet dilekçeleri verdi, tazminat davaları açtı. Ama Cumhuriyet gazetesi olarak yılmadan yazdık. Türkiye Cumhuriyeti için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu yıllarca anlattık. Devletten 15 Temmuz 2017 tarihine kadar emekli maaşı alan bu imamın gerçek yüzünü ortaya çıkardık. ‘Altın Nesil’ adı altında Amerika’daki örgütlenmesini yazdığımızda kimse olup bitenleri görmedi. Yurtdışında açılan okulların açılışına davet edilen gazetecilerden olmadık. Fetullah Gülen’e methiyeler düzen gazetecilerden değildik... Yıllarca peşimizde koştular, aldırmadık. Ama gerçek yüzlerini açığa çıkardık, gazetecilik yaptık. Yazılarımıza, haberlerimize itibar etmeyenler tarafından sürekli tehdit edildik.”

“GÜLEN’İN TERÖR ÖRGÜTÜ OLMADIĞINI HİÇBİR YERDE SÖYLEMEDİM”

Hikmet Çetinkaya, "Bugün ise karşınızda ‘Cumhuriyet Gazetesinin silahlı terör örgütlerinin (FETO/PDY, PKK/KCK, DHKP/C) eylemlerini meşru göstermeye yönelik yayınlar’ yazılı bir böyle iddianame nedeniyle ben ve çalışma arkadaşlarım; ‘Terör Örgütü Üyesi Olmamak ile Birlikte Terör Örgütüne Yardım Etme’ suçunu işlemekle suçlanıyoruz” diyerek savunmasını şöyle sürdürdü:

“Onların Vakfı davet etti, gittim. Bu tek ziyaret suç sayıldı. Ben Fetullah Gülen’in terör örgütü olmadığını hiçbir yerde söylemedim, yazmadım. Savcılar merak ediyorlarsa; yazdığım haberler ve köşe yazılarım Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarının Fetullah Gülen iddianamesinde alıntı olarak yer aldı. Bulup, okuyabilirler. İleri sürdüğüm görüşlerim nedeniyle Fetullah Gülen örgüt kurmak ve yönetmekten yargılandı. Şimdi geçmişi unutmuş savcıların iddianamesiyle FETÖ terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanıyorum.            

Yazdıklarım, haberlerim iddianameye karşı savunmam ve sorgumdur. Yaşamın olağan akışına aykırı böyle bir iddianameyi kendim, yazılarım, yaptıklarım ve gazeteciliğim adına reddediyorum. Mahkemenizden beraat kararı verilmesini talep ederim.”

Hikmet Çetinkaya’nın savunmasının ardından Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, Çetinkaya’nın Yazarlar Vakfı'nın toplantısına gitmesiyle ilgili “Sizden başka Cumhuriyet'ten davet alan oldu mu, kişisel bir davet miydi?” sorusunu yöneltti. Çetinkaya ise “Bildiğim kadarıyla olmadı” yanıtını verdi.        

Hakimin “Yazarlar Vakfı'na katılım konusunda Akın Atalay ve Orhan Erinç'e ‘Gideyim mi’ diye sormuşsunuz. Bu izin almak için mi görüş almak için mi?” sorusuna ise Çetinkaya “İzmir'e giderken de, Ankara'ya giderken de aynısını söylüyorum. Bu paylaşımdır” diye yanıt verdi.                       

Avukat Bahri Belen de, Çetinkaya'ya “Siz gazetenin en eskilerindensiniz. Gazetenin son üç yılında yayın politikası değişikliği oldu mu?” sorunu yöneltti. Çetinkaya ise şöyle yanıtladı: “Görmedim. Cumhuriyet’in bir anayasası vardır. Cumhuriyet yok Atatürkçü çizgiden, laiklikten ayrılıyormuş. Bunlar kara propagandadır. Aslı Astarı yoktur.”

AYDIN ENGİN SAVUNMA YAPTI

Cumhuriyet davasının dördüncü gününde görülen duruşmada tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesi yazarı Aydın Engin savunma yaptı.

Aydın Engin, savunmasında iddianamenin içeriğine ilişkin değerlendirme yapmayacağını “Şu anda üçü tutuklular arasında, ötekiler savunma sıralarında yer alan müdafiiler benim kadim avukatlarımdır, yakın arkadaşlarımdır. Onların mesleki yeteneklerine, hukuk ve demokrasi kültürlerine güvenim tamdır. O yüzden iddianameyi bir de ben ele alıp üstünde konuşmaya, sizleri de yormaya hiç niyetim yok” sözleriyle anlattı.

“Akın Atalay, Bülent Utku iddianameye gereken cevabı verdiler ve layık olduğu yere koydular. Ondan benim ekleyeceğim bir şey yok” diyen Aydın Engin şöyle devam etti:                         

“İddianameye suç kanıtı gibi yerleştirilmiş ve yasal süre içinde basın savcılığınca herhangi bir soruşturmaya konu edilmemiş dokuz makalemle ilgili herhangi bir açıklama yapmayı da anlamsız buluyorum. O yazılar zaten benim ek cümleler kurmama gerek bırakmayacak bir açıklıkla iddianameye cevap veriyorlar. Soruşturma savcısının yazıların başlıklarına bakıp ama içeriğini bile okuma zahmetine girmeden iddianameye yerleştirdiğini düşünüyorum. Başka bir seçenek kalıyor ‘Savcı yazıları okumuş ama anlayamamış’ demek zorunda kalıyorum. Hukuk eğitimi görmüş bir savcının bu duruma düşeceğini söylemek istemem, onu duruşma savcısına bırakıyorum.

Ancak tutanağa geçmesi için tek bir cümleme izin vermenizi diliyorum.

Sayın yargıçlar, böyle bir iddianame ile benim ve arkadaşlarımın sanık iskemlesine oturtulmuş olmamız bana hukuk adına utanç, ülkem adına acı veriyor. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”

“HARUN TOKAK'LA KONUŞMADAN BU ÖRGÜTÜ ANLAYAMAZSINIZ”                  

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ’ın “FET֒nün İsrail imamı Harun Tokak ile 13 iletişim kaydınız varmış. Açıklamanız var mı?” sorusuna Aydın Engin, şöyle yanıt verdi:

“Duruşmanın başından beri ilgilimi çeken bir durum var. Başka arkadaşlarıma da yöneltildi, var olan bir cemaatle ona paralel kişilerle ilişki kurmanın suç olduğu savında savcı. Ben gazeteciyim, işim bu. Harun Tokak bugün FETÖ olarak anılan örgütün ileri gelenlerindendir. Harun Tokak'la konuşmadan bu örgütü anlayamazsınız. Benim işim halkın haber alma hakkını ete kemiğe büründürmek. Ben cemaatte yer alan birçok kişiyle görüştüm. Övünerek de söylemiyorum. Bunun suç olduğunu düşünmüyorum. Eğer ben cemaatin vitrininde ya da vitrinde olmayan insanlarla konuşmasam daha darbe girişimi olmadan, AKP ile sarmas dolaş olmadan aralarındaki çatışmayı ortaya çıkaramazdım. Ben övünerek söylemiyorum bu görevimdi.”                       

“BAKİRE GAZETECİ OLMAZ”

“Ben üç cemaat toplantısı izledim, Abant toplantısı. AKP Bakanları açılış konuşması yaptı, ama olur o kişiler gider gelirler. Ben orada yaşananları yazdım. Bakire gazeteci olmaz” diyen Aydın Engin açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Son gittiğimde vitrindeki isimlerin olmadığını gördüm. Tüymüşlerdi. 15 Temmuz'da ben hiç şaşırmadım. Ben Moskova, Leningrad'daki Ugam'daki cemaat okullarını ziyaret ettim. Cemaatin nasıl kadro yetiştirdiğini, nasıl sızdığını birilerinden duymadım kendim gördüm. Babası alkolik annesi hayat kadını olan bir Slav çocuğuna İstiklal Marşı ezberleten zararla ve zehirli yöntemini kendim gördüm.”                   

“SİZDE 007 BOND RUHU İZLİYORUM”

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “Sizde 007 Bond ruhu izliyorum” deyince Aydın Engin ise şunları söyledi:

“Gazeteciyim ben sadece, cemaatle yetinmedim. Aczimendlilerle ilgili ilk röportajı ben yayınladım, Cumhuriyet'te. Ödül aldım. Cemaatten bir yargıç bu görüşmeden kaynaklı beni 18 aya mahkum etti. Çünkü cemaat ile Aczimendiler rakipti. Ben Hizbullahla da röportaj yaptım. Ben HDP kurultayı da izledim, Kürt hareketinden miyim? MHP kurultayı da izledim ülkücü müyüm? Abant toplantısı izlediğim için nasıl Cemaatçi oluyorum. Yakın dövüş uzmanı Amerikalı askerlerin mücahitlere yakın dövüş öğrettiğini gördüm, yayınladım. Ben Taliban teröristi miyim, Hamas teröristi miyim? Gazetecilik mesleği ile teröristliği ayırmak lazım.”            

“YURTTA SULHU’ KASTETTİM, ÇOK DA GURUR DUYDUĞUM BİR YAZIDIR”

Mahkeme Başkanı’nın iddianamedeki yazıları hakkındaki sorusu üzerine de Aydın Engin şu açıklamayı yaptı:

“9 yazım iddianameye konmuş, yasa süre içinde bu yazılarla ilgili soruşturma açılmamış, iddianameye konmuş Bence savcı Basın Kanunu'nun bazı maddelerini okumamış.

17 Aralık olayı patladığında Erdoğan ‘darbe’ dedi. Benim mesleki alışkanlığımdan bildiğim Ankara'da uçaklar alçaktan uçar, belli meskenler tutulur, silahlı el koymadır. Ondan o zamanki Başbakan buna darbe diyince ben de dalga geçerim. ‘Açıkça benim bakanım çalmadı’ demiyorsunuz ‘bunlar bana darbe yaptı’ diyip çocuk gibi zırıldıyorsunuz’ diye yazdım.”         

Aydın Engin, Mahkeme Başkanı Dağ’ın “15 Temmuz'u önceden gördünüz mü?”sorusunu şöyle yanıtladı:

“Kandırıldım mazeretinin arkasına gizlenmedim. Bir silahlı girişime başvuracaklarını 14 Temmuz'da sorsaydınız, ‘hayır, silahlı darbeler dönemi kapandı’ derdim. Bu nedenle hayır öngörmedim. ‘Çok sert YAŞ toplantısı olacak, ordudaki cemaate yakın kişiler ayıklanacak’ derdim.                       

‘Yurtta sulh cihanda sulh’ ilkesi çok önemli, benimsenmesi gereken bir ilke. AKP'nin ikinci dönemine kadar ‘cihanda sulh’ sağlanmış, kimseye savaş açılmamıştır. Ama ‘yurtta sulh’ aynı şey değil.

1984 yılında hayatımıza giren Kürt sorunu keşke 2000'lerde çözebilseydik. Kürt sorununu silahla çözemezsiniz demekten kalemim bitti. ‘İspanya'nın silahla çözemediğini siz çözemezsiniz’ dememize rağmen bizimkiler ‘silahla çözeceğiz’ dedi. Bu nedenle ‘yurtta sulhu’ kastettim, çok da gurur duyduğum bir yazıdır. Ama savcı bunu 15 Temmuz'daki Yurtta Sulh Konseyi ile bağlamış. Oradan bakarsak FETÖ'nün başı Pensilvanya da değil, karşımda duruyor (Mustafa Kemal büstünü kastediyor)                       

Tekrar söyleyeyim, kendilerine yönelik tasfiyeyi önlemeye çalışacaklarını biliyordum, 15 Temmuz'da geç saatlerde artık darbeyle önlemeye çalıştıklarını gördüm.”                    

“BİZDEN İSTENEN YARGIÇ VE SAVCILAR GİBİ DAVRANMAKTIR”

Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Erinç ise savunmasına “Gazeteciliğe 14 Şubat 1957'de başladım. 61. yılındayım. TGC ve TGS yönetiminde yer aldım. Yani yönetim kurulu nedir, başkanlık nedir konularında deneyimliyimdir, başkanlığım sadece Cumhuriyet Vakfı ile sınırlı değildir. Bu dava sadece gazetecilerin yargılandığı bir dava değildir, çünkü buradaki arkadaşlarım KHK ile mesleklerini yapmaktan da yasaklanmış durumdadırlar” sözleriyle başladı.                       

“Bizim gazeteci olarak halkı bilgilendirmek için yaptıklarımızı kamu görevlilerinin karşı casusluk olarak okuduklarını anlıyorum” diyen Orhan Erinç şöyle devam etti:

“Yani biz yazdıklarımızla halkı bilgilendirmiyoruz birilerine mesaj veriyoruz diye anlıyor hakimler.

Gazetecilerden hakim savcı gibi davranması bekleniyor. Bizim için kavga dövüş, yolsuzluk haberdir. Ama yargıç ve savcılar için elde edilen bilgiler yasal bir şekilde elde edilmemişse hukuki hiçbir değeri yoktur ama bizden istenen yargıç ve savcılar gibi davranmaktır. Örneğin, yolsuzluk olmuştur, belgeler ortaya çıkmıştır, elde edilen bildiler yasal yollarla edilmemiştir, yargı mecbur takipsizlik kararı verir ama bu gazeteci için hala haberdir çünkü yolsuzluk ortadan kalkmamıştır.”

“BU ÇALIŞAN MESLEKTAŞLARIMA VE BANA HAKARET OLARAK ALGILANMALIDIR”

“Bize yöneltilen suçlamalardan en önemlisi Cumhuriyet Vakfı'nı ele geçirmek, Cumhuriyetçileri tasfiye ederek yayın politikasını değiştirmek” diyen Orhan Erinç bu iddiayı da şöyle açıkladı:

“Bu iddianın sahibi ‘bizi tasfiye ettiler’ diyen üç kişiye aittir. Bir de ‘Bizi tasfiye ettiler’ diyen ve Cumhuriyet'i ele geçirmek isteyen Aydınlık yazarları. Bir de Cumhuriyetçilerin tasfiyesinden memnun olması gereken dinci medya da bize saldırmaktadır ki bu da yargılamanın siyasallığını ortaya koyuyor. Mehmet Saraç çıkarıldığında Cumhuriyet Vakfı Başkan Vekili Alev Coşkun'dur. Kim tasfiye edilmişse, kimin zamanında tasfiye edilmiştir. Alev Coşkun yeterli oyu alamayıp yönetim kuruluna giremediğinde Alev Coşkun'a oy vermeyen Yönetim Kurulu üyelerinden biri de Mustafa Balbay'dır. Beş yıla dağılmış bir durumu 2013 yılına toplamak mantıklı değildir.                       

Yine iddianameye bakarsınız Cumhuriyet'in Atatürkçülüğü sanal bir Atatürkçülüktür. Çünkü üç kişi ayrıldığı zaman Cumhuriyet Atatürkçü olmaktan çıkıyor. Bu çalışan meslektaşlarıma ve bana hakaret olarak algılanmalıdır.                                               

Yayın politikasına gelince savcının atadığı bilirkişi bilişim uzmanı olsaydı Türkiye'nin gündeminin değiştiğini Cumhuriyet'in bu gündemi takip ettiğini anlamış olurdu. Benim gündemi takip etmek gibi bir yükümlülüğüm var. Onları haber yapmayın, başka şeyleri yapsaydım yayın politikasının değişikliğinden bahsetmiş olurduk.”                       

“GAZETECİLERLE KONUŞMAM BYLOCK'TAN HABERDAR OLDUĞUM ANLAMINA GELMEZ”

Orhan Erinç, “Şu soruyu da sormak gerek” diyerek “Bir gazetenin yayın politikasının değişikliğini sorgulamak ceza mahkemelerinde yapılmaz. Bu basın çalışanı ve işveren kanununda belirlenmiştir. Bu konunun ağır ceza mahkemesinde tartışılmasını anlamıyorum” diye konuştu.                       

“Bana yüklenen suçlardan biri de ByLock kullanıcılarıyla, hakkında FETÖ soruşturması olan kişilerle bağlantım olduğu iddianamede yer alıyor” diyen Orhan Erinç savunmasını şöyle sonlandırdı:

“Ben TGC Başkanlığı yaptım. Bu örgüt Türkiye'den çeşitli görüşlerden gazetecilerin üyesi olduğu bir yerdir. Gazetecilere Özgürlük Platformu kurucularındanım. Benim gazetecilerle konuşmam ByLock'tan haberdar olduğum anlamına gelmez. Ben bir kaymakamla görüştüğümde kaymakamın ByLock'unun olması benim değil Vali'nin sorunudur. Yerel medya semineri yaptıysam, Valiliğin basın yayın müdürü ile görüştüysem ve bilmiyorsam ne yapabilirim. Bir seyahat firmasıyla ilgili görüşmem yer almış. Ben tatillerimi Kuzey Kıbrıs'ta geçiririm. Diğer arkadaşlarımda da yer alan o seyahat şirketiyle çalışıyorum. O seyahat şirketi hala gazete ve televizyon reklamlarını sürdürüyor ama ben suçlanıyorum.                        

İddianamede Cumhuriyet Başkanı olduğu iddia edilen üç kişi daha vardı. (Gülerek) Kuşkulandım eş başkanlık var mı diye. Ama anladım ki ciddiyetten uzak bir şekilde hazırlanmış. TGS ve TGC Başkanlığımı bu nedenle anlattım. Ben yetkisi olan bir yönetim kurulunda yönetim kurulunun rolünü bilirim. 60 yıllık yöneticilik hayatımda hiç ‘adamım’ olmadı hep iş arkadaşım oldu. Bu tasfiye edildiklerini söyleyen arkadaşların iddiası. Ben başkanlığı Burhan Felek'ten öğrendim. Başkalarının önünde bulunmayı, tartışmalara en önde katılmayı yanlış bulurum. Oyumu bile en son veririm. Cumhuriyet'i babalarının çiftliği sananların ileri sürdüğü bir iddiadır. Gerçekle ilgisi yok. 2 Nisan 2013'te Önder Çelik'in seçilmesini sağlamakla suçlanıyorum. Sağlamışsam çok başarılı sayarım kendimi. Ama öyle bir girişimim yoktur.”

Odatv.com

 

 
27 Temmuz 2017 Perşembe 17:44 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Mehmet Polat
 
Mustafa Önsel
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1867 - ABD, Alaska'yı Rusya'dan 7,2 milyon dolar karşılığında alarak topraklarına kattı.
1892 - Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı.
1898 - ABD, Porto Riko'nun sahibi oldu.
1908 - Belçika Kongo Hür Devletini ilhak etti.
1912 - I. Balkan Savaşı başladı.
1912 - Trablusgarp Savaşı'nı sona erdiren Uşi Antlaşması imzalandı.
1920 - Saimbeyli'nin kurtuluşu
1920 - Türkiye Komünist Fırkası, Ankara'da resmen kuruldu.
1922 - İngiliz yayın kuruluşu BBC (British Broadcasting Company, sonradan British Broadcasting Corporation) kuruldu.
1936 - Atatürk, Ankara Hipodromu'nda at yarışlarını izledi.
1943 - Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses, Berlin'de başarılı bir konser verdi.
1944 - Sovyetler, Çekoslovakya'yı işgal etti.
1954 - Texas Instruments şirketi ilk transistörlü radyoyu üretti.
1959 - III. Akdeniz Oyunları Beyrut'ta yapıldı. Türkiye serbest güreş milli takımı 8 sıklette birinci oldu.
1967 - Sovyetler Birliği'nin fırlattığı Venera 4 uzay aracı Venüs gezegenine ulaştı ve Dünya dışında bir gezegenin atmosferini inceleyen ve gezegenler arası yayın yapan ilk araç oldu.
1968 - Dünya Olimpiyat Komitesi, iki zenci atleti (Tommie Smith ve John Carlos) madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1976 - Başbakan Süleyman Demirel, Fırat nehri üzerindeki Karakaya Barajı ve hidroelektrik santralının temelini attı.
1977 - Filistin'li gerillaların Somali'nin Mogadişu havaalanına kaçırdığı Lufthansa yolcu uçağını basan GSG-9 Alman anti-terör timi, korsanları öldürüp 86 rehineyi kurtardı.
1979 - Balgat katliamının iki sanığı Mustafa Pehlivanlı ve İsa Armağan idama mahkum edildi. 10 Ağustos 1978'de Ankara Balgat'ta solcuların gittiği 4 kahve taranmış, 5 kişi ölmüş, 11 kişi yaralanmıştı.
1982 - 574 sanıklı Ankara Dev-Yol davası başladı: 186 kişi idam istemiyle yargılanıyor.
1988 - Tuzla'da 7 Ekim'de Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişi öldürüldü. Olaya karışan 16 polise 56'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1989 - Doğu Almanya lideri Erich Honecker istifa etti.
1991 - Azerbaycan, Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan etti. İlk defa 28 Mayıs 1918'de bağımsız olan dünya Azerileri, bugünü "Cumhuriyet günü" olarak kutluyorlar.
1993 - Yunanistan'da Andreas Papandreou'nun ikinci başbakanlık dönemi başladı.
1996 - Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltında dövülerek öldürülmesiyle ilgili dava Aydın'da başladı.
1996 - Yargıtay, Yaşar Kemal'e verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezasını onadı.
2002 - Fildişi Sahili'nde bir ay süren çatışmaların ardından isyancılarla hükümet birlikleri arasında ateşkes yürürlüğe girdi.
2007 - Eski Pakistan başbakanı Benazir Butto, 8 yıllık sürgünün ardından döndüğü ülkesinde bombalı bir saldırıya hedef oldu. 126 kişinin öldüğü ve 248 kişinin yaralandığı saldırıdan Butto yara almadan kurtuldu.
2008 - güzel bir cumartesi günüydü ve bundan sonra hayatıma çıkmamacasına girecek olan insanı o gün tanıdım 599 gün geçmesine ramen ohala ilk günkü gibi hayatımın en güzel yerinde
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:48
  • Güneş06:28
  • Öğlen12:18
  • İkindi15:19
  • Akşam17:45
  • Yatsı19:14
 
Süper Loto
12.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu061328334448
 
On Numara
16.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01061213141619273537384049515255646568697580
 
Sayısal Loto
14.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu040612333445
 
Şans Topu
11.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu080913303409
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık