Kaçak madende göçük; 6 ölü

Ana Sayfa » Medya Kritik » Cumhuriyet davasında 1 tahliye, 4 esaret

Cumhuriyet davasında 1 tahliye, 4 esaret

Cumhuriyet Davası’nın 3. duruşmasına yine hukuk skandalları damga vurdu. Tanıklar iddiaları çürütecek ifadeler verdi. Daha ilk günden çöken iddianameye rağmen savcı, beş kişinin tutukluluğunu istedi. Mahkeme hiçbir hukuki dayanak olmaksızın Akın Atalay, Murat Sabuncu, Ahmet Şık ve Emre İper’in 31 Ekim’e kadar tutukluluğunun devamına karar verdi.

 
26 Eylül 2017 Salı 07:46 
Yorum YapYazdır
 
 
Cumhuriyet davasında 1 tahliye, 4 esaret

Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı ve yazarı Kadri Gürsel’in 330 gündür tutuklu olduğu Cumhuriyet davasının 3. duruşması İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, Kadri Gürsel’in tahliye edilmesine karar vererek, diğer yazar ve yöneticilerimizin tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Duruşmaya tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Yayın Danışmanı ve yazarı Kadri Gürsel, muhabiri Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Emre İper ile birlikte 28 Temmuz’da 9 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan yazar ve yöneticileri katıldı. Duruşmaya Ahmet Kemal Aydoğdu’nun tutuklu olan tanığı Fatih Aytuğ da Ses ve Görüntü Bilişimleri Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Avukatların beyanı sürerken, Star gazetesinin Twitter adresinden Cumhuriyet davasında 6 sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönünde haber paylaşıldı. Avukatlar, bunu mahkemeye iletti. Mahkeme Başkanı da “Bu haberi görmek istiyorum” dedi. Söz alan Ahmet Şık, ya kalemdeki bir memurun, ya heyetteki bir hâkimin ya da savcılığın birtakım medya organlarına belge sızdırdığını belirterek, “Suç duyurusunu gazeteciler için değil bizzat o tetikçileri harekete geçiren kimse onlar için istiyorum. Ben bu filmi gördüm. Ergenekoncu diye suçlandığımda Samanyolu’nda yapılıyordu” dedi. Savcıya dönen Şık, ilk duruşmada Sabah gazetesinin internet sitesinden savcının mütalaasının yazılı halini paylaştığını anımsatarak, “Merak ediyorum savcı bununla ilgili işlem yaptı mı” diye sordu.

İki habere suç duyurusu

Bunun üzerine Başkan Dağ, “Ara kararımız üzerine öngörüde bulunan internet haberlerine ilişkin sorumlu kimse Star, Akşam gazetesinde bu şahıs hakkında suç duyurusunda bulunulacaktır. Buradan aldığı biri yoksa adamlıkla ilgisi yoktur” diyerek duruşmaya karar için ara verdi.

Ara sonrasında Başkan Dağ, Akşam ve Star gazetelerinin duruşma sürerken yazar ve yöneticilerimiz için “tutukluluklarına devam kararı verildi” şeklinde anons tweeti paylaşımları ile ilgili, “Star ve Akşam’ın işgüzarlık yaparak kendince yorum yapması, mütalaa demesi ve öngörüde bulunması ile ilgili suç duyurusunda bulunduk” dedi.

Duruşma yıldönümünde

Başkan Dağ, muhasebe çalışanı Emre İper’in telefonu ile ilgili dijital delillerle ilgili teknik üniversitelerden heyet oluşturularak incelenmesine karar verdi. Heyet, İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden Cumhuriyet Vakfı davasının akıbetinin sorulmasına hükmetti. Heyet, Mehmet Faraç’ın duruşmaya gelerek tanık olarak dinlenmesine karar vererek, duruşmayı Cumhuriyet operasyonunun 1. yıldönümü olan 31 Ekim’e erteledi.

Alev Coşkun ifade verdi: Ceza davası ile vakıf davası arasında irtibat yok

‘Bu arkadaşlardan FETO’cü çıkmaz’

Davada tanık olarak dinlenen eski Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Alev Coşkun, “Ben bu arkadaşlarımın geçmişini biliyorum. 22 yıl beraber çalıştım. Bu arkadaşlardan terörist olmaz, FET֒cü çıkmaz. Bu arkadaşlarımın hepsinin tutuksuz yargılanması için yüksek mahkemeden talepte bulunuyorum” diye ifade verdi. Coşkun, bu ceza davasıyla, kendilerinin açtığı Cumhuriyet Vakfı seçimleri davası arasında hukuki bir irtibat olmadığını söyledi.

“Benim tanıklığımın önemli olduğunu düşünüyorum” diyen Coşkun, gazeteye 1992 yılında İlhan Selçuk tarafından davet edildiğini gazeteyi yayınlayan Yeni Gün Neşriyat A.Ş’nin yönetim kurulu başkanı seçildiğini, 1993’te kurulan Cumhuriyet Vakfı’nın kurucu üyeliğini yaptığını, 22 yıl boyunca vakfın başkanvekilliğini yaptığını kaydetti. Coşkun, şunları söyledi: “2 Nisan 2013’te vakıf üyesi Aydın Aybay’ın vefat etmesi üzerine seçim yapıldı. Bu seçimde hukuka aykırılık olduğuna inandık. Zaten bu seçim Cumhuriyet Vakfı ve gazete için bir kırılma noktasıdır. Yapılan itirazlar üzerine 18 Şubat’ta seçim yeniden yapıldı. Bu seçim de hukuka aykırı oldu. İmzalarımızla şikâyette bulunduk. 4 ayrı zamanda 4 ayrı Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişi tarafından bu iki seçim incelenmiştir. İnceleme sonucunda üç müfettiş bizim düşüncemizin doğru olduğuna karar vermiştir. Bir müfettiş hayır demiştir. Bunun üzerine ben ve arkadaşlarım 2016 Şubat ayında dava açtık. Müfettiş raporları incelendi ve 2 Haziran 2017’de iddiamızın doğru olduğu mahkeme tarafından tespit edildi. Ve gerekçeli karara bağlandı.”

Şu anda görülen davanın bir ceza davası olduğuna dikkat çeken Coşkun, “Vakıf yöneticilerinin sorumluluklarıyla ilgili ceza davasıdır. Bizim açtığımız hukuk davası ile bu dava arasında en ufak bir hukuki irtibat yoktur. İlliyet rabıtası yoktur. Bizimkisi basit bir iptal davasıdır” diye konuştu. Ahmet Şık’ı yazılarından bildiğini, Kadri Gürsel’i çok iyi tanıdığını, yazılarını yorumlarını çok iyi izlediğini kaydeden Coşkun, Orhan Erinç ile 50 yıllık arkadaş olduğunu, Akın Atalay ile 22 yıl beraber çalıştığını söyledi. Coşkun, “Turhan Günay’ın ne işi var bu davada” diye sorarken sanıklar arasında yer alan Günay, “Sayenizde efendim” dedi.

 

Coşkun’un yanıt veremediği sorular

Daha sonra Avukat Tora Pekin, Coşkun’a bu soruşturmada nasıl tanık olduğunu sordu. 31 Ekim 2016’da arkadaşlarının gözaltına alınması üzerine kendisinin bu davanın tutuksuz görülmesi yönünde bildiri yayımladığını ifade eden Coşkun, ertesi gün Emniyet Terör Dairesi’nden bir mesaj geldiğini ve bunun üzerine ifade vermeye gittiğini kaydetti. Pekin, ısrarla 23- 24 Mayıs 2015 tarihli Cumhuriyet gazetesi nüshalarını emniyete kendisinin de götürdüğünü sordu. Bu soruya yanıt vermekten kaçınan Coşkun, “Bu gazete beni ağlatmıştır. Cumhuriyetin logosunun baş köşesinde Fethullah’ın resmi var. Bunu nasıl kabul ediyorsunuz? O gün yaptığım tanıklığımın arkasındayım. Polisler sordu, bunlar FET֒cü mü diye? Ben bilmem dedim” dedi. Pekin’in bu tarihli gazete fotokopilerini kendisinin mi götürdüğü yönündeki ısrarlı sorusu üzerine mahkeme Başkanı Dağ, “Bu soruya itirazımız var. Tanığın yargılanması gibi bir duruma izin veremeyiz” diye araya girdi.

‘O yayınlar suç değil’

Pekin’in, “Bu yazıların bir suç olduğunu mu düşünüyorsunuz” sorusu üzerine Coşkun, “Hayır, bu yazıların suç oluşturduğuna inanmıyorum. Ben manevi olarak Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet gazetesinde hiçbir tarikat lideri yer almadı birinci sayfada” yanıtını verdi. Pekin ise “Suç olmadığını düşündüğünüz yayını bir ceza soruşturmasında tanıklık yapmaya giderken niye götürdünüz” diye sordu. Coşkun ise, “Ben 23 Mayıs 2015 tarihli gazeteyi gördüğümde gözlerimden gayri ihtiyarı yaş geldi. Bu kadar basit. Ben Atatürk çizgisindeyim. Uğur Mumcu, Nadir Nadi, İlhan Selçuk çizgisindeyim. Bunu İlhan Selçuk görseydi ne yapardı? Kabrinde kemiklerinin sızladığına inanıyorum” dedi. Coşkun, bir başka soru üzerine gazetenin mizanpajının bir temel ilke olmadığını, manevi bir gelenek olduğunu söyledi. Pekin ise sorgu sırasında Coşkun’un vakıf başkanvekilliği döneminde cemaatle ilgili iki haberin birinci sayfadan yayımlandığını anımsattı.

Akın Atalay: Huzur hakkı aldın mı

Soru sormak için söz alan Akın Atalay, Alev Coşkun’un Yeni Gün A.Ş’de yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliğinin 2004 yılında bittiğini belirterek, şunu sordu:

“Cumhuriyet Vakfı’nın resmi muhasebe kayıtlarına göre vakfın kuruluşundan bu zaman kadar vakıf yönetim kurulunda başkanlık, başkanvekillliği, genel sekreterlik, genel saymanlık ve üyelik yapan kişiler arasında başkaca kimse olmadığı halde huzur hakkı adı altında kendi para almıştır. Doğru mudur? Şikâyet etme motivasyonu açısından soruyorum.”

Alev Coşkun ise bu konudaki teklifi Akın Atalay’ın yaptığını öne sürerken, “21 yıl en az maaş alan veya telif hakkı alan benim” dedi. Atalay, “Bu Cumhuriyet Vakfı davası, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam ederken 22 Mart 2016’da Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne isimsiz şikâyet dilekçesi verildi. Bundan haberi var mı?” diye sordu. Coşkun ise böyle imzasız bir başvurusunun olmadığını savunurken, “Gazeteden Atatürkçü olduğu için Akın Atalay’ın attığı biri yazmış olabilir mi? Soru işareti yapmak için Akın Atalay ve arkadaşları yaptırmış olabilir mi?” yanıtını verdi.

Atalay kanıtladı

Atalay, salondaki barkovizyonda Alev Coşkun’un emniyete götürdüğü 23 Mayıs 2015 tarihli gazete kupürü ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne gönderilen isimsiz ihbar metninin ekindeki kupürün aynı olduğunu üzerindeki aynı çizimlerle ortaya koydu ve şöyle konuştu: “Bu gazetenin tarihine geçecek bir yargılama yapılıyor. Hukuk davasına girmemek için özellikle kaçınıyorum. Anlatsaydım bir ilkokul öğrencisine anlatır gibi anlatırdım hukuk davasını.”

Aydın Engin: Böyle savcılık yapılmaz

Duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı, 11 Eylül’deki ara kararın tutukluluk halinin devamına yönelik gerekçede bir değişiklik olmadığını, delillerin henüz toplanmadığı ve kuvvetli suç şüphesi bulunduğu iddiasıyla tutukluluk halinin devamını istedi.

Söz alarak savcının mütalaasına tepki gösteren yazarımız Aydın Engin, “İlk duruşma başladığında bu kötü iddianame ile duruşma savcısının ne yapacağını merak ediyordum. Duruşma savcısı, üç defa mütalaa verdi. Ben gazetede aynı yazıyı üç gün üst üste yayımlarsam beni kapının önüne koyarlar. Müddei iddiasını ispatla yükümlüdür. Savcı sanıkların kaçma şüphesi, delil karartma ihtimali var diyorsa ispatlasın. Bunlar boş iddialar. Delilleri önümüze koysun. Böyle savcılık yapılmaz” dedi.

Yayın politikasını değiştirme yoluyla terör örgütüne yardım suçunu işlediğinin de öne sürülemeyeceğini dile getiren Kadri Gürsel, “Ben gözaltında alındığımda 34 günlük yayın danışmanıydım” derken, Ahmet Şık ise hiçbir talebinin olmadığını söyledi.

Kaç yıl bekleyeceğiz?

Ceza hukukçusu, Avukat Prof. Dr. Köksal Bayraktar ise savcının mütalaasındaki delillerin toplanmadığı iddiasına karşılık olarak, “330 gündür süren bir tutuklulukta delilleri kim toplayacak? İddia makamı ve siz sorumluluk altındasınız. Adil yargılama varsa bu şarttır. 330 gün hiç dört duvar arasında kaldınız mı? ‘Delilleri toplanmamıştır, yakalanmayan sanıklar gelmemiştir’ deniliyor. Biz çocuk muyuz? Gelinceye kadar 3-5 yıl bekleyecek miyiz” diye sordu.

Başkan’ın tahammülü yok

Avukat Köksal Bayraktar’ın hukuki savunmasının ardından bir kitap vermesine sinirlenen Mahkeme Başkanı Dağ, “Bizim sizin vereceğiniz derse ihtiyacımız yok. Siz değerli bir hocasınız. Ancak mahkeme heyetine hukuk öğretmek kimsenin haddi değildir. Bizim insan sevgimizi kimse sorgulayamaz” dedi. Başkan’ın Bayraktar’ı susturma girişimi diğer avukatların tepkisini çekti. Mahkeme Başkanı, tepki gösteren avukatlardan Uğur Yetimoğlu’nun zorla dışarı çıkarılması talimatı verdi. Diğer avukatların araya girmesiyle Yetimoğlu salonda kaldı.

İddianame itirafı

Dağ, “İddianamede belli problemler var mı var? Kabul. Mahkeme, bunu bilmiyor veya kasıtlı yapıyor diye söylenmesini doğru bulmuyorum. Duruşmanın ilk gününden itibaren anlayış gösterdik birbirimize” diye konuştu.

Bayraktar ise “Tutukluluk bir insanın özgürlüğünü zedeleyen bir şeydir. İnsana başka bir bakıldığı takdirde olay farklı cereyan eder. Biz burada adam öldürme davasını yargılamıyoruz, bir düşünce özgürlüğü davasını yargılıyoruz. 330 günden beri tutukluluk az bir süre değildir. Esası olmayan davada 330 günlük tutukluluk çok uzundur. Ben Ergenekon’da, Balyoz’da savunmanlık yaptım. Sonuçları ne oldu, nice hayatlar karardı. Hukuku bu kadar sert şekilde uygulamak doğru değildir” açıklamasını yaptı.

[Haber görseli]

 

[Haber görseli]

 

CANLI BLOG

10.37: Başkan da duruşma salonunda yerini aldı

Mahkeme Başkanı: 

- Star ve Akşam gazetesinin işgüzarlık yaparak, karar salondan çıkmadan savcı mütalaası deyip öngörüde bulunmasıyla ilgili suç duyurusunda bulunduk.

- Jeansbiri için ayrı bir suç duyurusunda bulunduk. Ahmet Kemal Aydoğdu yönünden, Aydoğdu hakkında "salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerindensorumlu olduğu iddiası var. Cumhuriyet ile ilişkilendirilen unsur bu değildir. AKA ve Cumhuriyet yöneliminde belli hashtagleri Cumhuriyette haber olması nedeniyle ilişkilendirildi. "salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerinden sorumlu olduğu iddiası"  yönünden suç duyurusunda bulunduk. Ahmet Kemal Aydoğdu'nun avukatı: Bunlar zaten iddianamede var.

- Emre İper ile ilgili: bilirkişi bizden talepte bulundu. Bu doğrultuda BTK'ya 2 müzekkere yazılmasına karar verdik. İnternet trafikleri ve cihazların hangi hatlarda kullanıldığını BTK'dan istedik. Türkcell'den İper'in kullanığı hattın görüşme kayıtlarını ve data kayıtlarını istedik. Şişli'deki gayrimenkulle ilgili keşif neticesinde düzenlenecek raporu bekliyoruz.

- Ankara'daki gayrimenkul içinse işlem sonuçlanmadı onu bekleyeceğiz. Sanıklara ait dijital iletişim verileriyle ilgili üniversitelerden heyet oluşturulup incelenmesini isteyeceğiz. Asliye Hukuk'taki dosyanın akıbetini sorduk. Mehmet Faraç'ın ihtarı, Can Dündar'ın yakalamasının infazın bekliyoruz. Adli kontrollere devam.

- Kadri Gürsel'İn tahliyesine diğer tutuklu sanıkların ise tututukluluk hallerinin devamına karar verildi.

- Bundan sonraki duruşma 31 Ekim'de saat 9.30, tek gün, salı günü Çağlayan'da yapılacak.

10.30: İzleyicileriduruşma salonuna alındı.

Duruşmaya 22:30'a kadar ara verildi

20.15: Sanıklar taleplerini iletti:

Aydın Engin mütalaaya itiraz etti: Biz üç kere aynı gazeteyi yapsak kapının önüne konurdur. Savcı üç defadır tıpatıp aynı mütalaayı veriyor! Savcı 3 duruşmadır "sanıkların kaçma şüphesi, delillerin karartılma tehlikesi" diyor o zaman kanıtlasın. Ben öyle düşünüyorum diye olmaz.

 Kadri Gürsel konuşuyor: 28 Temmuz 2017 tarihli celsenin sonunda ara kararınızda benim tanıklar üzerinde baskı yapma ihtimalim .. tutukluluğa devamına gerekçe olan iki maddeden biriydi, 11 Eylül'de ise bu tek gerekçe olarak yer aldı.Bu 10,5 aydır süren tutukluluğumun 15 gün uzayarak 11 ayı bulmasına sebep veren haksız bir gerekçe.Dinlenmiş olan tanıkların benimle ilgili herhangi bir hüküm vermeleri mümkün değildi. Çünkü onlardan yıllar sonra görev aldım.Bugün dinlenen tanıklar ifadelerinde benden bahsetmedi. Ne de benimle ilgili herhangi bir soru soruldu.Alev Coşkun yazılarımı okuduğundan, TV'den haberdar olduğunu bu şekilde beni tanıdığını söylemiştir ki davayla alakası yoktur. Bu nedende tanıklara baskı yapma gerekçesi artık bir gerekçe olamaz. Ben gözaltına alınıp tutuklandığımda 34 günlük yayın danışmanıydım. Beni bu sözde yardım suçlamasıyla ilişkilendirmek mümkün değil. Sadece 34 gün görev yapmış birisinin bu suçu işlemiş olamaz. Göreve geliş şekli başında tutukluluğum devamını gerektiren "kaçınılmaz bağ ve illiyet" ileri sürülemez. Beni hapiste tutmak için herhangi bir gerekçenizin kalmadığından hareketle sayın mahkemenizden önce tahliyemi istiyor, beraatimi rica ediyorum.

 Ahmet Şık: Hiçbir talebim yoktur.

 Emre İper: Raporu bekleyeceğiniz için ne desem boştur.

 Av.Bahri Belen: Savcılık makamının siyasi bir iddianame düzenlediğini söyledik. Müvekillerimize yöneltilen suç maddelerine dayanak olan belgeleri değerlendirdik. İlk duruşmadan itibaren söylediklerimizin çoğu tutuklamaya ilişkindi. Hatta bugün belki de arandığı, yakalanması gerektiği söylenen, "kaçak" olarak telafuz edilen Can Dündar'ın durumunun diğer sanıkların tutukluluğu için gerekçe olmaması gerektiğini söyledik. AYM'nin özellikle bu dosyayı ilgilendiren Can Dündar ve Erdem Gül içtihatını ilettik. Adalet Bakanlığının, Avrupa Konseyi'nin, Adli Tıp Kurumu'nun, Türkiye Barolar Birliği'nin terör maddesi çerçevesinde yardımın ne olacağına ilişkin açıklamalarına atıf yaptık. Şu anda geldiğimiz aşamada tutuklu müvekillerimizin tutukluluğuna ilişkin söyleyecek bir şeyimizin kalmadığını düşünüyoruz. Takdir, tercih ve karar sayın heyetinizindir.

Av. Tora Pekin: Siz de söylediniz. Emre İper'in telefonu incelenmiş, bilirkişiye sorularınız varmış. 6 aydır incelenemeyen telefon, adli yapılamayan işin cezasını Emre İper ve ailesi çekecek, öyle mi? Tanıklardan birinde "böyle tanıklık olmaz" dedirtti,diğerinin yalan söylediği ortaya çıktı ve bu tanıklar tutukluluğun devamı için kullanıldı. Bilirkişi raporlarını sonucu beklensin deniyor. Beklensin, ama bu tutuklama gerekçesi olamaz. Ne diyor AYM ve Yargıtay "soyut maddeler tutuklama gerekçesi yapılamaz". Ama savcı bunu hiç umursamıyor. Ama siz umursamalısınız. Savcının tutuklama gerekçesini somutlaması gerekiyor. Talebim adil yargılanma hakkına riayet edilmesi.

Av. Köksal Bayraktar: Türkiye Cumhuriyeti devletinde hukuk vardır, mahkemeler vardır denilmesi için de savunmanın gerektiğine inanıyorum. Bu iddianameyi iyice değerlendirmek ve nasıl yanlış noktalar üzerinde durduğunu değerlendirmek gerekir.Rıza Zelyut geldi, tanıklık değil yorum yaptı. 5-10 yıl önceki hakim olsaydı o ifadeyi dinlemezdi. Gördüğü bir şeyi söylemedi, yorum yaptı.Alev Coşkun da yorum yaptı. 15 gün önce huzurunuzda konuşan tanıklar gerçeği söylediler ve müvekillerimizin aleyhine bir şey söylemediler. 2 kişi sürekli olarak yorum yapabiliyorlar gözümüzün önünde. Zelyut bunları sizin huzurunuzda, 100 kişinin huzurunda dolu dizgin söyleyebilirken, ve bunları tutukluluk halinin devamı için, bunları Cumhuriyet gazetesinin tarih sahnesinden silinmesi için söyleyebilirken kim bilir yalnız kaldığı Savcıya kapalı kapılar ardında neler söyledi. Akın Atalay'ın doğrudan ifade ettiği gerçekler var ama gözler nasıl kapanabilir, deliller nasıl toplanmayabilir. 330 gündür tutukluluğun devam ettiği davada bu delilleri kim toplayacak. Ben huzurunuzda bir şeyi müdafaa etmek için sorumluluk altındayım. İddia makamı delilleri getirmek için sorumluluk altında. Sonra "deliller toplanmamıştır, yakalanmayan sanıklar gelmemiştir..." Biz çocuk muyuz? ABD'den Fransa'dan gelecek bu kişiler. Gelinceye kadar biz tutuklu bekleyecek miyiz? Sizin önceki duruşmada tutukluluğun devamı için ortaya koyduğunuz yarım sayfa tutarındaki gerekçede iki cümle var ki suçta kanunilik prensibi, Ceza Kanunu yorumu gereğince hukuki esastan yoksun. Diyorsunuz ki "sanıklar yönünden suçlamanın niteliği, özelliği, yardım kavramının sınırlı bir şekilde öngörülmemesi, lehine yardımda bulunan örgütlerin silahlı örgüt olması"...Yani örgüte yardım için suç işlemenin, örgüt üyeliği ile aynı anlama geldiğini söylüyorsunuz. Bu hukuken yanlıştır. Müvekillerimiz Cumhuriyet çalışanları, müvekkilim Kadri Gürsel bilerek ve isteyerek örgüte nasıl yardım etmiştir. Örgüte yardım için örgüt fiili lazım, örgüt bütünlüğü lazım, ve bilerek ve isteyerek yardım lazım. Kadri Gürsel'in hangi fiiliyle bilerek ve isteyerek silahlı terör örgütüne yardım ettiğinin iddianameye yazması lazımdı, savcının bunu yazması, sizin bunu belirtmeniz lazımdı. Sayın Hakim,"yardım" sınırsız bir kavram değil. Ceza Kanunu "yardım"ı "iştirak" olarak nitelendiriyor. Eğer biz ceza yargılaması yapıyorsak suçta ve cezada kanunilik prensibini mutlaka uygulamalıyız. "Her türlü şey yardım olabilir" denilmemesi gerekir. Nedense ve nasılsa, hem iddia makamı hem siz Vakıf olayına çok fazla giriyorsunuz. Bugün 3,5 saat Vakıf ile ilgili konuşuldu. Vakıf dosyasını ben de çıkardım. Alev beyin söylediği bir nokta var. 2 Haziran 2011 dedi, hayır 2 Mayıs 2011'de Asliye Ceza Mahkemesi karar verir. "Yönetim Kurulu'nun üye seçimine ilişkin kararının Vakıf senedine aykırı olması nedeniyle iptali" deniyor. Bakın dava budur. Yönetim Kurulu'nun aldığı karar yanlıştır diyor. Peki biz neden bu kıyameti koparıyoruz? İnsanların illa ki zindana mı atılması mı gerekiyor. İlla zindana atılacaksa ellerine ayaklarına da pranga koyun. Zulüm bu. ByLock iddiası vardı Gürsel ile ilgili, ByLock'un B'si konuşulmadı. İddia makamı "imza yetkisi var" dedi, olmadığı ortaya çıktı ama maddi gerçeklere uyulmuyor.Türkiye Cumhuriyeti'nin altına bomba konmuş gibi bir makalesinden bahsediyor iddianame, bugüne kadar o makalenin m'si anılmadı.Eğer suçta ve cezada kanunilik ilkesine, Ceza Kanunu'ndaki kurallara inanıyorsanız, eğer -ben de Faruk Eren gibi söyleyeceğim 

Mahkeme Başkanıyla avukatlar arasında hukuk dersi tartışma

Mahkeme başkanından avukat bayraktara: sizin mahkeme heyetine hukuk dersi vermek haddinize değil. Mahkeme Başkanı: Bizim bilmem kim hocanın dersini bize veremezsiniz. Bizim insan sevgimizi buradaki sanıkları sevip..

Av. Bahri Belen: Bize ders vermeyin demeniz bugüne kadarki kibarlığınıza uygun değil. O bizim hocamız.

Mahkeme Başkanı: Sayın Köksal Bayraktar sizi başka davalardan da biliyoruz. Bize ders veremez, bizim insan sevgimizi ölçemezsiniz.

Mahkeme Başkanı CMK 204'e göre Av. Uğur Yetimoğlu'nun dışarı çıkmasını istedi ancak henüz çıkartılmadı.

Av. Bahri Belen: Biz hakimlerin bizden daha hoşgörülü, daha sakin olacak diye bilerek savunma yapıyoruz.

Mahkeme Başkanı: Bülent Utku'yu basın mahkemesinden tanırım. Tarzını biliyorum. Ahmet Şık'ı tanımam, sevip sevmemem söz konusu değil Onun da fanı (hayranları anlamında) var. Ama insan sevgisine davet etmekle tahliye talep etmek aynı şey değil.

Av. Bahri Belen: Sizin de hocamıza böyle davranmamanızı rica ediyorum. Bu yargılamayı karşılıklı saygı çerçevesinde bitirmemizi umuyorum. 

Mahkeme Başkanı: İddianamede problemler var, kabul ediyorum. Sizin dinlemekten bir hukukçu olarak keyif alıyorum. Ama başka bir arkadaşımızın topa girip de "Bunu böyle söyleyemezsiniz" demesi mahkememizin tarzı değildir.

Av. Köksal Bayraktar: Biz burada adam öldürmeden yargılama yapmıyoruz. İfade özgürlüğünü yargılıyoruz. 330 gün tutukluluk az bir süre değildir. Çok uzun bir süredir. Ben Ergenekon'da, Balyoz'da savunmanlık yaptım. Sonunda ne oldu? Nice hayatlar karardı.Hukuku böyle sert bir şekilde uygulamak uygun değil. Hayır size yönelik bir şey yok. "Ama bunları söylediniz" diyorsunuz. İddia makamı,savunma makamı ve yargılama makamı var. Tabii ki bunları söyleyeceğim aksi halde kendi kendimi sınırlamış olurum. Savunma olarak sınırsız konuşmam gerekir. Katiyetle sizi küçük görmek diye bir şey yok. "Her türlü yardım olabilir" deniyor, bu yanlış. Yardımcı olabilmek için yapılmakta olan fiile etkin olarak müdahalede bulunacaksınız. Lütfen bunu akıldan uzak tutmayalım. Tekrar ediyorum. Ben gerekmüvekkillerimin hem de diğer Cumhuriyet çalışanlarının bir an evvel tahliye talep edilmelerini arz ve talep ediyorum.

Av. İlkan Koyuncu: Bugün UYAP'ta gördüm. Rapor gelmiş, önceki celsede müvekkilim izah etmiştir, Bu belgelerde de farklı bir husus yok. 15 gün önce her şeyi söyledik. Heyet kısa bir süre dedi, sanıklar beyanda bulunsun değerlendirelim dedi biz de itiraz etmedik. 11 ay devletten alacaklı olan bir adam için 15 gün daha bekledik ve ona da izah ettik. Ahmet Şık muhabir, vakıf senediyle ne alakası var.Bu dosya vakıfsa Akın Atalay niye tahliye edilmedi. Murat Sabuncu 2 aylık genel yayın yönetmeni Kadri Gürsel 34 günlük yayın danışmanı  Alev Coşkun, Kadri Gürsel ile ilgili ne dedi? Bir şey demedi. Rıza Zelyut ne dedi? "Üstten baskı geldi, yazı yazdım" dedi. K. Gürsel yazmadı. Mehmet Faraç gelmedi, belki gerekçede yer alacak. Ama söyleyeyim hiçbir şey söylemeyecek. İnan Kıraç ne söyledi? Biz getirdik onu Biz bu davayı hukuki mecrada tutmaya çalışıyoruz. Bu iddianameye rağmen tutmaya çalışıyoruz. Hukuk içinde kalmak için çırpınıyoruz. 11 aydır oturuyoruz, bir tane karşı oy alıyoruz, o üye duruşmada yok. 

Ahmet Kemal Aydoğdu'un avukatı da tahliye talep etti.

Mahkeme Başkanı: Star gazetesinin verdiği o haberi görmek istiyorum

Mahkeme Başkanı: Salonda bir arkadaşımız Star gazetesinde kararın verildiği, kararın tutukluluğun devamı yönünde olduğunu söyledi. O haberi görmek istiyorum.Star ve akşam gazetesindeki bu durumu haber yapan kişiler kim ise ya da buradan karar sızdıran bir kişi var ise bunlar hakkında cezai işlem yapılacaktır. Bu kişilerin adamlıkla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Ahmet Şık: 6 yıl önce beni ergenekonda suçladıklarında bu şekilde haberleri de STV açıyordu. Ben bu oyunu gördüm.

Ahmet Şık'tan Star ve Akşam için suç duyurusu...

Ahmet Şık: Ya sizin heyetinizden birisi, ya kalemden birisi bazı medya organlarına belge sunuyor. Ben gazeteciyim. Bana belge getirirlerse yazarım. Ben bu suç duyurusunu gazetelere yönelik değil, bu belge sızdıranlara yapılması. gerektiğini söylüyor dikkate almanızı istiyorum. Sabah gazetesine hiç soruşturma açıldı mı? Ben bunu merak ediyorum. Başka bir talebim yok. 

Mahkeme başkanı suç duyurusunu kabul etti: Akşam/Star'a suç duyurusunda bulunacağız. Sorumlu buradan kimden aldığını söylemezse adamlıkla ilgisi olmadığını düşünürüm.

Mahkeme Başkanı, haberi gördükten sonra Star gazetesi hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

Duruşmaya 22:30'a kadar ara verildi

Cumhuriyet davası için Akşam gazetesinden skandal mesaj

20.12: Mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma başladı. 

Savcı mütalasını verdi

Savcı gerekçe ve nedenlerin henüz ortadan kalkmaması gerekçesiyle tüm sanıkların tutukluluğunun devamını talep etti. Savcının gerekçeleri arasında ara karardaki eksikliklerin giderilmesi, bilirkişi raporlarının beklenmesi de var.

19.00: Duruşmaya ara karar için 1 saat ara verildi

18.00: Rıza Zelyut tanık olarak çağrıldı.

Rıza Zelyut:

"Buraya bir Cumhuriyet aydını ve Mustafa Kemal'in yazarı olarak geldim. Mustafa Kemal'i dedesi bilen biriyim. Mustafa Kemal'i sevdiğim için yargılanan bir insanım, FETÖ'cü örgütün açtığı davada yargılanmış bir yazarım. Hiçbir zaman AKP destekçisi olmadım. Ben burada Mustafa Kemal'i, laikliği, Atatürkçülüğü savunan yazılarım nedeniyle geldim. Benim bu dava açılmadan ve bu davayla ilgili işaret yokken 30 Nisan tarihli yazımın başlığı "İlhan Selçuk'u" vurmak."

"Vakıf üzerinden birileri Cumhuriyet gazetesine el koydu.  Nuray Mert'i, Can Dündar'ı Aydın Engin'i kim getirdiyse o yapmıştır"

Ben Cumhuriyet'in geleneksel yoldan ayrıldığını ve operasyon gazetesine dönüştüğünü yazdım. Cumhuriyet gazetesine ilk FETÖ operasyonu 21 Mart 2008'deydi. İlhan Selçuk'un içeriye atılması FETÖ'nün ilk hamlesi. Sayın hazirun, o döndemde SkyTürk'e çıktım "İlhan Selçuk ne yazdıysa altına adımı yazıyorum" dedim. Bunu da dönemin savcısı Zekeriya öZ'e seslenerek yaptım. Cumhuriyet beni ilgilendiriyor, arkadaşlar. Çünkü Cumhuriyet ile cumhuriyet değerli birbiri üzerine oturmuştur. Arkadaşlar, 21 Mart 2008'de kim gözaltına alındı İlhan Selçuk. FETÖ'nün en güçlü olduğu dönemler. Sonra da vakıf üzerinden birileri Cumhuriyet gazetesine el koydu. Kim yaptı? Nuray Mert'i, Can Dündar'ı Aydın Engin'i kim getirdiyse o yapmıştır. Yazarları suçladığım düşünülmesin. 12 haberin 8'i HDP ve Selahattin Demirtaş'tı. Bir gazetenin internet sayfasında HDP ve Demirtaş'ın 8  haberi olamaz."

Cumhuriyet aleyhine tanıklık yapan Rıza Zelyut: Türkiye'nin en iyi yazarıyım

"2008 Aralık'ta Can Dündar hakkında 10 gün yayın yapıldı, İlhan Selçuk da onlardan biriydi. Can Dündar hayatında hiçbir gazetede yayın yönetmeni olarak çalışmadı. Yayın yönetmenliği ile habercilik başka bir şeydir. Ben Türkiye'nin en iyi köşe yazarıyım . Hepinize cevabım vardır. Ardından da "Ben Mustafa Kemal'İn yazarıyım. Cumhuriyet'İn CUMOK diye destek grubu vardır Bunlar da Cumhuriyet gazetesini terk etti. Namık Kemal Boya'nın bu davanın ardından bir açıklaması vardı, bu açıklamada "Cumhuriyet'in DNA'ları ile oynandığı" söylenmiştir. O açıklamada gazete yazarlarının tutuklanması da talihsizlik olarak değerlendirildi."

"Bu gazetede ikinci cumhuriyetçi, FETÖ operasyonlarını alkışlayanlar var"

"Ben de gazetecilerin tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Meşhur MİT TIR'ları haberinin davasının bile tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum.  Bu gazetede ikinci cumhuriyetçi, FETÖ operasyonlarını alkışlayanlar var. Vakfın hileyle geçirilmesi yerel mahkeme tarafından karara bağlandı. O zaman Cumhuriyet'te çalışanlar Ergenekoncu ve ulusalcı gösterildi.Bu FETÖ'nün marifetidir. Ulusalcı isimler uzaklaştırıldı, Balbay, Faraç gibi. Ve gazetenin DNA'sı ile oynandı.Cumhuriyet gazetesinin laik, çağdaş, ulusal devletten yana, Amerikan emperyalizmine karşı olan tavrının yerine benim tespitlerime göre FETÖ ve PKK'yı destekleyen, yayan çizgiye itilmesi beni rahatsız etti.. Halen Cumhuriyet'te yazan, değerleri sonuna kadar savunan arkadaşlar var.Gazete okunmadığı için gazete yönetimi mülklerini satmak zorunda kalmış. Dava bu dava değil, Vakıf davasıdır.Benim PKK'yı ya da FETÖ'yü destekliyorsun demem mümkün değil. Ama gazetenin yeni Taraf haline getirildiğini görmüş tecrübeli bir gazeteciyim. Gönlümde yatan, Cumhuriyet'in bu badireleri atlatması, arkadaşlarımızın serbest kalması Cumhuriyet'in de cumhuriyetçilere teslim edilmesidir."

Mahkeme Başkanı: Bir sürü tabloid gazetesi var. Neden onlar değil de Cumhuriyet seçildi?

Rıza Zelyut: Cumhuriyet gazetesi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerinin temsil edildiği ve savunulduğu bir cephedir. Bu cephenin ele geçirilmesi gerekiyordu. Oraya yerleştirdiği yazarlarıyla Cumhuriyet değerlerinin içinde bir delik açmak istediler. Onun için FETÖ 21 Mart 2008'de operasyona başlattı, Can Dündar'ın Nuray Mert'in oraya getirilmesiyle işlemin bittiğini zannettiler.

"Bu bir demokrasi mücadelesidir"diyenlerin Cumhuriyet'e alınmasını doğru bulmuyoruz"

Mahkeme Başkanı: Ergenekon operasyonuyla başlayan süreç Aydın Enginlerin getirilmesiyle bitti diyorsunuz. 

Rıza Zelyut: Evet. Ama yazarları suçlamayalım, bunu kimler yaptı. 2007'den itibaren CHP'ye saldıranlara "bu bir demokrasi mücadelesidir"diyenlerin Cumhuriyet'e alınmasını doğru bulmuyoruz. Cumhuriyet'i destekleyenlerin suçlaması bana geri adım attıramaz. Çünkü ben iktidar politikalarına karşıyım.Benim kadar ayrıntılı yazan, cepheden iktidar partisini ve yönetimi hedef alan varsa saygı duyarım. Ama ben iktidarın değil Mustafa Kemal'İn yazarıyım. Gök Tanrı beni o şekilde toprağa alsın.

"Bu sanıklar içinde İlhan Selçuk'a düşman olan birini tanıyor musunuz?"

Av. Bahri Belen: Bu sanıklar içinde İlhan Selçuk'a düşman olan birini tanıyor musunuz?

Rıza Zelyut: Tanımıyorum ama, bir kişi İlhan Selçuk hakkında, Turgut Özakman hakkında kötü bir yazı yazıyor ve o kişi gazeteye genel yayın yönetmeni oluyor.

Av.Belen: MİT TIR'ları haberinden söz ettiniz. Aydınlık'ta çıkan haberle ilgili Aydınlık'a dava açıldı. Bu haber Aydınlık'ın FETÖ tarafından ele geçirildiği konusunda bir iddiaya yoruma neden olabilir mi?

Rıza Zelyut: Olamaz. Bu davanın Cumhuriyet davasının ana ekseni yapılmasına karşıyım. Ama bundan 1 yıl geçtikten sonra ve hakkında gizlilik kararı verildikten sonra yayınlanması da bana biraz ilginç geldi.

Aydın Engin: Türkiye'nin en iyi yazarıymış. Tanımıyorum kendisini. Beni Cumhuriyet'e alan İlhan Selçuktur"

 Aydın Engin söz aldı: (Zelyut'u kast ederek) Türkiye'nin en iyi yazarıymış. Tanımıyorum kendisini. Bu konuda kendimi geliştirmeye çalışacağım. Ama dedi ki "Nuray Mert'i, Aydın Engin' kim işe aldıysa.." Beni İlhan Selçuk işe aldı, sonra yazı işleri müdürü yaptı. Tüm gazete benim elimden çıktı. Aydın Engin'in Cumhuriyet gazetesine alınmasının tüm sorumluluğu İlhan Selçuk'undur.

Rıza Zelyut: Beni tanımaması normal. Ergenekon davalarında tamtam çaldığından görmemiştir. Ben onu ikinci kez kimin aldığını soruyorum.2014'te kim onu aldıysa odur sorumlu. Budur son kanaatim.

Rıza Zelyut GYV ödülünü böyle açıkladı: Aldatıldım. Ödülü iade ettim

Av. Tora Pekin, Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından Zelyut'a verilen ödülü sordu.

Rıza Zelyut: Aldatıldım, ödülü iade ettim.

Akın Atalay: Ben de 1992'den ölünceye kadar İlhan Selçuk ile çalıştım

Akın Atalay söz aldı: Ben de 1992'den ölünceye kadar İlhan Selçuk ile çalıştım. Her gün gördüm. Ondan öğrendiğim en iyi şey şu, ölmüş birinin arkasından onu referans göstererek "kemikleri sızlardı" gibi sözleri asla kullanmadım. Kullanmayacağım.En son dinlenen tanık benim hakkımda hiç tanışmamakla beraber bazı beyanlarda bulundu. Medeni Kanunu'nun 13 maddesi :Yaşının küçüklüğü  yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. 14. madde Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. 15. madde Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri  hukukî sonuç doğurmaz. Rıza Zelyut'a dair söyleyeceklerim bunlardır.CB Gn Sekreterliğine verilen imzasız dilekçede "sizi rahatsız etmeyecek muhalefet yapacağız" deniyor. Bu yazı üzerine Vakıflar Genel Müdünlüğü "olur" imzasıyla sonuçlanmış bir sürece yeniden inceleme başlattı.Bu ihbar dilekçesine ilişkin dosyada bazı ifade ve emareler var. 

Atalay, Alev Coşkun'un dosyaya verdiği ok işaretli küpür ile imzasız dilekçede verilen kupürün arasındaki benzerlikleri gösterdi.

Akın Atalay: Bu iki küpür aynı küpür.

Akın Atalay Alev Coşkun'un savcıya verdiği kupür ile Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen kupürün aynı olduğunu üzerindeki el yazısıyla notlarla gösteriyor. Alev Coşkun'un bana ait değil dediği imzasız dilekçe ekindeki kupürü gösterdi.

Akın Atalay Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dilekçeyi Alev Coşkun'un gönderdiğini kanıtladı

Akın Atalay: Bu gazetenin tarihine geçecek bir yargılama yapılıyor. O tarihe geçmesi açısından önemli. Hukuk davasına girmemek için özellikle kaçınıyorum. Türkiye'nin en büyük hukukçusu ve gazetecisi değilim. Ama ilkokul öğrencisine anlatır gibi anlatırdım hukuk davasını. Bizi 5'in 6'dan büyük olduğuna ikna edemezsiniz. Uzun uzun anlatmıyorum ama isterseniz o davanın da hukuki kısımlarını anlatabilirim.

Akın Atalay sözlerini tamamladı.

Avukat Bahri Belen: İlhanSelçuk Parlamentodaki en büyük üçüncü partinin haberlerinin yapılmasını istemez miydi?

Av. Bahri Belen konuşuyor: Tanık beyanlarında çelişki var. Zelyut, "Yönetim değiştikten sonra çok HDP haberi vardı.İlhan Selçuk döneminde olmazdı" dedi. HDP 2013'te kuruldu, Selçuk 2010'de öldü. Parlamentodaki en büyük üçüncü partinin haberlerinin yapılmasını istemez miydi? Mehmet Faraç yine gelmedi. Kendisinin husumeti vardır. Kendisi dinlendiği takdirde davaya katkısı olmayacağını düşünüyoruz.

16:12: Alev Coşkun dinlenilmek üzere çağırıldı

Alev Coşkun:

Alev Coşkun kısaca 1993'te Vakıf kurucu yönetimine girişini ve İlhan Selçuk'un onayıyla başkan vekili oluşunu anlattı.

"İlhan Selçuk vefat edince bir hareketlilik başladı. 2 Nisan 2013'te Vakfın ilk üyesinin Prof. Aydın Aybay'ın vefatı üzerine bir üyenin seçimi yapıldı. Bu tarihli seçimde hukuka aykırılık olduğuna inandık biz. Bu 2 Nisan 2013 tarihli seçim Cumhuriyet vakfı ve gazete için bir kırılma noktasıdır. Bu seçimle ilgili itirazlardan sonra seçimin yenilenmesi için yeni bir seçim yapıldı. O da hukuka aykırıydı. Biz de açık imzalarımızla şikayette bulunduk. 4 ayrı zamanda 4 ayrı Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişi tarafından bu seçim incelendi. İnceleme sonucunda 3 müfettiş bizim dediğimizin doğru olduğuna karar vermiş, biri "hayır" demiştir.Ama VGM "Cumhuriyet karışsın" mı diyor nedir, bir türlü seçim yaptırmıyordu. Bunun üzerine ben ve arkadaşlarım 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtık. Dava 1,5 yıl sürdü. 2 Haziran 2017'de bizim iddiamızın doğru olduğu 1. Asliye Hukuk Mah. tarafından tespit edildi ve gerekçeli karara bağlandı. Şu anda görülen dava bir ceza davasıdır. Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinin sorumluluklarıyla ilgili bir ceza davasıdır...Bu dava 2 kapsamlı olarak görülüyor. Birinci noktası terör örgütü üyesi olmamakla beraber yardım etmek, ikinci esası Vakıf mallarının özenli bir şekilde yönetilmemesi nedeniyle TCK 155'teki görevi kötüye kullanma suçlarını kapsıyor. Yani bizim açtığımız dava ile bu dava arasında en ufak ilişki yoktur. Bizim davamız basit bir iptal davası bu dava bir ceza davasıdır. Ekim ayında bu dava açılıp arkadaşlarımız tutuklandığı zaman buna ilk itiraz eden ben ve arkadaşlarım oldu. Biz bu tutukluluğa karşı olduğumuzu söyledik, bildiri yayınladık....13 Haziran 2017'de bir makale kaleme aldım, "Hukukun üstünlüğü ve kanunsuz suç olmaz ceza ilkesi" başlıklı makale sosyal medyada yer aldı.Bunları söylüyorum çünkü benim üzerimde 1,5 yıldır algı operasyonu yapılıyor. bugün bile Cumhuriyet'te var. "Neden bu davayı açtı" deniyor.Bu algı operasyonuna cevap vermem gerekiyor. 4 sebep var. 1. sebep hukuka bağlılık. Cumhuriyet 95 senedir hukuk diyor, önce Vakıf hukuka bağlı olmak zorunda. 2. sebep ben vakfın kurucu yönetim kurulu üyesiyim, 22 yılımı verdim. O çalışmaları bugün tutuklu olan arkadaşlarımla beraber çalıştık. Onların yaptıkları hizmetleri hiçbir zaman inkar etmiyorum. Üçüncüsü ben İlhan Selçuk, Nadir Nadi ve Uğur Mumcu ideolojisi yönünde çalışan bir insanım. Bu konuda en sert yazıları yazdım. İlhan Selçuk'a olan bağlılığım nedeniyle bu davaları açtım.Efendim, bu davayı açmasaydı bu dava olmayacaktı" deniyor. Böyle bir şey olamaz. 10 ay önce tutuklama olduğunda üstümde baskı hissettim. Milletvekilleri özellikle üzerime geldi. Onlara da "Bana bir hukukçu gönderin, ikna etsinler,davamda vazgeçeyim" dedim. Ama yapamadılar. 22 yılımı bu gazeteye verdim. Can Dündar ile oturup kahve içmişliğim yok. Ama düşünce kodunu bilirim, Cumhuriyet aleyhine yazı yazmış bir insan. Murat Sabuncu'yu, İlhan Tanır'ı tanımıyorum, Ahmet Şık'ı tanımıyorum. Yazılarını biliyorum ama tanımıyorum. Kadri Gürsel'le kahve içmişliğim yok ama iyi tanıyorum. Orhan Erinç 20 yıllık arkadaşım."

 "Sayenizde efendim"

Alev Coşkun, Turhan Günay'ın ne işi var bu davada dedi, Tuhan Günay sanık koltuğundan seslendi 'Sayenizde efendim'

Alev Coşkun:Bu arkadaşlardan terörist olmaz

"Aynı şekilde Güray Öz, Hakan Kara, diğer arkadaşlarım. Ben bu arkadaşlarımın geçmişini biliyorum, koridorda çalıştık. Turhan Günay'ın ne işi var burada? Aynı şekilde Güray Öz, Hakan Kara, diğer arkadaşlarım. Ben bu arkadaşlarımın geçmişini biliyorum,bu arkadaşlarla 22 yıldır beraber çalıştım, yaşam biçimini biliyorum. Bu arkadaşlardan terörist olmaz, bu arkadaşlardan FETÖ'cü olmaz,Bu arkadaşlarımızın mahkemenizden tutuksuz yargılanmalarını istiyorum.

Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı: Cumhuriyet gazetesi 2 Nisan 2013 için kırılma noktası dediniz. Açıklar mısınız?

Alev Coşkun: Yönetim kurulu üyemiz Prof. Aydın Aybay vefat etmişti. Cumhuriyet Vakfı'nın amir hükmü şu. 1 ay içinde herhangi bir nedenle ayrılan yönetim kurulu üyesi için seçim yapılır. Bu seçimin yapılması için 2 Nisan 2013'te yönetim kurulu toplandı. 11 kişiden 9 kişi hazır bulundu. 2 arkadaşımız oylarını kapalı zarf içinde vekaletname ile gönderdi. Toplantı açıldı, yeter sayısının olduğu görüldü. İki kişi sayın Mustafa Balbay ve sayın İnan Kıraç vekaletle, kapalı zarfla oylarını yollamışlar. Sayın Başkan Orhan Erinç dedi ki "Efendim, Mustafa Balbay'ın oyunu kabul edebiliriz, çünkü kendisi tutukludur ama İnan Kıraç'ın oyunu kabul edemeyiz. Çünkü Paris'e gitmiş Bunlar yönetim kurulu kararının zabıtlarında vardır. Buna karşı ben itiraz ediyorum. Diyorum ki "2 vekaletle oy var. Birini kabul edipdiğerini etmezseniz yarın zor duruma düşeriz. Eşitlik ilkesi aykırı olur, hukuka aykırı olur.Sayın Orhan Erinç "Ben bu konuda bir oylama yapacağım" dedi, ben de "Böyle bir oylama yapamazsınız" dedim.Ve prensip olarak Balbay'ın oyunu kabul ediyoruz, Kıraç'ın oyu da kabul edilsin mi edilmesin mi diye oylama yaptı. 50 yıllık arkadaşım,50 yıllık Orhan Erinç'in kariyerinde en talihsiz oylamadır."

Mah. Bşk: Sayın Coşkun lütfen heyeti muhatap alırsanız..

Alev Coşkun: Sayın Atalay'ın geçmişinde de talihsiz bir oylamadır.Bu konuda Yargıtay'ın içtihat kararı var. Yargıtay'ın kararını eleştirebilirsiniz ama Yargıtay kararına uymak herkesin görevidir.Yargıtay kararını bir Vakfın yönetim kurulu kararı ile değiştireceksiniz? İşte bu nedenle kırılma noktasıdır. Mustafa Pamukoğlu, İnan Kıraç'ın kararıyla kazanmış ama Erinç'in iki oyuyla Önder Çelik kazanmış. Önder Çelik seçilince Vakfın yapısı değişti, ve Cumhuriyet'e genel yayın yönetmeni olamayacak kişi genel yayın yönetmeni oldu.

Avukat Tora Pekin sordu: Gazetecilerin yanında gazete yönetimine böyle toplu bir dava açıldığını ilk defa görüyorum. Bu davanın en ayırt edici özelliklerinden biri. İddianamedeki Cumhuriyet'e yönelik "yayın çizgisi" tartışması ile sayın Coşkun'un şimdi ifade ettiği "eksen kayması" konusunda bir paralellik var. Sayın Coşkun, öncelikle savcılık soruşturmasında nasıl tanık olduğunuzu anlatır mısınız? 

Alev Coşkun: 31 Ekim 2016'da arkadaşlarımız tutuklanınca aynı saatte ben bir bildiri yayınladım. Dedim ki "bizim açtığımız dava eski bir davadır, bugünkü ceza davasıyla bir ilişkimiz yoktur ve bu tutuklamalara karşıyız. Eğer bir dava görülecekse tutuksuz yargılama olsun" diye bir bildiri yayınladım. Ertesi günü bir SMS geldi. Savcılıktan değil terör dairesinden. Ayın 1 ve ya 2'sinde saat 16.30'da beklediklerini söylediler. Ben de Ceza Kanunu gereğince gittim, soru sordular, cevaplarım iddianamede var...

Av. Tora Pekin: İfadenizde olan ama burada değinmediğiniz bir bölüm var. Cumhuriyet mensuplarının Sulh Ceza Hakimliğindeki tutuklamalarından biri 23 Mayıs ve 25 Mayıs tarihli haberler. Biliyor muydunuz?

Alev Coşkun: Ben gittiğimde zaten gözaltına alınmışlardı.Ama o iki tarihli gazeteden bahsettim. 72 milyon kişi karşı çıksa o iki gazeteye karşı çıkmaya devam edeceğim. 

Alev Coşkun "23 ve 25 Mayıs tarihli gazeteyi terör şubesine sen mi götürdün" sorusuna cevap veremedi.

Av. Tora Pekin: 23 ve 25 Mayıs tarihli iki gazeteyi terör şubesine siz mi götürdünüz diye sordum.

Alev Coşkun: Herhangi bir yere bakın bu iki gazete çıkacak. Bu gazete beni ağlatmıştır. Çünkü Cumhuriyet'in logosunun baş köşesinde Fethullah'ın remsi var. Siz bunu nasıl kabul ediyorsunuz?

Av Tora Pekin: Benim kabul edip etmememin ilişkisi yok. Bu iki gazetenin tutuklama gerekçesi olduğunu biliyor muydunuz dedim, bilmiyordum dediniz.

"Alev Coşkun'a yazıklar olsun tepkisi"

Alev Coşkun: Ben o iki gazeteyle ilgili ifademin arkasındayım. Bana FETÖ'cü olup olmadıklarını sordular. Bilmem dedim.

Bu cevap üzerine Salondaki izleyiciler "yazıklar olsun" diye tepki gösterdi

Alev Coşkun: Ben demin "bu arkadaşlarımız FETÖ'cü değil" dedim.

Av. Tora Pekin: Siz dediniz ki, cep telefonunuzda bu haber var. Ama benim sorum şu: Siz o fotokopileri alıp da mı gittiniz?

Mahkeme Başkanı: Soruya itirazımız var. Tanığı burada yargılayamazsınız. Bu fotokopinin tanıklık sıfatıyla alakası yok.

Av Tora Pekin: Alakası şu, terör şube ifadeye çağırmış. o da fotokopilerini alıp gitmiş.

Alev Coşkun: Sen diyorsun ki (Pekin'e) Bunlar Fethullah'ı baş köşeye koymuşlar, siz de onun fotokopisini alıp götürdünüz. Bu nedenle tutuklandılar. O zaman Fethullah'ı neden başköşeye koydunuz? 

Av. Tora Pekin: Bu haberin suç olduğunu mu düşündünüz?

Alev Coşkun: Ben suç değil, etik olmadığını düşündüm. Hiçbir zaman logonun üzerinde yer almamıştır.

Av Tora Pekin: Peki suç oluşturmadığını bildiğiniz bir yayını bir ceza soruşturmasında neden yanınızda götürüyorsunuz?

Alev Coşkun: Bana "neden dava açtınız" diye soruyorlar. Ben de 23 Mayıs'ta gazeteyi açtım, gözlerim yaşardı ondan dava açtım dedim. İlhan Selçuk görse ne derdi?

Av. Tora Pekin: İfadenizde "yapılan soruşturmanın bitmesini bekledik" diyorsunuz. Hangi soruşturma? Siz gazeteci misiniz?'

Alev Coşkun: Ben gazeteci değilim. Siz çok iyi biliyorsunuz. Ben 22 sene gazeteyi birinci imza yetkisiyle yönettim. En sert yazıları yazdım sizin ailenizin ismini Kuvay-i Milliye kitabına koymuş biriyim.

Av. Tora Pekin: Kişiselleştirmenize gerek yok.

Alev Coşkun: Siz kişisel soruyorsunuz

Av Tora Pekin: Mizanpaj temel bir ilke midir?

Alev Coşkun: Hiçbir zaman Cumhuriyet logosu üzerine çıkmamıştı. Ben bundan rahatsızdım, ölünceye kadar da  rahatsız olacağım.

Av. Tora Pekin: Haberin logonun üstünde yayınlanması temel ilkeye mi aykırıdır?

Alev Coşkun: Bu temel ilke değildir. Ama gazetenin geleneği vardır. Bu gazete Can Dündar'ın top oynayacağı yer değil. Bu gazete Atatürk'ün gazetesidir. Buranın temel ilkeleri var, Atatürk'e bağlılık, Cumhuriyet'e bağlılık Bu terör örgütünün baş köşeye getirileceği yer değildir.

Av. tora Pekin: İfadenizde, "Dinci ve tarikatçıların haberlerinin ilk sayfadan verilmemesi bir kural iken" diyorsunuz, ikinci sayfadan yayınlanabilir mi?

Alev Coşkun: Cumhuriyet'in bir geleneği var, bir de haber değeri var. Habercilikte köpek insanı ısırırsa haber olmaz ama insan ısırırsa haber olur. İlk sayfada görünce FETÖ bir köpeği mi ısırdı dedim. Başka yerlerde haber olur ama Cumhuriyet'te olmaz.

Av.Tora Pekin: Sizin "yayınlanamaz" dediğiniz haber Cumhurbaşkanı'nın damadı Berat Albayrak'ın ABD'de Gülen'i ziyaret haberi. Ama sizin döneminizde yayınlanan haber "Cemaatten Açıklama: Malikane Kavgası":

Alev Coşkun: Dediklerinizin hiç alakası yok. Bu haberle gazetenin herhangi bir sayfasında giren bir haber bir olur. Bunu niye buraya koydular.

Av. Tpra Pekin: O zaman bu haberi başka bir yerde yayınlasak hiçbir  sorun yok öyle mi?

Alev Coşkun: Haber girer ama baş köşeye girmez.

Av. Tora Pekin : İptal davasını açtığınız, toplantı yeter sayısının oluşmadığı. toplantıya siz katıldınız mı? Mazeret bildirdiniz mi? Neden katılmadınız?

Alev Coşkun: Katılmadım, bildirmedim. Bu soruya yanıt vermek istemiyorum.

Av.Tora Pekin: Katılmadığınız bir toplantı için, toplantı yeter sayısının oluşmadığını iddia ederek iptal davası açtınız. Doğru mu?

Alev Coşkun: Ben katılmadığım halde 6 kişiyle toplandılar. Ben hukukçuyum. Toplantı yeter sayısı oluşmadan toplandılar. Vakıf hukuka uyacak.

Mahkeme Başkanı: 22 yıl vakıfta görev yaptınız. Bunun ne kadar zamanı İlhan Selçuk ile geçti? 

Alev Coşkun: Cumhuriyet gazetesinin zor bir döneminde İlhan Selçuk beni davet etti. O dönem vakıf yok, şirket var. O şirketin başkanlığına seçildim. Daha sonra İlhan Selçuk Başkan oldu ben de başkan vekili oldum. Vefatına kadar böyle devam etti.

"Vakfın gazeteye müdahalesi olamaz"

Mahkeme Başkanı: Vakfın köşe yazarlarına, muhabirlerine herhangi bir müdahalesi olur mu? Vakıf yöneticileri ile Genel Yayın Yönetmeni arasında böyle

 
26 Eylül 2017 Salı 07:46 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Mehmet Polat
 
Mustafa Önsel
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1867 - ABD, Alaska'yı Rusya'dan 7,2 milyon dolar karşılığında alarak topraklarına kattı.
1892 - Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı.
1898 - ABD, Porto Riko'nun sahibi oldu.
1908 - Belçika Kongo Hür Devletini ilhak etti.
1912 - I. Balkan Savaşı başladı.
1912 - Trablusgarp Savaşı'nı sona erdiren Uşi Antlaşması imzalandı.
1920 - Saimbeyli'nin kurtuluşu
1920 - Türkiye Komünist Fırkası, Ankara'da resmen kuruldu.
1922 - İngiliz yayın kuruluşu BBC (British Broadcasting Company, sonradan British Broadcasting Corporation) kuruldu.
1936 - Atatürk, Ankara Hipodromu'nda at yarışlarını izledi.
1943 - Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses, Berlin'de başarılı bir konser verdi.
1944 - Sovyetler, Çekoslovakya'yı işgal etti.
1954 - Texas Instruments şirketi ilk transistörlü radyoyu üretti.
1959 - III. Akdeniz Oyunları Beyrut'ta yapıldı. Türkiye serbest güreş milli takımı 8 sıklette birinci oldu.
1967 - Sovyetler Birliği'nin fırlattığı Venera 4 uzay aracı Venüs gezegenine ulaştı ve Dünya dışında bir gezegenin atmosferini inceleyen ve gezegenler arası yayın yapan ilk araç oldu.
1968 - Dünya Olimpiyat Komitesi, iki zenci atleti (Tommie Smith ve John Carlos) madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1976 - Başbakan Süleyman Demirel, Fırat nehri üzerindeki Karakaya Barajı ve hidroelektrik santralının temelini attı.
1977 - Filistin'li gerillaların Somali'nin Mogadişu havaalanına kaçırdığı Lufthansa yolcu uçağını basan GSG-9 Alman anti-terör timi, korsanları öldürüp 86 rehineyi kurtardı.
1979 - Balgat katliamının iki sanığı Mustafa Pehlivanlı ve İsa Armağan idama mahkum edildi. 10 Ağustos 1978'de Ankara Balgat'ta solcuların gittiği 4 kahve taranmış, 5 kişi ölmüş, 11 kişi yaralanmıştı.
1982 - 574 sanıklı Ankara Dev-Yol davası başladı: 186 kişi idam istemiyle yargılanıyor.
1988 - Tuzla'da 7 Ekim'de Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişi öldürüldü. Olaya karışan 16 polise 56'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1989 - Doğu Almanya lideri Erich Honecker istifa etti.
1991 - Azerbaycan, Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan etti. İlk defa 28 Mayıs 1918'de bağımsız olan dünya Azerileri, bugünü "Cumhuriyet günü" olarak kutluyorlar.
1993 - Yunanistan'da Andreas Papandreou'nun ikinci başbakanlık dönemi başladı.
1996 - Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltında dövülerek öldürülmesiyle ilgili dava Aydın'da başladı.
1996 - Yargıtay, Yaşar Kemal'e verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezasını onadı.
2002 - Fildişi Sahili'nde bir ay süren çatışmaların ardından isyancılarla hükümet birlikleri arasında ateşkes yürürlüğe girdi.
2007 - Eski Pakistan başbakanı Benazir Butto, 8 yıllık sürgünün ardından döndüğü ülkesinde bombalı bir saldırıya hedef oldu. 126 kişinin öldüğü ve 248 kişinin yaralandığı saldırıdan Butto yara almadan kurtuldu.
2008 - güzel bir cumartesi günüydü ve bundan sonra hayatıma çıkmamacasına girecek olan insanı o gün tanıdım 599 gün geçmesine ramen ohala ilk günkü gibi hayatımın en güzel yerinde
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:48
  • Güneş06:28
  • Öğlen12:18
  • İkindi15:19
  • Akşam17:45
  • Yatsı19:14
 
Süper Loto
12.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu061328334448
 
On Numara
16.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01061213141619273537384049515255646568697580
 
Sayısal Loto
14.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu040612333445
 
Şans Topu
11.10.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu080913303409
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık