Türk halkı ne kadar mutlu? İşte il il veriler

Ana Sayfa » Siyaset » CHP'li Pekşen'den AB temsilcilerine darbe mektubu

CHP'li Pekşen'den AB temsilcilerine darbe mektubu

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, 15 Temmuz cemaatçi darbe girişimi ve sonrasında Türk demokrasisine ve parlamentosuna yeterince destek vermeyen Avrupa Birliği ülkelerine yönelik zehir zemberek bir mektup kaleme aldı. Ülkeleri büyükelçilerine gönderilen mektupta, '' “Türkiye'de olan biten her şeyin farkındayız. Tek sorumlu AKP değildir. Ortaya çıkan tabloda sizin de katkınız ve sorumluluğunun vardır. Türkiye’ye karşı sorumluluk ve taahhütlerinizi yerine getirmekten asla kaçınamazsınız. '' dedi.

 
22 Ağustos 2016 Pazartesi 15:09 
Yorum YapYazdır
 
 
CHP'li Pekşen'den AB temsilcilerine darbe mektubu

 

İngilizce ve Türkçe olarak kaleme alınan mektupta Pekşen, özetle şöylşe dedi:  “Darbe de terör de aynı amaca hizmet eden büyük senaryonun sahneleridir. Ülkemizin asla Suriye'de gerçekleşen senaryonun yaygın platosu haline getirilmesine izin vermeyeceğiz. Şimdi elbette yalnız terörü ve işbirlikçilerini yenmekle kalmayacağız bu vesileyle uluslararası camiada gerçek dostlarımızı da bir kez daha test etme olanağı bulacağız. Türkiye'nin egemenlik haklarını ve ulusal bütünlüğünü hedef alan tüm saldırıları bertaraf edecek siyasi ve kolluk gücü yanında halkının büyük bir kararlılığı vardır. Uluslararası hukukun bütün ülkelere terör örgütleriyle mücadelede yüklediği yükümlülükler yalnızca anlaşmalarda değil tarihi geleneklerde de açıkça bilinmektedir. Gerek BM anlaşmaları gerekse AB mevzuatı Türkiye'nin terör ve terörü destekleyenlere karşı her türlü uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmasını düzenlemiştir. Elbette tüm dostlarımız bu haklı mücadelede üzerlerine düşeni yerine getirmekten asla kaçınmamalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti anayasasında düzenlendiği gibi çağdaş demokratik ve laik bir hukuk devleti hassasiyetini azami ölçüde sürdüreceğinden emin olunmalıdır.” 

 

İŞTE AB BÜYÜKELÇİLERİNE YAZILAN MEKTUP

Sayın Ekselansları,

            15 Temmuz kalkışması sonrasında, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri izleyen dünyanın birçok ülkesindeki insanların zihinlerinde çeşitli endişeler ve kaygılar oluştuğu anlaşılmaktadır.

            Öncelikle bilinmesini isteriz ki Türkiye’nin bugün içerisine sürüklenmiş olduğu son derece ağır ve dramatik koşulların oluşmasında tek sorumlusu elbette AKP ve 17-25 Aralık’a kadar AKP’nin işbirlikçisi Fetullahcı terör yapılanması değildir.

            2007 yılına kadar çağdaş dünyanın güçlü ve kararlı bir ülkesi olan Türkiye’nin, 2007’den sonra büyük bir eksen kaymasına sürüklenmesi bir yandan yeniden iki kutuplu hale dönüşen dünya politikalarından ayrı düşünülemeyeceği gibi diğer yandan tarihsel dostluklarla izah edilemeyecek vurdumduymazlık ve işbirliği içerisinde olan müttefiklerimizin ve sözde dostlarımızın en hafif deyimle son derece ağır ihmallerinin olduğunu söylemek haksızlık olmaz. 60 yıl içerisinde AB yolundaki mücadelesine sürekli engeller çıkaran her defasında birçok uydurma engellerle, kendi ülke halklarına Türkiye aleyhine baskı grupları oluşturmaya sürükleyen Avrupalı dostlarımızın sorumlulukları asla görmezden gelinemez.

            Avrupa Birliği’nin sürekli tartışılan çifte standart durumu AKP iktidarıyla iyice su yüzüne çıkmıştır. AKP iktidarının ilk yıllarında “İlerleme Raporları” siyasal iktidarın her türlü uygulamasını hoş görme çabası içerisindeydi. Özellikle “Ceza Adaleti Sistemi” üzerinden muhalif basının baskı altına alınması, susturulması ve ele geçirilmesi çabaları AB tarafından tümüyle görmezlikten geliniyordu.

            AKP’nin hukuk dışı uygulamalarını AB’nin görmezden gelmesi esasında AB planlayıcılarının da arzu ettiği AB’den uzaklaşma sonucunu sağlamaya yönelik olmuştur.

            Uzun yıllar laik demokratik düzen güvencesi olarak Silahlı Kuvvetler gösterilmiş ve siyasi partilerin güçlü bir sivil bir toplumla, demokratik hukuk devleti ve güçlü demokrasinin güvencesi olması engellenmiştir. Sivil toplum ve siyasi partiler üzerinde faşizmden daha ağır bir baskı unsuru oluşturan %10 seçim barajı partileri ideolojik tercihler arasına sıkıştırmıştır. Hal böyle olunca popülizm kaygısı giderek yerini, popülizm baskısına teslim olmuş siyasi yapılara bırakmıştır.

            Siyasi partilere güven kaybı, sendikalara baskı, sivil toplum örgütlerinin çürümüşlüğü demokratik hukuk devleti sistemini büyük bir oranda işlevsiz hale getirmiştir.

            Geriye dönüp baktığımızda kuruluş felsefesine ilişkin her ne varsa bugün tek tek terk edilmiş ve yerine modern dünyanın evrensel değerlerine ilişkin hiçbir ilke konulmamıştır. Ekonomi, adalet, bürokrasi, eğitim, sağlık, sivil toplum, sendikalar, basın, silahlı kuvvetler ve aklınıza gelen her ne varsa yerleşik gelişme sürecinden sökülerek tam bir karmaşaya teslim edilmiştir. Dış politikada barışçıl politikalardan uzaklaşmanın sonuçları ise bir daha kolay kolay onarılamayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

            Bulunduğumuz coğrafyada kalıcı dostluklar ve iyi komşuluk yerini tutarsız ve güvenilmez politikalara bırakmıştır.

            Mevcut AKP hükümeti, Batı’da ekonomik ve siyasal anlamda kaydedilen evrime karşı bir görüş ifade etmekte; Rönesans, Reform, aydınlanma çağı ve bilim devrimi diye adlandırılan bu evrimin, ahlaki yozlaşmaya yol açtığını ileri sürerek din eksenli bir görüşü savunmaktadır. Bu yaklaşım, demokratik felsefeye engel olduğu gibi özgür düşünce ve kadın haklarına saygı alanında sorunlar da yaratmakta, bilim ve teknolojide ilerlemeyi önlemektedir. Özellikle eğitimde akılcılığa dayalı bir sistemden uzaklaşılarak toplumda din etkisinin büyük ağırlık kazandığı görülmektedir.

            2007 yılından sonra siyasi iktidarını anayasal düzen dışı tercihlere yönelen iktidar partisi AKP’nin ideolojik iktidar dönemi, Türkiye’nin tarihi çizgisinden sapacağının çok açık göstergesidir. Nitekim dünya hukuk tarihine geçecek eşi benzeri görülmemiş ve yargılama adı verilen Türkiye’de kumpas davaları adı verilen davalarla Türkiye’de siyasal yörünge tümüyle değiştirilmiştir. Davalardaki en önemli amaçlardan birisi de laik demokratik düzenin koruyucusu olarak algılanan Silahlı Kuvvetlerin tümüyle çökertilmesidir.

            Fetullahçı terör örgütü ve işbirlikçisi AKP siyasi iktidarı, bu ilkel işbirliği ile tarihte eşi benzeri görülmemiş hukuksuzluklara imza atmışlardır. Nitekim davaların sonucunda Türkiye üzerinde herkesin kendi çıkarları doğrultusunda planladığı projeler gerçekleşmiş, hedeflere amaçlara ulaşılmıştır. Türkiye’nin bugün içerisine sürüklendiği durum, en önce ne yazık ki Avrupa halklarını endişelendirecek hale gelmiştir. Unutulmamalı ki Türkiye’nin tarihsel ve kültürel rotasının, Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yörüngeye tekrar oturması çok büyük önem arz etmektedir.

            Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’si Batı ülkeleri içerisinde yer almış, kabul ettiği demokratik sistem ve hukuki kazanımların yüksek bir uygarlık için gerekli olduğuna inanmıştır.

            Türkiye BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne taraf olmuş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve AGİT Helsinki Nihai Senedini imzalamıştır. Türkiye Anayasası ile uyum içerisinde olmadığından İslam Konferansı Teşkilatı Kahire İnsan Hakları Deklarasyonu’nu onaylamamıştır. Başka bir deyimle Türkiye’nin yeri ve yönü belirlidir.

            Bu arada, Türkiye’nin üye olduğu Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’nın (NATO) kurucu antlaşmasının başlangıç bölümünde aynen şu ifadelere yer verildiğini de belirtmek gerekmektedir:

            “Taraflar, kendi halklarının özgürlüklerini, ortak mirasını ve uygarlığını, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak korumaya kararlıdırlar.”

            Türkiye Avrupa Konseyi’nin ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın üyesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu yargı yetkisini kabul ederek insan hakları ihlallerinin denetlenmesine yönelik mekanizmayı benimsemiştir. Türkiye’de yargıya güvenin kaybolduğu bir dönemde yukarıda değinilen güvencelerin ne kadar önemli olduğu kuşku götürmez.

            Başta jeopolitik yapısı olmak üzere birçok neden Türkiye’nin uygar dünyanın saygın bir üyesi olarak kalabilmesi için 21. yüzyılın aydınlarına ve entelektüellerine büyük sorumluluklar yüklemektedir.

            Siyasi iktidarlar Türkiye politikalarında ve hesaplarında büyük hatalar yapmıştır. Başta Avrupalı dostlarımız olmak üzere Türkiye’yi son derece yanlış ve yönlendirilmiş algılara sürüklemişlerdir.  Türkiye öncelikle ve ivedilikle 14 yıldır çağdaş dünyanın değerleri ile çatışan ve çelişen bugün ki AKP siyasal iktidarından kurtulabilmeyi başarmalıdır. Bunun başarılabilmesi için öncelikle Avrupalı dostlarımızın Türkiye’de olan biteni önyargısız ve peşin hükümlü kabul etmemeleri gerekir.

            AKP’nin uyguladığı siyasal, sosyal politikalara bir de dış politikada tarihi yön değiştirme eklenince sonuçlar son derece ağır olmaya başladı. Şehirler, sektörler, çiftçiler, sanayiciler, işçiler, bürokrasi, üniversiteler, silahlı kuvvetler, yargı, medya, iş dünyası, sendikalar, kadınlar hatta spor dünyası ve özellikle futbol, kısacası herkes kaybediyor. Ancak bütün bu kaybedişlere rağmen asıl ilginç olan ise, olan bitenin asıl sorumlusu olan siyasal iktidar kazanıyor, muhalefet ise kaybediyor!

            AB, ülkedeki müthiş baskıları eşitsizlikleri ve ayrıştırmayı görmüyor mu acaba? Görüyor ise neden bütün bunları görmezlikten geliyor? Avrupalı dostlarımızın bu konularda tek kelime etmemesi ne kadar ilginç!

            Bugün dünyada iki ayrı grup değerlendirme hâkimdir. Birinci gruptakiler Türkiye’yi tanıyanlar ve bilenler ki onların değerlendirmelerinde de Türkiye hakkında son derece olumlu görüşler hâkimdir. İkinci grup ise, Türkiye’yi tanımadan önyargılarıyla Türkiye’nin gerçekleri ile örtüşmeyen değerlendirmelerde bulunanlardır. Türkiye gerçekler ve yönlendirilmiş algılar arasında kalan bir ülke haline gelmiştir.

            12 Eylül darbesi sonrası ülke yaşamına hakim olan yozlaşma ve dejenerasyonla daha fazla yaşamak mümkün değildir. Yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık hepimiz için utanç verici bir gündem olarak yaşamın tam ortasındadır. Liyakat ve kariyerin hakim olduğu bir ülkede ekonomik ve sosyal demokrasi hepimizin yeni bir umuda yelken açmasının kaçınılmaz yoludur.

            Sömürüye, ezilmişliğe, açlığa, yoksulluğa, cehalete, baskıya, faşizme ve daha birçok insanlık suçuna direnmek için ne pahasına olursa olsun demokrasi, ne pahasına olursa olsun hukuk devleti ilkelerinden asla vazgeçmemeliyiz. Kuralların işlediği bir demokratik rejimde ne yolsuzluk, ne yoksulluk, ne de adaletsizlikler olur.

            En doğrusu Türkiye’nin bu zor dönemde gerçek dostlarının, Türkiye’yi anlamak için biraz olsun ilgi gösterip zaman ayırmaları olacaktır. Türkiye’de bugünlerde yaşanan ağır süreçlerin odağında AKP iktidarı ve ülkenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğunun farkındayız. Dünyanın birçok devleti benzer badireleri yaşamıştır. Şunun da bilinmesini isteriz ki Türkiye çok köklü devlet gelenekleriyle tarihin en önemli devletlerinden birisi olmayı her daim başarmıştır; yine başaracaktır. Türkiye ne Erdoğan’a ne de onun parti devletine teslim olmayacaktır. Bizim için önemli olan bu zor günlerimizde Türkiye’nin tam da ihtiyaç duyduğu bu dönem de kimler dostları ve ne kadar yanımızda olacağını görmek bizim için önemli olacaktır.

 

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla.

Av. Haluk PEKŞEN

CHP Trabzon Milletvekili

 
22 Ağustos 2016 Pazartesi 15:09 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1302 - Osmanlı Beyliği ile Bizans İmparatorluğu arasındaki Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.
1794 - Fransız Devrimi'nin jakoben önderlerinden Maximilien Robespierre iktidardan düşürüldü ve Fransa Millî Meclisince tutuklandı. Robespierre, 28 Temmuz'da idam edildi.
1914 - Avusturya, Sırbistan'a resmen savaş ilân etti; I. Dünya Savaşı başladı.
1921 - Toronto Üniversitesi'nden biyokimyacı Frederick Banting'in başında bulunduğu araştırmacılar, insülin hormonunu keşfettiklerini açıkladılar.
1926 - Eski İttihatçı ve İzmir Suikasti girişimi sanıklarından Kara Kemal, yakalanmak üzereyken saklandığı tavuk kümesinde intihar etti.
1949 - Dünyanın ilk jet motorlu yolcu uçağı de Havilland Comet, ilk uçuşunu yaptı. İlk ticari uçuşunu ise Mayıs 1952'de yapacaktır.
1953 - İki milyondan fazla kişinin öldüğü Kore Savaşı sona erdi. Ateşkes anlaşması Panmuncon'da imzalandı.
1957 - Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilâtı kuruldu.
1964 - Amerika Birleşik Devletleri'de siyahlar, Federal Mahkeme'ye başvurma hakkını elde etti.
1971 - Türkiye Ortak Pazar Geçici Ticaret Anlaşması imzalandı.
1972 - Kartal kod adlı avcı uçağıF-15 ilk uçuşunu yaptı.
1976 - Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'e, Waldorf Astoria Oteli'nde konuşurken, Kıbrıslı Rum Staviros Skopetrides tarafından suikast girişiminde bulunuldu.
1993 - Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in görev süresinin 1 yıl uzatılmasına karar verildi.
1995 - Pamukova, Sakarya'daki mühimmat bölüğünde yangın çıktı, cephanelik havaya uçtu. 15 bin nüfuslu ilçe boşaltıldı.
1996 - Atlanta Olimpiyat Parkı'nda meydana gelen patlamada 2 kişi öldü. Olay yerine koşarak giden TRT kameramanı Melih Uzunyol da kalp krizi geçirerek öldü.
2000 - Suriye'nin yeni devlet başkanı Beşar Esat ülkesindeki siyasi mahkumların geri kalan cezalarını affettiğini açıkladı.
2002 - Ukrayna'da hava gösterisi sırasında bir savaş uçağının (Su-27) düşmesi sonucu izleyicilerden 77 kişi öldü.
2008 - İstanbul Güngören, Güven Mahallesi'deki, Kınalı Caddes] üzerinde bulunan Menderes Çıkmazı'nda saat 22:00 civarında 2 ayrı patlama meydana geldi. Patlamada 18 kişi hayatını kaybetti, 154 kişi yaralandı.
2008 - Dünya'nın en büyük gruplarından biri olan Metallica 3. kez Türkiye'ye gelerek Ali Sami Yen Stadyumu'nde konser verdi.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:59
  • Güneş05:05
  • Öğlen12:39
  • İkindi16:35
  • Akşam19:51
  • Yatsı21:40
 
Süper Loto
20.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020327515354
 
On Numara
24.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu07080911121314171924293133364447515356667278
 
Sayısal Loto
22.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011314192930
 
Şans Topu
26.07.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu142021222603
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık