Benzin ve mazota dolar zammı; benzin 5 TL'nin üzerinde

Ana Sayfa » Siyaset » CHP'li Haluk Pekşen'den önemli açıklamalar

CHP'li Haluk Pekşen'den önemli açıklamalar

CHP Trabzon Milletvekili Avukat Haluk Pekşen, Odatv'den Nurzen Amuran'ın sorularını yanıtladı.

 
1 Ağustos 2015 Cumartesi 21:36 
Yorum YapYazdır
 
 
CHP'li Haluk Pekşen'den önemli açıklamalar

 

Nurzen Amuran: Bizim geleneksel dış politikamız rafa kaldırıldıktan sonra günü birlik kararlar ülkemizde terörü yeniden canlandırdı.IŞİD ve PKK son günlerde şiddetini artırdı.Biraz geriye giderek olayları yeniden mercek altına alalım Ortadoğu’daki petrol ve doğalgaz paylaşımında Kürt gruplar nasıl kullanıldı ve Suriye neden şiddet sarmalının ortasında bırakıldı?

Haluk Pekşen: Körfez savaşından sonra 1992 yılında 1992 yılında Erbil’de Kürt devleti ilan edilmiş, Türkiye, Barzani yönetimini Kuzey Irak sınırını kapatmakla tehdit edince projeden vazgeçilmişti. Zira bu durumda Musul-Kerkük petrolleri bölgeye hapsolacaktı. Denize ulaşmak ve dünya ile Kuzey Irak’ın tek bağlantı noktası Türkiye idi.

2007 yılında Washington bağlantılı çeşitli düşünce kuruluşları, ABD’de Kürt guruplarla bir dizi toplantılar yapmış; Toplantılarda İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtlerin öncelikle federal yapıda özerklik kazanması hedeflenmişti. Ayrıca bu toplantılarda Musul Kerkük petrolünün dünya pazarına Suriye üzerinden Akdeniz’e çıkması için bu ülkenin kuzeyinde Türkiye sınırına paralel bir Kürt koridoru oluşturulması tartışılmıştı. O tarihlerde Türkiye’ye rağmen bu projeyi uygulamak, olası gözükmüyordu. Zira İskenderun körfezine kadar uzanacak bir parçalanma demografik yapıdan dolayı olası değildi.

2011 yılında İran, Irak ve Suriye İran gazını (Katar ile aynı havzayı Pars bölgesini paylaşıyorlar) Rusların kontrolündeki Tartus limanı üzerinden Akdeniz’e çıkaracak bir gaz boru hattı anlaşması imzaladılar. Anlaşmanın hemen ardından Suriye’de iç savaş patladı.

"TÜRKİYE ONE MINUTE TUZAĞIYLA ORTADOĞU'YA BALIKLAMA ATLADI"

Suriye’de iç savaşın başlamasıyla Türkiye nasıl bir rol üstlenmeye çalıştı,nerede yanıldı?

Türkiye Van minut senaryosuyla ortadoğunun liderliği tuzağına balıklama atladı ve  sünni müslümanların liderliği hevesiyle de Suriye operasyonunun içinde buldu kendini. Önce sınırlarını açtı ve oluşan muhalif direnişlere silah dahil, her türlü desteğin ulaşmasına izin verdi, göz yumdu. Oysa ABD ve İngiltere daha sonra yayınlanan raporlardan da anlaşıldığı üzere Esad’ın kısa sürede devrilmeyeceğini çok iyi öngörmüşlerdi. Bu durumda Suriye’de bölünmeye yönelik bir iç savaş kaçınılmazdı. Suriye üzerinden Akdeniz’e açılmak istenilen Kürt koridoru bölgesinde yalnızca Kürtler yaşamıyordu. Bölgede ağırlıklı olarak Arap ve Türkmenler hakimdi. Kürt Koridorundaki bütünlüğün sağlanması için Arap ve Türkmenlerin bölgeden uzaklaştırılması  gerekiyordu.

"IŞİD, TÜRKMEN VE ARAPLARI SÜRMEK İÇİN MAŞA"

Devreye  IŞİD girdi, Arap ve Türkmenlerin bölgeden uzaklaştırılma görevini IŞİD üstlendi değil mi?

Evet. Bu iş için Irak Şam İslam Devleti iyi bir maşaydı. Halen de kullanılmaya devam ediliyor. Yöntem son derece basitti; Önce IŞİD bir Arap veya Türkmen kasabasına saldırıyor. Yaptığı canice katliamlarla dünya medyasında ürkütücü etki ile halkı göçe zorluyor. Halk bölgeden uzaklaşınca da uçaklar devreye giriyor. IŞİD’i bombalıyor veya kasabadan sürüyor. IŞİD’in boşalttığı yerleri ise PYD(PKK) dolduruyor. Ayn-el Arap (Kobani), bu uygulama modelinin tipik örneğidir. Uygulanan bu yöntemin devam etmesi Türkiye’ye olan göçü öngörülenin çok üzerinde artıracaktır.

Bu gelinen noktadan sonra Türkiye’nın konumu ne olacaktır bizi neler bekliyor?

Öngörülen Kürt koridorunun tamamlanmasına az bir mesafe kalmıştır. Koridorun gerçekleştirmesi,orta vadede Türkiye’nin istikrarsızlaşmasına hatta uzun vadede bölünmesine bile yol açabilecektir.Elbette böylesi bir durumda Türkiye’nin kayıtsız kalması beklenemez. Ayrıca Irak ve Suriye toprakları üzerinde İran’dan Akdeniz’e çıkacak bir gaz boru hattını kesmek için bir selefi İslam devleti kurulması istenildiği bilinmektedir. (IŞİD) Böyle bir din devletinin de Türkiye’yi etkileyeceği ve istikrarsızlaştıracağı açıktır. Bunun öngörülemediğine inanmak mümkün değildir. Öte yandan ABD, Türkiye’nin“tampon bölge ve uçuşa yasak bölge” Kürt koridorunun önünü keseceğini bildiği için, Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen bu proje geri çevrilmiştir.

AKP HATA YAPTIĞINI ANLADI

AKP iktidarının bütün ümidi Suriye’ye bir müdahale gerçekleştirilmesiydi. Böyle bir müdahale Türkiye’ye ağır bedel ödetir değil mi?

Suriye’ye olası bir müdahaleye zaten Batı karşı çıkacaktır. Bunun yanında bir de Suriye ve Rusya’nın onayı olmadan yapılacak bir müdahale dediğiniz gibi Türkiye’ye pahalıya patlayacağı açıktır. Müdahalenin olmazsa olmaz koşulu Suriye ve Rusya’nın onayının alınmasıdır. IŞİD ile mücadele adına yapılan müdahaleyi mevcut Suriye yönetimi onayladıktan sonra Batının olası tepkisi son derece etkisiz kalacaktır. Ancak böylesi bir müdahale Türkiye içerisinde büyük istikrarsızlaşma tehditlerini de gündeme getirecektir. Türkiye’nin her tarafında terör eylemlerinin tırmanması son derece güçlü bir olasılık olacaktır. Bu tür eylemler, müdahale kararı alan hükümeti ve varsa koalisyon ortaklarını son derece yıpratabilecektir. Kaldı ki son seçimde %13 oy alan HDP içinde büyük bir çöküş etkisi yaratacaktır.

AKP 7 Haziran Seçimlerinden sonra, daha belirgin HDP ve Açılım politikasıyla arasına mesafe koydu.Siz bu dönüşü neye bağlıyorsunuz?

AKP Yönetimi, son 10 yıldır sürdürdüğü açılım politikasıyla hata yaptığını görmeye başlamıştır.”Dağda terör yapacağına ovada siyaset yap mantığı” ayrıcalıklı Kürt hareketinin siyasallaşmasına fırsat vererek %5’lerde olan oy oranını %13’lere çıkarmasını sağlamıştır. Silaha ve teröre bulaşan siyasi hareketlerin halktan destek bulması ve büyümesi olası değildir. Ancak terörün şehirde siyasallaşması bölgede demokrasinin sona ermesi ve örgüt kurallarının geçerli olmasına neden olur ki, AKP bu büyük hataya düşmüştür. 7 Haziran seçimleriyle AKP’den kurtulmak için önemli bir entelektüel ve sol seçmenin HDP’ye oy vermesi CHP’nin oy kaybına neden olmuştur.İŞID terörü ile birlikte PKK terörünün başlaması,HDP’ye giden oyların geri gelmesine neden olacaktır. Anlaşılan o ki AKP’ nin amacı, HDP’ye kaptırdığı Kürt oylarını geri almaktır.Ancak olası bir Suriye müdahalesi sonrası AKP’ye duyulan tepki de seçim sonuçlarını ciddi olarak etkileyeceği açıktır. Bu durumda CHP’nin yeniden güçlü bir çekim merkezi olacağı ve Türkiye’yi yeniden inşa etmek üzere iktidara taşınması olasılığı son derece güçlüdür.

Türkiye ABD’nin soğuk bakmasına rağmen bir tampon bölgeden yana.Olası bir tampon bölge ne işe yarayacaktır?

Kürt koridorunun Akdeniz’e ulaşmasını engellemeye..

Tampon bölgenin amacına ulaşabilmesi için ancak bölgede yaşamayı kabul eden bir nüfusun olması zorunludur. Bu amaçla Türkiye’de bulunan mülteciler tampon bölgeye yerleştirilerek güvenlikleri sağlanmalı ve bu bölge dışına göç etmeleri önlenmelidir. Türkiye’ye entegre bir nüfusun bölgede kalıcı konuşlanması tek kalıcı çözüm yöntemidir.

"YEŞİL YOL PROJESİ İLE RANT YANDAŞLARA PEŞKEŞ ÇEKİLECEK"

Terörün tırmanması yüzünden bazı demokratik eylemler gündemin dışında kaldı ama biz yine bu eylemlerin birinden söz etmek istiyoruz.Gezi eylemlerinden sonra Yeşil yol projesine gösterilen tepki de doğaya saygı sorumluluğunun güzel bir örneği oldu. Yeşil yol projesi bir takım yandaşlara para kazandıracak sadece bir turizm bölgesi mi olacak yoksa başka gizli planlar da var mı?

Ülkemizde son 12 yılda yol iyileştirme, geliştirme adıyla başlayan projeler kamu otoritesinin desteğiyle rant yaratılması ve kamu kaynaklarının haksız bir şekilde yağmalanması ile sonuçlanmaktadır. Yeşil Yol Projesi de kamu otoritesi eliyle rant yaratılması ve bunların yandaşlara peşkeş çekilmesidir. Bölgenin turizm potansiyelinin betonlaşma ile artırılmaya çalışılması kabul edilemez. Halen 2600 km yol inşası üzerinde bulunan, ulaşımı olmayan hiçbir yayla bulunmamaktadır. Mevcut yayla yollarının iyileştirilmesi, sorunun daha çabuk ve çevre katliamı olmadan çözülmesini sağlayacaktır. Projenin uygulanmasında endişe duyulan ve mütalaa edilen tespitlerimizin bazıları şunlardır:

·    Zengin flora ve fauna kaynakları bilimsel hiçbir değerlendirme yapılmadan projenin tehdidi altına girmiştir.

·    2600 km’lik yolun 1500 km’si asfalt kaplanacak olması bölgedeki vahşi yaşama karşı; geçiş yollarının kapanması, trafik tehdidi, ses, izinsiz avlanma, yaşam alanlarında oluşan stres gibi sebeplerle ağır bir tehdit içermektedir.

·    Açılacak yollar sebebiyle bölgenin yoğun yağmur altında oluşacak toprak yarıklarından zaten çok sayıda gerçekleşen heyelanlar ve yoğun erozyon çok daha ağır koşullara taşınacaktır. Güzergah üzerinde planlanan 40 turizm merkezinin paylaşımı üzerindeki şaibeler bir yana, derme çatma yapılar, kaçak inşaatlar, bölge mimarisiyle ilgisiz çirkin yapılaşma, betonlaşma, yağmalama gibi birçok olumsuzluğu da beraberinde getireceği bu güne kadar ortaya çıkmış olan gerçeklerden anlaşılmaktadır.

·    Kanuna Karşı Hile yöntemine başvurularak, yol yapım işi 20 km’nin altında dilimler halinde ihale edilerek ÇED Raporu alınması zorunluluğu baypas edilmiştir.

O RAPOR İLE AKP YEŞİL YOL AMACINI İLAN ETTİ

Yetkililer burada az sayıda turistik merkez kurulacak diyordu siz doğru olmadığını söylediniz. Bu yaylalar kimlere turistik tesisler kurulması için verilmeye hazırlanıyor. Herhalde yöre halkına yaylaların gerçek sahiplerine değil, değil mi?

Merkezi ve 5 adet Kültür Turizmi Koruma Geliştirme Bölgesi bulunduğu; yol tamamlandığında bölgede turizm için yapılacak yeni yatırımlara altyapı oluşturmanın hedeflendiği DOKAP raporunda yer almaktadır. Amaç baştan ilan edilmiştir: Altyapıyı oluşturup, yandaşların turizm tesislerine alan yaratılmaktadır. Yaylalarımız kısa dönemli karlar için yok edilmek istenmektedir.

Yolun geçeceği Ausor yaylasında, Çevre ve Orman  Bakanlığı’nın orman kesim izni vermesinin, ağaç katliamına yol açacağı gerekçesiyle Rize İdare Mahkemesi’nde bir dava açılmıştı. Mahkeme, “yürütmeyi durdurma” kararı verdi. Ne acıdır ki okuduğumuz haberlere göre Ausor ve Huser Yaylalarının da yüzlerce ağacın kesildiği ortaya çıkmış. Bu yüzden çalışmaların tüm yargı süreçleri sonuçlanıncaya kadar durdurulmasını istemek hukuka saygı gereğidir, değil mi?

Na acıdır ki dedikleriniz doğru.Orman kesim izninin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davanın kararı çıkıncaya kadar geçen kısa sürede, Yeşil Yol’un geçeceği Avusor-Haczane ve Huser yaylaları güzergâhında yüzlerce ladin ve çam ağacının kesildiği, çok sayıda ağacın da iş makinelerince dereye yuvarlandığı belgelenmiştir. AKP hukuka karşı her zaman hile yolunu seçmiştir. Evrensel hukuk kurallarını hiçbir zaman uygulamamıştır, engellemiştir.

BÖLGE DBİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK BAKIMININ DÜNYANIN EN ÖNEMLİ 35 NOKTASINDAN BİRİ

Doğa katliamını AKP iktidarı sadece ağacın kesilmesi olarak algıladı, “ağaçlar kesilmeyecek” denildi. Her zaman olduğu gibi, “kesilirse yerine beş ağaç dikeriz” sözünü tekrarladı. Kendi doğasında yetişen bir ağacın yerine o toprağa yabancı bir ağacın dikilmesi o bölgenin florasına zarar vermez mi? Birde bölgede yaşayan canlılar var?

AKP zihniyeti hem ağaç kesmenin çevreye zarar vermediğini savunur, hem de dikeriz üç-beş ağaç diyerek ekolojik dengeyle dalga geçerler. Aynı vücut sistemimizin bir parçası eksik olsa, sağlıklı bir şekilde yaşamamızın mümkün olmayacağı gibi, ekolojik dengenin işleyişine yapılacak her türlü yanlış müdahalenin ciddi olumsuz etkileri olacaktır.

Projenin uygulanacağı bölge, 2’si küresel, 80’i Avrupa, 214’ü ülke biyolojik çeşitliğinde olmak üzere tam 296 tehlike altındaki bitki türüne sahiptir. Bölge yeryüzünün en zengin biyolojik çeşitliliğine sahip tehdit altındaki 35 sıcak noktadan biridir. Proje uygulamaya konulursa, tabii ve ekolojik denge, su kaynakları, bitki ve hayvan türleri, hayvanların geçiş ve göç yolları tehlike altına girecektir. Bölgede yaşayan vahşi hayvanların doğal yaşam dengeleri tümüyle bozulacaktır.

Sizinle bir gün dünyanın değişen değerleri üzerinde sohbet ediyorduk nasıl bir gelecek sorusuna ilginç yorumlar getirmiştiniz. ”Dünyanın üç önemli ve vazgeçilmez arayışı var”demiştiniz. ”Bunların hiçbirisi bir diğerinden daha az önemli ya da daha öncelikli değildir. Kısacası yeni ve gerçek bir çağ değişiminin farkında olmalıyız.” diye eklemiştiniz.Düşüncelerinizi okuyucularla da paylaşmak istiyorum.           

Birincisi; kapitalizmin sürdürülebilir bir sistem olarak ayakta kalamadığı ve büyük sorunlar yumağının kaynağını oluşturduğu saygın ekonomistlerin ortak görüşüdür. Yeni sistem arayışlarına milyonlarca insan kafa yormaktadır. Ben de yaklaşık 25 yıldır özellikle küresel ekonomi ve gelecek konusunda yoğun emek harcayan bir hukukçuyum. Küresel krizi 2007 yılında öngörmüş ve bu konudaki görüşlerimi televizyonlarda paylaşmıştım. Ancak bizim gibi ülkelerde görüşleriniz son derece isabetli olsa da itibar edilmesi bir başka sorundur. Üstelik bu görüşleri ileriye süren bir Avukat olunca iş daha da zordur. 2008 krizi sonrası başlayan yeni dünya düzeni arayışlarından ortaya çıkan sonuç yeni dünya düzeninin tanımlanmasına da olanak sağlamıştır. Maliyetleri düşürmek ve daha ucuz üretim zinciri oluşturmak için üretim tesislerini ve fabrikaları Çin, Hindistan gibi ülkelere taşımanın esasen gelişmiş pazarlardaki yerleşik sistemin dolayısıyla tüketim katma değer zincirinin çökmesine neden olduğu ağır ekonomik sonuçların ortaya çıkmasıyla anlaşılmıştır.Alman daha ucuza üretme amacıyla fabrikasını Çin’e taşımamıştır. Hans işsiz kalmamış katma değer sistemi çökmemiştir. Oysa Boston’daki John, daha ucuz işçilik, ucuz hammadde, ucuz enerji gerekçesiyle insan hakların ihlallerini de umursamadan fabrikasını Çin’e taşımış ancak bu kez ABD’deki çalışanlar işsiz kalmış işsiz kalınca da konut taksitleri, kredi kartı taksitleri, ev kiraları, okul taksitleri ödenememiştir. Böylece ABD kapitali yüksek kâr hevesiyle aslında kendi pazarını çökertmiştir.

İnsan hakları ihlallerini, gelir dağılımı adaletsizliklerini, çevresel etkileri görmezden gelerek, sürdürülebilir bir siyasal sistem yalnızca sorunların daha çok birikmesine neden olacaktır.

"2050 YILINDA 50 MİLYARDAN FAZLA ALET İNTERNETE BAĞLI OLACAK"

Sıraladığınız bütün bu sorunları giderecek “yeni bir sistem arayışı” var dünyada.

Ben bu arayışın adını küresel krizle birlikte koymuştum. Sanırım bu konudaki görüşlerim zaman içerisinde daha çok kabul görecektir. Özellikle sosyal demokrasinin yeniden tanımlanması ve yalnızca sosyal değil ekonomide de demokrasinin birlikte inşa edilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda insanlığın beklentilerini karşılayabilecek siyasal düzenin deekonomik ve sosyal demokrasi olması gerektiği gerçeğiyle karşılaşırız.

İnsanlık giderek geliştirdiği teknolojilerin kendilerini etkileme ve geliştirme döngüsüne girmektedir.

Bilgi çağının zenginlikleriyle, sürekli yenilenen teknolojik gelişmelerle, yaşadığımız sorunların giderilmesi kolay mıdır, arayışın ikinci aşaması nedir?

İkincisi; dünyanın, dördüncü sanayi devrimi aşamasıdır.İnternetin ve bilgisayar gücünün kullanılması: bilgi, düşünce ve duyguları ışık hızında milyarlarca insana aktaran ve alan, insancıl sistemin bir uzantısı haline gelmiştir. 2020 yılında 50 milyardan fazla aletin internete bağlı olacağı öngörülmektedir. İnsanlık giderek geliştirdiği teknolojilerin kendilerini etkileme ve geliştirme döngüsüne girmektedir.Petrol ürünleriyle çalışan motor sanayisinden yepyeni enerji kaynaklarına geçiş yarışı müthiş bir rekabetle devam ediyor. Hibrit  ya da elektrikli motorlar neredeyse yaşamımızın önemli bir tercihi olma aşamasını yakalamaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, klonlama, gen biliminde ve özellikle tohum üretiminde yepyeni çığırlar açılması başarılmıştır. Nano teknolojiler, Higgs Buzon’u küresel pazarların değişimi yeni üretim sahaları ve pazar alanlarının küresel ekonomiye katılması son derece büyük önem arz etmektedir.

"İPEKYOLU DEMİRYOLU PROJESİ KÜRESEL EKONOMİLER İÇİN YEPYENİ FIRSATLAR ORTAYA KOYMAKTA"

Sizin bir projenizden söz ediliyor. Adı “İpekyolu Ekonomisi Projesi”. Bu projeyi kamoyuyla paylaştığınız yıl 1996.Yani 19 yıl önce.Yıllar sonra 7 Haziran Seçimlerinde CHP bu projeyi “Merkez Türkiye” adıyla kamuoyuyla paylaştı. Projeniz yıllar önce bazı bilimsel çalışmalara da öncülük etti.Duyduğumuza göre 1997 yılında KEİPA ( Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi) tarafından kabul edilmiş ve projeye ilişkin hukuki ve teknik çok sayıda çalışma yürütülmüştür.Bu projeden de söz eder misiniz?

Dünya ekonomisinin yerleşik dengelerini tümden değiştirmeyi başarabilecek projenin odak noktası Türkiye’dir. Nitekim 1999 yılında Clinton TBMM’deki konuşmasında ve daha sonra Bush’un konuşmasında Türkiye’nin hem ABD hem de AB için ekonomik bir köprü olacağı vurgusu projenin geleceğine de ışık tutmaktadır.

Bir yandan Kazak madenleri dünya pazarlarında rekabet koşullarının zorluğu nedeniyle yer bulamazken, diğer yanda Azerbaycan petro kimya sanayi, yeniden ayağa kalkacak olan İran sanayi, Türkmenistan pamuğu, Kırgızistan’ın HES potansiyeli, Afganistan, Özbekistan, Moğolistan gibi ülkelerin potansiyelleri dünya ekonomisine entegre olmayı henüz başaramamıştır. Bölgenin sahip olduğu ekonomik potansiyelin rekabet edilebilir koşullara sahip olmaması, aynı zamanda gelişmiş ülkelerin ihracat pazarları olmalarını da engellemektedir. Türkiye her iki taraf için son derece ideal bir üretim dağıtım ve depolama üssü görevini başarıyla yerine getirebilir. Bir yandan tarifeli gemi taşıma yollarına yakınlık, diğer tarafta Demiryolu taşıma ağında Mersin, İzmir, İstanbul, Samsun, Trabzon gibi liman ve serbest bölge şehirlerine olan bağlantılar, dünya sanayisi için büyük fırsatları da beraberinde getirmektedir. Dünyanın iki büyük petrol havzasından biri olan Hazar petrol havzasının rekabet edebilir koşullarla sanayinin içerisine katılması yepyeni bir ekonomik dengeyi de beraberinde getirecektir.  Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye arasında inşası devam etmekte olan ve bizzat adını koyduğum “ipekyolu demiryolu”projesi küresel ekonomiler için yepyeni fırsatlar ortaya koymaktadır. Sistemin işlemesi için ihtiyaç duyulan vagon sayısı 70.000 adettir. Sivas’taki vagon fabrikasının günde ortalama 1,5 vagon imal ettiği düşünüldüğünde projenin büyüme etkisi daha iyi anlaşılacaktır. Yine Samsun şehrinde inşa edilen Lojistik depoları yalnızca Azerbaycan’ın petro kimya ihracının %20’sini stoklayabileceği hesaplanmaktadır. Demiryolu ile Mersin Limanına indirilecek Kazak madenlerinin bölgede oluşturacağı pazarlama kolaylığı ve yeni kurulacak sanayi ile birçok sanayi yatırımcısı için yepyeni fırsatlar oluşturacaktır. Ukrayna buğdayının Trabzon limanından demiryoluyla Suudi Arabistan’a Suudi Arabistan petro-kimya ürünlerinin demiryoluyla İzmir Limanına ulaştırılması dünya ekonomisinde “ipekyolu” ekonomisinin çekim merkezi olacaktır.

Bütün bu önerilerin gerçekleşmesi için Türkiye’de reformist bir anlayışın yerleşmesi gerekli.Türkiye böylesine bir değişime hazır mı?

Türkiye mevcut eğitim sistemi başta olmak üzere, siyasi, ekonomik, sosyal, siyasal ve bürokratik yapısıyla; 21. yüzyılın hiçbir bayrak yarışında öne geçme, başarılı olma şansına sahip değildir. Türkiye 21. yüzyılda bekletilemez ve geciktirilemez reformlar yapmak zorundadır. Başta hukuk sistemi olmak üzere; yatırım bankacılığı, planlı ekonomiye geçiş, çevre, icra hukuku, özel hukuk, enerji planlaması, sağlık, sanayi, Ar-Ge gibi birçok alanda köklü reformlar yapmayı başarabilmelidir.

Siyasete atıldıktan sonra bu konuda daha aktif bir sorumluluk üstleneceksiniz değil mi?

Elbette..Yaklaşık 20 yıldır üzerinde çalıştığım çok ciddi reform projelerini Türkiye’nin gündemine taşıyıp uygulanabilir aşamaya getirmek için çaba göstereceğim. Bir benzetmeyle anlatmak gerekirse Türkiye dünyanın en önemli potansiyel enerjisine sahip ülkelerinden birisidir. Ancak bu potansiyelin harekete geçirilmemesi halinde hiçbir sonuç oluşturmaz. Potansiyelin harekete geçirilmesi kadar orta ve uzun vadeli planlarla harekete geçirilmesi son derece önemlidir.

SÖZDE BİR ARADA YAŞAMAMIZI SAĞLAYAN TOPLUM SÖZLEŞMESİ YERİNİ, FİİLİ OLARAK RANT PAYLAŞIM İÇGÜDÜSÜNE TERK EDİYOR

Asıl konumuza dönelim .Dünyanın odaklandığı üçüncü konu ise  nedir ?

Çevredir.   Gezegenin atmosferine her 24 saatte salınan 90 milyon ton ısınma kirliliğinin sonuçlarını görmezden gelmek akıl işi değildir. Bir kaç dakikanızı ayırıp sonuçları öngörmeye başladığınızda ise ortaya çıkan sonuç ürkütücüdür. Bilim insanları dünyanın henüz geri dönülemez aşamaya gelmediği inancını taşımaya çalışmaktadırlar. Ancak çok kısa bir süre içerisinde bu eşiğin geçilebileceğine duyulan endişe az değildir. Çöken kapitalizm yerine insanlığa yutturulan “piyasalar” algısı gerçeğin daha fazla gizlenmesinden başka bir şey değildir. Gelişmiş ülkeler özellikle yenilenebilir enerjiyatırımlarını 2000’li yıllardaki hedef planlamalarını en az 10 kat aşmışlardır. Kullanılabilirsu kaynaklarının kıtlığıküresel ısınmatoprak kirliliğiürünlerin gen yapısındaki değişimkimyasal kullanımının öngörülemeyen sonuçları, insanlığı endişelendiren büyük sorunlardır. Ülkemizde insan yaşamını ve doğayı çok kısa sürede büyük tehlikeye atacak sorunlar bile görmezden gelinebiliyor. Çimento fabrikalarının kanserojen etkisi bilinenaraç lastiği yakma izni, hiçbir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan tam bir doğa katliamına dönüşen yeşil yol projesi gibi çok sayıda uygulama yalnızca rant gerekçesiyle sürdürülüyor. Sözde bir arada yaşamamızı sağlayan “toplum sözleşmesi” yerini, fiili olarak rant paylaşım içgüdüsüne terk ediyor. Sürdürülebilir bir kalkınma arayışı tüm gelişmiş ülkelerin ana gündem konusu olmaya başlamıştır. Bu çabalar yalnızca küresel bazda değil, ülke bazında da giderek daha yoğun gündem oluşturacaktır. Elbette ülkemiz insanları da bu konuda üzerlerine düşen sorumluluğu bir an önce görmeli ve algılamalıdır.

Bu konuda başarılı girişimler oldu.Sözgelimi Gezi Parkı eylemleri ve Yeşil yol projesine karşı eylemler.

Bu güzel sohbet için teşekkürler.

 
1 Ağustos 2015 Cumartesi 21:36 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
12
6
3
3
21
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Alanyaspor
13
4
2
7
14
13
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
14
Trabzonspor
12
3
3
6
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
12
2
4
6
10
17
Kayserispor
12
2
3
7
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:36
  • Güneş07:24
  • Öğlen12:23
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:37
 
Tarihte Bugün
1492 - Kristof Kolomb, Haiti'yi keşfetti.
1904 - Japonlar Port Arthur'da Rus donanmasını yok etti.
1920 - TBMM'de "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu" kuruldu; Mustafa Kemal grup başkanlığına seçildi.
1921 - Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı, İrlanda devrimci grubu Sinn Fein ile anlaşmaya vardı ve İrlanda'nın güneyi bağımsız bir devlet oldu.
1927 - Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Vaşington Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey güven mektubunu sundu.
1927 - Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı. 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 liralık olmak üzere 7 ayrı değerde çıkarılan banknotlar eski Türkçe ve Fransızca bastırıldı.
1932 - Almanya doğumlu İsviçreli fizikçi Albert Einstein Amerikan vizesi aldı.
1933 - Birleşik Devletler'de 14 yıldır devam eden içki yasağı kalktı.
1933 - Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1934 - Türkiye'de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi.
1941 - Birleşik Krallık; Finlandiya, Macaristan ve Romanya'ya savaş ilan etti.
1942 - Erbaa ve Niksar'da meydana gelen depremde 500 kişi öldü.
1945 - Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçak kayboldu.
1950 - Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı, Kore'deki askerlerin %10'unun öldüğünü açıkladı. Radyo Gazetesi'ne göre, 150 asker öldü, 150 kayıp, 200 ile 300 yaralı var.
1953 - Bektaşi Şeyhi Sırrı Baba, Bakanlar Kurulu kararıyla sınırdışı edildi.
1957 - Sukarno tüm Hollandalıları Endonezya'dan sınırdışı etti.
1970 - İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda 2 öğrenci vuruldu.
1978 - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Afganistan ile 20 yıllık dostluk anlaşması imzaladı.
1981 - Türkiye Millî Basketbol Takımı, Sofya'da Yunanistan'ı 93-80 yenerek Balkan Şampiyonu oldu.
1986 - Pınar Kür'ün "Bitmeyen Aşk" adlı romanı "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatıldı.
1987 - Cibali Tütün Fabrikası yandı.
1987 - Türkiye İşçi Partisi (TİP) genel Sekreteri Nihat Sargın ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) tutuklandı.
1989 - TGV Atlantique, 482,4 km/h sürate erişerek demiryolu hız rekorunu kırdı.
1995 - MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, "Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde olduğu gibi ezan Türkçe okunsun" diyen eski Devlet Güvenlik Mahkemesi başsavcısı Nusret Demiral'ın istifasını istedi.
2002 - Oslo'da yapılan barış görüşmelerinde Sri Lanka'da 19 yıl süren savaştan sonra Tamil gerillaları ile hükümet arasında federal iktidar paylaşımı konusunda gelişme sağlandı.
2003 - İntihar bombacıları güney Rusya'da bir trene saldırdılar: en az 46 kişi öldü.
2003 - Türk Telekomünikasyon AŞ hızlı internet uygulaması ADSL'yi, kullanıma açıldı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
28.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu03091114253336374045474851535459616465727880
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
30.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu041011162601
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık