Trabzon'da terör saldırısı

Ana Sayfa » Medya Kritik » CHP neden ayağa kalkamıyor?

CHP neden ayağa kalkamıyor?

Murteza Demir Oda Tv'deki yazısında CHP'nin neden ayağa kalkamadığını 4 ana başlıkta topladı. İşte o yazı:

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
 
CHP neden ayağa kalkamıyor?

Zor bir işe soyunduğumun farkındayım. Eleştiriden hazzetmediğimiz, ders çıkarmadığımız ortada ama hayat-memat meselesiyle karşı karşıya olmamız nedeniyle birilerinin çıkıp partinin manzara-i umumiye’sine işaret etmesi gerekiyor. “Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” özdeyişinde olduğu gibi eğer geleceğimiz siyaset kurumunun iradesiyle şekilleniyorsa ve yaşamımız tehdit altındaysa, bu gerçeğe bigâne olamayız…

Bir seçmen ve sosyal demokrasinin erdemlerine inanan bir yurttaş olarak, sorumluluğum; bulunduğum yerden görünen siyasi manzarayı resmetmektir. Bu bağlamda, özellikle de bu aşamada iktidarın tek alternatifi olan CHP’yi anlatmak, fotoğraf çekmek, bir veri olarak parti yönetimlerinin ve kamuoyunun değerlendirmesine sunmak istedim. Tespitlerimin, ‘haksız, hukuksuz, hırsız kral’ın işkencesinden kurtulmamıza katkısı olması dileğiyle…

RUH HALİMİZİN RESMİDİR!

Dostlar; CHP kurumsal kişiliğinden sokağa doğru bir heyecan ve umut yansımıyor! Siyaseti izleyen, benim gibi konu üzerine tahlil yapmak ihtiyacı içinde olan ve “yön tayini” arayanlar, CHP’nin ruh halini şöyle okuyor; partinin “prangaları” vardır ve bunlardan kurtulamamıştır. Önümüzdeki seçimde de negatif sonuç alacağını bilmektedir. Sonucu biliyor olması, üretimsizliğe, özgüven eksikliğine ve derin sorunlara neden olmaktadır. Bu yüzden parti içine dönmüş, rutine düşmüş, kaderine razı olmuştur.

4 İHTİMAL

Peki, ama nedir bu partinin sorunu; neden bir türlü ayağa kalkmaz?

Dört ihtimal görüyorum;

1.   Yukarıda ifade edildiği üzere, CHP’nin iktidarına parti yönetiminin bizatihi kendisi inanmamaktadır.

2.   Parti bayatlamış fikirlerin işgali ve cenderesi altındadır.

3.   Ekmeleddin İhsanoğlu, Sinan Aygün, Aydın Ayaydın, Mehmet Haberal gibi parti dokusunda alerjiye neden olan insanları CB adayı, belediye başkanı, milletvekili yapan sağ-liberal anlayış, parti içinde “Truva Atı” görevi yaparak CHP’nin iktidarına engel olmaktadır.

4.   İlginçtir ama iddia edildiği gibi Sn. Kılıçdaroğlu sağdan gelecek oylarla iktidar olacağına inanmış ya da inandırılmıştır. Ve bu tezi ileri süren çevrelerin (!) etkisi altındadır.

Karşıdan baktığım köyün manzarası budur ama “manzarayı” yakından takip edenler bakımından Cahit Sıdkı Tarancı’nın şiirini anımsamakta yarar var. Şöyle diyor Tarancı;

“Memleket isterim; gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim, ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim, ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Memlekete dair ütopyamızdan sonra şimdi de bir kaç soru sorayım;

Seçmenin, özellikle de ‘demokrasi, özgürlük, insan hakları’ zaviyesinden bakan; Alevi, Kürt, Ermeni, Rum, Ezidi, ateist ve kadın inisiyatifleri özetle Gezi Ruhu diyebileceğimiz milyonlar siyasi yön arıyor. CHP’nin aşağıda analiz etmeye çalışacağımız siyasi tercihi nedeniyle kafaları da oldukça karışık… Bu kesimlerin demokrasi talebi içeren eylemlerinde; yanlarında-önlerinde, mahkeme koridorlarında, duruşmalarda bulunan, sahip çıkıp, kol-kanat geren milletvekillerine itibar göstermesi gereken CHP’nin, bu vekilleri disipline vermesini veya tasfiyeye tabi tutmasını nasıl okumalıyız?

“GEZİCİLER”

Gezi Ruhu çağdaş Türkiye’nin ana eksenidir. Gelişime, demokrasiye, barışa ve kardeşliğe tekabül eder. Tüzük ve programında “değişimci ve devrimci”olduğu yazılı olan CHP’nin; solcu, laik, Atatürkçü ve Alevilerin “çantada keklik” olduğu savından hareketle sağa yaslanmak istemesi ve Gezi Ruhu denilen anlayışa arkasını dönmesi, partiyi bu kez “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan edebilir.”

Bu bağlamda önemli bir Alevi potansiyelinin “yegâne solcu parti” dedikleri HDP’yi tercih edebileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden, CHP’nin tek siyasi seçenek olduğu iddiası doğru olmadığı gibi, yapacağı her bir stratejik hata, HDP’ye yönelimi arttıracaktır. Çevreden edindiğim intiba şu; Gezi Parkı önderliğinin, (Birleşik Haziran Hareketi) kendini var ettiği kaygı ve reflekse doğru önderlik yapması ve HDP’nin daha “Türkiyeli” bir eksene evrilmesi halinde, CHP sandığa çakılabilir!

“73 millet” diyebileceğimiz ve “Türkiye mozaiği” kabul edilen bu kesimler;“CHP’nin kendisini yenileyemediğini, çağdan koptuğunu, 1920’lerde kaldığını, öncü rolünü ve ruhunu kaybettiğini, hatta gericileştiğini”düşünüyor. Partinin sağ siyasi tercihi ise bu kaygıları tahkim ediyor. Bu gözlemi ya da analizi yapanlar parti yönetimine haksızlık mı yapıyor?

CHP, kuruluşundan bugüne sağ ideolojiyle, gericilikle özetle AKP zihniyetini üreten-yeşerten anlayışla; Menderes, Demirel, Evrenlerle kavga ederek bugüne geldi. Bu kavga çağ ile feodalizmin kavgasıydı. AKP, CHP’nin önceki yönetimlerinin aymazlığı, hatta ihanetiyle serpildi. Sağ ideolojiyi de aşarak, inanılmaz bir toplum mühendisliğiyle toplumu değiştirip-dönüştürerek, hayal dahi edilemeyecek bir zihniyete evrildi. Artık onbinlece IŞİD militanı üreten bir sağ ideolojiden söz ediyoruz. “Hayat-memat” dememin nedeni bu…

Gezi Ruhu, işte bu tehlikeyi CHP’den önce gören, harekete geçen, tamamen sivil bir refleksle meydanları dolduran yapının adıdır. Bu ruh benim tanımlamamla bir Mustafa Kemal ruhudur. Laik, demokrat, eşitlikçi, özgürlükçüdür. Devrimcidir… Desteklenmesi, beslenmesi, büyütülmesi, umut bağlanması gerekir. Gezi Ruhu; Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Laz, Çerkez değil, bunların hepsidir.

Ve CHP’nin göremediği için patinaja mahkûm olduğu gerçek tam da budur…

“Hayır, öyle değil” dediğinizi duyar gibiyim

Öyleyse neler olduğunu siz anlatın; CHP iktidarına umut bağlayan, AKP’ye “lanet okuyan” seçmen, neden ışık alamıyor; bunu neden başaramıyorsunuz? Dünya gelişip değişirken, partinin kurucu lideri Mustafa Kemal “muasır medeniyeti” işaret etmişken, partinin 1920’lerde çakılıp kalmasını isteyen, ‘parti içinde başka bir parti’ daha mı var? Ulusçulukla ırkçılık, çoğulculukla çoğunlukçuluk arasındaki farktan habersiz, çağın demokratik değerlerine bigâne; ‘yeni’ kelimesine, Alevi ve Kürt gerçeğine alerji duyan, çözümü engelleyen, partiyi, MHP’yle aynı paralele düşüren güç ya da güçler mi var?

Dünyada nesli tükenmeye yüz tutmuş, ‘ya ben ya tufan’ diyen, iktidar gailesi olmayan, “50-100 milletvekili bize yeter, iktidar zor iştir” diyen, Kılıçdaroğlu’nun elini ayağını tutmayı beceren bu klik, partinin iki başlı görünmesine, statik hale gelmesine neden olacak kadar güçlü mü; tasfiye edilmeleri mümkün olamıyor mu?

İktidarın döküldüğü, yolun sonuna geldiği, yedi düvelle kavgalı olduğu, çevremizde dost ülke bırakmadığı, hırsızlıkları yedi kıta ötede dahi tescil edildiği, bir tek medeni ülkeden dahi davet alamayıp, 5. sınıf diktatörlerin davetiyle yetinmek durumunda kaldığı bu süreçte dahi, sular-seller gibi çağlayıp akmayan, rüzgârı arkasına alıp, kitlelerin derdine derman üretmeyen CHP, ne zaman çare olacak?

İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ, CHP MİADINI MI DOLDURDU?

Sorarım size, meşruiyetini kaybetmiş bir AKP’yi konuşarak zaman tüketmek, laf yetiştirmek, gündemi tek başına belirlemesine katkı sağlamak, polemiğe girerek meşrulaştırmak, yanıt vermek-dümen suyuna girmek hangi aklın ürünüdür; nasıl bir öngörüsüzlüktür?

CHP’nin iktidarı yakındır, hatta kapıdadır ama… İktidar olacağına, hesap soracağına, başaracağına, hazırlıklı olduğuna kendisi inanmalı ki, AKP iktidarından ve diktatör bozuntusundan “illallah” eden muhalif kesimler de inanabilsin. Türkiye’nin ve CHP’nin bu potansiyeli fazlasıyla vardır. Sorun, potansiyeli yönetmek ve disiplin içinde tutabilmektir. Partinin bünyesinde “nasıl olacağını” fazlasıyla becerecek, gönüllü çalışacak, yönetecek kadrosunun olduğunu düşünüyorum. CHP bu potansiyelini görmeli, örgütleyebilmeli, aslına rücu etmelidir.

ÖN SEÇİM DEMOKRATİKTİR AMA!

Ön seçim sistemi, yarışa giren tüm aday adaylarının ön seçim sonrasında da aynı heyecan ve inanmışlıkla çaba göstermeleri ve parti programını içselleştirmeleri kaydıyla doğru ve son derece demokratik bir tercihtir. Zira önseçimle gelen milletvekili kelime anlamıyla da milletvekilidir. Liderin değil, kendine oy veren yurttaşın vekilidir. Tam da bu nedenle yasama çalışmalarında liderin işaretiyle değil, kendi aklı ve iradesiyle tercihte bulunacak, gerçekten milletin vekili olacaktır.

Ön seçim tek çare midir? Hayır, önseçim iyidir hoştur, demokrat olduğunu iddia eden partiler bakımından bir zorunluluktur ama bunun ne anlama geldiğini de hem doğru anlamak hem de doğru anlatmak, yani seçen ve seçilenin içselleştirmesi şarttır! Örneğin parti adına konuşan yetkilinin; milletvekili olmanın en temel şartlarından olan ön seçimin değerini, erdemini, demokrasinin ‘d’si olarak en vazgeçilmez kriteri olduğunu, anlatamıyor olması garip bir durumdur.

İSTANBUL ESKİ İL BAŞKANLARI ÖKTEM İLE BABUŞÇU’YU İZLEDİNİZ Mİ?

27 Şubat akşamı CNN’de ‘havuz Medya’dan Akİf Beki’nin program konukları CHP eski il başkanı Şinasi Öktem ile AKP eski il başkanı Aziz Babuşçu’ydu. Babuşçu “AKP’nin temayül yoklamasıyla aday belirlemesinin, CHP’nin benimsediği ön seçim sisteminden daha demokratik” olduğunu iddia ederken, inanın Öktem’den daha inandırıcıydı ve ben bu manzara karşısında saçımı başımı yoldum.

Aziz Babuşçu ki, kendisi; “10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Çünkü bu geçtiğimiz 10 yıl içinde, (…) özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar; (…) diyelim ki liberal kesimler, (…) bu süreçte (…) (AKP’ye) bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa (…) dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak…” diyerek, AKP zihniyetini deşen, bizim de gözlerimizi açan “ihbarcılardan” biridir.

Cümlenin Türkçe tercümesi şu; fırsatı yakaladığımız an şeriatı getirip, karşı çıkan herkesin icabına bakacağız!

Şinasi Öktem, bu demeçten ve ne anlama geldiğinden haberdar mıdır? AKP temsilcilerinin; konuşmaya, insan içine çıkmaya bile haklarının olmadığının farkında mıdır? Türkiye tarihinin gördüğü en büyük hırsızlığın müsebbiplerine karşı, yıllarca İstanbul İl Başkanlığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği yaptığı halde partisini savunamayan Şinasi Öktem’in bunca sicili olan bir figür karşısındaki acizliği, esasında CHP’nin acizliği olarak algılanmaz mı? Türkiye’nin en çok izlenen kanalına ne diye çıkar; çıktıysa parti bu adam hakkında bir işlem yapacak mıdır? Parti, bu iletişim çağında en büyük marifetin “algı yönetimi” ve bilişim teknolojisi olduğunu ne zaman kavrayacaktır?

GÖNÜL NEYİ İSTER

Elbette oy vereceği partinin- vekilin davaya inanan siyasetçi olmasını, onun yanında derdini-meramını anlatan, anlattıklarına önce kendisi inanan, sonra da muhatabını inandıran siyaset insanı ister. Kuşkusuz parti, salt iyi diksiyonu olan, iyi anlatan insanlardan oluşmaz, teknokratlara, teknisyenlere, uzmanlara, oy kazandıran sivil toplum temsilcilerine de ihtiyaç duyar ancak herkesin medyaya çıkması gerekmez.

Siyaset biraz da imajdır. Bu nedenle partinin dışa dönük yüzü rastgele insanlardan seçilmez. Donanımlı, çerçeveli yanıt verebilen, ne söylediği anlaşılan, diksiyon denilen teknikten haberdar, kamera önüne çıkmadan önce boğazını-burnunu, genzini temizleyen adamlar bulmak zorundasınız. Biz, “hayat-memat meselesi” kadar zor durumdayız; “saldım çayıra mevlam kayıra” demeye hakkınız yoktur!

Bunca yaşam deneyimimden sonra şunu fark ettim; geleceğini arayan yurttaş, kendisinden oy isteyen partinin; kadrosuna, duruşuna, parti adına siyaset üretip medya üzerinden kamuyla paylaşan ve partinin dışa dönük yüzü olan yöneticilerine bakıyor, tartıyor ve sonra karar veriyor. Polemik -mugalâta değil, fikri üretim görmek, “partinin iktidarı istediği” iddiasına ikna olmak istiyor. Parti mekânlarının kahvehane havasında, nikotin kokusu içinde değil, düzenli, temiz ve disiplin içinde olmasını istiyor.

Bu bağlamda CHP’nin bizatihi kendisi, iktidar olacağına inanmalı, bunu salt sözle değil, verdiği fotoğrafla, kadrosuyla, alternatif başbakanı ve kabinesiyle, de desteklemeli ki, muhataplarını ikna edebilsin. Örneğin “ben de şunu vereceğim” gibi bayat taahhütler artık para etmiyor. Önce umut yaratmak, sonra o umudun çeperinde harelenen kitleleri sürüklemek gerekiyor.

Takdir sizin, tercih bizimdir.

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1693 - İlk kadın dergisi "The Ladies' Mercury" Londra'da yayımlandı.
1878 - Gazeteci ve yazar Ahmet Mithat Efendi "Tercüman-ı Hakikat" adlı günlük gazeteyi çıkarmaya başladı.
1893 - New York borsası çöktü.
1905 - Kurtlu yemeğe karşı çıkan tayfaların kurşuna dizilmesini önlemek isteyen Rus Savaş gemisi Potemkin'in mürettebatı Karadeniz'de ayaklanıp gemiyi Odessa'ya doğru yönlendirdi.Birinci Rus devrimin ilk ayaklanması Odessa'da başladı.
1916 - Hicaz, bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrıldı.
1917 - Yunanistan, İtilaf Devletleri'ne katıldı.
1923 - Çift kanatlı bir uçağa ilk kez havadayken yakıt ikmali yapıldı.
1938 - Helikopterin patenti Igor Sikorsky tarafından alındı.
1946 - Müttefikler, On iki Adanın Yunanistan'a verilmesini kararlaştırdı.
1950 - Amerika Birleşik Devletleri, Kore Savaşı'na asker yollama kararı aldı.
1950 - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi,Birleşmiş Milletler üyelerine Güney Kore'ye yardım çağrısında bulundu.
1954 - Guatemala'da CIA'nın desteklediği darbeyle halkın seçtiği hükümet devrildi.
1954 - Dünyanın ilk nükleer enerji santrali Moskova yakınlarında Obninsk'de açıldı.
1957 - Louisiana ve Teksas'da meydana gelen Audrey kasırgası 500 kişinin ölümüne yol açtı.
1964 - 20-21 Mayıs darbe girişimi hükümlülerinden Fethi Gürcan idam edildi.
1964 - Kıbrıs Rum hükümeti 15 yaşından büyük Türklerin adaya girişini yasakladı.
1964 - Emekli Süvari Binbaşı Fethi Gürcan idam edildi. Gürcan, 22 Şubat 1962 de darbe gişimi nedeniyle emekli edilmişti. Benzer bir girişimi Talat Aydemir ile 21 Mayıs'ta tekrarlayınca yargılanmış ve idama mahkum olmuştu.
1967 - Dünyanın ilk bankamatiği Enfield-Londra'da hizmete girdi.
1969 - Kocamustafapaşa'da evinin balkonuna Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bayrağı asan Hatice Göker gözaltına alındı. 67 yaşındaki Hatice Göker'in Amerika Birleşik Devletleri başkonsolosluğunda çamaşırcı olarak çalıştığı ve Sovyet bayrağını tanımadı
1974 - Richard Nixon, Sovyetler Birliği'ni ziyaret etti.
1976 - Fransız havayollarına ait bir yolcu uçağı Tel Aviv-Atina-Paris seferini yapmakta iken FKÖ militanlarınca kaçırıldı ve Entebbe-Uganda'ya yönlendirildi.
1977 - Fransa, Cibuti Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etti.
1978 - Anayasa Mahkemesi'ne bomba atıldı; Benzin yokluğu nedeniyle uzun kuyruklar oluştu.
1979 - Ağrı valisi iş verimini azalttığı gerekçesiyle resmi dairelerde çay içmeyi yasakladı.
1979 - Muhammet Ali, boksu bıraktığını açıkladı.
1980 - İtalyan havayollarına ait DC-9 tipi bir yolcu uçağı Ustica, İtalya yakınlarında düştü: 81 kişi öldü.
1980 - Adana Cezaevi'nden bir grup tutuklu tünel yoluyla firar etmeye çalıştı. Güvenlik kuvvetleri ateş açtı; 4 tutuklu öldü.
1984 - TBMM, askerlik süresini 18 aya indiren yasa tasarısını kabul etti.
1987 - Gaziantep Üniversitesi 27 Haziran 1987'de kuruldu. Üniversitenin bünyesinde 6 Fakülte, 4 yüksekokul, 3 enstitü ve 1 konservatuar bulunuyor. Türkiye'de üniversitelerin sayısı 28'e yükseldi.
1987 - Cem Karaca 27 Haziran 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın desteğiyle yurda döndü.
1988 - Gare de Lyon-Fransa'da tren kazası: 59 ölü, 55 yaralı.
1991 - Yugoslav Halk Ordusu, Slovenya'ya karşı operasyon başlattı.
1998 - Adana'nın Ceyhan ilçesi merkez üslü depremde 144 kişi öldü.
1999 - -Çeşme Açıkhava Tiyatrosu,otelden anfitiyatro'ya çevrilmiş olarak saat:21:00'da büyük bir törenle açıldı.
2004 - Boris Tadiç, Sırbistan Karadağ cumhurbaşkanı seçildi.
2007 - Tony Blair, Birleşik Krallık başbakanı, görevinden ayrıldı.
M.Ö. - 209 Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Mete Han'ın tahta çıkışı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:22
  • Güneş04:44
  • Öğlen12:36
  • İkindi16:36
  • Akşam20:05
  • Yatsı22:07
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
26.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01070814171819283031344145464851525559606575
 
Sayısal Loto
24.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071022233045
 
Şans Topu
21.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030417193310
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık