SEÇMEN ADRESİNİ SORGULAMAK İÇİN TIKLA

Ana Sayfa » Medya Kritik » CHP neden ayağa kalkamıyor?

CHP neden ayağa kalkamıyor?

Murteza Demir Oda Tv'deki yazısında CHP'nin neden ayağa kalkamadığını 4 ana başlıkta topladı. İşte o yazı:

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
 
CHP neden ayağa kalkamıyor?

Zor bir işe soyunduğumun farkındayım. Eleştiriden hazzetmediğimiz, ders çıkarmadığımız ortada ama hayat-memat meselesiyle karşı karşıya olmamız nedeniyle birilerinin çıkıp partinin manzara-i umumiye’sine işaret etmesi gerekiyor. “Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” özdeyişinde olduğu gibi eğer geleceğimiz siyaset kurumunun iradesiyle şekilleniyorsa ve yaşamımız tehdit altındaysa, bu gerçeğe bigâne olamayız…

Bir seçmen ve sosyal demokrasinin erdemlerine inanan bir yurttaş olarak, sorumluluğum; bulunduğum yerden görünen siyasi manzarayı resmetmektir. Bu bağlamda, özellikle de bu aşamada iktidarın tek alternatifi olan CHP’yi anlatmak, fotoğraf çekmek, bir veri olarak parti yönetimlerinin ve kamuoyunun değerlendirmesine sunmak istedim. Tespitlerimin, ‘haksız, hukuksuz, hırsız kral’ın işkencesinden kurtulmamıza katkısı olması dileğiyle…

RUH HALİMİZİN RESMİDİR!

Dostlar; CHP kurumsal kişiliğinden sokağa doğru bir heyecan ve umut yansımıyor! Siyaseti izleyen, benim gibi konu üzerine tahlil yapmak ihtiyacı içinde olan ve “yön tayini” arayanlar, CHP’nin ruh halini şöyle okuyor; partinin “prangaları” vardır ve bunlardan kurtulamamıştır. Önümüzdeki seçimde de negatif sonuç alacağını bilmektedir. Sonucu biliyor olması, üretimsizliğe, özgüven eksikliğine ve derin sorunlara neden olmaktadır. Bu yüzden parti içine dönmüş, rutine düşmüş, kaderine razı olmuştur.

4 İHTİMAL

Peki, ama nedir bu partinin sorunu; neden bir türlü ayağa kalkmaz?

Dört ihtimal görüyorum;

1.   Yukarıda ifade edildiği üzere, CHP’nin iktidarına parti yönetiminin bizatihi kendisi inanmamaktadır.

2.   Parti bayatlamış fikirlerin işgali ve cenderesi altındadır.

3.   Ekmeleddin İhsanoğlu, Sinan Aygün, Aydın Ayaydın, Mehmet Haberal gibi parti dokusunda alerjiye neden olan insanları CB adayı, belediye başkanı, milletvekili yapan sağ-liberal anlayış, parti içinde “Truva Atı” görevi yaparak CHP’nin iktidarına engel olmaktadır.

4.   İlginçtir ama iddia edildiği gibi Sn. Kılıçdaroğlu sağdan gelecek oylarla iktidar olacağına inanmış ya da inandırılmıştır. Ve bu tezi ileri süren çevrelerin (!) etkisi altındadır.

Karşıdan baktığım köyün manzarası budur ama “manzarayı” yakından takip edenler bakımından Cahit Sıdkı Tarancı’nın şiirini anımsamakta yarar var. Şöyle diyor Tarancı;

“Memleket isterim; gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim, ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim, ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Memlekete dair ütopyamızdan sonra şimdi de bir kaç soru sorayım;

Seçmenin, özellikle de ‘demokrasi, özgürlük, insan hakları’ zaviyesinden bakan; Alevi, Kürt, Ermeni, Rum, Ezidi, ateist ve kadın inisiyatifleri özetle Gezi Ruhu diyebileceğimiz milyonlar siyasi yön arıyor. CHP’nin aşağıda analiz etmeye çalışacağımız siyasi tercihi nedeniyle kafaları da oldukça karışık… Bu kesimlerin demokrasi talebi içeren eylemlerinde; yanlarında-önlerinde, mahkeme koridorlarında, duruşmalarda bulunan, sahip çıkıp, kol-kanat geren milletvekillerine itibar göstermesi gereken CHP’nin, bu vekilleri disipline vermesini veya tasfiyeye tabi tutmasını nasıl okumalıyız?

“GEZİCİLER”

Gezi Ruhu çağdaş Türkiye’nin ana eksenidir. Gelişime, demokrasiye, barışa ve kardeşliğe tekabül eder. Tüzük ve programında “değişimci ve devrimci”olduğu yazılı olan CHP’nin; solcu, laik, Atatürkçü ve Alevilerin “çantada keklik” olduğu savından hareketle sağa yaslanmak istemesi ve Gezi Ruhu denilen anlayışa arkasını dönmesi, partiyi bu kez “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan edebilir.”

Bu bağlamda önemli bir Alevi potansiyelinin “yegâne solcu parti” dedikleri HDP’yi tercih edebileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden, CHP’nin tek siyasi seçenek olduğu iddiası doğru olmadığı gibi, yapacağı her bir stratejik hata, HDP’ye yönelimi arttıracaktır. Çevreden edindiğim intiba şu; Gezi Parkı önderliğinin, (Birleşik Haziran Hareketi) kendini var ettiği kaygı ve reflekse doğru önderlik yapması ve HDP’nin daha “Türkiyeli” bir eksene evrilmesi halinde, CHP sandığa çakılabilir!

“73 millet” diyebileceğimiz ve “Türkiye mozaiği” kabul edilen bu kesimler;“CHP’nin kendisini yenileyemediğini, çağdan koptuğunu, 1920’lerde kaldığını, öncü rolünü ve ruhunu kaybettiğini, hatta gericileştiğini”düşünüyor. Partinin sağ siyasi tercihi ise bu kaygıları tahkim ediyor. Bu gözlemi ya da analizi yapanlar parti yönetimine haksızlık mı yapıyor?

CHP, kuruluşundan bugüne sağ ideolojiyle, gericilikle özetle AKP zihniyetini üreten-yeşerten anlayışla; Menderes, Demirel, Evrenlerle kavga ederek bugüne geldi. Bu kavga çağ ile feodalizmin kavgasıydı. AKP, CHP’nin önceki yönetimlerinin aymazlığı, hatta ihanetiyle serpildi. Sağ ideolojiyi de aşarak, inanılmaz bir toplum mühendisliğiyle toplumu değiştirip-dönüştürerek, hayal dahi edilemeyecek bir zihniyete evrildi. Artık onbinlece IŞİD militanı üreten bir sağ ideolojiden söz ediyoruz. “Hayat-memat” dememin nedeni bu…

Gezi Ruhu, işte bu tehlikeyi CHP’den önce gören, harekete geçen, tamamen sivil bir refleksle meydanları dolduran yapının adıdır. Bu ruh benim tanımlamamla bir Mustafa Kemal ruhudur. Laik, demokrat, eşitlikçi, özgürlükçüdür. Devrimcidir… Desteklenmesi, beslenmesi, büyütülmesi, umut bağlanması gerekir. Gezi Ruhu; Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Laz, Çerkez değil, bunların hepsidir.

Ve CHP’nin göremediği için patinaja mahkûm olduğu gerçek tam da budur…

“Hayır, öyle değil” dediğinizi duyar gibiyim

Öyleyse neler olduğunu siz anlatın; CHP iktidarına umut bağlayan, AKP’ye “lanet okuyan” seçmen, neden ışık alamıyor; bunu neden başaramıyorsunuz? Dünya gelişip değişirken, partinin kurucu lideri Mustafa Kemal “muasır medeniyeti” işaret etmişken, partinin 1920’lerde çakılıp kalmasını isteyen, ‘parti içinde başka bir parti’ daha mı var? Ulusçulukla ırkçılık, çoğulculukla çoğunlukçuluk arasındaki farktan habersiz, çağın demokratik değerlerine bigâne; ‘yeni’ kelimesine, Alevi ve Kürt gerçeğine alerji duyan, çözümü engelleyen, partiyi, MHP’yle aynı paralele düşüren güç ya da güçler mi var?

Dünyada nesli tükenmeye yüz tutmuş, ‘ya ben ya tufan’ diyen, iktidar gailesi olmayan, “50-100 milletvekili bize yeter, iktidar zor iştir” diyen, Kılıçdaroğlu’nun elini ayağını tutmayı beceren bu klik, partinin iki başlı görünmesine, statik hale gelmesine neden olacak kadar güçlü mü; tasfiye edilmeleri mümkün olamıyor mu?

İktidarın döküldüğü, yolun sonuna geldiği, yedi düvelle kavgalı olduğu, çevremizde dost ülke bırakmadığı, hırsızlıkları yedi kıta ötede dahi tescil edildiği, bir tek medeni ülkeden dahi davet alamayıp, 5. sınıf diktatörlerin davetiyle yetinmek durumunda kaldığı bu süreçte dahi, sular-seller gibi çağlayıp akmayan, rüzgârı arkasına alıp, kitlelerin derdine derman üretmeyen CHP, ne zaman çare olacak?

İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ, CHP MİADINI MI DOLDURDU?

Sorarım size, meşruiyetini kaybetmiş bir AKP’yi konuşarak zaman tüketmek, laf yetiştirmek, gündemi tek başına belirlemesine katkı sağlamak, polemiğe girerek meşrulaştırmak, yanıt vermek-dümen suyuna girmek hangi aklın ürünüdür; nasıl bir öngörüsüzlüktür?

CHP’nin iktidarı yakındır, hatta kapıdadır ama… İktidar olacağına, hesap soracağına, başaracağına, hazırlıklı olduğuna kendisi inanmalı ki, AKP iktidarından ve diktatör bozuntusundan “illallah” eden muhalif kesimler de inanabilsin. Türkiye’nin ve CHP’nin bu potansiyeli fazlasıyla vardır. Sorun, potansiyeli yönetmek ve disiplin içinde tutabilmektir. Partinin bünyesinde “nasıl olacağını” fazlasıyla becerecek, gönüllü çalışacak, yönetecek kadrosunun olduğunu düşünüyorum. CHP bu potansiyelini görmeli, örgütleyebilmeli, aslına rücu etmelidir.

ÖN SEÇİM DEMOKRATİKTİR AMA!

Ön seçim sistemi, yarışa giren tüm aday adaylarının ön seçim sonrasında da aynı heyecan ve inanmışlıkla çaba göstermeleri ve parti programını içselleştirmeleri kaydıyla doğru ve son derece demokratik bir tercihtir. Zira önseçimle gelen milletvekili kelime anlamıyla da milletvekilidir. Liderin değil, kendine oy veren yurttaşın vekilidir. Tam da bu nedenle yasama çalışmalarında liderin işaretiyle değil, kendi aklı ve iradesiyle tercihte bulunacak, gerçekten milletin vekili olacaktır.

Ön seçim tek çare midir? Hayır, önseçim iyidir hoştur, demokrat olduğunu iddia eden partiler bakımından bir zorunluluktur ama bunun ne anlama geldiğini de hem doğru anlamak hem de doğru anlatmak, yani seçen ve seçilenin içselleştirmesi şarttır! Örneğin parti adına konuşan yetkilinin; milletvekili olmanın en temel şartlarından olan ön seçimin değerini, erdemini, demokrasinin ‘d’si olarak en vazgeçilmez kriteri olduğunu, anlatamıyor olması garip bir durumdur.

İSTANBUL ESKİ İL BAŞKANLARI ÖKTEM İLE BABUŞÇU’YU İZLEDİNİZ Mİ?

27 Şubat akşamı CNN’de ‘havuz Medya’dan Akİf Beki’nin program konukları CHP eski il başkanı Şinasi Öktem ile AKP eski il başkanı Aziz Babuşçu’ydu. Babuşçu “AKP’nin temayül yoklamasıyla aday belirlemesinin, CHP’nin benimsediği ön seçim sisteminden daha demokratik” olduğunu iddia ederken, inanın Öktem’den daha inandırıcıydı ve ben bu manzara karşısında saçımı başımı yoldum.

Aziz Babuşçu ki, kendisi; “10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Çünkü bu geçtiğimiz 10 yıl içinde, (…) özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar; (…) diyelim ki liberal kesimler, (…) bu süreçte (…) (AKP’ye) bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa (…) dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak…” diyerek, AKP zihniyetini deşen, bizim de gözlerimizi açan “ihbarcılardan” biridir.

Cümlenin Türkçe tercümesi şu; fırsatı yakaladığımız an şeriatı getirip, karşı çıkan herkesin icabına bakacağız!

Şinasi Öktem, bu demeçten ve ne anlama geldiğinden haberdar mıdır? AKP temsilcilerinin; konuşmaya, insan içine çıkmaya bile haklarının olmadığının farkında mıdır? Türkiye tarihinin gördüğü en büyük hırsızlığın müsebbiplerine karşı, yıllarca İstanbul İl Başkanlığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği yaptığı halde partisini savunamayan Şinasi Öktem’in bunca sicili olan bir figür karşısındaki acizliği, esasında CHP’nin acizliği olarak algılanmaz mı? Türkiye’nin en çok izlenen kanalına ne diye çıkar; çıktıysa parti bu adam hakkında bir işlem yapacak mıdır? Parti, bu iletişim çağında en büyük marifetin “algı yönetimi” ve bilişim teknolojisi olduğunu ne zaman kavrayacaktır?

GÖNÜL NEYİ İSTER

Elbette oy vereceği partinin- vekilin davaya inanan siyasetçi olmasını, onun yanında derdini-meramını anlatan, anlattıklarına önce kendisi inanan, sonra da muhatabını inandıran siyaset insanı ister. Kuşkusuz parti, salt iyi diksiyonu olan, iyi anlatan insanlardan oluşmaz, teknokratlara, teknisyenlere, uzmanlara, oy kazandıran sivil toplum temsilcilerine de ihtiyaç duyar ancak herkesin medyaya çıkması gerekmez.

Siyaset biraz da imajdır. Bu nedenle partinin dışa dönük yüzü rastgele insanlardan seçilmez. Donanımlı, çerçeveli yanıt verebilen, ne söylediği anlaşılan, diksiyon denilen teknikten haberdar, kamera önüne çıkmadan önce boğazını-burnunu, genzini temizleyen adamlar bulmak zorundasınız. Biz, “hayat-memat meselesi” kadar zor durumdayız; “saldım çayıra mevlam kayıra” demeye hakkınız yoktur!

Bunca yaşam deneyimimden sonra şunu fark ettim; geleceğini arayan yurttaş, kendisinden oy isteyen partinin; kadrosuna, duruşuna, parti adına siyaset üretip medya üzerinden kamuyla paylaşan ve partinin dışa dönük yüzü olan yöneticilerine bakıyor, tartıyor ve sonra karar veriyor. Polemik -mugalâta değil, fikri üretim görmek, “partinin iktidarı istediği” iddiasına ikna olmak istiyor. Parti mekânlarının kahvehane havasında, nikotin kokusu içinde değil, düzenli, temiz ve disiplin içinde olmasını istiyor.

Bu bağlamda CHP’nin bizatihi kendisi, iktidar olacağına inanmalı, bunu salt sözle değil, verdiği fotoğrafla, kadrosuyla, alternatif başbakanı ve kabinesiyle, de desteklemeli ki, muhataplarını ikna edebilsin. Örneğin “ben de şunu vereceğim” gibi bayat taahhütler artık para etmiyor. Önce umut yaratmak, sonra o umudun çeperinde harelenen kitleleri sürüklemek gerekiyor.

Takdir sizin, tercih bizimdir.

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:15
  • Güneş06:55
  • Öğlen12:46
  • İkindi15:49
  • Akşam18:14
  • Yatsı19:44
 
Tarihte Bugün
1848 - Fransa'da geçici hükümet kurularak II. Cumhuriyet ilan edildi.
1908 - Dr. Galip Üstün, "Topkapı Fukaraperver Cemiyeti"ni kurdu.
1910 - Sanayi-i Nefise Mektebi 'nin (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ) kurucusu ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey öldü.
1912 - İtalya'nın zaferiyle sonuçlanan Beyrut Muharebesi' yapıldı.
1918 - Estonya, Rusya'dan bağımsızlığını ilan etti.
1918 - Osmanlı Devleti'nde, Trabzon işgalden kurtuldu.
1920 - Almanya'da Nazi Partisi kuruldu.
1922 - Elazığ'da, Milli Mücadele yanlısı "Satvet-i Milliye" adlı gazete çıkmaya başladı.
1942 - Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Franz Von Papen'e, Ankara'da suikast girişiminde bulunuldu. Büyükelçi ve eşi olaydan yara almadan kurtuldu; suikastçının [ugoslav göçmeni Ömer Tokat olduğu belirlendi.
1942 - 769 Romanyalı Yahudiyi taşıyan "Struma" vapuru, Karadeniz'de batırıldı; yalnızca bir yolcu kurtulabildi.
1945 - Mısır devlet başkanı Ahmet Mahir Paşa parlamentoda öldürüldü.
1946 - Juan Perón, Arjantin devlet başkanı oldu.
1946 - CHP'nin "Parti Sanat Mükafatı" adıyla düzenlendiği yarışmada Cahit Sıtkı Tarancı "Otuz Beş Yaş" şiiriyle birinci oldu.
1951 - Kırşehir'de Atatürk büstü saldırıya uğradı. Saldırıyı kınamak için 5 Mart'ta büyük bir miting düzenlendi.
1954 - Tuna Nehri'nden Karadeniz'e, oradan da İstanbul Boğazı'na inen buz parçaları, tabakalar halinde tüm Boğaz'ı ve limanı kapladı; deniz trafiği durdu.
1955 - Türkiye ile Irak arasında karşılıklı işbirliği antlaşması (CENTO), Bağdat'ta imzalandı. Daha sonra Birleşik Krallık, İran ve Pakistan üye olarak, Amerika Birleşik Devletleri de gözlemci sıfatıyla katıldı.
1955 - Türkiye'nin ilk özel dedektiflik bürosu, İstanbul'da, Avukat Fethi İnder tarafından kuruldu.
1975 - Led Zeppelin, klasik "Physical Graffiti" albümünü çıkardı.
1976 - Küba anayasası ilan edildi.
1977 - Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1977 - Türk fizikçi Prof.Dr. Feza Gürsey, Oppenheimer Ödülü'ne ve Einstein Madalyası'na değer bulundu. Gürsey, ödülünü ABD'li fizikçi S. Glashow ile paylaştı.
1981 - Buckingham Sarayı, Prens Charles ile Lady Diana'nın nişanlandıklarını duyurdu.
1981 - Atina'da Richter ölçeğine göre 6,7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. 16 kişi öldü.
1983 - Necmettin Erbakan'a 4 yıl hapis ve 1 yıl 4 ay sürgün cezası verildi.
1984 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Kabe'yi ziyaret etti.
1987 - Sovyetler Birliği'nde Gorbaçov ilk kez "Glasnost"tan (açıklık politikası) söz etti.
1989 - Ayetullah Humeyni, Şeytan Ayetleri kitabının yazarı Salman Rüşdi'nin ölüsünü getirene 3 milyon dolar ödül vereceğini açıkladı.
1992 - Nirvana solisti Kurt Cobain Courtney Love ile evlendi.
1993 - Danıştay,Nazım Hikmet'in vatandaşlığa alınması için kardeşi Samiye Yaltırım'ın açtığı davayı reddeden İdare Mahkemesi kararını onayladı.
1995 - Tüketiciyi Koruma Yasası kabul edildi.
1999 - Çin havayollarına ait Tupolev TU-154 tipi bir yolcu uçağı Wenzhou havaalanına inişe geçtiği sırada düştü: 61 kişi öldü.
2002 - Salt Lake City'de (Utah, ABD) düzenlenen Kış Olimpiyatları sona erdi.
2003 - Bas gitarist Robert Trujillo, Jason Newsted'in 17 Ocak 2001'de Metallica'yı terketmesinin ardından gruba katıldı.
2005 - Penguen dergisinin Tayyipler Alemi adlı kapağı sebebiyle Dergisi'nin sahibi olan Erdil Yaşaroğlu ile Pak Yayıncılık'tan 40 bin YTL'lik manevi tazminat talep edildi.
2008 - 80. Akademi Ödülleri, Kodak Tiyatrosunda sahiplerini bulacak.
2009 - DTP'nin Grup toplantısında Kürtçe krizi yaşandı. Ahmet Türk'ün Kürtçe konuşmaya başlaması ile konuşmayı canlı veren TRT yayınını kesti.
303 - Diocletianus'un Hıristiyanlara karşı ilk fermanı yayımlandı ve buna göre imparatorluk içindeki Hıristiyan kitapları ve ibadet yerleri yok edilecekti.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051920293640
 
On Numara
20.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04091215171926282932333540424546525559656976
 
Sayısal Loto
18.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021828333640
 
Şans Topu
22.02.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu162027283105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık