İşte Kılıçdaroğlu-Bahçeli 'nafile' görüşmesinin nedeni

Ana Sayfa » Medya Kritik » CHP neden ayağa kalkamıyor?

CHP neden ayağa kalkamıyor?

Murteza Demir Oda Tv'deki yazısında CHP'nin neden ayağa kalkamadığını 4 ana başlıkta topladı. İşte o yazı:

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
 
CHP neden ayağa kalkamıyor?

Zor bir işe soyunduğumun farkındayım. Eleştiriden hazzetmediğimiz, ders çıkarmadığımız ortada ama hayat-memat meselesiyle karşı karşıya olmamız nedeniyle birilerinin çıkıp partinin manzara-i umumiye’sine işaret etmesi gerekiyor. “Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” özdeyişinde olduğu gibi eğer geleceğimiz siyaset kurumunun iradesiyle şekilleniyorsa ve yaşamımız tehdit altındaysa, bu gerçeğe bigâne olamayız…

Bir seçmen ve sosyal demokrasinin erdemlerine inanan bir yurttaş olarak, sorumluluğum; bulunduğum yerden görünen siyasi manzarayı resmetmektir. Bu bağlamda, özellikle de bu aşamada iktidarın tek alternatifi olan CHP’yi anlatmak, fotoğraf çekmek, bir veri olarak parti yönetimlerinin ve kamuoyunun değerlendirmesine sunmak istedim. Tespitlerimin, ‘haksız, hukuksuz, hırsız kral’ın işkencesinden kurtulmamıza katkısı olması dileğiyle…

RUH HALİMİZİN RESMİDİR!

Dostlar; CHP kurumsal kişiliğinden sokağa doğru bir heyecan ve umut yansımıyor! Siyaseti izleyen, benim gibi konu üzerine tahlil yapmak ihtiyacı içinde olan ve “yön tayini” arayanlar, CHP’nin ruh halini şöyle okuyor; partinin “prangaları” vardır ve bunlardan kurtulamamıştır. Önümüzdeki seçimde de negatif sonuç alacağını bilmektedir. Sonucu biliyor olması, üretimsizliğe, özgüven eksikliğine ve derin sorunlara neden olmaktadır. Bu yüzden parti içine dönmüş, rutine düşmüş, kaderine razı olmuştur.

4 İHTİMAL

Peki, ama nedir bu partinin sorunu; neden bir türlü ayağa kalkmaz?

Dört ihtimal görüyorum;

1.   Yukarıda ifade edildiği üzere, CHP’nin iktidarına parti yönetiminin bizatihi kendisi inanmamaktadır.

2.   Parti bayatlamış fikirlerin işgali ve cenderesi altındadır.

3.   Ekmeleddin İhsanoğlu, Sinan Aygün, Aydın Ayaydın, Mehmet Haberal gibi parti dokusunda alerjiye neden olan insanları CB adayı, belediye başkanı, milletvekili yapan sağ-liberal anlayış, parti içinde “Truva Atı” görevi yaparak CHP’nin iktidarına engel olmaktadır.

4.   İlginçtir ama iddia edildiği gibi Sn. Kılıçdaroğlu sağdan gelecek oylarla iktidar olacağına inanmış ya da inandırılmıştır. Ve bu tezi ileri süren çevrelerin (!) etkisi altındadır.

Karşıdan baktığım köyün manzarası budur ama “manzarayı” yakından takip edenler bakımından Cahit Sıdkı Tarancı’nın şiirini anımsamakta yarar var. Şöyle diyor Tarancı;

“Memleket isterim; gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim, ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim, ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Memlekete dair ütopyamızdan sonra şimdi de bir kaç soru sorayım;

Seçmenin, özellikle de ‘demokrasi, özgürlük, insan hakları’ zaviyesinden bakan; Alevi, Kürt, Ermeni, Rum, Ezidi, ateist ve kadın inisiyatifleri özetle Gezi Ruhu diyebileceğimiz milyonlar siyasi yön arıyor. CHP’nin aşağıda analiz etmeye çalışacağımız siyasi tercihi nedeniyle kafaları da oldukça karışık… Bu kesimlerin demokrasi talebi içeren eylemlerinde; yanlarında-önlerinde, mahkeme koridorlarında, duruşmalarda bulunan, sahip çıkıp, kol-kanat geren milletvekillerine itibar göstermesi gereken CHP’nin, bu vekilleri disipline vermesini veya tasfiyeye tabi tutmasını nasıl okumalıyız?

“GEZİCİLER”

Gezi Ruhu çağdaş Türkiye’nin ana eksenidir. Gelişime, demokrasiye, barışa ve kardeşliğe tekabül eder. Tüzük ve programında “değişimci ve devrimci”olduğu yazılı olan CHP’nin; solcu, laik, Atatürkçü ve Alevilerin “çantada keklik” olduğu savından hareketle sağa yaslanmak istemesi ve Gezi Ruhu denilen anlayışa arkasını dönmesi, partiyi bu kez “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan edebilir.”

Bu bağlamda önemli bir Alevi potansiyelinin “yegâne solcu parti” dedikleri HDP’yi tercih edebileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden, CHP’nin tek siyasi seçenek olduğu iddiası doğru olmadığı gibi, yapacağı her bir stratejik hata, HDP’ye yönelimi arttıracaktır. Çevreden edindiğim intiba şu; Gezi Parkı önderliğinin, (Birleşik Haziran Hareketi) kendini var ettiği kaygı ve reflekse doğru önderlik yapması ve HDP’nin daha “Türkiyeli” bir eksene evrilmesi halinde, CHP sandığa çakılabilir!

“73 millet” diyebileceğimiz ve “Türkiye mozaiği” kabul edilen bu kesimler;“CHP’nin kendisini yenileyemediğini, çağdan koptuğunu, 1920’lerde kaldığını, öncü rolünü ve ruhunu kaybettiğini, hatta gericileştiğini”düşünüyor. Partinin sağ siyasi tercihi ise bu kaygıları tahkim ediyor. Bu gözlemi ya da analizi yapanlar parti yönetimine haksızlık mı yapıyor?

CHP, kuruluşundan bugüne sağ ideolojiyle, gericilikle özetle AKP zihniyetini üreten-yeşerten anlayışla; Menderes, Demirel, Evrenlerle kavga ederek bugüne geldi. Bu kavga çağ ile feodalizmin kavgasıydı. AKP, CHP’nin önceki yönetimlerinin aymazlığı, hatta ihanetiyle serpildi. Sağ ideolojiyi de aşarak, inanılmaz bir toplum mühendisliğiyle toplumu değiştirip-dönüştürerek, hayal dahi edilemeyecek bir zihniyete evrildi. Artık onbinlece IŞİD militanı üreten bir sağ ideolojiden söz ediyoruz. “Hayat-memat” dememin nedeni bu…

Gezi Ruhu, işte bu tehlikeyi CHP’den önce gören, harekete geçen, tamamen sivil bir refleksle meydanları dolduran yapının adıdır. Bu ruh benim tanımlamamla bir Mustafa Kemal ruhudur. Laik, demokrat, eşitlikçi, özgürlükçüdür. Devrimcidir… Desteklenmesi, beslenmesi, büyütülmesi, umut bağlanması gerekir. Gezi Ruhu; Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Laz, Çerkez değil, bunların hepsidir.

Ve CHP’nin göremediği için patinaja mahkûm olduğu gerçek tam da budur…

“Hayır, öyle değil” dediğinizi duyar gibiyim

Öyleyse neler olduğunu siz anlatın; CHP iktidarına umut bağlayan, AKP’ye “lanet okuyan” seçmen, neden ışık alamıyor; bunu neden başaramıyorsunuz? Dünya gelişip değişirken, partinin kurucu lideri Mustafa Kemal “muasır medeniyeti” işaret etmişken, partinin 1920’lerde çakılıp kalmasını isteyen, ‘parti içinde başka bir parti’ daha mı var? Ulusçulukla ırkçılık, çoğulculukla çoğunlukçuluk arasındaki farktan habersiz, çağın demokratik değerlerine bigâne; ‘yeni’ kelimesine, Alevi ve Kürt gerçeğine alerji duyan, çözümü engelleyen, partiyi, MHP’yle aynı paralele düşüren güç ya da güçler mi var?

Dünyada nesli tükenmeye yüz tutmuş, ‘ya ben ya tufan’ diyen, iktidar gailesi olmayan, “50-100 milletvekili bize yeter, iktidar zor iştir” diyen, Kılıçdaroğlu’nun elini ayağını tutmayı beceren bu klik, partinin iki başlı görünmesine, statik hale gelmesine neden olacak kadar güçlü mü; tasfiye edilmeleri mümkün olamıyor mu?

İktidarın döküldüğü, yolun sonuna geldiği, yedi düvelle kavgalı olduğu, çevremizde dost ülke bırakmadığı, hırsızlıkları yedi kıta ötede dahi tescil edildiği, bir tek medeni ülkeden dahi davet alamayıp, 5. sınıf diktatörlerin davetiyle yetinmek durumunda kaldığı bu süreçte dahi, sular-seller gibi çağlayıp akmayan, rüzgârı arkasına alıp, kitlelerin derdine derman üretmeyen CHP, ne zaman çare olacak?

İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ, CHP MİADINI MI DOLDURDU?

Sorarım size, meşruiyetini kaybetmiş bir AKP’yi konuşarak zaman tüketmek, laf yetiştirmek, gündemi tek başına belirlemesine katkı sağlamak, polemiğe girerek meşrulaştırmak, yanıt vermek-dümen suyuna girmek hangi aklın ürünüdür; nasıl bir öngörüsüzlüktür?

CHP’nin iktidarı yakındır, hatta kapıdadır ama… İktidar olacağına, hesap soracağına, başaracağına, hazırlıklı olduğuna kendisi inanmalı ki, AKP iktidarından ve diktatör bozuntusundan “illallah” eden muhalif kesimler de inanabilsin. Türkiye’nin ve CHP’nin bu potansiyeli fazlasıyla vardır. Sorun, potansiyeli yönetmek ve disiplin içinde tutabilmektir. Partinin bünyesinde “nasıl olacağını” fazlasıyla becerecek, gönüllü çalışacak, yönetecek kadrosunun olduğunu düşünüyorum. CHP bu potansiyelini görmeli, örgütleyebilmeli, aslına rücu etmelidir.

ÖN SEÇİM DEMOKRATİKTİR AMA!

Ön seçim sistemi, yarışa giren tüm aday adaylarının ön seçim sonrasında da aynı heyecan ve inanmışlıkla çaba göstermeleri ve parti programını içselleştirmeleri kaydıyla doğru ve son derece demokratik bir tercihtir. Zira önseçimle gelen milletvekili kelime anlamıyla da milletvekilidir. Liderin değil, kendine oy veren yurttaşın vekilidir. Tam da bu nedenle yasama çalışmalarında liderin işaretiyle değil, kendi aklı ve iradesiyle tercihte bulunacak, gerçekten milletin vekili olacaktır.

Ön seçim tek çare midir? Hayır, önseçim iyidir hoştur, demokrat olduğunu iddia eden partiler bakımından bir zorunluluktur ama bunun ne anlama geldiğini de hem doğru anlamak hem de doğru anlatmak, yani seçen ve seçilenin içselleştirmesi şarttır! Örneğin parti adına konuşan yetkilinin; milletvekili olmanın en temel şartlarından olan ön seçimin değerini, erdemini, demokrasinin ‘d’si olarak en vazgeçilmez kriteri olduğunu, anlatamıyor olması garip bir durumdur.

İSTANBUL ESKİ İL BAŞKANLARI ÖKTEM İLE BABUŞÇU’YU İZLEDİNİZ Mİ?

27 Şubat akşamı CNN’de ‘havuz Medya’dan Akİf Beki’nin program konukları CHP eski il başkanı Şinasi Öktem ile AKP eski il başkanı Aziz Babuşçu’ydu. Babuşçu “AKP’nin temayül yoklamasıyla aday belirlemesinin, CHP’nin benimsediği ön seçim sisteminden daha demokratik” olduğunu iddia ederken, inanın Öktem’den daha inandırıcıydı ve ben bu manzara karşısında saçımı başımı yoldum.

Aziz Babuşçu ki, kendisi; “10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Çünkü bu geçtiğimiz 10 yıl içinde, (…) özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar; (…) diyelim ki liberal kesimler, (…) bu süreçte (…) (AKP’ye) bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa (…) dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak…” diyerek, AKP zihniyetini deşen, bizim de gözlerimizi açan “ihbarcılardan” biridir.

Cümlenin Türkçe tercümesi şu; fırsatı yakaladığımız an şeriatı getirip, karşı çıkan herkesin icabına bakacağız!

Şinasi Öktem, bu demeçten ve ne anlama geldiğinden haberdar mıdır? AKP temsilcilerinin; konuşmaya, insan içine çıkmaya bile haklarının olmadığının farkında mıdır? Türkiye tarihinin gördüğü en büyük hırsızlığın müsebbiplerine karşı, yıllarca İstanbul İl Başkanlığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği yaptığı halde partisini savunamayan Şinasi Öktem’in bunca sicili olan bir figür karşısındaki acizliği, esasında CHP’nin acizliği olarak algılanmaz mı? Türkiye’nin en çok izlenen kanalına ne diye çıkar; çıktıysa parti bu adam hakkında bir işlem yapacak mıdır? Parti, bu iletişim çağında en büyük marifetin “algı yönetimi” ve bilişim teknolojisi olduğunu ne zaman kavrayacaktır?

GÖNÜL NEYİ İSTER

Elbette oy vereceği partinin- vekilin davaya inanan siyasetçi olmasını, onun yanında derdini-meramını anlatan, anlattıklarına önce kendisi inanan, sonra da muhatabını inandıran siyaset insanı ister. Kuşkusuz parti, salt iyi diksiyonu olan, iyi anlatan insanlardan oluşmaz, teknokratlara, teknisyenlere, uzmanlara, oy kazandıran sivil toplum temsilcilerine de ihtiyaç duyar ancak herkesin medyaya çıkması gerekmez.

Siyaset biraz da imajdır. Bu nedenle partinin dışa dönük yüzü rastgele insanlardan seçilmez. Donanımlı, çerçeveli yanıt verebilen, ne söylediği anlaşılan, diksiyon denilen teknikten haberdar, kamera önüne çıkmadan önce boğazını-burnunu, genzini temizleyen adamlar bulmak zorundasınız. Biz, “hayat-memat meselesi” kadar zor durumdayız; “saldım çayıra mevlam kayıra” demeye hakkınız yoktur!

Bunca yaşam deneyimimden sonra şunu fark ettim; geleceğini arayan yurttaş, kendisinden oy isteyen partinin; kadrosuna, duruşuna, parti adına siyaset üretip medya üzerinden kamuyla paylaşan ve partinin dışa dönük yüzü olan yöneticilerine bakıyor, tartıyor ve sonra karar veriyor. Polemik -mugalâta değil, fikri üretim görmek, “partinin iktidarı istediği” iddiasına ikna olmak istiyor. Parti mekânlarının kahvehane havasında, nikotin kokusu içinde değil, düzenli, temiz ve disiplin içinde olmasını istiyor.

Bu bağlamda CHP’nin bizatihi kendisi, iktidar olacağına inanmalı, bunu salt sözle değil, verdiği fotoğrafla, kadrosuyla, alternatif başbakanı ve kabinesiyle, de desteklemeli ki, muhataplarını ikna edebilsin. Örneğin “ben de şunu vereceğim” gibi bayat taahhütler artık para etmiyor. Önce umut yaratmak, sonra o umudun çeperinde harelenen kitleleri sürüklemek gerekiyor.

Takdir sizin, tercih bizimdir.

 
3 Mart 2015 Salı 12:56 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
17
11
6
0
39
2
Beşiktaş
17
11
5
1
38
3
Galatasaray
17
11
3
3
36
4
Fenerbahçe
17
9
5
3
32
5
Bursaspor
17
8
3
6
27
6
Osmanlıspor FK
17
6
8
3
26
7
Antalyaspor
17
7
4
6
25
8
Konyaspor
17
6
6
5
24
9
Gençlerbirliği
17
5
7
5
22
10
Trabzonspor
17
6
3
8
21
11
K.D.Ç. Karabük
17
6
3
8
21
12
Kasımpaşa
17
6
3
8
21
13
Akhisar Bld.
17
5
5
7
20
14
Alanyaspor
17
5
3
9
18
15
Ç. Rizespor
17
4
4
9
16
16
Kayserispor
17
3
3
11
12
17
Gaziantepspor
17
3
2
12
11
18
Adanaspor
17
2
5
10
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:49
  • Güneş07:35
  • Öğlen12:43
  • İkindi15:13
  • Akşam17:28
  • Yatsı19:04
 
Tarihte Bugün
1535 - İspanyol fatih (Konkistador) Francisco Pizarro Peru'nun başkenti Lima'yı keşfetti.
1778 - İngiliz kaşif James Cook, Hawaii'ye ulaştı.
1886 - Kadınlar, Şükufezar dergisinde "saçı uzun aklı kısa" deyimine karşı mücadele başlattı.
1896 - X-ışınları cihazı ilk kez New York'ta halka tanıtıldı. "X" adı, ne tür bir ışın olduğunun bilinmeyişini simgeliyordu.
1903 - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Theodore Roosevelt'in Birleşik Krallık Kralı VII. Edward'a gönderdiği radyo mesajı, Birleşik Devletlerden radyo ile yapılan ilk okyanus aşırı iletişim olmuştur.
1910 - Çırağan Sarayı yandı. Saray 1865'te Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilmişti.
1911 - İlk defa bir uçak, bir geminin güvertesine iniş yaptı. Pilot Eugene B. Ely, San Francisco limanında bulunan USS Pennsylvania gemisine indi.
1912 - Kaptan Robert Scott Güney Kutbuna ulaştı. Bunu başaran ilk insan olmayı hayal ediyordu ancak Roald Amundsen ondan yaklaşık bir ay önce bunu başarmıştı.
1919 - I. Dünya Savaşı'nda yenik düşen devletlerle anlaşmalar yapmak üzere, İtilaf Devletleri temsilcilerinin oluşturduğu Paris Barış Konferansı açıldı. Avrupa'nın haritası yeniden çizildi.
1924 - İstanbul'da Milli Türk Ticaret Birliği Kongresi toplandı.
1927 - Lozan Antlaşması, Amerikan Senatosu tarafından reddedildi.
1928 - Çerkez Hacı Sami çetesinden 3 kişi Eminönü Meydanı'nda idam edildi. Bu kişiler Atatürk'e suikast iddiasıyla idama mahkum edilmişlerdi.
1931 - Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Türkiye Güzellik Kraliçesi yarışmasını, Naşide Saffet Hanım kazandı.
1940 - Milli Koruma Kanunu kabul edildi.
1943 - Sovyetler, Leningrad'da hüküm süren Nazi kuşatmasını kırdıklarını açıkladı.
1944 - Trak adlı yolcu vapuru, Çanakkale'den Bandırma'ya giderken kayalara bindirerek battı: 24 kişi öldü.
1946 - Madam Butterfly operası, Ankara'da sahnelendi.
1947 - İstanbul'da Muallimler Birliği kuruldu.
1950 - Demokrat Parti (DP) işçiye grev hakkı istedi.
1951 - Vietnam Kurtuluş Cephesi gerillaları Hanoi'den geri çekildi; şehir Fransız'ların eline geçti.
1954 - Yabancı Sermaye Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
1966 - Vefa Poyraz İstanbul valiliğine atandı.
1966 - Ankara Cezaevi'nde af isteyen mahkumlar isyan etti. İstanbul Üsküdar Toptaşı Cezaevi'nde 260 mahkum açlık grevine başladı.
1969 - ABD'li bilim insanlarınca, düzenli elektromanyetik dalgalar yayan ilk pulsarlar bulundu.
1977 - Zatürreye yol açan gizemli Lejyoner hastalığı'nın amili olan bakteri bulundu ve Legionella pneumophila olarak adlandırıldı.
1983 - Kültür Bakanlığı'nca Sinema Yasa Tasarısı hazırlandı. Bakanlık tasarıyla filmlere denetim getiriyordu.
1984 - -Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davası duruşmasında sanıklara tek tip elbise giydirildi.
1989 - Kıbrıslı işadamı Asil Nadir, Günaydın gazetesinden sonra Gelişim Yayınları'nı da satın aldı.
1991 - Irak, İsrail'in Tel Aviv ve Hayfa şehirlerine Scud füzesi attı.
1991 - Hükümet, TBMM'den gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurt dışında görevlendirilmesi ve yabancı askerlerin Türkiye'de bulundurulması konusunda yetki aldı.
1993 - Bayburt'un Üzengili köyü üzerine çığ düştü; 56 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.
1996 - Michael Jackson ile Lisa Marie Presley'nin iki yıl süren evlilikleri boşanma ile sona erdi.
2005 - 800 yolcu kapasiteli yolcu uçağı Airbus A380, Toulouse'da (Fransa) basına tanıtıldı.
532 - Konstantinopolis (günümüzde İstanbul)'te başlayan Nika ayaklanması tamamen bastırıldı. 30.000 kişinin öldüğü tarihin bu en kanlı ayaklanması 13 Ocak'ta başlamıştı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
12.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu081315212246
 
On Numara
16.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04060711131823272934414550515259676973747579
 
Sayısal Loto
14.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu052629343536
 
Şans Topu
11.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020308202608
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık