www.viratrabzon.com | Trabzon İnternet Gazetesi
Türen İnşaat
Son Dakika
Fındık üreticisine çağrı! SGK sınavında 2 bin kişi nasıl tam puan aldı? CHP'de revizyona seçim bahanesi Çanakkale'de 2 astsubay öldürüldü Atatürk ve bayrak estetik değilmiş!.. Karadeniz'de bank mevduatları arttı BDP kapanıyor, HDP grup kuruyor Karadeniz'deki ABD-Rus savaşı! Gül Erdoğan'a rest mi çekti? K.Erciyes Trabzon maç kritiği
CHP'de revizyona seçim bahanesi
CHP'de revizyona seçim bahanesi
 
K.Erciyes Trabzon maç kritiği
K.Erciyes Trabzon maç kritiği
 
SBS sonuçları iptal edildi
SBS sonuçları iptal edildi
 
TOKİ Başkanı neden görevden alındı
TOKİ Başkanı neden görevden alındı
BÜLENT BAŞ, ERGENEKON SAVUNMASINDA NE DEDİ?
 

BÜLENT BAŞ, ERGENEKON SAVUNMASINDA NE DEDİ?

FINDIK SOYGUNU NASIL YAPILDI? Trabzon Bağımsız Milletvekili Adayı Bülent Baş'ın, seçim kampanyasında fındıkta gerçekleştirilen büyük soygun iddiasına ilişkin ses kasetlerini yayınlaması üzerine yargılandığı Ergenekon Davası'nda savunmasını verdi. Baş, ''üreticiyi ve ülkeyi soyanlar yargılanması gerekirken neden ben yargılanıyorum'' diye sordu.

16 Haziran 2013 Pazar 13:45
Yazdır

 

Bülent Baş, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan ile Başbakan Erdoğan'ın eski Başdanışmanı, fındık tüccarı Cüneyt Zapsu arasında yapıldığı iddia edilen görüşmeleri yayınlamış, ancak gözaltına alınmış, hakkındaki iddialar Ergenekon davası kapsamına sokularak dava ile birleştirilmişti..

Baş, yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla 7.5 yılla 15 yıl arasında ceza istemiyle yargılandığı Ergenekon Davası'nda savunmasını önceki gün yaptı. İşte bu ilginç savunmanın tamamı:

 

 

İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

 

 

Sayın Başkan, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin sayın üyeleri,

 

İddia Makamının 13.04.2012 tarihli ve 2012/205 no’lu İddianamede ortaya attığı tutarsız ve çelişkili iddialar, T.C Anayasası’ndan kaynaklanan yurttaşlık haklarımı kullanmamı, her ne pahasına olursa olsun cezalandırılmasını ısrarla istedikleri için, 18.03.2013 tarihli Esas Hakkında Mütaalada şekil ve boyut değiştirerek sürdürülmüştür. Dahası, daha önce tahmine ve varsayıma dayanan iddiaları, değme illüzyonistlere taş çıkaracak boyutlara varmıştır.

 

İddianamede Mehmet Bozkurt’un çekmecesinde bulunduğu iddia edilen el yazılı bir nottan bahsediliyor. Not ve nota dayanan iddia şöyle:

 

‘’ZAPSU’NUN FINDIK SOYGUNU

Telefon dinlemeleri var. Trabzon Fiskobirlik eski Bşk dostumuz. Dinletin çok bilgi verir. Telefon konuşmalarını Trabzon-Giresun’a götürün. Sallar oraları! Hemen harekete geçin. Parti (Bedri) Trabzon’da açıklar. MANŞET! ‘’  şeklinde el yazması örgütsel doküman olduğu anlaşılmıştır.

 

Dokümanda belirtilen talimat sonucunda:

Şüphelilerden Bülent Baş’ın Trabzon İlinde basın açıklaması yaparak telefon görüşmesini duyurduğu ve ses kaydını basın mensuplarına dağıttığı… ve talimatta yer alan şekilde bunun da haberleştirildiği, sonuç olarak şüpheli Mehmet Bedri Gültekin’e talimat verebilecek konumda olduğu anlaşılan ancak kimliği tespit edilemeyen bir örgüt yöneticisi tarafından verilen bu örgütsel talimatların tamamen yerine getirildiği tespit edilmiştir.

 

Bahse konu talimatta, telefon kayıtlarının Mehmet Bedri Gültekin olduğu anlaşılan şüphelinin açıklaması yönünde talimat verildiği, ancak görüşmeyi Mehmet Bedri Gültekin’in değil de Bülent Baş’ın açıklamıştır. (İddianame s.40)

 

İddianamede yer alan bu iddianın, Esas Hakkında Mütaalada büyük illüzyon maharetiyle nasıl değiştirildiğine geçmeden önce çelişkilerine ve tutarsızlığına dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir talimatın talimat olabilmesi için, talimatı verenin de alanın da belli olması gerekir. Alan da belli değil veren de. Kim olduğu bilinmeyen talimat vericinin yasadışı bir örgüt yöneticisi olduğunu anlamak için müneccim olmak gerekir. Kim olduğu bilinmiyor ama yasadışı örgüt yöneticisi olduğu biliniyor! Verenin ve alanın belli olmadığı, iddia makamına göre yasadışı örgütsel talimat sayılan bu el yazması notla benim hiçbir alakam bulunmadığı gibi talimat sayılan bu notta ismim de geçmiyor.  İddianamede basın toplantısını benim yaptığım, hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen nottaki talimatı benim yerine getirdiğim söyleniyor.

 

Asıl önemlisi, İddianamede bu şekilde geçen suçlama (ki bu bir basın toplantısıdır) Esas Hakkında Mütaalada bir illüzyon maharetiyle değiştirilmiştir.

 

‘’Ergenekon Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda örgüt yöneticilerinden olan Doğu Perinçek’in talimatları uyarınca: sanıklar Mehmet Bedri Gültekin ve Erkan Önsel’in Devlet Bakanı Ali Babacan ile Başbakanlık eski Başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun yasadışı kayda alınan telefon görüşmeleri konusunda birlikte basın açıklaması yaptıkları ve bu kayıtları basın mensuplarına dinlettikleri, sanık Bülent Baş’ın da söz konusu basın açıklamasını bizzat okuyarak yasadışı kayda alınan bu telefon görüşmelerinin yayınlanmasını sağladığı…’’ (Esas hakkında Mütaala s. 1736)

 

Sayın Mahkemeniz, İddia Makamının hangi iddiasını dikkate alacaktır?

 

Trabzon ilinde yaptığım basın toplantısından dolayı mı suçlanıyorum. M. Bedri Gültekin ve Erkan Önsel ile birlikte yapmadığım basın toplantısından dolayı mı?

 

Üçümüzün bir araya gelerek basın toplantısı düzenlediğimiz gerçek olmadığı gibi aynı zamanda da kasıtlı bir yalandır. Bu gerçek dışı iddia,  söz konusu el yazısı nota uygun bir ‘suç’ oluşturmak düşüncesiyle üretilmiştir.  Aksi takdirde yaptığım basın toplantısı, el yazılı talimatla ilişkilendirilemez. Notta Bedri ismi geçtiğine göre, M. Bedri’yi ve hatta Erkan Önsel’i de basın toplantısına oturtalım ki her şey ‘’talimata’’ uysun denmiştir.

 

Bu olmayan, yapılmamış olan basın toplantısının yeri ve zamanı da tabi ki belirtilememiştir. Belirtilemez, çünkü böyle bir basın toplantısı hiçbir zaman olmamıştır. Esas Hakkında Mütaala veren Sayın Savcılık,  mütaalayı hazırlarken, İddianamede neyi iddia ettiğini unuttuğu gibi, basında yayınlanan ve dava dosyasında mevcut olan haber metinlerine bakmayı da düşünmemiştir. İki yıl önce gerçekleşen bir olay, iki yıl sonra değil bir illüzyonla hiçbir şekilde değiştirilemez. Olmamış bir olay ise, iki yıl sonra olmuş sayılamaz.

 

Sayın Savcılık bir sihirbazlık daha yapıyor. TİB ve GSM kayıtlarına dayanarak, bu davada suçsuz yere yargılanan bazı sanıklarla olan telefon görüşmelerimden dolayı sözüm ona terör örgütü ile bağlantılı olduğumu tespit ediyor. (EHM s.1736) Telefonla konuşmuş olmak, bağlantı olduğunu gösterir ama bu bağlantının suç bağlantısı olduğunu göstermez. Savcılık Makamı bu telefon görüşmelerinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını bal gibi biliyor. Suç işlemeye yönelik ifade ve konuşmalar olsaydı iddialarına mutlaka eklerdi. Ekleyemez, çünkü suça yönelik bir kırıntı bile yok. İddianamenin ve Esas Hakkında Mütaalanın tamamına hakim olan, İşçi Partisi’ni ve Aydınlık Gazetesi’ni yargılama gayreti olduğu açıktır. Yasal ve Anayasal örgütlerin faaliyetlerini terör örgütü kapsamına sokmaya çalışıyorlar.  Sözü edilen TİB ve GSM kayıtlarındaki konuşmalarım haberleşme hürriyetim kapsamındadır. Dava sanıklarıyla 40 yıla dayanan dostluk ve arkadaşlık bağlarım ile ortak siyasi fikirlerim yargılamaya esas olamaz. Bunlar kişisel hürriyetlerimiz ve Anayasal haklarımızdır.

 

İddia Makamı, Doğu Perinçek ile bağlantımı kanıtlamak için basit oyunlara başvuruyor.  İddianamede Perinçek ile 58 telefon görüşmesi yaptığım dolayısıyla nasılsa terör örgütü ile bağlantım olduğu sonucuna varıyordu.  Birinci savunmam esnasında Doğu Perinçek’i 1978 yılından beri tanıdığımı ancak hayatım boyunca telefonla hiç görüşmediğimi belirtmiştim.  Esas Hakkında Mütaalada diğer sanıklarla konuşmalarım sayılmış ancak Perinçek’le konuşmadan ve 58 rakamından söz edilmemiştir. Bu bağlantı tespiti yenilmiş ve yutulmuştur.  Ancak İddianamedeki bu uyduruk bağlantının EHM’da kullanılması ihmal edilmeyerek  ‘’ …ayrıca dosya kapsamına göre, sanık Doğu Perinçek ile irtibatlı olduğu tespit edilmiştir.’’  denilmiştir.

‘’Sanık Bülent Baş’ın İddianamede belirtildiği şekilde,  Ergenekon Terör örgütünün bir kısım yöneticisi ile irtibat halinde bulunduğu,  örgüt yöneticilerinden olan sanık Doğu Perinçek’in Devlet Bakanı Ali Babacan ile Başbakanlık Eski Baş Danışmanı Cüneyt Zapsu’nun Ergenekon Terör Örgütünce kayda alınan telefon görüşmelerinin kamuoyuna açıklanması talimatını yerine getirdiği,  yasa dışı olan bu eylemin cezai sorumluluğunu göze alacak derecede örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğu, örgütsel faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu anlaşıldığından…’’ (EHM s.1736, 1737)

 

Burada  ‘’Ergenekon Terör Örgütünün bir kısım yönetici ile irtibat halinde bulunduğu…’’ derken kastedilen İşçi Partisi’nin bir kısım yöneticisi ile Ulusal Kanal’ın ve Aydınlık Gazetesinin görevlileri kastedilmektedir. Bu şahıslar, sayın mahkemeniz nezdinde hiçbir sanık ve tanık tarafından varlığına şahit olunmamış yasadışı bir örgütün yöneticisi olmadıkları gibi, onlarla benim de bu nitelikte bir ilişkim ve bağlantım olmamıştır.

 

İddia Makamı İddianamesinde, el yazılı talimatı verenin kimliğinin tespit edilemeyen bir örgüt yöneticisi olduğundan söze derken,  EHM’da talimatı verenin Doğu Perinçek olduğuna karar vermiş. 2011 yılında üç yıldan beri ceza evinde bulunan Doğu Perinçek’ten dolaylı veya dolaysız bir şekilde talimat almadım. İddia Makamının bu iddiası asılsız ve de kanıtsızdır. Sanıkların bir kısmıyla geçmiş zamanlardaki çeşitli telefon görüşmelerimin bu talimatla bir ilgisi bulunmuyor. Dolayısıyla böyle bir talimatı yerine getirdiğim iddiası asılsızdır. ‘’Yasa dışı olan bu eylemin cezai sorumluluğunu göze alacak derecede örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğum ‘’ hayalidir. Bu hayali tespit ile ‘’ faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu anlaşıldığından…’’ şeklinde bir kanıtlama tam da bir sihirbazlık örneğidir. Gerçekle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Tamamen sihirbazlık örneğidir. Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğum bakınız neye dayandırılıyor?  ‘’… cezai sorumluluğu göze alacak derecede örgütsel hiyerarşide bulunduğu..’’  İşte size kanıt! Siz bu kanıttan bir şey anladınız mı? Hiyerarşiyi buraya nereden bulup koymuşlar.  Nereden anlaşılmış örgüt üyesi olduğum? Cezai sorumluluğu göze alabileceğimden! Önce örgütü, örgüt üyesi olduğumu ispatlasanıza. Olmayan örgütün, olmayan üyeliğin, hiyerarşi sözcüğü ile kanıtı da olamaz. Sonra ‘’ … faliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında ….’’ Hangi çeşitlilik, hangi yoğunluk ve hangi süreklilikten söz ediliyor? Soyut ve hayali ama, savcılarca terör örgütü üyesi olduğum bunlardan anlaşılıyor! EHM demiyor mu, M.Bedri Gültekin ve Erkan Önsel basın toplantısı yaptı kayıtları dinletti. Bülent Baş da basın açıklamasını bizzat okudu diye.  Savcılık spikerlere İddianame okutunca spiker savcı mı oluyor?  Çeşitlilik, süreklilik ve yoğunlukmuş! Bunlar EHM’da anlam ifade etmeyen üç sözcük olarak yer alıyor. Bir anlamı olmadığı gibi bir kanıt da teşkil etmiyor. Birinci savunmamda ifade ettiğim gibi, Talat Paşa Komitesi’nin basın çalışmasını yapacağıma ilişkin not da aynı şekilde bir kanıt değildir. Zira, not benim bilgim dışındadır. Talat Paşa Komitesi’nin terör örgütüyle bir ilgisi yoktur. Bana isnat edilen ise, yapılıp yapılmadığı belli olmayan basın çalışmasıdır.

 

Mahkeme iki yıl daha sürse, iki yıl sonra İddia Makamı elinde yeni bir notla gelecek. Yeni not, İşçi Partisi’nin Milli Hükümet Programı Kurultayı’na katılan isimlerle ilgili vorld belgesi. Kanarya sevenler derneği toplantısına katılsam savcılık bunu Ergenekon Örgütü üyeliğimin kanıtı sayacak ve eylemlerimin çeşitliliğinden söz edecek.

 

Yasa dışı telefon dinlemelerinin hala devam ettiği, bu dinlemelerin kimler tarafından yapıldığına dair TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulduğu,  Başbakanın ofisinde dinleme böceklerinin bulunduğu, bu yüzden koruma ekibinin değiştirildiği, bir çok bürokrata ve siyasiye vs yönelik dinleme faaliyetlerinin yapıldığı, sayısız dinleme kasetlerinin zamanı gelince kullanılmak üzere saklandığı bilinmekte ve basında sık haberlere konu olmaktadır. Sadece Başbakan dinlenmiyor, muhalif siyasetçiler hatta bütün önlemelere rağmen Genelkurmay Başkanı bile dinlenebiliyor. Tuhaf bir durum ki bu dinlemelerin kimler tarafından yapıldığı yetkililer tarafın bir türlü ortaya çıkarılmıyor. Meclis Araştırma Komisyonu, MİT, Emniyet ve Jandarma Teşkilatı yetkililerinden aldığı bilgileri kamuoyu ile henüz paylaşmamıştır. Başbakanlık Ofisinde bulunan böceklerden, Emniyet içindeki F tipi örgütlenmenin sorumlu tutulduğu basında çıkan haberlerde sık yer alıyor.

 

Yasa dışı dinlemeler eğer İddianamede belirtildiği gibi Levent Ersöz tarafından yapılmış olsaydı,  geçen zaman içerisinde yeni dinleme kayıtları ortaya çıkmazdı. Veya bu dinlemeler denildiği gibi ‘’Ergenekon Örgütü’’ tarafından yapılmış olsaydı iktidar partisi mensuplarının dinlemeleri çoktan ortaya sürülürdü.

 

TBMM’nin kurduğu yasa dışı dinlemeleri araştırma komisyonu başta olmak üzere, Hükümet, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve Jandarma birimleri hiçbirinin bu dinlemeler konusunda somut bir tespiti açıklaması yok.

 

İddianame ve EHM aynı şeyi söylüyor. Cüneyt Zapsu’nun, dinlendiği dönemde Başbakanlık Eski Başdanışmanı olduğunu tekrarlıyor.  Oysa Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafından 9 Eylül 2006 Cumartesi tarihinde (NTVMSNBC haberi), milletvekili Süleyman Sarıbaş’ın sorusuna karşılık Cüneyt Zapsu’nun Başbakanlık Danışmanı olmadığını açıklamıştır. CHP Milletvekili Kemal Sağ’ın soru önergesine Başbakanlık tarafından yapılan yazılı açıklama da aynen şöyledir: ‘’Cüneyt Zapsu adında bir personelin Başbakanlık Danışmanı olmadığı kayıtlarımızdan anlaşılmıştır.’’ (Hürriyet 27.06.2006) Sayın savcılar ne kadar ısrar ederlerse etsinler Cüneyt Zapsu’nun Başbakanlık danışmanı olmadığı bu açıklamalardan kesindir. Olsa olsa gayrı resmi olabilir ki bu da devlet yöneticisi olduğu anlamına gelmez.  Almanya Cumhurbaşkanının yabancı kökenli Alman vatandaşlarına, Almanya Ekonomisine yaptığı katkılardan dolayı verdiği liyakat nişanından dolayı da Alman vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Resmi bir görevi ve sorumluluğu yok. Ne Milletvekili ne de bakan. Ama temsilciliğini yaptığı yabancı kuruluşlar adına Hükümete baskılar yapıyor, kararnameler ve kararlar aldırıp ve uygulattığı iktidar partisi mebuslarınca fısıltı halinde yayılıyor. Bu nedenle AKP Grubunda çok sert eleştirilerle karşı karşıya geliyor. Bu durumu ‘’Partide beni kum torbasına çevirdiler.’’ (Habervitrini.com 15.8.2003) basına itiraf ediyor. Cüneyt Zapsu’nun girişim ve entrikaları, yalnızca AKP karşıtlarınca izlenmiyor,  AKP’lilerce de izleniyor ve hem gurupta hem de basın karşısında alenen eleştiriliyor.

 

İddianameye karşılık yaptığım savunmada, dinlenen telefon kime aittir diye sormuştum ve İddia Makamı ve sayın mahkemeniz sorumu dikkate alır diye düşünerek, bu belli değildir demiştim. Ses kaydı dinlendiğinde küçük bir dikkat, Ali Babacan’a ait telefonun değil de Zapsu’ya ait telefonun dinlendiğini kanıtlayacaktır. Teknik olarak arayan Zapsu’ya, aranan numara ise Babacan’a aittir. Dinlenen numara arayan numaradır. Yani dinlenen yurt dışı lobilerinin Türkiye’deki çıkarlarının takipçisi olan, bu yüzden de AKP Gurubunda sert eleştirilere maruz kalan Zapsu’dur. Sayın Savcıların bunu anlamaması mümkün değildir. Konuşmaların içeriğine bakıldığında Ali Babacan’ın, Zapsu’nun telefonda söylediklerinden rahatsız olduğu, ‘’Benim telefonum Türksel’’ uyarısı yaparak Zapsu’yu dinlemeye karşı uyardığı görülecektir. Ama hiçbir resmi sıfatı ve sorumluluğu bulunmayan Zapsu konuşmalarına ve taleplerine devam etmektedir.

 

Zapsu’yu dinleyenlerin ve konuşmalarını kaydedenlerin, her kimlerse, bu işi yasal mı yoksa yasa dışı mı yaptıklarını bilemem. Ama dinlemeselerdi,  onun ne tür yasadışı işlere giriştiğinin, binlerce tarım üreticisinin haklarının gasp edilmesi için, kapalı kapılar ardında hangi dolapları çevirdiğini belki de tam olarak bilemeyecektik.

 

Bu gerçeğin ortaya çıkmasında Sayın Mahkemenizin katkısını unutmamak gerekir. Deniz Yıldırım’ın gözaltına alınması esnasında ‘bulunarak’  Mahkemeniz dosyasına giren flaş bellekteki telefon kayıtlarından, kamuoyunun haberdar olması,  Sayın Mahkemeniz sayesinde gerçekleşmiştir. Kaynak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyalarıdır. Sayın Mahkemeniz bu kayıtlar üzerine gizlilik ve yayın yasağı koymayarak, kamuoyunun bilgilendirilmesine açık kapı bırakmıştır. Bu davanın sanıkları ve avukatları, Cüneyt Zapsu’nun telefon görüşmelerinden Sayın Mahkemeniz sayesinde bilgi sahibi olmuşlardır. M. Bedri Gültekin bu konuşma kayıtlarını dava dosyasından avukatları vasıtasıyla aldığını ve üzerinde inceleme ve çalışma yaptığını ifade ve savunmalarında belirtiyor. Mahkemenizce tanık olarak dinlenen Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, mahkemeniz huzurunda verdiği ifadesinde, bahse konu Cüneyt Zapsu konuşmalarının 26 Mart 2009 tarihinde, o zamanlar çalışmakta olduğu Vatan Gazetesinde mevcut olduğunu belirtmiştir. Bu durum Deniz Yıldırım’ın gözaltına alınmasından aylar öncesine denk düşmektedir. Devecioğlu’nun bu ifadesi de İddia Makamını iddialarının aksini kanıtlamaktadır. Vatan Gazetesi’nin yayınlamadığı telefon görüşmeleri birçok yayın kuruluşunda ve internet sitelerinde elden ele dolaşmıştır. Başta Sayın Mahkemenizin dosyası olmak üzere her yerde bulunan bu ‘’yasa dışı konuşmaların’’  Ergenekon Örgütü tarafından temin edildiği ve iddiası abestir.

 

İddianamede geçen 32 no’lu CD’deki ses kayıtlarının Cüneyt Zapsu ile Ali Babacan’a ait olduğu, sayın savcılık tarafından hem iddianamede hem de EHM’da belirtildiği gibi kabul edilmektedir. Demek ki sayın savcılar tarafından da dinlenmiş ve de incelenmiş ki, bu zatlara ait konuşmalar olduğu tespit edilmiş. Dinlenmiş ama duyulmamış! Eğer duymuş olsalardı bu konuşmaların yasa dışı olduğunu anlarlar ve ona göre soruşturma açarlar, suçu duyuranın değil suçlunun peşine düşerlerdi. Demek ki hırsızın hiç suçu yokmuş!

 

Kamuoyu gibi ben de merak ediyorum. Acaba Sayın Mahkeme yargıçları milyonlarca sayfalık dava dosyalarını okuyabildiler mi? Ve iki yıldır dava konusu olan Cüneyt Zapsu’nun telefon konuşmalarını dinlediler mi? Eğer dinledilerse, bu konuşmaların kamuoyunun huzurunda açıklanmasının yasa dışı bir eylem olamayacağı kanısına varmış olması gerekir.

 

Zira bu konu mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Hasan Cüneyt Zapsu, telefon görüşmelerinin çözümlenmiş metinlerinin Aydınlık Gazetesinde yayınlanması üzerine, İstanbul 2. Asliye Ceza mahkemesine,  basın yoluyla haberleşmenin gizliliğini ihlal iddiasıyla açtığı davayı kaybetmiştir. Mahkeme bu haberin yayınlanmasında kamu yararı görmüş, sanık Caner Taşpınar’ın üzerine yüklenen eylemin CMK 232/2-a maddesi uyarınca beraatine karar vermiştir. İst. 2. Asliye Ceza mahkemesinin gerekçeli kararını önceki savunmam esnasında bilginize sunmuştum. Sayın Mahkeme bu yayınları kamu yararına uygun bulmuştur.

 

Bağımsız Millet Vekili adayı olarak katıldığım 12 Haziran 2011 Millet Vekili Genel Seçimlerinde, seçim bölgem olan Trabzon’daki çalışmalarım esnasında, Zorlu Otelde 9 Haziran 2011 tarihinde yapmış olduğum basın toplantısının ne silahlı ne de silahsız bir terör örgütüyle ilgisi bulunmaktadır. Basın toplantısı düzenlemek için kimseden talimat almadım.

 

Seçim büroma bırakılan CD’yi defalarca dinleyip, internetten de bularak karşılaştırdım. Sayısız basın haberlerini tekrar gözden geçirdim. Olayı yakından izleyenlerle, Fiskobirlik Yöneticileriyle ve üyeleriyle konuşarak, telefon konuşmalarında geçen konuşmaların olaylarla bağlantılarını tetkik ettim. Gördüğüm ve tespit ettiğim hain tezgahı, (ki bu tezgah 210 bin fındık üreticisinin kooperatifi olan Fiskobirlik’e karşı tezgahlanmış, AKP hükümeti ise bu tezgahta yer almıştır.) kamuoyuna açıkladım. Asıl suçlu Hamburg Borsası ve yabancı alımcılar lehine Karadeniz köylülerini alın terini gasp etmek için, AKP Hükümetine kapalı kapılar ardında kararname çıkarttıracak düzeyde yetki ve etki sahibi olan, bu doğrultuda Hükümet Bakanına telefonla, dahil olduğu çıkar guruplarının menfaatleri doğrultusunda, gizli talimatlar veren Hasan Cüneyt Zapsu ile buna izin veren AKP Hükümetidir. Bu telefon konuşmaları milyonlarca Karadeniz köylüsünün emeğini, yabancı çıkar gurupları adına gasp etmek için yapılmıştır. Soruyorum size. Cüneyt Zapsu’nun Fiskobirlik depolarındaki 150 bin tonluk fındığın fiyatını belirlemeye ve bunu Devlet Bakanına kabul ettirmeye, zorla satışa çıkartmaya, bunun için Hükümete kararname çıkarttırmaya hakkı var mıdır. Uçağa binmek üzere olan bakana, sarı zarf içinde talimat göndermeye hakkı var mıdır? Bu telefon görüşmelerinin üzerini yasa dışı dinleme ve Ergenekon Terör Örgütü talimatı diye örtmeye çalışanlar, suça ortak olmuş olmazlar mı? Bakan’a ‘’öyle yaparsak bizi yargılarlar’’ dedirtecek kadar talimat veren, bu yetkisiz gayri resmi zatı korumaya kalkmış olmazlar mı? Bu telefon kaydı bir suç şebekesini ele vermektedir. Bu şebekenin başında şu sıralarda ortalıkta pek gözükmeyen sifoncu fındık baronu bulunmaktadır. Bu fındık baronunun telefon kayıtlarındaki faaliyetlerinin sonucunda, 210 bin üyeli, binlerce çalışanlı, milyar dolarlık mal varlıklı, fındık üreticilerinin biricik varlığı Fiskobirlik tasfiye edilmiş, yüzlerce çalışanı işsiz kalmıştır. AKP işbaşına geldiği zaman 8 milyon lira olan fındık fiyatı bu müdahaleler sonucu 2 liraya kadar düşürülmüştür. Dahası fındık taban fiyatı kaldırılmış, 500 bin fındık üreticisi Hamburg Borsasının insafına terk edilmiştir. İşte Cüneyt Zapsu bu yüzden yabancı kökenli Alman vatandaşlarına verilen liyakat nişanını Almanya Cumhurbaşkanının elinden almaya başarmıştır. Onun aldığı bu liyakat nişanından dolayı yargılanamayız. Cüneyt Zapsu, bu liyakat nişanından dolayı T.C Hükümetlerine kanun ve kararname çıkarma talimatı veremez. T.C Hükümet üyelerinin Davos Zirvesindeki görüşme ve randevularını, kendi deyimiyle ofişıl dışı ayarlamalarla düzenleyemez. Sayın savcılar bunu soruşturmalıdır. Kimdir bu T.C Hükümet üyelerinin randevularını ayarlayan Zapsu’nun arkadaşı olan Aleks denilen, milliyeti ve görevi bilinmeyen şahıs.

 

Sayın Savcılar, basın toplantımda, Ergenekon Terör Örgütü talimatı ve bağlantısı arayacaklarına, Zapsu konuşmalarındaki yasa dışılığa dikkat etmeliler ve asıl suçluları görmeliler.

 

Son olarak söyleyeceklerim şunlardır. Seçim çalışmalarım esnasında, Anayasadan ve yasalardan doğan haklarımı kullandım. Bölgemdeki seçmenlerin ve 500 bin fındık üreticisinin menfaatlerini savunarak ve basın toplantısı düzenleyip gizli kapaklı planların üzerinin açılmasını sağlayarak kamu yararına bir gayret gösterdim.

 

İddia Makamının iddiası doğru değildir.

 

Türk Milletinin huzurunda beraatimi talep ediyorum.

 

Bülent Baş

14.06.2013

Anahtar Kelimeler: fındık, soygunu, nasıl, yapıldı, trabzon, bağımsız
Bu haber toplam 3403 defa okunmuştur
Haber Yorumları
Yorum Ekle
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.
 Diğer Haberler
 
Yazarlar
Çok Okunanlar
Anket
Sizce seçimlerin en başarılı partisi hangisi?
AKP
CHP
MHP
BDP
HİÇBİRİ
Videogaleri
Fotogaleri
Finans
İMKB 100
73.476
USD ALIŞ
2.1220
USD SATIŞ
2.1370
EURO ALIŞ
2.9300
EURO SATIŞ
2.9500
POUND ALIŞ
3.5490
POUND SATIŞ
3.6080
ALTIN ALIŞ
88.9800
ALTIN SATIŞ
89.5300
Hava Durumu
Havadurumu
Lig Puan Durumu
 
TAKIM
O
G
B
M
P
 1
Fenerbahçe
29
21
3
5
66
 2
Beşiktaş
29
15
9
5
54
 3
Galatasaray
29
14
11
4
53
 4
Trabzonspor
30
12
10
8
46
 5
Sivasspor
29
13
4
12
43
 6
KDÇ Karabükspor
29
11
9
9
42
 7
Kasımpaşa
29
10
11
8
41
 8
Akhisar Bld.Spor
29
11
7
11
40
Tarihte Bugün
1975 Hindistan'ın ilk uydusu olan Aryabhata fırlatıldı.
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Haber Sitesi Kur