Suriye'de Türk askerine saldırı; 5 şehit, 9 yaralı

Ana Sayfa » Medya Kritik » ‘Bir ülke bu kadar yalanı bir arada taşıyamaz!..’

‘Bir ülke bu kadar yalanı bir arada taşıyamaz!..’

İletişim ve Gazetecilik Profesörü Haluk Şahin SÖZCܒye konuştu:

 
24 Nisan 2016 Pazar 13:27 
Yorum YapYazdır
 
 
‘Bir ülke bu kadar yalanı bir arada taşıyamaz!..’

zlem GÜRSES / İSTANBUL  

Kısa da olsa, onunla çalışabildiğim için çok şanslıyım. Çünkü o, dünyaya hep anlamak için ve kuşbaşı bakabilen biri, gerçekleri aramaktan vazgeçmeyen ve sükunetle iyimserliğini koruyan bir gazeteci. Son olarak yazdığı “Unutulmuş Bir Suikastin Anatomisi” kitabını konuşmak için Bilgi Üniversitesi’nde buluştuk.Tabii ki bir iletişim ve gazetecilik profesörüne Türkiye’nin gündemini de sordum.Profesör Haluk Şahin tam da şu günlerde bir kalp ameliyatından çıkmış evinde dinleniyor. Çok şükür iyi.Bu röportaj vesilesiyle bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi aktarmak isterim.

‘BU NEFRET NİYE SÜREKLİ ÜRETİLİYOR?’

Son kitap : “Unutulmuş Bir Suikastin Anatomisi”

ÖG : Diyorsunuz ki “bu kendini bana yazdıran bir kitap.” Temel mesele neydi kitabı yazmaktaki ?

HŞ : Ermeni uzlaşmazlığının müzmin bir nefret haline dönüşmüş olması beni çok rahatsız ediyor. Bu durum iki soruya dönüştü kafamda : “Bu daha ne kadar devam edecek ?” Bu bir. “Bu nefret niye sürekli ve kimler tarafından yeniden üretiliyor ?” Bu da iki. Amacım bunun aşılması için gerekli altyapıyı oluşturanlara, en çok da sanatçılara yardımcı olmak. Ama öyle bir roman yazılmadı, öyle bir film de yapılmadı.
Ermeniler tarafından yapılan filmler tam tersine aynı nefret sisinin daha fazlasını üretme çabası içindeydiler.

ÖG : Hayatınızda sizi Ermeni meselesiyle sürekli buluşturan tesadüfler de olmuş…

HŞ : Hem de pek çok ! Ağrı Dağı’nın eteklerinde doğmuşum bir subay – öğretmen ailenin çocuğu olarak. O köyün adı Sürbahan imiş.Çocukluğum Bursa’da bir zamanlar Ermenilerin oturduğu konakların olduğu mahallede geçti. Sonra Amerika’ya gittim, doktoramı bitireceğim yıl ilk defa Amerikan’ın batısına geçtim. Orada arkadaşlarım beni diplomat Bahadır ve eşi Sina Demir ile tanıştırdılar.
4 ay sonra gazetede “iki Türk diplomatı öldürüldü” diye bir haber gördüm. Bunlardan birinin benim 30 yaşındaki arkadaşım Bahadır olabileceğini düşünemezdim ama öyle çıktı. Ondan sonraki yıllarda Sina Demir’le zaman zaman konuşmalarımız oldu. Ve kafamda hep şu soru vardı : 77 yaşında bir Ermeni niçin 30 yaşında bir Türk’ü öldürür ?

ÖG : Bu cinayet ASALA’nın da çıkışını başlatmış, değil mi ?

HŞ : Evet, bu ilk cinayet. Benim şansım şu oldu, Bahadır Demir cinayetinin FBI dosyalarındaki 40 yıllık gizlilik süresi sona ermiş, dosyalar erişime açılmıştı. Davanın tutanaklarını buldum, 800 sayfa da o. Bütün bu belgeleri okurken Bahadır’ı öldüren Gürgan Yanıkyan’ın sıradan bir terörist olmadığını, tuhaf bir hikayesi olduğunu fark ettim.

ÖG : Nasıl planlamış cinayeti ?

HŞ : Aslında paralı olarak Amerika’ya giden ama zamanla iflas eden, eşi hastanede tedavi görmekte olan, yaşı 70’e varmış olan bu adam bir megaloman. Bu nedenle Ermenilere en çok puan getiren şeyi yapmaya, bir Türk’ü öldürmeye karar veriyor ve ince bir tuzak kuruyor. Bahadır ve Mehmet bu tuzağa kanıyor ve Santa Barbara’da bir otelde İranlı bir Türksever sandıkları bu adamla buluşmaya gidiyorlar. Yanıkyan, buluşmanın ilk 5 dakikasında aslında bir Ermeni olduğunu, onları öldüreceğini söylüyor. Ve elindeki tabancayla ikisini de öldürüyor.

ÖG : Gerçekten de bir kahramana mı dönüşüyor sonra ?

HŞ : Diasporadaki bazı Ermeniler onu kahramanlaştırıyorlar. Dava sırasında Yanıkyan geçerken onun önünde saygı duruşunda duruyorlar, hapishanedeyken sürekli ziyaret edip elini öpüyorlar. Yanıkyan bir kahraman olarak hayata veda etti. Bunun karşısında 30 yaşında bir genç diplomat, Bahadır Demir ise unutuldu gitti.

ÖG : Neden böyle oldu ?

HŞ : Lozan’dan sonra zannedilmiş ki bu iş kapanmıştır, bitmiştir. Ama 1965’ten sonra özellikle Diaspora’daki Ermenilerin örgütlenip 24 Nisan’ı bir anma günü olarak ilan etmeleriyle Türkiye bir süre ne yapacağını bilememiş. O tartışmaya girsin mi girmesin mi ? Derken işte bu terör olayları başlıyor. Yanıkyan’ın yazdığı mektupta yaptığı tavsiye bu : “Ben bir savaş başlatıyorum, bundan sonra dünyanın her yerinde Ermeniler Türkiye için çalışan insanlara savaş açmalıdırlar, onlara yaşam hakkı tanımamalıdırlar.” Bunun arkasından Asala ve diğer terör örgütleri geliyor. 1970li yıllarda önce Viyana’da, sonra Paris’te nihayet Orly’de 90’a yakın insanın öldüğü, yüzlerce insanın yaralandığı 600 terör eyleminden sonra Ermeni kelimesinin kendisi bir küfür haline dönüşüyor. Aslında kapanmış olan bir takım yaralar kaşınıyor, kanamaya başlıyor. Her iki taraf da bundan zararlı çıkıyor.

ÖG : Her Nisan’da tekrar tekrar ve güçlenerek geliyor gündemimize…

HŞ : 2006 yılında Bilgi Üniversitesi’nde “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Ermeniler” konulu konferansı İdare Mahkemesi yasakladı. Ben buna karşı çıktım, bu kez de 301. maddeden yargılandım ve çok sayıda nefret mektubu aldım.
Amerika’dayken Diaspora’nın nasıl bir Türk düşmanlığı olduğunu görmüştüm. Türkiye’de de bu konferans sayesinde nasıl bir Ermeni düşmanlığı potansiyeli olduğunu gördüm. Amerikan Diasporası da bu nefret söylemini üretmekte çok mahir… O kadar mahir ki Amerika’da Türk düşmanı hikayelerin çocukların kafalarına işlendiği yaz okulu kampları bile var.

ÖG : Korkunç bir şey bu ! Bu ne zaman bitecek peki ?

HŞ : Yalan söylemekten vazgeçtiğimiz zaman.
Bireysel ilişkilerde olduğu gibi halklar arasındaki ilişkilerde de yalanlar fevkalade zehirleyici etkiler doğururlar. Ben bu kitabı yazarken gördüm ki her iki tarafta da müthiş yalan var.

ÖG : Hrant Dink davasında da hala gerçeğe ulaşamadık…

HŞ : Aradan 10 sene geçti. Nedim Şener gibi gazetecilerin bütün çabasına rağmen hala bilmiyoruz, katmer katmer yalanlar var çünkü. Bilinçli olarak üretilmiş ve bizi birbirimize düşman eden, düşman tutan yalanlar var. Bizim görevimiz bu yalanları aşmak, ben bu kitabı o yüzden yazdım. Ben Türk ve Ermeni halklarının aslında birbirine çok yakın olduğunu ve benzer yaşam tarzları olduğunu düşünüyorum. Bir arada olmasa bile yan yana, dostça yaşayabilir bu iki halk.

Türkiye’de “gerçeği” bulmak

ÖG : Türkiye’de gerçeği bulmak neredeyse imkansız. Yetmedi bir de herkesle kavga halindeyiz zaten.

HŞ : Ben aslında insan türünün çok ciddi sorunlarla yüklü olduğu görüşündeyim. İnsan rasyonel bir yaratık diye öğrenmiştik biz. Ama ABD gibi insanların önemli bir kısmının yüksek öğrenim görmüş olduğu bir toplumda Donald Trump diye çatlak bir adam halkın neredeyse yüzde 40’ının oyunu alabilecek bir duruma yükselebiliyorsa, çok ciddi bir sorun var demektir.

ÖG : Rusya’da da Putin seçiliyor…

HŞ : Ve Avrupa’nın pek çok yerinde de aşırı sağ hükümetler var. Biz kendi durumumuza bakıp haklı olarak üzülüyoruz. Ama bence tüm dünya kötü bir yerden, çatlak bir yerden geçiyor. 21. Yüzyıl demokrasinin çok zorlandığı bir yüzyıl olacak. 19. Yüzyıl iyimser bir yüzyıldı, bilimin her şeyi halledeceği düşünülüyordu. Mustafa Kemal 19. Yüzyıl pozitivizminin çocuğu olarak geleceğe umutla bakıyor ve bunu eyleme geçirebiliyordu. 20. Yüzyılda kafalara birtakım sorular düştü, Freud çıktı “insanlar rasyonel mi değil mi ?” dedi.

20. Yüzyılın sonunda dendi ki “bir dönem bitti, Sovyet İmparatorluğu yıkıldı, faşizm yenilgiye uğratıldı, tarihin sonu geldi… bundan sonra önümüz açıktır artık demokrasi ebediyen hüküm sürecektir.” Bunun hiç doğru olmadığı pek çok yerde ortaya çıkıyor, ben Amerika açısından da Avrupa açısından da endişe içerisindeyim. Tabii en çok kendi ülkem açısından özellikle yürek yakıcı bir şekilde endişe içindeyim.

ÖG : Peki gazeteciler ne yapabilir, bizim rolümüz nedir ?

HŞ : Bizim rolümüz ısrarla doğruları söylemek, yalanlarla mücadele etmektir.
Demokrasi kuramını kuranların havsalasının almayacağı birtakım şeyler yaşıyoruz şu günlerde Türkiye’de. Bir baskı aracı haline dönüştü basın, iletişimi iptal etmek için kullanılan, doğruların iptaline hizmet eden bir basın oluştu. Yetmedi, verilen doğruları karalamak, ortadan kaldırmak için de elinden geleni yapıyor.Bir bakıyorsunuz bir gazete hükümete eleştiri çizgisinde, hop sabahına yönetim değiştiği için aynı hükümete alkış çekiyor.

ÖG : Taraf’da, Bugün’de ve nihayet Zaman’da yaşadık…

HŞ : Bu kadarını George Orwell bile hayal edememiştir. Böyle bir dönemde kimsenin medyaya inanmaya devam edebilmesi mümkün değil. Gerçeği bulmak ve ortaya çıkartmak bu meslek alanının ana misyonu olmaktan çıkmış durumda. Kafalar son derece karışık. İnsanlar sürekli bir bulanıklık içinde yürüyorlar ve hiçbir şeyi tam olarak anlamıyorlar.

ÖG : O bilgi sisinin içinde insanların başı o derece dönüyor ki, bir süre sonra artık merak bile etmiyorlar…

HŞ : Çünkü insanların başarısızlığa tahammül sınırları var ! Türkiye’nin çok önemli bir Cumhuriyet mirası var, hala var, onu yok edebilmiş değiller. Çok değerli kadroları da var, fakat bu kadrolar bir türlü bir araya gelerek bir başarı formülü üretemediler. Uğranılan başarısızlıkların sonunda pek çok insan “galiba da olmayacak, o zaman ben ne yapayım, ben kendi küçük hayatımı yaşayayım” dedi.

ÖG : Mümkün mü küçük hayatlara saklanmak ?

HŞ : Hayır, değil. Baskı rejimleri bir şekilde oralara da ulaşıyorlar, oralarda da insanlara rahat yok. Eskiden bir sahil kasabasına kaçıp orada huzur içinde emeklilik yıllarını geçirmek rüyası vardı. Şimdi o düşünülen sahil kasabalarının plajlarında çocuk cesetleri yüzüyor.

ÖG : Nasıl bitecek bu korkunç günler ?

HŞ : Uzun vadede ben yine de iyimserim. Gerçeklerin ortaya çıkma gücüne inanıyorum. Beynimin karamsarlığına karşı kalbimin iyimserliğiyle yola devam ediyorum.

ÖG : Hayal ettiğiniz ülke bu muydu ?

HŞ: Elbette değildi. Bizim en kötü rüyalarımızı aştı bu ülke. Şu anda gırtlağımıza kadar Orta Doğu’ya batmış durumdayız. Bizim gizli gündem olarak biraz da çekinerek öne sürdüğümüz bütün olasılıklar en vahim biçimleriyle gerçekleşti. Ve hala bunun hangi noktada nasıl durdurulacağı konusunda fikrimiz yok.

Bu tabii pek çok insanı dehşet içinde bırakıyor. Ama öbür taraftan da Türkiye’nin çok özel bir ülke olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız gerek. Evet, Türkiye çok Ortadoğulaştı ama Türkiye aynı zamanda ve daha çok bir Avrupa ülkesidir. Avrupa’nın bütün kötü niyetine ve iki yüzlülüğüne rağmen şu anda hala Türkiye’nin Avrupa’yla bütünleşmesi konusu bitmiş değil. Ve bu hiç beklenmedik bir anda hiç beklemediğimiz bir şekilde bir kere daha karşımıza çıktı. Çünkü o vazgeçilebilir bir şey değil. O bakımdan doğruları söyleyeceğiz, yalanlarla mücadele edeceğiz ve yeni kadroların mutlaka yükselmesine destek olacağız.

ÖG: Yeni kadrolar derken gençler mi yani ?

HŞ: Beyoğlu’nda 8 Mart gecesi feminist kadınların yürüyüşü vardı, müthişti. Uçsuz bucaksız bir yürüyüştü ve hepsi de genç insanlardı. Bakın o çocuklar var ya, o gün orada yürüyenler, onlar hayatlarının çoğunluğunu AKP iktidarında geçirdiler! O yüzden ben yeni kadrolar ve kadın hareketine güveniyorum, iyimserliğimin de umudumun da kaynağı onlar. Bu arada Gezi’yi de unutmuş değiliz. O ruh hala var. Beş benzemezin bir araya gelip altıncı öğeye karşı birlikte direnebilmesiydi o. Demek ki bu zaman zaman olabiliyor Türkiye’de. Gezi Gençleri ve Kadın Hareketi Türkiye’nin 21. Yüzyılda nerede olacağını belirleyecek. Çok uzaklara da atmıyorum, 2020’li yıllara kadar Türkiye’de niteliksel birtakım değişikliklerin olması kaçınılmaz gözüküyor.

Çünkü bir ülke bu kadar yalanı bir arada taşıyamaz !

 
24 Nisan 2016 Pazar 13:27 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Türker Ertürk
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
17
11
6
0
39
2
Beşiktaş
17
11
5
1
38
3
Galatasaray
17
11
3
3
36
4
Fenerbahçe
17
9
5
3
32
5
Bursaspor
17
8
3
6
27
6
Osmanlıspor FK
17
6
8
3
26
7
Antalyaspor
17
7
4
6
25
8
Konyaspor
17
6
6
5
24
9
Gençlerbirliği
17
5
7
5
22
10
Trabzonspor
17
6
3
8
21
11
K.D.Ç. Karabük
17
6
3
8
21
12
Kasımpaşa
17
6
3
8
21
13
Akhisar Bld.
17
5
5
7
20
14
Alanyaspor
17
5
3
9
18
15
Ç. Rizespor
17
4
4
9
16
16
Kayserispor
17
3
3
11
12
17
Gaziantepspor
17
3
2
12
11
18
Adanaspor
17
2
5
10
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
2016 TÜRKİYE AÇISINDAN NASIL GEÇECEK?
ÇOK İYİ
İYİ
BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
KÖTÜ
ÇOK KÖTÜ
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:48
  • Güneş07:33
  • Öğlen12:44
  • İkindi15:16
  • Akşam17:32
  • Yatsı19:07
 
Tarihte Bugün
1522 - Rodos'un Osmanlı donanmasınca fethi.
1774 - Osmanlı Padişahı III. Mustafa öldü. I. Abdülhamit tahta çıktı.
1793 - Vatana ihanetten suçlu bulunan Fransa kralı XVI. Louis, giyotinle idam edildi.
1899 - Opel ilk otomobilini üretti.
1908 - New York belediyesinin aldığı bir kararla kadınların toplum içinde sigara içmeleri yasaklandı.
1911 - İlk Monte Carlo Rallisi başladı.
1921 - İtalyan Komünist Partisi kuruldu.
1924 - Vladimir İlyiç Lenin öldü.
1925 - Arnavutluk Cumhuriyeti ilan edildi.
1941 - II. Dünya Savaşı: Avustralya ve Birleşik Krallık birlikleri Tobruk-Libya'ya saldırı başlattı.
1942 - II. Dünya Savaşı: Kuzey Afrika cephesinde Rommel'in Sirenayka taarruzu.
1942 - Askerlik süresi üç yıla çıkarıldı.
1943 - Varlık Vergisi ödemesinin son günüydü. Vergisini ödemeyen mükelleflerin ev ve işyerlerindeki malları haczedildi, daha sonra da icra yoluyla satış yöntemiyle vergileri tahsil edildi.
1946 - Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu.
1951 - Kore'den ilk hasta ve yaralı kafilesi, Ankara'ya geldi.
1952 - Milli Savunma Bakanlığı, Kore'de 34 subay, 46 astsubay ve 1252 erin şehit olduğunu açıkladı.
1952 - Eski Ordu milletvekili, mizah dergisi Akbaba'nın sahibi Yusuf Ziya Ortaç Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etti.
1954 - İlk nükleer denizaltı Nautilus, Connecticut'ta denize indirildi.
1958 - Lefkoşa'da taksim lehine gösteri yapan Kıbrıslı Türk gençlerine İngiliz askerleri müdahale etti; bir genç ağır yaralandı, altı kişi tutuklandı.
1959 - Ulus gazetesi yazı işleri müdürü Ülkü Arman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu birer yıl hapse mahkum oldu; gazete bir ay süreyle kapatıldı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Nalıncı Keseri" başlıklı yazısı dava konusu olmuştu.
1961 - Saraçhane Tiyatrosu açıldı. İlk olarak Cevat Fehmi Başkut'un Hacıyatmaz oyunu sahnelendi.
1963 - 21-25 Ocak'da şiddetli soğuklar ülkenin her yanını etkiledi. Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metre.
1967 - Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun beş yöneticisi günü tutuklandı. Sencer Güneşsoy, Baykan Kalaba, Naci Özdemir, Hüsnü Temiz, Kâzım Musa bir gün önce polis tarafından mühürlenen federasyon binasına girmek istemişlerdi.
1967 - Uluslararası Las Vegas Maratonu'nda İsmail Akçay ikinci oldu. İsmail Akçay'ın derecesi 2 saat, 23 dakika, 3 saniyeydi.
1970 - Jumbo-Jet Boeing 747 ticari seferlerine başladı.
1972 - Cidde'ye yaptığı Hac seferinden dönen Marmara adlı THY uçağı 5 kişilik mürettebatıyla düştü. Hostes Hülya Maviler yanarak öldü, diğerleri yaralı olarak kurtarıldı.
1976 - Concorde, Londra-Bahreyn ve Paris-Rio de Janeiro hatlarında ticari uçuşlarına başladı.
1977 - Amerika Birleşik Devletleri başkanı Jimmy Carter, Vietnam savaşı sırasındaki asker kaçaklarının hemen hepsini affetti.
1981 - 444 gündür Tahran'da rehin tutulan Amerikalılar serbest bırakıldı.
1981 - Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ü öldürmekten sanık sağ eylemci İbrahim Çiftçi, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nce üçüncü kez ölüm cezasına çarptırıldı.
1983 - Eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan tahliye edildi. İsvan, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davasında yargılanmaktaydı.
1985 - 1983'ten beri süren Yazarlar Sendikası davasında sanıklar beraat etti.
1990 - Adnan Oktar ve müridi oldukları öne sürülen 66 erkek ve 68 kadın gözaltına alındı.
1992 - İstanbul'da evlerde doğal gaz kullanılmaya başladı.
1996 - Özgürlük Ve Dayanışma Partisi kuruldu.
1996 - Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat devlet başkanı seçildi.
1997 - Atatürkçü Düşünce Derneği, Başbakan Necmettin Erbakan hakkında konutta verdiği yemek daveti nedeniyle suç duyurusunda bulundu.
1999 - Amerikan tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonu: sahil güvenlik kuvvetlerinin durdurduğu bir gemide 4.300 kg kokain ele geçirildi.
2005 - İzmit İşletmesinin kapatılmasını protesto için fabrikaya kapanan SEKA işçileri, Kurban Bayramı'nı fabrikada geçirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
19.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010727325051
 
On Numara
16.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04060711131823272934414550515259676973747579
 
Sayısal Loto
14.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu052629343536
 
Şans Topu
18.01.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030419232908
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık