Erdoğan'a çok sert tepki: Egemenliğimize müdahale!

Ana Sayfa » Medya Kritik » Basın kuruluşlarına iktidar ajanı gazeteci!

Basın kuruluşlarına iktidar ajanı gazeteci!

"Patronlar bazı kuruluşlara yerleştirilen iktidar ajanları aracılığıyla ya da bazen doğrudan ilgili makamlardan aranarak güdülüyorlar"

 
18 Ocak 2015 Pazar 14:19 
Yorum YapYazdır
 
 
Basın kuruluşlarına iktidar ajanı gazeteci!

Uzun yıllar NTV’nin ekran yüzü olarak tanınan Banu Güven, Leyla Zana’yla yapmayı planladığı, Vedat Türkali’yle de yaptığı röportajı engellenince kanaldan ayrılmıştı. Güven, şimdilerde ise IMC TV’nin ana haber bülteninin sunuculuğunu yapıyor. Meslek yaşamı boyunca ifade özgürlüğü konusunda sansüre ve haksızlığa karşı durmuş bir gazeteci olan Güven, iktidarın medyanın büyük kesimi üzerinde kurduğu hâkimiyetin, Türkiye’de basını çölleştirdiğini söyledi. Güven, "Patronlar bazı kuruluşlara yerleştirilen iktidar ajanları aracılığıyla ya da bazen doğrudan ilgili makamlardan aranarak güdülüyorlar" dedi.

Banu Güven’le uzun bir süredir karşılıklı yoğunluktan dolayı bir türlü denk getirip bir araya gelemediğimiz buluşma, 14 Ocak Çarşamba günü telefonumun çalmasıyla netleşti.

Arayan Güven’di... O gün teröre karşı dayanışma ve ifade özgürlüğü için yayımladığımız Charlie Hebdo seçkisinin ardından, gazetemiz kimi kesimlerin desteğini görürken kimi kesimler tarafından da tehdit alıyor, hakaretler havada uçuşuyordu. Çoğu insanın söz söylemeye, çoğu gazetecinin de kalemini oynatmaya ürktüğü bu atmosferde, ihtisasını uluslararası ilişkiler üzerine tamamlamış bir gazeteci olan Banu Güven’in ise diyecekleri vardı. Bu sebeple Türkiye siyasetinin medya üzerindeki etkisini konuştuğumuz Güven’le, Charlie Hebdo’ya Türkiye basınının nasıl baktığını ve basın özgürlüğünü masaya yatırdık.

*Türkiye yine özgürlük sınavı verdiği günlerden geçiyor. Siz hem uluslararası ilişkiler alanında ihtisas yapmış biri hem de bir gazeteci olarak, günümüz siyasetinin gerçek haberciliği ne yönde etkilediğini düşünüyorsunuz?

İktidarın medyanın büyük kesimi üzerinde kurduğu hâkimiyet, Türkiye’de basını çölleştirdi. Patronlar bazı kuruluşlara yerleştirilen iktidar ajanları aracılığıyla ya da bazen doğrudan ilgili makamlardan aranarak güdülüyorlar. Saçma sapan sansürlemelerle çıkıyorlar insanın karşısına. Bu ortamda gazetecilerin sağlıklı çalışabilmeleri çok güç. Her haberde ya da yazıda “Gönderdikten sonra başım şuradan ya da buradan ağrır mı” endişesini yaşamak çekilir şey değil. Gazetecileri aslında muhatap olmamaları gereken patronlarla da teşriki mesai yapmaya zorlayabiliyorlar. Gezi sürecinde değil sadece, öncesi ve sonrasında da “Artık yeter!” diyerek iş bırakanlar oldu. Yıllara yayacak olursanız, ana akım medyada ve TV’lerde öyle bir kan kaybı yaşandı ki, bu kurumların büyük oranda içleri boşaldı. Bundan birkaç yıl önce parlatılan isimler şimdi bağırış çağırış “patronlarına”yaranmaya çalışıyor. Ana akımda kalanlar da biat ettikçe üzerlerindeki baskı artıyor. Ricat ediyoruz diyen de var, ama bu ricatın dönüşü olmuyor. İfade özgürlüğü, geri çekile çekile, beraberlerinde uçurumdan aşağıya yuvarlanıyor.

İktidar “Muhalif gazete yok mu?” diyor. Var elbette, ama ellerinde o da olsa ortadan kaldırırlar gibime geliyor. Sonuçta “Bombadan tehlikeli kitapların, darbe planı mesajlı” dizilerin olduğunun iddia edildiği bir memleketteyiz. Bir zamanların iktidar ortağı, eski iktidarın sahipleri ve bugünkü iktidar arasında bölünmüş, parçalanmış bir medya var Türkiye’de. Bir de bunların yanında nesnellikten kopmadan gazetecilik yapmaya çalışan tek tük medya kuruluşu. Yani medyanın yüzde 80’i, belki daha fazlası, bir savaşın araçları. Özetle, medya hiçbir zaman olmadığı kadar araçsallaştırılmış vaziyette. Yayın yasakları da haber alma hakkının ihlali... Yargının araçsallaşması da basın özgürlüğünü elimizden alıyor.

*Uzun yıllar NTV’nin değişmez yüzüydünüz. Vedat Türkali ile röportaj yaptınız. Ve Leyla Zana ile röportaj yapmak istediniz. Fakat bu süreçte NTV sanırım birtakım kaygılarından dolayı röportajları çıkarmadı. Ama gördük ki o isim ve yakın dava arkadaşları Meclis’e girdi. Bu konuda sansüre uğramış bir gazeteci olarak ne hissettiniz?

Bunu bekliyordum zaten, Leyla Hanım’ın Meclis’e gireceği belliydi. Daha sonra da Erdoğan’la Dolmabahçe’deki ofisinde görüştüler. Buna hiç şaşırmadım, hatta ipler benim için kopma noktasına geldiğinde, “Bugün Zana’yı ekrana çıkarmıyorsunuz, ama yarın Öcalan’ın sözleri gazetelerde manşet olacak” demiştim. ‘Bakın bizim ecdadımız kim’

*Son dönemde Türkiye’yi Osmanlılaştırma hevesi başladı. Başta Erdoğan’ın 16 devleti simgeleyen asker karşılaması gibi... Siz bir gazeteci olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Ben Erdoğan’ın içinden her gün biraz daha Türkmenbaşı çıktığını düşünüyorum. Osmanlı’nın kaybettiği halifeliğin postmodern yarlamasının peşinde sanki... Saraya da külliye demeye karar verdiğine göre... Üstün zekâsına borçlu olduğumuzun söylendiği 16 asker tiyatrosu da, gelen giden liderlere, “Bakın bizim ecdadımız kim” mesajını vermek için oynanıyor. Bir gün bir devlet başkanı gülme krizine girecek orada. Herhangi bir kasabanın düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümünde yer alan temsili kuvvetler ya da sünnet düğünlerine giden toplama mehterandan farkı yok orada dizilenlerin.

*IMC TV’de istediğiniz gibi yayın yapabiliyor musunuz?

Evet, bu da bu ortamda insanı ferahlatan bir durum. Çalışkan bir ekip ve yakın çalışma arkadaşım editör Candan Yıldız’la pazartesiden perşembeye Banu Güven ArtıHaber adı altında ana haber bülteni yapıyoruz. Her gün özel konuklarımız da oluyor.

Erdoğan’ın açıklamaları saldırganları cesaretlendiriyor

*Türkiye medyasının Charlie Hebdo’ya bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genelde ürkek. Paris’teki katliam bir korku saldı ve tüm dünyada basın bir sınavdan geçti. Cumhuriyet, internet yayını yapan T24, Toplumsal Sol gibi bazı haber siteleri ifade özgürlüğünün yanında durduğu için yüzümüzün akı oldu. Bilindik bazı gazetelerin ve internet sayfalarının manşetleri, haber başlıklarıysa iktidarın haklı gördüğünü belirtmekten çekinmediği bir nefret dili kullanıyor.

TV’lere gelince... Çoğu kanal için otosansür devrede. TV’lerin tepelerinde RTÜK gibi bir Demokles’in kılıcı da sallandığı için, işleri daha zor. Çok ciddi cezalar yiyebiliyorlar çünkü.

* Peki, ya iktidarın bakışı?

Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın, Cumhuriyet gazetesine ve yazarlarına tehditler yağarken peşi sıra yaptıkları açıklamalar vahim. Erdoğan’ın cuma günü, özenle seçerek sarf ettiği sözler, Charlie Hebdo’nun yayınını “terör estirmekle” bir tutması son derece tehlikeli. Gazeteniz tehdit edilirken,“Tepkiler haklıdır. Bunları yayımlayan provokasyon yapmıştır” mealinde açıklamalar, potansiyel saldırganları da cesaretlendiriyor. Erdoğan, “Başkasının özgürlük alanının sınırlarının içerisine girilirse buna terör estirmek denir” dedi ya... Aslında ona aynı cümleyle cevap vermek gerekiyor. Basının özgürlük alanında, ifade özgürlüğü alanında tepinmekten vazgeçmeliler. Sırtlarını dayadıkları dogmaları halka dayatmaktan vazgeçmeliler.

Bu memleketin yüzde 99’u Müslüman diyerek de, azınlığın çoğunluğun tahakkümü altında olması gerektiğini söylüyor bize Erdoğan. Başka din mensupları o çoğunluk tarafından aşağılanırken hiçbirinin kılı kıpırdamadı. TCK 216 mesela, sadece İslamla ilgili işletiliyor. Önce bunu, kanunu kaldırsınlar. Ya da zorunlu din dersini kaldırsınlar. Sonra ifade özgürlüğünden söz etmeye kalkışsınlar. Kouachi Kardeşler için ateşli bir şekilde cenaze namazları kılınmasından herhangi birrahatsızlık duyduklarını da okumadım bir yerde. Sizlere yönelik tehditlere karşı bir açıklama da duymadım.

O atama akıllara zarardı

*Son günlerde özellikle Cizre’de yaşanan olaylara bir gazeteci gözüyle nasıl bakıyorsunuz?

Her şeyden önce, Hrant Dink suikastı soruşturmasında en baştan “şüpheli” olması gereken, nihayetinde hakkında yakalama kararı da çıkarılan Ercan Demir’in Cizre Emniyet Müdürü olması akıllara zarar bir durumdu. Bu atama, AKP iktidarı tarafından yapıldı. Cizre’de görgü tanıklarına göre polis rastgele ateş açıyor, öldürmek üzere hedef alıyor. Öcalan da, hükümet de “provokasyon”diyor, ama bu provokasyon olsa olsa iktidarın etrafındakiler tarafından yapılabilir. Topu, yekten cemaate atmak çok kolaycı bir yol.

Sürekli çocukların öldürülmesi de dizginlenmesi zor bir öfke yaratıyor. Şu anda da gençleri, çocukları zapt etmekte zorluk çekiyordur anne babaları. Cizre’de olanlar çok mide bulandırıyor bu yüzden.

 
18 Ocak 2015 Pazar 14:19 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1630 - Evliya Çelebi elli yıl sürecek seyahatlerine başladı.
1692 - Salem, Massachusetts'de bir kadın ve dört erkek cadılık suçlamasıyla idam edildi.
1821 - Navarin Katliamı. Mora İsyanı sırasında Navarin şehrini ele geçiren yunanlar, 3.000 Türk'ü öldürdüler.
1878 - Saraybosna'nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nca işgali.
1895 - James Ryan yüksek atlamada 1,94 m. yaparak dünya rekoru kırdı.
1919 - Afganistan, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.
1934 - Adolf Hitler Reichsführer ünvanını aldı.
1945 - Vietnam Savaşı: Ho Chi Minh iktidarda.
1953 - İran'da Muhammed Musaddık rejimi devrildi, Muhammed Rıza Pehlevi devri başladı.
1954 - ABD'de komünist partiye yasak getirildi.
1955 - Kuzeydoğu ABD'de Diane kasırgası 200 can aldı.
1960 - Sovyetler Birliği iki köpek, 40 fare, iki sıçan, ve çeşitli bitkiler taşıyan Sputnik-5'i Ay yörüngesine oturtmayı başardı.
1960 - U-2 Krizi: Sovyetler Birliği üzerinde düşürülen casus uçak U-2'nin ABD'li pilotu Francis Gary Powers 10 yıl hapse mahkûm edildi.
1966 - Muş, Varto'da meydana gelen 6,9 şiddetindeki depremde 2394 kişi hayatını kaybetti, 1489 kişi yaralandı.
1978 - Kariye Müzesi soyuldu.
1980 - Suudi Arabistan havayollarına ait bir yolcu uçağı Riyad havaalanına acil iniş yaptıktan sonra yandı: 301 kişi öldü.
1981 - ABD savaş uçakları, Sidra Körfezi üzerinde iki Libya savaş uçağını düşürdü.
1987 - Birleşik Krallık'ta Michael Ryan adlı bir kişi, tüfekle 16 kişiyi öldürdükten sonra intihar etti.
1991 - SSCB'nin dağılma süreci: Devlet başkanı Mikhail Gorbachev evinde göz hapsinde.
1991 - Komünizm yanlısı KGB ve ordu generalleri, Rusya'da darbe girişiminde bulundu.
2002 - Askeri birlik taşıyan bir Rus Mi-26 helikopteri, Çeçen birliklerince Grozni yakınlarında düşürüldü; 118 asker öldü.
2003 - Hamas'a bağlı bir intihar bombacısı Kudüs'te bir otobüse saldırdı; yedisi çocuk 23 İsrailli öldü.
2008 - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erbakan'ın Ev hapsi cezasını affetti.
2008 - Cezayir'in başkenti Cezayir'in 35 mil doğusunda bir polis akademisine bomba yüklü araçla yapılan intihar eyleminde en az 43 kişi öldü, 38 kişi yaralandı.
2008 - Pakistan'ın kuzeybatısındaki bir hastanenin acil girişinde bomba patladı: 23 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:35
  • Güneş05:27
  • Öğlen12:36
  • İkindi16:24
  • Akşam19:23
  • Yatsı21:01
 
Süper Loto
17.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu202338424850
 
On Numara
14.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05070910192335374043444651525455606162707475
 
Sayısal Loto
12.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030810184548
 
Şans Topu
16.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020405113105
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık