Trabzon'da çirkin senaryo... HAYIR pankartları kesilip

Ana Sayfa » Siyaset » Basın iktidarın hedefinde

Basın iktidarın hedefinde

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Medya yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz" dedi.

 
13 Aralık 2014 Cumartesi 08:04 
Yorum YapYazdır
 
 
Basın iktidarın hedefinde

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan “Medya; yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz. Herkes kendi asli mecrasında demokratik rolünü oynamak durumundadır. Biz manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk, ne basının tezviratlarından korkarız, ne de basının yalan haberlerine aldırış ederiz” dedi.

Akdoğan, TBMM Genel Kurulu’nda, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun 2015 yılı bütçeleri üzerinde konuştu.

 

Bu bütçenin 2002 yılı sonundan itibaren istikrarlı bir şekilde büyüyen Türkiye’nin daha da büyümesine ve daha da kalkınmasına, daha müreffeh bir ülke haline gelmesine vesile olacağına işaret eden Akdoğan, bütün milletvekillerine görüş, öneri ve eleştirileri nedeniyle teşekkür etti.

Akdoğan, her türlü eleştirinin aynı zamanda bir tür katkı olduğunu, muhalefetten istifade etmenin iktidar için bir eksiklik değil kazanım olduğunu söyledi. “Ülkemize hizmet etmek de sadece iktidar olmakla değil, aynı zamanda yapıcı muhalefet yapmakla da mümkündür” diyen Akdoğan, bu yüzden burada belirtilen her görüşü ülkeye hizmetin bir tezahürü olarak değerlendirdiğini kaydetti.

 

Konuşmacıların genel olarak basın özgürlüğünden bahsettiğine işaret eden Akdoğan, şöyle konuştu:

“Aslına bakarsanız siyaset-medya, iktidar-medya, sermaye-medya ilişkileri bütün dünyada sorunlu bir alandır. Bizlerin bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde tesis etmemiz, demokrasinin güç kazanması için büyük bir gerekliliktir. Yalnız bunun için sadece siyaset üzerine spotları çevirmek, sadece iktidara ayna tutmak yetmez. Aynı zamanda medyayı da masaya yatırmak, basının durumunu da analiz etmek, muhalefet-medya ilişkisini de irdelemek gerekir. Medya-iktidar ilişkisinden bahsediyorsak, bir medya analizi de yapmanın gerektiğine inandığımdan, biraz medya eleştirisi de yapmak istiyorum. Medya aracının kendisi, demokrasinin parçası değildir; basın ve medyanın yüklendiği misyon, oynadığı rol, taşıdığı anlam ve muhteva demokrasiyle ilgilidir. Demokratik olmayan ülkelerde de medya bulunuyor. Darbe döneminde de bizatihi medya, anti demokratik bir rol oynayabiliyor.

 

Teknolojik gelişmeler medya alanında baş döndürücü bir değişim ortaya koydu. Peki zihniyet ve anlayış ilerledi mi, ne kadar değişti? Eskiden siyaset, soğuk savaşın parametreleriyle yapılıyordu. Silahların, ideolojik kutuplaşmaların, vesayetçi anlayışların gölgesinde yapılan siyaset, büyük güven kaybetmişti ve ayakları üzerinde doğrulamıyordu. Siyaset kurumu son dönemde önemli mesafeler kat etti. Ancak medya aynı parametrelerle hareket etmeyi sürdürüyor. Silahların gölgesinde manşet atan, darbelere ve vesayetçi anlayışlara alkış tutan, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat rejimlerinin bülteni gibi kendisini konumlandıran medya 27 Nisan’da da 17 Aralık’ta da bu görünümden kurtulamadı. Topyekun savaş manşetleri atan, seçilmiş iktidarlara karşı seferberlik ilan eden, hükümet kurup hükümet yıkmayı asli fonksiyonu gören medya anlayışı, demokrasinin altını oyarken demokrasi nutukları atmaktan da geri durmadı. Postmodern darbelerde basının oynadığı rolü, bizzat o rolü oynayanlar yazdıkları kitaplarda itiraf ettiler ve özür dilediler. Yayıncılıkla siyaset mühendisliğini birbirine karıştıran anlayış ülkenin kaderine yön vereceği yanılgısına kapıldı. Medya çalışanlarına karşı düzenlenen andıçlar, yalan haberler, itibar suikastleri basının gözetiminde, bazen de suç ortaklığında gerçekleşti. ‘Tehlikenin farkında mısınız’ manşetleri, ‘Genç subaylar rahatsız’ manşetleri’, ’411 el kaosa kalktı’ manşetleri, ‘Muhtar bile olamaz’ manşetleri. Tüm bunlar basın tarihine kara bir leke olarak geçti.”

 

“Basın özgürlüğü ancak basın ahlakıyla birlikte anlam taşır”

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, basın özgürlüğünün ancak basın ahlakıyla birlikte anlam taşıdığını vurguladı.

Basın ahlakının hiçe sayıldığı bir ortamda basın özgürlüğünün gelişmeyeceğine işaret eden Akdoğan, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi’nin uzun süre başkanlığını yaptığı Basın Konseyi’nin, Basın Konseyi Basın Meslek İlkelerini okudu.

Bu ilkelerin, “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez. Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz. Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz. Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez. Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır” olduğunu anımsatan Akdoğan, “Acaba bu düsturlara ne kadar riayet ediliyor? Basında itibar cellatlığı, yargısız infazlar, kişilik suikastleri sıradan bir hal almadı mı acaba?” diye sordu.

 

“Yıllardır köşeleri tutmuşlar beyefendiler, çok büyük maaşlara çalışıyorlar”

Yalçın Akdoğan, kişisel hak ve özgürlükleri, kişisel onur ve itibar ile toplumsal fayda ve ulusal menfaatleri korumanın, basının ahlaki yükümlülüğü olduğunu belirtti. Akdoğan, şunları kaydetti:

“Eğer siz bunları hergün ayaklar altına alıyorsanız; özgürlükten kastınız daha fazla küfür edebilmek, daha fazla yargısız infaz yapmak, daha fazla kişilik suikasti yapmaksa, bu basın özgürlüğü değildir. Basın özgürlüğünde kaçıncı sırada olduğuna anlam kazandırmak için, basın ahlakında kaçıncı sırada olduğuna da bakmak gerekir. Bu ikisi birlikte yürümek durumundadır. Eğer medya; psikolojik harekatların, algı operasyonlarının, siyaset mühendisliğinin parçası haline gelirse orada demokrasinin asli unsuru olan bir basından söz edilemez. Medya; yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz. Herkes kendi asli mecrasında demokratik rolünü oynamak durumundadır. Çok açık söylüyorum: Biz manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk, ne basının tezviratlarından korkarız, ne de basının yalan haberlerine aldırış ederiz. Kimseyi susturmak gibi bir derdimiz de yok. Bugün açın bakın, yandaş denilen gazetelerin sayısı kaç tane, her gün Hükümeti yerden yere vuran gazeteler kaç tane?

Onbinlerce lira maaş alan medya baronları için yatıp kalkıp gündem yapanlar, acaba niçin bin lira maaşla kayıtdışı çalıştırılıp kapıya konulan basın emekçilerinin meselelerini hiç gündeme taşımazlar? Yıllardır köşeleri tutmuşlar beyefendiler, çok büyük maaşlara çalışıyorlar. Basında bugün çok ciddi problemler var. Kayıtdışı çalıştırılanlar, 500 liraya, bin liraya, iki bin liraya çalıştırılanlar, maaşları verilmeyen, kapıya konulan, sendikasız çalıştırılan insanlar…”

“Patronlarının menfaatlerine karşı tek bir kalem oynatamayanlar…”

Genel Kurul Salonu’nda kendisini çeken foto muhabirlerini gösteren Akdoğan, “Foto muhabirleri, kameramanlar hangi haklara sahipler? Bu arkadaşlarımızın aynı futbolcular gibi, belli bir yaştan sonra o işi yapmaları da çok kolay olmuyor. Basında gerçekten ciddi birtakım sorunlar var. Ama diğer magazin haberler… Onlar daha büyük basın özgürlüğünün parçası olarak gündeme getirilen konular” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, “Sermayeye karşı, patronlarının menfaatlerine karşı tek bir kalem oynatamayanların, basın özgürlüğü nutukları atması ne kadar sahicidir? Medya patronları ile ilgili gazetelerde, televizyonlarda tek bir cümle kurulabiliyor mu? Bu sorunlu bir alandır. Bunun doğru tanımlanması ve gazeteciliğin haklarını gerçekten garanti altını almak gerekiyor” dedi.

“Medya ne iktidarın, ne muhalefetin sözcüsü olmalıdır; yalnızca milletin ve hakikatin sözcüsü olmalıdır” diyen Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü

 

“Her sabah kalkıp (Hükümete nasıl zehir kusabilirim, savaş açabilirim) diye işe başlayan bir anlayış demokratik bir basın anlayışı olamaz. Medyanın tek bir tarafı vardır, o da millettir. Medya özgürlükten yanadır; haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden taraftır ve öyle olmalıdır. Sorumlu yayıncılık, basının temel karakteridir. Bugün Türkiye’nin ulusal çıkarlarını, birlik ve bütünlüğünü, milli güvenliğini tehdit eden uluslararası algı operasyonlarında maalesef medya kullanılıyor. Kendi ülkesinin çıkarını, geleceğini, menfaatini düşünmek sadece iktidarın görevi değildir. Bugün AK Parti’yi eleştirenler, geçmiş dönemlerde medyanın başına gelenleri iyi düşünmelidir. Bugün bizim tek yaptığımız meşru müdafaadadır, kalkıp kendini savunmaktır veya haksızlıkları eleştirmektir. Şimdi ‘basın özgürlüğü öldü’ diyenler, eski dönemlerde basın mensuplarının başına gelenlere acaba nasıl tepki gösterdiler? Gazeteciler sürgün edildi, Türkiye’yi terketti, işkence gördü, andıçlandı, karanlık örgütlerin hedefi oldu, faili meçhullere kurban gitti. İktidarlar medyaya söz geçiremediyse de medyanın sözünden çıkmadı. Allah aşkına bugün yazılamayan, konuşulamayan bir şey kaldı mı Türkiye’de? Herkes herşeyi yazıyor ve konuşuyor.

İktidara geldiğimiz ilk günden beri, basın özgürlüğünün güçlendirilmesi ve basın-yayın mensuplarının çalışma koşullarının düzeltilmesi için, anayasal, yasal ve idari değişiklikler yaptık. Bilgi edinme hakkının anayasal teminata kavuşturulması, basın suçlarında daraltmaya gidilmesi, haber kaynaklarının korunması, yaptırım yetkilerinin kısıtlanması, yerel basının güçlendirilmesi, temsilde çoğulculuğun sağlanması, TCK’da basın özgürlüğü lehine düzenlemelerin yapılması, farklı dillerde yayın imkanının genişletilmesi, yurt dışına gitmek isteyen basın mensuplarının hizmet damgalı pasaport kullanabilme imkanının sağlanması, basın kartı yönetmeliğinde gazeteciler lehine değişiklik yapılması, azınlıklara ait gazetelere resmi ilan yayımlayabilme imkanının sağlanması gibi düzenlemeler attığımız adımlardan bazılarıdır.”

 
13 Aralık 2014 Cumartesi 08:04 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
25
16
7
2
55
2
Başakşehir
25
15
8
2
53
3
Galatasaray
25
14
4
7
46
4
Fenerbahçe
25
12
8
5
44
5
Trabzonspor
25
12
5
8
41
6
Antalyaspor
25
11
6
8
39
7
Kasımpaşa
25
10
5
10
35
8
Konyaspor
25
9
8
8
35
9
K.D.Ç. Karabük
25
10
4
11
34
10
Bursaspor
25
9
5
11
32
11
Gençlerbirliği
24
8
8
8
32
12
Osmanlıspor FK
25
7
10
8
31
13
Alanyaspor
25
8
4
13
28
14
Akhisar Bld.
25
7
6
12
27
15
Kayserispor
25
7
6
12
27
16
Ç. Rizespor
25
5
5
15
20
17
Adanaspor
25
5
5
15
20
18
Gaziantepspor
24
5
4
15
19
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Anket
HALKOYLAMASINDA NASIL OY KULLANACAKSINIZ?
EVET
HAYIR
KARARSIZ
KULLANMAYACAĞIM
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:23
  • Güneş06:05
  • Öğlen12:38
  • İkindi16:09
  • Akşam18:48
  • Yatsı20:20
 
Tarihte Bugün
1854 - Kırım Savaşı: Fransa Rusya'ya savaş açtı.
1933 - Hitler, Yahudileri ve Yahudilere ait mağazaları boykot için emir verdi.
1939 - Madrid, General Francisco Franco'nun güçlerinin eline düştü. İspanya İç Savaşı sona erdi.
1944 - Adapazarı ve civarında 2.831 kişinin öldüğü bir deprem oldu. Mısır Kralı Faruk deprem felaketzedelerine 1000 Mısır lirası yardımda bulundu.
1946 - Juan Peron, Arjantin Cumhurbaşkanı oldu.
1947 - Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.
1961 - Türkiye'de Anayasa'nın halkoyuna sunulması hakkındaki kanun kabul edildi.
1962 - Türkiye'de Ekim 1960'da askeri yönetimce görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, TBMM'de kabul edildi.
1963 - 22 Mart'ta sağlık nedenleriyle tahliye edilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın serbest bırakılması tepkilere yol açınca cezasının ertelenmesine ilişkin karar kaldırıldı
1965 - Amerika Birleşik Devletleri'nde Alabama'da Martin Luther King'in önderliğinde 25 bin kişi sivil haklar için yürüdü.
1966 - Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığı süresi bitti, yerine Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçildi.
1970 - Ege Bölgesi'nde şiddetli bir deprem oldu. Kütahya'nın Gediz ilçesinde evlerin yüzde 80'i yıkıldı, 1086 kişi öldü.
1973 - Cevdet Sunay'ın cumhurbaşkanlığı süresi bitti.
1980 - Kayseri'nin Develi ilçesine bağlı Ayvazhacı köyünde, sel nedeniyle meydana gelen toprak kayması sonucunda 60 kişi öldü.
1988 - Türkiye'de kendisine ilk kez yapay kalp takılan kişi Halit Şahin öldü.
2000 - Susurluk davası sanıklarından Özel Tim eski Müdürü İbrahim Şahin geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanarak yoğun bakıma alındı.
2004 - Türkiye'de yerel seçimler yapıldı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101318384152
 
On Numara
27.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu03040824252629303134353640414348526165717273
 
Sayısal Loto
25.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010812192023
 
Şans Topu
22.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu042426293111
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık