MİT'ten 4 daire başkanı PKK'nın elinde iddiası

Ana Sayfa » Bilim - Teknoloji » Barzani'den flaş açıklama

Barzani'den flaş açıklama

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, Iraklı Kürtlerin bağımsız bir devlete sahip olmalarının hiç olmadığı kadar yakın olduğunu söylemiş ve Sykes-Picot Anlaşması'nın hükmünü yitirdiğini açıklamıştı. Barzani bölgede artık yeni bir uluslararası anlaşmaya ihtiyaç olduğunu belirtmişti. Peki tarihte büyük bir öneme sahip olan ve Türkiye'yi yakından ilgilendiren bu Sykes-Picot Anlaşması'nın hikayesi ne?

 
26 Ocak 2016 Salı 13:57 
Yorum YapYazdır
 
 
Barzani'den flaş açıklama

 

Emperyal devletler bir bölgeyi bütünüyle ele geçirip kendi vatanları haline dönüştürmeye çalışmanın maliyetini anladıkları günden itibaren oyunu farklı kurallar çerçevesinde sahnelemeye başladılar. Artık yüzlerce yıl sürecek işgaller yerine bölgedeki varolan dengeleri değiştirmek ve iktidarı maşa görevi görecek kukla yöneticilerin ellerine teslim ederek iktisadi çıkarlar üzerine inşa edilmiş bir sömürü anlayışını tesis etmek tercih unsuru sayılmaktadır.

Sykes-Picot isimleri Türklerin olduğu kadar Arapların da hafızalarında travmatik izler bırakmıştır. Dönemin ruhunu anlamak konusunda idrak zorluğu çekerken dirayetten düşen Osmanlı, iki eski müttefiki tarafından tuzağa düşürülmek istenmiş, coğrafyasının önemli bir kesimi gizli anlaşmalar ile eski dostlar arasında paylaşılmaya çalışılmıştır. Bilhassa Britanya'nın şeytana pabucunu ters giydiren manevraları üst üste gelen olaylar ile sekteye uğrarken, eski dostlarına karşı ''böl ve yönet'' stratejileri geliştiren Britanya ve Fransa'nın da birbirlerinin kuyularını kazmaları gecikmemiştir.

Yakın zamanda yayınlanan James Barr adlı yazarın henüz dilimize çevrilmemiş olan "A Line in the Sand'' adlı kitabında Orta Doğu'nun haritasını Fransa ve Britanya'nın egemenliği altında kalacak şekilde yeni baştan çizmek üzere görevlendirilmiş ve Rusya'da yaşanan devrim sonucunda ortaya çıkmış gizli anlaşmaya isimlerini veren Sykes ve Picot'un başarılı birer portresi çıkarılmış. Kitapta anlatıldığı kadarı ile bu iki karakter hakkında yazılan ilgi çeken bazı detayları Odatv okuru için derledik.

SYKES

''Ölünün arkasından kötü konuşulmaz'' derler fakat, Osmanlı topraklarını kendi ülkeleri arasında paylaştırmak için görevlendirilen ikili arasında bilhassa Sykes hakkında iyi konuşan pek kimse yok gibi. Sayısız olumsuzluğuna rağmen Sykes'ın henüz 36 yaşında Britanya başbakanı ile görüşmeye davet edilmesi ve düşmek üzere olan diş gibi sallanan Osmanlı'nın Orta Doğu'da bulunan topraklarının parçalanarak emperyal ülkeler arasında paylaştırılması gerektiği konusunda devletini ikna etmeyi başarmış olması enteresandır. Henüz o gün bu gerçeği bilmese de, genç yaşta grip hastalığına yakalanarak 39 yaşında hayatını kaybetmeden önce, eğer mümkün olursa başarıya ulaşabilmek için sadece üç sene vakti bulunmaktadır.

Sykes'ın bu işin üstesinden gelebileceği yönünde verdiği intibanın dayandığı şöhreti Orta Doğu hakkında yazdığı bir seri kitabıdır. Bu kitapların sonuncusu 2 inch (5cm) kalınlığında olan ''the Caliphs' Last Heritage'' -Halifeler' Son Miras- genel olarak savaş öncesinde Osmanlı topraklarına düzenlediği gezide kaleme aldığı ve İslamın politik bir güç olarak yükselişini anlattığı eseridir. Kitap boyunca kendisini bölge hakkında eşsiz bilgilerle donanmış göstermek isteyen Sykes, başbakan ve öteki bakanlar üzerinde bıraktığı intiba ile hem Türkçe hem de Arapça'yı akıcı şekilde konuştuğu izlenimini yaratmayı da başarmışsa da, gerçekte her iki dili de konuşamamaktadır.

Sykes'ın bölgeye ilk ziyareti henüz sadece 11 yaşındayken, eksantrik bir kişiliğe sahip olduğu söylenen garip davranışlı babası (Sir Tatton) ve babasının yarı yaşında olan alkolik annesi (Lady Jessica) ile birlikte 1890 yılında gerçekleşmiştir.  Britanya'nın Mısır'ı Osmanlı'dan koparması sekiz sene önce gerçekleşmiş, çekirdek ailenin ziyaretleri Mısır'ın ardından henüz Osmanlı'nın elinde bulunan Kudüs ve Lübnan'da devam etmiştir. İlerleyen yıllarda sayısız kez evden kaçarak bölgeye yeni ziyaretler düzenleyecek, bu yolculuklarının birisinde Kudüs'te Gertrude Bell ile tanışma fırsatı yakalayacaktır.

OSMANLI UÇURUMDAN YUVARLANMAK ÜZERE

Britanya henüz o dönem Osmanlı'nın müttefiki olsa da, Sykes'ın parlamentoda yaptığı ilk konuşmasında ve sonrasında yapılan toplantılarda sık sık dile getirdiği ''Osmanlı uçurumdan yuvarlanmak üzere'' içerikli görüşleri, ülkesinin 50 yıllık politikasının sona ermesinde ve Osmanlı'yı desteklemekten vazgeçmeye başlamalarında etki sahibi olmuştur. 1878'de Kıbrıs Osmanlı'dan koparılmış, dört yıl sonrasında Mısır ve Süveyş Kanalı da benzer kaderi paylaşmıştır.

İngiliz yatırımcılar farklılaşan devlet politikalarının uzantısı olarak Osmanlı'ya verdikleri paraları geri almaya başlayıp daha fazla bu köhnemiş yapıya yatırım yapmak istemedikleri dönemde Fransızlar onların yerlerini almakta gecikmemiş ve Halifeliğin gücünden faydalanma arzusu ile devletin borçlarını satın almaya başlamışlardı. Yapı içten içe çürümekteyken ortaya 'Genç Türkler' çıkmış ve devletin gücünü kendi ellerinde toplamışlarsa da onlar da çürümeyi ve çözülmeyi engellemeyi başaramamışlardı. Libya ve Balkanlar üzerinde bulunan toprakları kaybetmekten kaçınamadılar.

Geriye Suriye, Kudüs, Mekke ve Medine kalmıştı. Osmanlı'nın yüzlerce yıldır elinde tuttuğu bu toprakları koparmak daha zorlu bir planın parçası olabilirdi ve Araplar ile işbirliği kurmak gerekiyordu. İşbirliği tabiri sizleri yanıltmasın. Daha ziyade Arapların önlerini görmelerini engelleyecek şekilde gözlerine kum atmakla yetinecekleri bir süreç başlamak üzereydi.

Sykes'ı destekleyen yüksek rütbe ve mevki sahibi dört isim dikkatimizi çekiyor. Herbert Henry Asquith, Herbert Kitchener, Lloyd George ve Arthur Balfour. Britanya'nın önde gelen bu saydığımız  isimleri, Sykes'a planının tam olarak ne tip bir sınır öngördüğünü sorduklarında Sykes önündeki haritada her iki elinin parmakları ile işaret ederek şu yanıtı vermişti;


''Akka'dan (bugün İsrail sınırları içerisinde) başlayıp Kerkük'te biten bir çizgi çizmek istiyorum.''


Anlaşılacağı üzere bölge üzerinde çalışan karakterlerimizin sınır çizme anlayışları düz çizgiler çizme anlayışı üzerine kuruluydu ve girintili çıkıntılı sınırlar ile uğraşmak istemiyorlardı. Belirledikleri sınırlar bazen bir köyün, kasabanın, şehirin tam ortasından geçebiliyor ve ufacık yerleşimleri iki ayrı ülkenin sınırları arasında paylaştırmakta sakınca görmüyorlardı.

Lloyd George Osmanlı'yı yıkmak için oldukça istekliydi. Sykes ise Kitchener'ın askeri bir müdahele ile ayağına bağ olmasını ve kendisini baskılamasını istemiyordu. Asquith ise bu sınırın oluşturulması esnasında Arapların sorun çıkarmasından endişeliydi. 20 yıldır bölge üzerinde hakimiyet kurmak için çekiştikleri Fransızlar ile bu konuyu görüşerek aralarında diplomatik bir anlaşma yapmaları gerektiğinden söz ediyordu. Bu düşüncesi sayesinde Sykes-Picot anlaşmasının ilk adımları atılmaya hazır hale gelmişti.

Savaş Britanya ve Fransa'yı eski düşmanları Rusya ile müttefik olmaya zorlamıştı. Her ne kadar planlarına istemsizce dahil ettikleri Rusya'ya Ermenistan adı altında Anadolu'da önemli bir parça toprak verileceği önerildiyse de, Britanya'nın son istediği şey Ruslar ile sınır komşusu olmaktı. Bu sebeple üçe bölmeyi hedefledikleri coğrafyada Ruslardan uzak kalabilmek için Sykes'ın eliyle çizdiği sınırın güney kesimini almayı tercih etmeye karar vermişlerdi. Kuzeylerinde Fransa olacağı için Ruslar'dan uzak kalabileceklerdi.

PICOT

François Georges-Picot, Fransa'nın emperyal gayelerine kuvvetle bağlı bir kimseydi. Kendisi bilhassa Fransa'nın Suriye üzerinde talep ettiği haklara yönelik çalışmalar içersinde bulunan Comite de l'Asie Française'in üyesiydi. Bu davranışını babasından miras almış olmalı, babasından aldığı bir diğer unsur ismiydi. Babasının adını kendi adıyla birleştirerek kendi ismini uzatmıştı. Baba Georges Picot, Comite de l'Afrique Française adlı bir grubun kurucu üyesiydi. Saygın bir avukat, Institut Français üyesiydi ve Britanya'nın Mısır'ı ele geçirmesi üzere gereken evrakın altına imzasını atan İngiliz başbakan William Ewart Gladstone'un biyografisini kaleme almıştı. Oğul Picot babasına neredeyse tağıyordu. İngiliz bir diplomatın raporunda belirttiği üzere oğul Picot, sanki asla genç bir insan olmamış gibi bir görünüme sahipti.

Tarihteki yerini 43 yaşında alan Picot henüz öğrenim yıllarında babasının yolundan gitmiş ve hukuk okumayı tercih etmişti. 38 yaşına geldiğinde kariyerinde bir değişik arzulayarak 1898 senesinde diplomat olmaya karar vermişti. Kendisi ile sohbet edenlerin ortak intibasına göre düdük gibi bir sesi vardı.

Quai d'Orsay'de (Fransa Dışişleri Bakanlığı) ilk yılları ülkesinin Kodok'ta yaşadığı aşağılanmanın etkisi altında geçmişti. Kendisi ve çağdaşı olan meslektaşları Britanya'yı köşeye sıkıştırmaya yönelik düşünceler içerisindelerdi. İlerleyen yıllarda Britanyalı bir politikacı george-Picot için ''hiç bir şey vermek istemeyen ancak her şeyi talep eden bir kişiydi'' yorumunda bulunacaktı.

Osmanlı egemenliğinden çıkmak ve bağımsız olmak isteyen Araplar bu konuda Fransa'dan yardım istemişlerdiyse de iki devlet arasındaki maddi menfaatler Fransa'nın bu konuda çekimser davranmasına sebep oluyordu. Picot'un rolü bu finansal çıkarları zedelemeden Araplar'ın Osmanlı'dan koparılmaları yolundaki çalışmaları gizlice ve dikkatlice yürütmek olacaktı. Öncelikle Suriye'nin Osmanlı'dan koparılması sürecinde etkili olmaları gerektiğini düşünüyordu ki bu konuda harekete geçmenin önemini, ''biz yapmazsak İngilizler yaparlar'' sözleri ile rasyonalize etmeye çalışıyordu. Ülkesi bu konuda hiç bir girişimde bulunmayınca Fransa ve Osmanlı arasında patlak verecek savaş öncesi Yunan hükümetini Lübnan'da bulunan Hristiyanlara ellibin tüfek ve iki milyon rulo mermi vermeye ikna etmişti. Savaş patlak verdiğinde ise Araplar ile gerçekleştirdiği tüm yazışmaları yakarak Beyrut'u sessizce terk etmişti.

Çanakkale savaşı esnasında İngilizler kadar Fransızlar da Türklerin yakın bir gelecekte atmaları olası adımlarından endişeliydiler. Britanya'nın kısa bir süre sonra boğazdaki savaşı terk edeceğini bilenler, Türk askerlerinin alacakları galibiyetin verdiği güç ile Mısır'a yönelebileceklerinden korkuyorlardı. Aynı zamanda Sultan'ın cihad çağrıları Arap topluluklarında karşılık bulabilecek bir hareketlenme yaratmanın arefesindeydi. Şerif Hüseyin ise bu çağrıya yanıt verebilecek olası kişiler arasında liste başında yer alıyordu. O dönem henüz bilmeseler de, cephede savaşı kazanan Osmanlı masada kaybedecekti ve Mısır'a yönelmek gibi bir niyete yönelemeyecek kadar dirayetsiz davranacaktı.

Bu tip bir riskin yanında Hüseyin aynı zamanda baştan çıkarılması kolay bir konumda yer alıyordu. Peygamberin soyundan gelmesi ile tanınan Hüseyin İslam dünyasının önderliği konusunda kendisini Osmanlı Sultanı'ndan daha fazla hak sahibi görmek gibi bir bakış açısına sahipti. Hüseyin ile ilgilenme işi Arap Yarımadası'nın kontrolünü ele almak isteyen İngilizlerin meselesiydi. Tüm Arap coğrafyasının yönetiminin kendisine verileceği söylenerek taraf haline getirilen Şerif Hüseyin ise bölgede sürdürülen politikaların bir uzantısı olarak onlarca irili ufaklı Arap devletinin ortaya çıkacağını ve kandırıldığını çok geç anlayacaktı.

Sykes, her ne kadar Britanya hükümeti için çalışıyor olsa da kendi düşünceleri çerçevesinde hareket etmekten çekinmiyor ve hizmetinde olduğu hükümeti yönlendirmeyi biliyordu. Picot ise bütünüyle karnından konuşuyor ve Fransız devletinin düşünceleri ve sözleri ile hareket ediyor, kendi iradesini sürece yansıtmaktan kaçınıyordu.

AMAÇ BÖLGENİN TÜRKLERDEN ARINDIRILMASI

Sykes ile Picot arasındaki en büyük fark, Sykes daha ziyade Arapları kandırmak ve Fransızların isteklerini makul boyutta tutmak üzere hareket etmektedir. Picot ise, İngilizleri kandırmak ve hükümetinin isteklerini bütünüyle dayatmaya yönelik bir tavır içerisindedir. Britanya Şerif Hüseyin'e o denli odaklıdır ki, Fransa'nın kendi kuyusunu kazmakta olduğunu uzun süre göremez.

Britanya Hüseyin'i iki sebeple önemsemektedir. Kendisini İslam aleminin yeni ruhani lideri haline getirmek ve bu sayede tüm İslam dünyasına kukla bir lider üzerinden hükmetmeyi amaçlamaktadır. Bir diğer husus ise, bölgenin Türklerden arındırılması esnasında daha az asker kaybetmek üzere Hüseyin'in harekete geçireceği Arapların savaş güçlerinden faydalanmaktı.

Hüseyin ise İngilizler ile iş birliği içerisinde kalarak sadece Arap yarımadası üzerinde değil, Suriye, Irak ve Filistin'i de içerisine alacak bir imparatorluk kurma hayalindedir. İngilizler önceleri bu konuda Hüseyin'i ciddiye almak istemeseler de, ciddi olduğunu görünce pazarlık masasına oturmuşlardıysa da tartışmayı neticelendirmeyi geciktirmeye de dikkat etmişlerdir. Bu durumun farkına varan Hüseyin, benzer şekilde davranmaya yönelerek İngilizlerin kendisinden beklentilerini askıya almaya ve geciktirmeye, istedikleri yardımları esirgemeye yönelmiştir.

İngilizler önce Hüseyin'e ayak diretseler de Arap bir memurdan aldıkları istihbarata inanmak zorunda kalırlar. Aldıkları bilgiye göre Arap milliyetçileri ve Hüseyin, İngilizlerden istediklerini alamayınca Osmanlı ya da Almanlar ile işbirliğine girmeyi düşünmektedirler. İsteklerini reddetmenin muhtemelen Hüseyin'i Almanya'nın kucağına iteceğine karar verince anlaşma masasına tekrar oturur ve Arap lidere Basra Körfezi'nin tepesinde bulunan ve hali hazırda Britanya askerinin konuşlu bulunduğu alana kadar (bugün Kuveyt) bir bölgeyi vaad etmeyi kabullenirler. Suriye'nin Fransızlar tarafından istendiğini ve bu anlaşmaya sadık kalmaları gerektiğini belirtmeyi de ihmal etmezler. Hüseyin tam olarak istediğini alamasa da bu teklif karşısında sakinleşmeye başlayarak iş birliği yapmayı kabullenir.

MÜHİMMAT YARDIMI

Anlaşma nihayet Sykes-Picot haritalarında belirlenen halini almaya başlamaktadır. Taraflar bölgeyi aralarında paylaştırırlarken Filistin için iki tarafın ortak kontrolü altında bulunmasına karar verilir. Yahudiler, İngilizleri Filistin'de bulunan Yahudi nüfusunun belirlenen standartların üzerinde artması yönünde ikna etmeye çalışsalar da başarılı olamazlar. O günlerde henüz İngilizler Siyonist ideolojiyi benimsememektedirler ve bölge üzerinde kurmaya çalıştıkları hakimiyete karşı bir risk olarak algılamaktadırlar. Fransa ile Britanya arasında geçen görüşmelerde, Fransızlar gerçek düşüncelerini gizleyerek kendilerinin de bu tip bir ideolojiyi gülünç bulduklarını ve desteklemediklerini söylerler.

İlerleyen yıllarda Fransızlar, Britanya'nın Filistin üzerindeki gücünü ortadan kaldırmak için Yahudiler ile anlaşacak ve gizlice silah ve türlü mühimmat yardımı yaparak İngilizlere karşı güçlü bir direniş ağı oluşmasını sağlayarak Britanya'nın nihayet usanarak bölgeyi terk etmesine sebep olacaklardı.

Hikaye bu kadarla kısıtlı olmamakla birlikte bu noktada sona ermiyor. Çok sayıda batılı karakterin dahil olduğu tüm bu oyunun sahnelenmesi ve öteki karakterler hakkında bir başka yazımızda bilgi vermeye devam edeceğiz.

 

 Şıvan Okçuoğlu

 
26 Ocak 2016 Salı 13:57 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Türker Ertürk
 
Mehmet Polat
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Nihat Genç
 
Kazım DEMİR
 
Mustafa Önsel
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Arslan Bulut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1522 - Osmanlı padişahı I. Süleyman, Rodos'un teslimini istedi.
1642 - Hollandalı denizci Abel Tasman, Yeni Zelanda`yı keşfetti.
1754 - Osmanlı padişahı III. Osman'ın saltanatı başladı
1789 - Fransa'da Ulusal Muhafız Birliği (National Guard) kuruldu.
1805 - Sırp İsyanları ve Kara Yorgi'nin önderliği altında Sırpların Belgrad'ı ele geçirmesi.
1877 - 2. Meclis-i Mebusan çalışmalarına başladı.
1903 - İtalyan asıllı ABD'li dondurma satıcısı Italo Marcioni, ilk dondurma külahının patentini aldı.
1914 - Mesudiye zırhlısı, Çanakkale'de bir İngiliz denizaltısı tarafından batırıldı.
1937 - İlk seloteyp satışa sunuldu.
1937 - Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri, Çin Cumhuriyeti'nin başkenti Nankin'i ele geçirdi.
1939 - Kriegsmarine cep zırhlısı Admiral Graf Spee ile Kraliyet Donanması kruvazörleri HMS Exeter, HMS Ajax ve HMS Achilles arasında Río de la Plata Muharebesi başladı.
1942 - Çorum'da deprem: 25 kişi öldü, 589 ev yıkıldı.
1943 - İkinci Basın Kongresi, Ankara'da toplandı.
1945 - Filarmoni Derneği İstanbul'da ilk konserini verdi.
1949 - İsrail Kudüs'ü başkent ilan etti. Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra, Eski Kent ve Doğu Kudüs Ürdün'de, Batı Kudüs de İsrail'de kaldı. Kent, BM kararlarına göre uluslararası kent ilan edilmişti.
1957 - İran'da deprem: 2 bin kişi öldü.
1959 - Başpiskopos Makarios bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlığına seçildi
1960 - Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Yeni Gün ve Öncü gazetelerini 3 gün süreyle kapattı.
1960 - Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle'ün Cezayir ziyareti olaylı geçti. Fransız milliyetçilerinin çıkardığı olaylarda 123 kişi öldü.
1967 - Yunanistan Kralı Konstantin'in cuntaya karşı darbe girişimi başarısız oldu. Albaylar Cuntası iktidarı devam etti. Kral ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
1974 - Malta'da cumhuriyet ilan edildi
1980 - 17 yasındaki TDKO üyesi Erdal Eren idam edildi.KAWA örgütü genel sekreteri Hüseyin ASLAN ve 15 arkadaşı SURİYE sınır kasabası kamışlıda katledildiler.
1981 - Polonya'da General Wojciech Witold Jaruzelski sıkıyönetim ilan etti, 14 bin sendikalı işçi tutuklandı.
1983 - 45. Türkiye Cumhuriyeti Hükümet 1. Özal Hükümeti (13 Aralık 1983 21 Aralık 1987) göreve başladı.
1986 - Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Halterci Naim Süleymanoğlu Türkiye'ye iltica etti
1995 - Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasını onayladı.
1996 - Kofi Annan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri seçildi.
1998 - İtalya'da düzenlenen 5. Avrupa Kros Şampiyonası'nda Türk Genç Bayan Milli Takımı şampiyon oldu.
2002 - Avrupa Birliği Genişlemesi AB,10 yeni devletin 1 Mayıs 2004'ten itibaren üye olacağını açıkladı.
2003 - ABD askeri güçleri devrik Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin'i Irak'ta saklandığı yerde yakaladı.
2004 - Şili'nin eski diktatörü Augusto Pinochet'nin, 1970 ve 1980'li yıllardaki Akbaba Operasyonu sırasında suç işlediği gerekçesiyle evinde gözetim altında tutulmasına ve hakkında yeni dava açılmasına karar verildi.
2005 - TMSF'nin satışa çıkardığı Telsim, 4 milyar 550 milyon dolarla dünyanın en büyük mobil telekomünikasyon operatörlerinden olan İngiltere'den Vodafone'un şirketi Vodafone Telekomünikasyon A.Ş'ye ihale edildi.
2006 - Dünya Rakı Günü kutlanmaya başlandı.
2007 - Galatasaray'ın İstanbul Aslantepe'ye inşa edeceği Ali Sami Yen Stadyumu'nun temeli atıldı.
2008 - Miss World 2008 Yapılacak.
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
15
10
2
3
32
2
Başakşehir
15
9
3
3
30
3
Fenerbahçe
15
8
5
2
29
4
Beşiktaş
15
7
6
2
27
5
Kayserispor
15
7
6
2
27
6
Göztepe
15
8
3
4
27
7
Trabzonspor
15
7
4
4
25
8
Bursaspor
15
7
3
5
24
9
Sivasspor
15
7
1
7
22
10
Akhisarspor
15
5
4
6
19
11
Kasımpaşa
15
5
3
7
18
12
Aytemiz Alanyaspor
15
5
2
8
17
13
Malatyaspor
15
4
4
7
16
14
Osmanlıspor
15
4
2
9
14
15
Konyaspor
15
4
2
9
14
16
Antalyaspor
15
3
5
7
14
17
Gençlerbirliği
15
3
3
9
12
18
Karabükspor
15
2
2
11
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
07.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010609114549
 
On Numara
11.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05070811132122373843454647495157586163717879
 
Sayısal Loto
09.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020711283246
 
Şans Topu
06.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020510323401
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:42
  • Güneş07:30
  • Öğlen12:27
  • İkindi14:47
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:38
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık