Evet utanç!
Birilerinin utanması gerekir.
Ama utanması gerekenler olayı farklı boyutlara çekip, kendi sorumluluklarını ve basiretsizliklerini başkalarına yıkmaya kalkınca insan isyan ediyor.
İnanın utanması gerekenler adına ben utanır oldum!
Ama utanması gerekenler değil parmak, sopanın gözlerine sokulmasını bekler olmuşlar!
Yıl 2007. Silivri’de görülmekte olan bilinen(ismiyle hiç örtüşmediği için o ismi kullanmamaya özen gösteriyorum) dava henüz başlamış.
Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, çıkmış kükremiş ve aynen şunları ifade etmiş:
“Adalet Bakanı olarak bu soruşturma konusunda yargı üyelerine güvence veriyorum. Hiçbir şeyden çekinmeyip her şeyin üzerine gidin. Sonuna kadar gidin. Sonu nereye varırsa varsı, her kişi ve kurumla ilgili gereken işlem ne ise, yargı mensupları onu yapmalıdır. Hükümet arkanızdadır. Yargı mensuplarına hiçbir mağduriyete uğramayacaksınız teminatını vermek durumundayım. Sayın Başbakan da söyledi, ben de söylüyorum...”
Dönemin Adalet Bakanı Şahin’in bu açıklaması üzerine Silivri’deki davada önce avukat sonra da sanık durumuna düşen Avukat Kemal Kerinçsiz, Mehmet Ali Şahin hakkında “yargıya müdahale ve direktif verme” gerekçesiyle dava açtı.
Davayı İstanbul Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi reddetti. Dava bu nedenle Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne taşındı. Dosya Yargıtay’da incelendi ve Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararı bozdu.
Dava yeniden görülecek. Sonuç ne olur bilemem. Bu konuyu izleyebildiğim kadarıyla yaygın basında sadece Emin Çölaşan gündeme taşıdı.
Bu konuyu gündeme almamda iki ana unsur söz konusu.
Birincisi, o güne kadar yargı mensupları için böyle bir güvenceye gerek görülmezken o gün neden bu güven verme ihtiyacı duyulmuştur. Hem de bu güven verme açıklamasına bizzat, “Sayın Başbakan söyledi…” diyerek Başbakan’ın da böyle bir güveni verdiği imajının yaratılması, yargıya müdahale anlamı taşımaz mı?
İkincisi de bu bilinen Silivri davası başladı başlayalı 3 yıla yakın olandan tutun da çeşitli sürelerde tutuklu kalan insanların, tutukluluk sürelerinin artık cezalandırmaya döndüğü yönünde çok kuvvetli hukuksal ve yasal durum oluşmuşken özellikle iktidar kesiminin mağduriyeti ortadan kaldırma adına hiçbir çabasının olmamasını anlamış değilim.
ARTIK TOSLAYACAK DUVAR DA KALMADI!
Aslında bugün Silivri davasından bir kesit sunmak istememdeki amacım, 28 Şubat süreciyle hesaplaşmak amacıyla Ordu gibi bu ülkenin en temel ve yedeği olmayan kurumunu da olabildiğince yıpratmayı ve etkisiz kılmayı amaçlayanları eleştirmek.
Ve hepsinden önemlisi bunun merkezi dışarıda olan bir plan dâhilinde uygulamaya konulmasının kamuoyu tarafından bilinmesini sağlamak.
Önceki gün bir gazetenin birinci sayfasına göz attığımda gördüğüm fotoğraf beni ülkem ve iktidar adına büyük üzüntüye sevk etti.
Gazetenin birinci sayfasında sürmanşet ve manşette iki büyük fotoğrafa yer verilmiş.
Sürmanşetteki fotoğrafta emniyet birimlerinin yetersiz kalındığı bir olayda askerden yardım istenmiş, asker olaya el koyunca durum sakinleştirilmiş görüntüsü hâkim.
Manşette ki fotoğrafta ise İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kürsüde konuşuyor. Askere çağrıda bulunarak, “Komutanlarımızın hepsi burada... Ne yapıyorsanız yapın Amanoslar’ı temizleyin” diyerek bir askere talimat veriyor.
Peki, talimat verdiği askerin en öndeki kolordu komutanının durumu ne?
Yakalanılması mahkemece istenen bir kaçak pozisyon! Kaçıyor mu?
Hayır, görevinin başında! O zaman neden yakalanması için bu karar? İnanın sorulacak o kadar soru var ki, bir muhatap, bir iktidar bulabilsen de sorabilsen!
Şimdi bu iktidarın düştüğü ve ülkeyi de düşürdüğü durumu görebiliyor musunuz?
Siz hükümet olarak bir yandan ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı(BOP) kapsamında tutturmuşsunuz bir, “Kürt açılımı, almış başınızı gidiyorsunuz!
Çok büyük vaatlerle yola çıkmış ama kamuoyunun size vereceği tepkiden korktuğunuz için hem planınızın ne olduğunu kamuoyu ile paylaşamıyorsunuz, hem de bu plandan beklentisi olan terör örgütünün azmasına yol açıyorsunuz.
Ondan sonra da iktidarda olduğunuz dönemde yakalama emri çıkarılan komutanlardan yardım talep ediyorsunuz!
“Ne olursa olsun temizleyin bu Amanoslar’ı diye” hak çağırıyorsunuz.
Oysaki ülkenin dağlarında en ön saflarda terörle canı pahasına mücadele eden kurumun komutanlarının savaşabilmek için en çok ihtiyacı olduğu manevi açıdan moral.
Yanlışsam beni düzeltin, öyle değil mi?
Peki, hakkında yakalama emri olan o komutan bu moralle nasıl teröre karşı savaşacak ve nasıl emrinde olan kolorduyu moralmen zinde tutup ülke savunmasını sağlayacak?
Şimdi ülkeyi bu utanç verici duruma düşüren kim? Söyleyin bana, bu durumun sorumlusu kim?
Yorumlar |
Bu Habere Toplam 1 Yorum Eklenmi?tir. |
|
|
|
|
SN YAZARIM YAZINIZ BANA ŞEHİR İÇİ OTOBÜSÜNDE SEYAHAT IM ESNASINDA İKİ BAYIN KONUŞMASINA KULAK MİSAFİRİ OLUŞUMU HATIRLATTI.ŞÖYLE BAŞLIYOR.KARAKOL DURAĞINDAN İKİ ORTA HALLİ BAY BİNDİLER,SANIRIM BİR CEZA ÖDEMİŞLER SİNİRLİ VE GERGİNLER NE İÇİN ÖDEME YAPTIKLARINI PARANIN MİKTARININ ELEŞTİRİSİNİ HERKESİN DUYACAĞI ŞEKİLDE KONUŞTULAR..BİR DİĞERİ DİĞERİNE ORADAKİ KOMSERİN SÖYLEDİĞİNİ DUYDUNMU.BAŞBAKININ KESİN EMRİ VAR.NEKADAR FAKİR FUKARA VAR SA..VAKIF GURABANIN BAHÇESİNE ÇUKUR AÇIN HEPSİNİ DOLDURUN.ÜZERLERİNE KİREÇ DÖKÜN.BENDE SESLİ ÇOK GÜZEL DEMİŞ DEDİM..UTANÇ ERDEMİ OLAN KELİMEDİR.UTANMAK İÇİN YÜZÜNÜZ OLMALI...TŞK |
|