PONTOS MİLLİYETÇİLERİNİN BASKIN AYİNİ SONUÇ VERDİ;
SÜMELA’DA AYİN İZNİ,
FENER PATRİKHANESİNE EKÜMENİKLİK YOLUNU AÇIYOR
Sümela ibadete açılmalı diye başlatılan ve yürütülen faaliyetler, başından beri bir merkez
tarafından yapılmış, son iki yıldır ise, bir kampanya şeklinde yürütülmüştür.
1996 yılında Batum’da toplanan Dünya Helen Toplulukları 1. Kongresinden sonra,
başlarında Pontos Dernekleri Federasyonu başkanı Stefanos Tanimanidis’in bulunduğu 220
kişilik bir grup, papazlarıyla birlikte soluğu Sümela’nın kapısında almışlar ve izinsiz bir ayin
girişiminde bulunmuşlardı.
Bir yıl sonra ise 20-28 eylül tarihlerinde, Fener Ortodoks Kilisesi Patriği Bartholomeos tarafından Karadeniz’de ‘Vahiy, Bilim ve Çevre Sempozyumu’ düzenlendi. Sempozyumun örgütlenmesi, AB Komisyon Başkanı Jacques Senter ve ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’nin himaye ve destekleriyle yapıldı. Sempozyumun yapıldığı Venizelos Gemisi, Karadeniz limanlarını dolaşırken, Trabzon ayağındaki programında ise Patrik Bartholomeos’un Sümela Manastırında düzenleyeceği ayin vardı. Trabzon’da oluşan tepkiler üzerine, Trabzon’daki program yapılamadan gemi limandan ayrılmak zorunda kaldı.
Sümela’da ayin yapılmasına izin verilmeyen bu iki girişimden sonra daha kapsamlı hazırlıklar yapıldı. Patrik Bartholomeos, AB nezdindeki girişimlerini hızlandırdı. Fener Rum Kilisesinin Ekümeniklik konusunda yakaladığı halkayı bizzat Patrik Bartholomeos, 29 nisan 2000 tarihli Yunanistan’da yayınlanan Etnos gazetesine şöyle açıkladı. ‘’ Türkiye’nin AB üyeliği, Anadolu’da önceden varolmuş hristiyan toplumların yaşadığı bölgelerde yeniden yaşamalarına izin vermelidir…. Eğer AB üyeliği bunu müsait kılarsa, hristiyanlar yaşadıkları yerlere tekrar yerleşirse, o zaman patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmalarını düşünebilir’’
Trabzon, Dink ve Santore cinayetleri ve diğer malum olaylar üzerine, ‘milliyetçi serseri şehir’ ilan edildi ve aleyhinde uluslar arası çapta yoğun kampanyalar yürütüldü. Deyim yerindeyse milliyetçi direnci zaafa uğratıldı. Aynı dönemde Trabzonlu Bakan’ın Sümela’nın ibadete açılması yönünde özel propaganda gayretleri dikkati çekti.
2009’un 15 Ağustosunda ise, Yunanistan’daki Pontosçular ve Rusya’daki Helen Toplumu Derneğinin liderliğinde toplanan binbeşyüz kişinin üzerindeki topluluk, aynı anda uçaklara ve gemilere dolarak geldikleri Sümela’da bir baskın ayin yapmaya kalktılar. Kendilerine izin verilmedi ancak Hükümet yetkileri, bu durumu ayine izin verilmemesinin gerilime yol açtığı şeklinde yorumladı.
Bir müddet sonra Trabzon’da toplanacak olan AB İzleme Grubu toplantısına katılacak bakanlar için, Trabzon Valisi Recep Kızılcık tarafından bir rapor hazırlandı. Raporda ibadetin yapılabilmesi için görüş bildirildi.
İçişleri, Dışişleri ve Kültür ve Turizm Bakanlıları arasında yapılan çalışmalarda ayin için yollar arandı. Sonunda Şubat ayının sonuna doğru Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından yılda bir kez olmak üzere ayin yapılmasına izin verildiği açıklaması yapıldı.
Bütün bunlardan sonra iş Fener Patrikhanesinin resmi girişimine kaldı. Patrikhane, Kültür Ve Turizm Bakanlığına ayin yapmak üzere resmen müracaatını nisan 2010 da yaptı.
Trabzon Valiliği, Bilgi Edinme Yasası gereği yapılan müracaatlarda Bakanlık kararını özenle gizleme yolunu tuttu. Eski Valilik özel kalem müdürü Hasan Kanber, hem ayine izin veren kurumlar hakkında mevzuata aykırı davrandıkları ve Trabzon valiliğinin Bilgi Edinme Yasasına riayet etmediği gerekçeleriyle suç duyurularında bulundu.
Yürütmenin durdurulması için açılacak bir davaya mahal vermemek için basından ve bilgi edinmek isteyenlerden gizlenen izin belgesi ise, Yunanistan’da yayınlanan e.pontos sitesinde ortaya çıktı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni verirken, sınırlı sayıda davetlinin katılımından ve dış avluda yapılacak dini etkinlikten söz etmesi, kararının hukuki dayanaklarına güvensizliğine işaret ediyor. Öte yandan geçen yıl olduğu gibi büyük bir katılımın olacağı hem Pontosçu oluşumların yayınlarından hem de aynı tarihlerde Trabzon, Rize ve Giresun otel rezervasyonlarının dolu olmasından belli oluyor. Dış avluda etkinlik ve sınırlı sayıda davetli katılımı şartının provokasyona açık bir durum yaratacağı kaçınılmaz görünüyor.
SÜMELA NEDİR?
Sümela Manastırı bir ortaçağ kurumudur. Kommenos (İstanbul’un Katolikler tarafından işgali üzerine, Bizans İmparatorluğunu Trabzon’da kurduklarını ilan eden hanedanlık sülalesi) Devleti döneminde ( MS 13.yy ) kendisine araziler tesis edilmiş, vakıf imtiyazlarıyla donatılmıştır. Manastırın dini etkisini artırmak için Bizans hazinesinden sahip oldukları, İsa’nın gerildiği çarmıhtan yapılma bir haçı ve Lucas tarafından yazıldığı söylenen ceylan derisine yazılmış bir İncili manastıra bağışlamışlar. Şehrin girişine imparatorluğun mabedi olarak yaptıkları Ayasofya Kilisesi, yerel halktan beklenen ilgiyi görmeyince çareyi hristiyanlık öncesi inançlardan gelen ve kitlesel temeli olan Sümela’da buldular.
Aynı imtiyazlar Fatih Sultan Mehmet’den itibaren Osmanlı Sultanları tarafından tanınmaya devam edilmiştir. Sahip olduğu araziler üzerindeki köylüleri yarıcı olarak çalıştıran manastır papazları, Maçka’nın Ortodoks köylüleri üzerindeki sömürüsünü, Osmanlı Devletinin otoritesi altında, Fener Patrikhanesine bağlı olarak 462 yıl sürdürmüştür. Bir manastır olarak tarihin hiçbir döneminde kutsal bir mekan olmamıştır. Dolayısıyla hacı ünvanı verecek bir niteliğe sahip değildir. İçinde sadece manastır papazlarının ibadet edebileceği küçük şapeller mevcuttur. Bu nedenle kitlesel bakımdan bir ibadet yeri de hiçbir zaman olamamıştır. Sümela’nın ‘şifa dağıtan kutsal suyu’ Hristiyanlık öncesi ( Ayazma ) inançlardan gelmedir. Tamamen siyahtan resmedilmiş bulunan Kara Meryem İkonası ise, rivayetlere göre melekler tarafından Atina’dan taşındığı söylencesine rağmen, Prof. Dr. Semavi Eyice’nin belirlemelerine göre, 19. yy da sıradan bir zanaatkarın elinden ( Bir Tutkudur Trabzon, YKB yayınları, İstanbul 1997) çıkmadır. Manastır papazları, 19. yy da efsane haline getirilen Kara Meryem İkonasını, Bizans Hazinesinden kalma İncil ve haçı istismar ederek gelir toplamak için, Anadolu’nun muhtelif bölgelerini dolaşarak yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmüşlerdir.
SÜMELA’NIN KADERİ!
Kommenoslar ( ki kendilerini Bizans’ın gerçek varisleri olarak görürler) Sümela’ya özel önem vermişler, taç giyme törenlerini burada gerçekleştirmişlerdi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de parlak bir süreç yaşayan Sümela Manastırı, 19. yüzyılın başlarına doğru, gelişmekte olan Yunan milliyetçiliğinin etki alanına doğru kaymaya başlamıştır. Nitekim Sümela’nın bağlı olduğu Fener Rum Patrikhanesinin Trabzon Metropoliti Hrisantos, daha sonraları Yunanistan Başpiskoposu olmuştur. Sümela, Kurtuluş Savaşının ardından imzalanan Lozan Anlaşmasıyla tarihsel işlevini yitirmiştir. Yunanistanla yapılan Ahali Mübadelesi Anlaşması gereğince, Anadolu’daki Ortodoks hristiyanlar, Yunanistan’a gönderilirken, orada bulunan Türkler ise, Türkiye’ye taşınmışlar. Bu arada göç eden ahalinin mal ve mülk meseleleri de karşılıklı olarak halledilmiştir. Bu tarihten itibaren Sümela’nın mülkiyeti, kendisine bağlı olan köylerle birlikte, TC Devletine ait olmuştur. Ahali Mübadelesi Anlaşması sonucunda İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada haricinde Anadolu’nun hiçbir yerinde Ortodoks vatandaş kalmamıştır. Uzun yıllar boş olan Sümela Manastırı ise, yetmişli yıllarda müze kapsamına alınarak koruma altında tutulmuştur.
FENER RUM PATRİKHANESİ , LOZAN ANLAŞMASI VE YENİ TÜRK DEVLETİ
Hristiyanlığın kurallarının belirlendiği İznik Konsili’nde, aynı zamanda ekümenik kiliseler de tespit edilmiştir. Antakya, İskenderiye ve Vatikan. İmparator Konstantinius’un devlet otoritesini dini otorite ile birleştirme düşüncesi, ilk önce imparatorluk topraklarında dini birlik sağlama adımını atmayı zorunlu kılmıştı. Bu yeterli olmadı. Dini merkezler imparatorluk başkentinin dışındaydı. Zengin sınıf ise, başkentte toplanmıştı. İmparatorluğun geniş topraklarındaki yoksul halk kitleleri, kiliselerinin etrafında merkeze karşı bir tavır gösteriyorlardı. İmparator Büyük Theodosius’a göre, bu durumun önüne geçmek için İstanbul kilisesini diğer ekümenik kiliseler seviyesine çıkarmak, hatta ona onların daha üzerinde yetkiler sağlamak gerekiyordu. 381 yılında İstanbul’da topladığı yeni konsilde bunu sağladı. Daha önce Ereğli Metropolitliğine bağlı sıradan piskoposluk olan İstanbul kilisesi, tamamen siyasi bir tasarruf sonucunda ekümenik ilan edilerek, Trakya bölgesi idari olarak kendisine verildi. Antakya, İskenderiye ve Vatikan Patriklikleri , İstanbul kilisesi için verilmek istenen bu statüyü bir türlü kabul etmediler. Yüzyıllar süren isyanlar, bu tavrında ısrar eden başkent ve İstanbul Kilisesinin zorbaca uygulamalarıyla bastırıldı. Siyasi birlik sağlama düşüncesiyle alınan karar, Hristiyan alemi için pek de hayırlı olmadı. Hatta imparatorluğu parçalanmaya, yok olmaya götüren süreçte, zaman zaman Perslere ve tabi ki de Türklere yaradı. Gücünü tanrı adına imparatordan alan Fener Patrikhanesinin kutsallığı, Bizans İmparatorluğunun ayakta kalmasına yetmediği gibi çöküşünü hızlandırdı.
Fatih Sultan Mehmet, İmparatorluk sınırlarındaki Ortodoksları yönetmek ve Avrupa’daki yayılmasını sürdürmek için, İstanbul Patrikhanesinin ekümenikliğini kendi kontrolüne alarak sürdürdü. İstanbul Ortodoks Patrikhanesi tarihteki en parlak ve sorunsuz devirlerini Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı İmparatorluğu devrinde yaşadı.
Ancak 19. yy doğru çöküş sürecini yaşayan Osmanlı Devletinde Ortodokslar ve Patrikhane, yayılmacı batılı devletler açısından sızılacak bir çatlak olarak değerlendirildi. Osmanlı Devletinin otoritesinin zayıflatılması, Ortodoksların Katolikleştirilmesi, Protestanlaştırılması, ekonomik ve siyasi bakımdan batıya bağlı hale gelinmesi için kullanıldı.
Çökmeye yüz tutan Osmanlı İmparatorluğunda İstanbul Kilisesi, Bizans Devletinin devamı olduğunu unutmadı. Çöküşten Bizans Devleti olarak çıkabilmenin çarelerini aradı. Birinci Dünya savaşı ve sonrasında batılı işgalci devletlerin safında, Helen Milliyetçiliğinin ve Yunanistan’ın yanında yer aldı. Kurtuluş Savaşında işgalcilerle birlikte davranarak, Anadolu Ortodokslarını böldü ve felaketlerinde büyük rol oynadı.
Atatürk, İstanbul Ortodoks Rum Patrikhanesi için çok açık bir biçimde, bir fesat yuvası olduklarını,Ortodoks vatandaşlarımızın felaketine yol açtıklarını belirtmiştir. Vergi toplayan, feodal teoloji kurumunun ayrı bir hukukunun yeni kurulacak modern Türk Devleti bünyesinde yer alamayacağını tespit etmiştir. Halifelik gibi patrikhane de kaldırılmalıydı.Bu nedenle Fener Patrikhanesinin, yurtdışına çıkarılması uygun görülmüştür. Ancak, Lozan Anlaşmasında İstanbul Ortodoksları mübadele dışında tutulunca, İstanbul’daki azınlık yurttaşlarımızın dini vecibelerini yerine getirilebilmeleri için, ne statüsünden ne de isminden bahsedilmeksizin, Türkiye’de kalmasına izin verilmiştir. Ama ne Bizans’taki ne de Osmanlı’daki statüsüne ve yetkilerine sahiptir. İstanbul ve iki ada dışında bir cemaati ve işlevi olmadığı gibi T.C Devleti kanunlarına ve hukukuna tabidir. Yeni kurulan Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nde, ortaçağdan kalma bu feodal kurumun kabuğuna çekilmekten başka çaresi yoktu. Bizans Forsunu Fenerdeki Patrikhane duvarlarının içine çekerek, uygun zamanı kollamak üzere uykusuna çekildi. Uykudan uyandırılışı ilk olarak, soğuk savaş döneminde, gaflete düşen Amerikancı Türk Hükümetlerinin işgüzarlığıyla gerçekleşti. T.C yasalarına rağmen Amerika’dan Patrik olarak atanması için Athenagoros isimli bir papaz ,ABD Başkanı Truman’ın özel uçağıyla Türkiye’ye getirilerek, Türk vatandaşı yapıldı ve Patrik olması sağlandı. Görevdeki Patrik aklını kaçırdı diye görevden alındı. Patrik Maksimos, bu duruma içerlenerek kahrından öldü.
Savaş sonrası dünya egemeni Amerika, Balkanlardaki ve Rusya’daki Ortodokslar üzerinde egemenlik kurmak üzerine Fener Patrikhanesini SSCB’ye karşı kullanmak amacıyla hareket ediyordu.
İNANÇ TURİZMİ Mİ, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ YOKSA EKÜMENİKLİK Mİ?
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu yıl, 19 kilisede ayin yapılmasına izin verilmiş. Bunların içinde Akdamar Kilisesi de var. Ama ne Akdamar Sümela’ya benziyor ne de mevcut olan Ermeni yurttaşlarımızın durumu benziyor. Gerçi ikisinde de açılım politikalarının ortak yönlendirmeleri mevcut. Fener Patrikhanesinin İstanbul dışında yapacağı ayin ve etkinlikler ise, Fener Patrikliğinin ekümenik (evrensel) olmasını sağlamak içindir. Trabzon’da olmayan bir cemaatin dini özgürlüğünden söz edilebilir mi? ABD ve AB tarafından geliştirilen projelerle desteklenen Patrikhaneye, Yunanistan’daki Pontuslulardan ve Rusya’daki Helen Toplumundan kitlesel destek sağlanarak eylemlere girişiliyor. Amaç, görevi İstanbul’daki Ortodoksların dini vecibelerini yerine getirmek olan Fener Papazlarının, yetki alanlarının Anadolu’ya yayılmasının sağlanması, Ekümenik sıfatının kazanılmasıyla, İstanbul’un tarihi yarımadasında, Bizans Kartalı bayrağı altında yeni bir Vatikan tarzı din devletinin kurulmasının tabanı hazırlanmak.
SÜMELA’DA AYİN NEDEN SUÇ?
Birinci olarak yukarda anlattığımız üzere, yapılan uygulama en başta Lozan Anlaşmasına aykırıdır. AB Komisyonu Türkiye’ye Lozan Anlaşmasını aşın diye uyarılarda bulunmaktadır.
Sümela’da ayin Lozan Anlaşmasını çiğneme uygulamasından biridir. Ahali Mübadelesiyle Yunanistan’ gitmiş bulunan Ortodoksları fiili olarak buraya taşımaktadır. UNESCO tarafından finanse edilen ve yıllardan beri süren sözüm ona restorasyon Sümela’ya yeni bir işlev kazandırmayı amaçlamaktadır. Pontos çetesi ve papazları çeşitli toplantılarda Sümela’yı yeniden açabilmekten ve eskiden sahibi olduğu köylerle birlikte mülkiyetini geri almaktan söz etmektedirler. Bu yolda atılacak her türlü adımın TC yasalarına göre suç olduğu çok açıktır. Bu arada AKPM ( Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi)’nin Ocak ayındaki karar tasarısını hatırlamakta yarar var. Tasarıda, Türkiye ve (güya) Yunanistan’a Lozan’ı aşma çağrısında bulunuluyor. İstekler ise daha çok Türkiye’ye dayatılıyor. Neler isteniyor? Fener Rum Patrikhanesinin tüzel kişiliğinin tanınması, ekümeniklik sıfatını kullanabilmesine izin verilmesi, azınlık mülkiyet sorunlarının çözülmesi… (Hürriyet, 5 Ocak 2010) Hem Lozan’ı aşacaksınız, çiğneyeceksiniz, hem de Lozan’da halledilmiş mülkiyet sorunlarını yeniden ısıtarak Türkiye’nin önüne koyacaksınız.
İkinci olarak, 2863 sayılı Tabiat ve Kültür Varlıklarının Korunması Kanunu uyarınca, Sümela koruma altına alınmıştır. Kanunun kapsamına giren alanlarda dini toplantılar yapılamaz. Yılda bir kez de olsa buna izin verilemez. Kültür Ve Turizm Bakanlığı bu durumları bilmesine rağmen, gelen talebe cevaz veriyor.
Son olarak, görevi yalnızca İstanbul’daki Ortodoks yurttaşlarımızın dini ihtiyaçlarını karşılamak olan İstanbul Ortodoks Patrikhanesinin, Anadolu’da etkinlik yapma ve örgütlenme gayretine girmesi, bunun için T.C yasalarının dışına çıkarak roller üstlenmesi, yabancı devletlerle çalışmalar içerisine girmesi de ayrı bir suçtur. Bu suç, AB’nin dayatmasıyla, hükümetin izniyle, başlarında İstanbul Fener Patriği Bartholomeos olmak üzere, Yunanistan ve Rusya ve başka ülkelerden gelecek binlerce Pontoslunun büyük bir gürültüsüyle işlenecektir.