- hep uzakta kal olur mu?
ateş almaktan korkuyor kıvılcımlar -
Karşınızda yazdıklarınızı okuyup anlayan biri olunca kendiliğinden anlam kazanıyor kelimeler. İyi olmak gibi bir mücadeleniz olmasa bile duygularınızın bilirkişi tarafından değerlendirilmesi gibi bir şey bu. Anlaşıldığınızı hissedip alabildiğine özgür hissedersiniz kendinizi, hep uzakta kalacak olsa da düşleriniz…
Yine yazmak, yalnızlıkla baş başa kalıp kimselerin yokluğunda kalabalık yapmak etrafı. Savurup kentin tüm çatılarını, enkaza çöküp kızmak rüzgâra... Evet, yeni yıla girmeden birkaç gün önce köşeye çekilip bir ucundan yakalamaya çalışmak yaşamın karşınıza çıkmamış boyutunu.
İnmek mi gerekti durakta, binmek mi?
İçinde miyiz çemberin, dışında mı?
Yaşanılması güç olanı hayal etmek ne kadar “önem”liydi?
Kimilerine göre az, kimilerine göre çok, kimilerine göre ise hiç olmayan ‘önem’ kavramının sonsuzluğunu ilan edip, sevmelerin kaç rengi varsa denemek için kanat çırpması özgürlüğe. Koca deryada birbirine değebilmeyi umup, yağmur olarak düşmesi yeryüzüne.
Düşlerin vazgeçilmezi olan ‘şömine ateşi’ ısıtmaya çalışıyor yılın son günlerini. Deniz, dalgasıyla gizemini sunarken kumsala, öylesine düşüyorsun yorgun yüreğe. Uzakları yoklarken bakışların, hayata tutunan şair soruyor:
Vaktin var mıydı yanmaya, içinde ki odun kıymıkları ateşlense?
İçinde kıvılcımların var mıydı kendince?
Korkar mıydı ateş alıp, yanıp, kül olmaktan?
Ram olunca acıtır mıydı aşk?
Bu yüzden miydi en arkalarda uzak duruşun?
Ve diyor ki:
“Son zamanlarda anladığıma inandım seni. Başkaları için zorlamadım kendimi. Geciktiğimi bildiğim konularda susarak, haykırmak belki de en iyisi sessizce. Ne çok yakın, ne çok uzak, olunamayacak kadar rahat. Yeni yıl hediyesi gibi gelişin ama hep uzakta kal olur mu?”
En yakında yürek okşayıp, en uzakta olan ayrılığa, nakarat tadı teşekkürler.
Uzak Adam!