Yıllar ne çabuk geçiyor! Tam 39 yıl geçmiş aradan… Bana daha dün gibi geliyor. Kızılay’da Amerikan Haberler Merkezi’nin önünde Fruko’ları (dönemin Toplum Polisleri) peşimizden nasıl koşturduğumuzu anımsıyorum. Bir şiirime bile girmişti bu olay…
Onun TİP Amasya İl Başkanı olduğu dönemde, ben de Trabzon İl Başkanı’ydım. Kanımız kaynamıştı birbirimize. Belki de Anadolu’da benzer koşullarda sosyalizm kavgasını yürütmenin güçlükleri kaynaştırmıştı bizi. Parti toplantıları için Ankara’ya geldiğimizde birbirimizden ayrılmazdık. Hem “rüzgâra karşı” yürüyen iki delikanlı sosyalistin Karadenizli dayanışması vardı aramızda, hem sınıf kardeşliği...
Amasya’da partiyi var eden, yaşamını bu davaya adamış yürekli, özverili bir yoldaşımızdı. 27 Ocak 1971 günü, Amasya’daki evinin önünde ölü bulundu. Faşist katiller, kaçırdıkları yoldaşımızı öldürdükten sonra, cesedini getirip evinin önüne bırakmışlardı. Böylece, Amasya’daki tüm devrimcilere gözdağı vermek istemişlerdi…
Cenaze töreni, bu alçakların heveslerini kursaklarında bırakacak biçimde görkemli oldu. Türkiye İşçi Partisi üyeleri, yurdun her yanından gelerek Şerafettin Atalay’a son görevlerini yaptılar. Cenaze töreni, faşizme karşı öfkemizi ve mücadele kararlılığımızı dile getirdiğimiz bir gövde gösterisine dönüştü. Amasya’da o gün büyük bir gerginlik vardı, halk sindirilmişti. Partili kardeşlerimiz, bir provokasyona meydan vermemek için tören boyunca çok dikkatli davrandılar.
Şerafettin öldürüldüğünde, kardeşleri Mustafa ve Abdurrahman henüz çok gençtiler. Sonra bayrağı onlar devraldı. O gün bugündür kesintisiz sürüyor yol arkadaşlığımız…
Atalay kardeşler, bana sevgili yoldaşım Şerafettin’in yadigârıdır. O yüzden, üzerlerine hep titrerim. O gün bugündür, onlarda Şerafettin’i yaşıyorum çünkü…
Sanıyorum artık, bu yazıyı “tarihe tanıklık” da içeren bir şiirle noktalamanın zamanıdır:
“YENİŞEHİR’DE BİR ÖĞLE VAKTİ”
-Sevgi Soysal’ın anısına-
Çınarlar, akasyalar, kestane ağaçları
Dallarına serçeler konardı
Cemreler erken düşerdi
Boşanırdı kırkikindi yağmurları
Atatürk Bulvarı aşk kokardı.
Ne hoştu akşam çıkışları
Ağır bir ırmak gibi akardı insanlar Bulvar’da
Şimdi telaşlı koşuşturmalar almış
O canlı kalabalıkların yerini
Eski tadı yok
Kızılay’da yürümenin bile.
Ne sevgililerin buluştuğu pastaneler kaldı
Ne eski çay bahçeleri, kahveler, sinemalar
Ne “Yankee Go Home!” çığlıkları duyuluyor artık
Ne “Kahrolsun ABD Emperyalizmi!”
Günaşırı kırılmıyor camları
Amerikan Haberler Merkezi’nin
Coniler hoşnut yaşamından!
Şerafettin Atalay’la bir öğle vakti
Turlamıştık Sıhhiye-Bakanlıklar arasında
Başımızda kavak yelleri
İçimizde olmadık hınzırlıklar
Koşturmuştuk peşimizden toplum polislerini
“Fruko”larla köşe kapmaca oynamanın keyfini çıkararak
O bizim mangal yürekli İl Başkanı’mızla.
Sonra evinin önünde öldürdüler onu
Amasya’da hain bir pusuda…
Nerde şimdi aşklarımın ve kavgalarımın başkenti
Sokaklarında kol kola yürüdüğüm güzel insanlar?
O gözü kara sosyalist militanlar
Kaloriferci Abbas, Çöpçü Cemal, Fukara Tahir
Ümran Baran, Şükran Deriş, Ayı Atilla…
Ne kaldı geriye “555 K” günlerinden
Islıkla söylenen türkülerden
68’lilerden?
Ne kaldı söyleyin ne kaldı
Havuzlar, fıskıyeler dışında
Zincire vurulmuş Ankara’da?
Başkent taşkent oluyor da
Kimsenin kılı kıpırdamıyor
Kuşatma altındayız sanki
Yayılıyor karanlığın gölgesi.
Görüyorum zaman zaman
O günlerden arta kalan
Ak saçlı delikanlıları
Yorgun bedenleriyle geçiyorlar Bulvar’dan
Yüreklerinde isyan ateşleri.
Diyorum ki iş başa düştü yine
Sevgi’yi de alıp yanımıza
“Yenişehir’de Bir Öğle Vakti”
Yeniden girelim kol kola
Kırmak için bu zincirleri.
(Ankara, Kasım 1999)
Attila AŞUT