HERKESE ANLAYABİLDİĞİ KADAR ANLATMAK
Tarih bir inanç sahası değildir.
Geçmişte yaşanmış olanlardan ilgi duyduğunuz bir konu varsa, dönemin kaynaklarına bakarsınız, meseleyle ilgili araştırma eserlerinden fikir alırsınız, ne kadar farklı kaynaktan beslenirseniz o kadar çok bilgi ve belge sahibi olursunuz, bunların analizini yaparsınız, topladığınız bilgileri kaleme alırsınız ve bir sonuca ulaşırsınız.
Bunun adı en geniş tarifle tarihi profesyonel bir biçimde araştırmaktır.
Eğer siz inançlarınıza tarihi derinlik kazandırmaya çalışıyorsanız, onlara tarihten deliller bulmaya gayret ediyorsanız, aklınızdan/gönlünüzden geçenleri geçmişte olup bitenleri kendi bakış açınızla yeniden yazıp, olmamışları olmuş gösterip gerçekleşmişleri de yok farz ederseniz…
Bunun adı en geniş tarifle hayal mahsulü şeyler yazmak, propaganda yapmaktır.
***
Yıllardır Karadeniz tarihinin her türlü ideolojiden ve propagandadan arındırılarak gerçeklerin ortaya konması için çaba gösterenlerden olduğumu düşünüyorum. Yazdığım eserlerde ve yazılarda da ısrarla bu hususa vurgu yaparak bu zamana kadar yapılmış hataları da düzeltme gayreti içindeyim.
Ancak belirli konularda yazdığımız yazılara çeşitli itirazlar geliyor ki bunun başında da: “Ama bu zamana kadar yazılanlarda …” girişiyle başlayan ve günümüze yapılan çalışmalarda bizim görüşlerimize ters düşen farklı bilgilerden bahsedilmektedir.
“İnsanların (ön)yargılarını değiştirmenin atomu parçalamaktan daha zor olduğunu” bilenlerdenim.
Ancak kaynaklar ve yazdıklarımız ortada. Siz de bu zamana kadar doğru diye bildiklerinizi bir sorgulayın
Ve mümkünse, yazmadığımız şeylerle ya da yazdıklarımızdan farklı anlamlar çıkararak yaptığımız çalışmaları çeşitli sıfatlarla değerlendirmeye kalkmayın. (İdrak özürlü olanlar ya da ömrü boyunca bir kitap bitirmeyen, o konuda herhangi bir bilgisi olmadan siz ne yazarsanız yazın “benim bu konudaki görüşüm budur” deme cesaretine sahip fikir sahipleri, bu ricanın muhatabı değildir.)
***
Karadeniz ve Trabzon tarihiyle ilgili bugüne kadar yazılan çalışmaların bir kısmı, meselelere çok yönlü bakamama, kaynak eksikliği ya da propaganda amaçlı olduğu için pek çok yanlış bilgi içerir. Özellikle de XV. yüzyıldan öncesine ve XX. yüzyılın ilk çeyreğine ait konular.
Propaganda içerikli kitaplar aynı iddiaları tekrarlamanın ötesinde bir anlam ifade etmediği için artık okuyucular tarafından kolayca anlaşılabilmektedir. Amatör olarak bölge tarihiyle ilgilenenler de kaynak bilgisi noksanlığı ve kaynak kritiği yapma yeteneğinden büyük ölçüde yoksun olduğu için gerçek ile yalanı/hayali kolayca birbirine karıştırabilmektedir. Ancak bunları öyle kesinlik içeren hükümlerle yazmakta ve öyle keskin bir inanışla savunmaktadırlar ki kendileriyle aynı sonuçlara ulaşmayanları yerden yere vurmaktan, iftiralarla karalamaktan hiç çekinmemektedirler.
Ve yazdıklarınıza karşılık vermenizi, böylece onların polemiklerine alet olmanızı bekler, egolarını sizinle tartışarak tatmin etmeyi umarlar. Ancak umduklarını da hiç bulamazlar.
İlim yaptığını sananların “edeb”i unutması ne acıdır.
***
Mevlana’nın bir sözü, bu tür eleştirilere uğrayan, enerjisi azalan insanlara ab-ı hayattır:
“Sen insanlara, onların anlayabildiği kadar anlatabilirsin.”
Başka söze ne hacet.