Reklamı Kapat
Karakter Boyutu :
  Gülcan Özgür
Yaşama dair!
Untitled document

 Geçen kış benim için yoğun bir koşturmaca ve telaşla geçti. İş, güç, yerel seçim, ÖSS stresi, bir takım sağlık sorunları o soğuk ve sıkıntılı günlerin hiç bitmeyeceği hissini uyandırdı bende çoğu zaman. Niyetim tatile kavuşur kavuşmaz ayaklarımı uzatıp hiç bir şey yapmadan, mümkünse telefonla dahi konuşmadan, sakin ve huzurlu bir köşede iyice dinlenebilmekti. Ancak olmadı. Babam ciddi bir kaza geçirdi. Kalça ve bacak kemiklerindeki kırıklarla aylarca yatağa bağlı kaldı, ben de tatilimin tümünü babamın bakımına yardımcı olmakla geçirdim. Planlarımın suya düşmesi beni hiç üzmedi. Babamın tekrar ayağa kalktığını görmek tatille, denizle kıyaslanmayacak kadar önemliydi bütün aile için.

Bunun arkasından sevdiğimiz arkadaşlarımızın ani hastalıkları, ansızın kaybettiklerimiz, ölüme rahmet okutacak trafik kazaları arka arkaya geldi. Çocuklarıyla Trabzon'a gelmek için   İstanbul'dan yola çıkan ve Cide'de uçuruma yuvarlanarak iki evladını aynı anda kaybeden, 4 günde kaybettikleriyle birlikte uçurumun dibinde mahsur kalan, kurtarılmayı değil, ölümü bekleyen Ahmet OFLUOĞLU bizim çok sevdiğimiz bir dostumuzdu. O gün bugün düşünüyorum hayatta bir insanın başında bundan daha acı ne gelebilir diye.

Yürek yakan, insanda ölümü yeğleyecek kadar taşınması ağır yükler, sızılar bırakan, arka arkaya gelen bu tip olaylar zaten yorgun olan beynimi allak bullak etti. Yaşamak için verilen onca uğraşlar, gelecek için beslenen ümitler, sevdiklerimizin mutluluğu için feda edilmiş zamanlar, adanmış ömürler ne anlamı var o zaman bunca çırpınışın. Hayatta bize ait olduğunu sandığımız her şey her an ellerimizin arasından kayıp gidebiliyorsa, buna kendi yaşamımız da dahilse, her şey boş ve beyhude bir çabadan mı ibaret?
        

‘Hayat siz başka planlar yaparken başınıza gelen şeylerdir’ diyordu Jonn Lennon'un şarkısında. Biz de bir çok insan gibi bunu biliyor ve de bu  bilinçle yaşıyoruz, fakat hayat sanki giderek daha çok bozar oldu planlarımızı. 

 

 

***

 

 Hayat ne garip. İnsan 18 yaşında cevabını aradığı ve bulduğu sandığı soruları dönüp dönüp bir daha başa sarıyor. İnsan olmanın yemek içmek, üremek gibi temel gereksinimlerini karşılamaktan öte daha yüksek bir amacı, yaşamında bizim kavrayışımızdan daha derin bir anlamı olmalı diye anlam arayışlarıyla geçirilen uzun yıllardan, hemen hemen bütün dinlerin ve öğretilerin ortak önermesi olan insani değerlerle ilgili mutlak kabullerden sonra insan, yeniden peki neden, niçin sorularına takılıp kalıyor.  Çok uzun vadeli planlar yapmayacağız kabul, ancak ömrümüz  kader denilen ve sorumluluğun  yaradan ve insan arasında ne ölçüde paylaştırıldığını bir türlü çözemediğim o soyut kavramın ağlarını ne zaman ve kimin için öreceğini beklemekle mi geçecek?

 

Bize öğretilen, o milyonlarca sperm arasında en önde koşan olduğumuz için yaşama şansını elde ettiğimiz ve bu anlamda hayatın bize sunulan bir armağan olduğu iddiası, hayatın acıları ve çekilmezliği karşısında, keşke biraz geride kalsaydım duygusunu zaman zaman da olsa hissettirmiyor mu acaba?

 

Bu kadar pesimist düşünce  yeter deyip, "hayat saçmadır ancak bu saçmalığı görüp ona son vermekte o denli saçmadır. En iyi yol kahramanca yaşamaktır" diyen  CAMUS' a bir kez daha  hak vererek hayat ve anlam üzerine bir toparlama yapmaya çalışırken, okuduğum bir dergide bir kitaba ait yapılmış bir değerlendirme beni çileden çıkarmaya yetti.  Başkent Üniversitesi’nin DÜNYA-2000 isimli aylık kültürel bir yayını var. Kendisi minik içeriği oldukça zengin. Derginin Ekim sayısında,  ''Ölmeden önce keşfedilmesi gereken 5 sır" adlı kitaba ait değerlendirme yapılan bir bölüm bulunuyor. Her ne kadar bu zeki Amerikalılardan(!) başka kimsenin bilmediği ve bilmedikleri için çok şey kaybettiği sırlar, formüller, öneriler bende alerji yaratsa da, okumadan edemedim. Düşünün, ölmeden önce mutlaka bu sırları öğreneceksiniz ve hayatınız anlam ve coşkuya gark olacak! Hani argo bir tabir var ya, anlam manyağı olacaksınız. İşte size hiç kimsenin bilmediği sırlar. (Aman aramızda kalsın)

- kendinize karşı dürüst olun (bence mahsuru yok)

- hiç bir şeyden pişmanlık duymayın

- sevgi dolu olun (dünyanın verilmesi en kolay nasihati)

- anı yaşayın  (en budizmden aşırma)

- aldığınızdan daha fazlasını verin ! (anlamayanlar için bir kez de yazıyla ünlem)

Eminim çevirip 10 yaşında zeki bir çocuğa sorsanız size hayata dair daha yaratıcı bir şeyler söyler, üstelik kitap yazmaya da kalkmaz.

Çılgın bir tüketim kampanyası altında, sürekli ihtiyacından fazlasını tüketmeye koşullanan, 5  lira bonus için 500 lira harcamayı kar kabul eden insan tipi, kapitalizm için hala yeterli değil ki, sürekli içimizdeki cevheri çıkartmak, başarılı olmak, zengin olmak için neyi   daha az yaptığımız, beceremediğimiz söylenip duruyor. Bu işin o kadar suyu çıkmış durumdaki, geçen bir kitapçıda dolaşırken, "Edison gibi buluş yapmak", "Leonardo Da Vinci gibi düşünmek" isimli kitaplara rastladım.

 

***

 

Benim endişem, dehayı bile formüle edip okuyucuya sunan bu dahilerin yazarından başka kimseyi geliştirmeyen (maddi bakımdan ) kişisel gelişim kitapları,  ilaç sektörünün iştahını kabartırsa ne olacak? Enginar ve sarımsak kapsülleriyle her hastalığın tedavisine soyunan lokmanlar,  yakında piyasaya, karşınızdakini etkileyecek, etkilemekle kalmayıp size tapmasını sağlayacak tabletler, en kestirmeden zengin olmayı sağlayacak drajeler,  üç tertip muntazam kullanıldığında liderliği garantileyecek kapsüller veya fitiller  üretmeye başlarlarsa, o zaman ortalık başarılı, güçlü, içindeki lideri ortaya çıkarmış Kasımpaşalılardan geçilmeyecek.

,Ancak kullanırken dikkat edilmesi gereken hususlar şudur ki, kapitalizmin bu reçeteleri züğürtler içindir, eğer belirli bir refah düzeyinin üstünde iseniz ama hala  içinizde manevi olarak bir boşluk duygusu varsa, kendinizi mutlu hissedemiyor, hayatınızı da anlamlı bulmuyorsanız siz içinizdeki cevheri çıkartmayacak tam tersine cevherlerinizi ve mücehverlerinizi bir tarafa bırakarak içinize geri döneceksiniz. Eğer varsa Ferrarinizi satıp bilge olmaya gideceksiniz. Tibet uzak diyorsanız ithal ürünü farkındalık,dinginlik, nirvana, feng shui bantları marketlerde alıcısını bekliyor.

 Dostlar insan kapitalizmin bu binbir suratı, maskesi karşısında  gülse mi ağlasa mı bilemiyor.
Silah satmak için öldürülmesi gereken insan sayısı üzerine fizibilite yapanlar, daha fazla kar, daha fazla petrol için dünyanın altını üstüne getirenler, insanla alay eder gibi kitaplarıyla, formülleriyle, sırları ve kehanetleriyle, kuantum yaşam  koçlarıyla hayatımızı düzene koyma görevini de kimseye bırakmıyorlar.

 

Daha büyük evlerde oturma, daha pahalı arabalara binme arzusunu dizginleyemeyerek başkalarının haklarına, emeklerine göz dikenlerin,  yorulan ruhlarını da zen budizmle soslandırılmış meditasyon reçeteleriyle dinlendirmeye çalışıyorlar. Oysa Tibet’te rakım 5000. O dünyanın göğe en yakın coğrafyasında ibadet eden dilenci, ibadeti bütün evrenin huzuru için yapıyor. En azından o öyle inanıyor.

 

***

 

 Eğer konu yaşamak olursa, ucundan kıyısından biraz da felsefeye değinmeye kalksanız, ne söyleyecek söz biter, ne yazılan yazıların bir sonu gelir. Zaten bu yazımda kaleme alınış itibariyle tamamından misliyle uzundur.
 

 Kaderciliğe karşı sorumluluğu, tutuculuğa ve önyargılara karşı hoşgörüyü, kötümserliğe karşı ümidi önererek insanların arzu ve hırslarını kontrol altına almak suretiyle acılarından ve bencilliklerinden kurtulabileceklerini savunan BUDA'ya sözleyecek hiç bir sözüm yok.

Hayatın neden ve niçinleriyle meşgul olmuş dünyanın en önemli beyinlerinin, filozoflarının iddiaları da yabana atılamaz kuşkusuz.

 

 Marx  burjuva toplumunda insanların değerli ve anlamlı bir hayat tarzını kendisi için imkansız kılacak koşullar içerinde yaşamaya mecbur bırakıldığını iddia etmiştir ki, doğru söze ne denir. Ancak ben yine de dünyanın en parlak filozoflarının aforizmalarını Yunus'un bir dörtlüğüne değişmem. Tecrübeyle sabittir ki, çok uzaklarda aranan soruların cevabı tam  yanıbaşımızda duruyordur da, haberimiz yoktur.

Şaire  dinlediğim zaman, ‘’ şairliğimden utanıyorum ‘’ dedirten  Anadolu türkülerinin ciğerlerimize ok gibi saplanan dizeleri , benim için hayat üzerine söylenmiş en anlamlı sözlerdir. Zaten hayatın anlamı denilen şey de bir kapının arkasında, bir kayanın altına gizlenmiş değildir. Önemli olan iğneyi düşürdüğümüz yerde aramamızdır.

 
Bu Yazı Toplam 2688 Defa Okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları İçin
Yazıcı Çıktısı Al
Haberi Gönder

Yorumlar

Bu Habere Toplam 5 Yorum Eklenmi?tir.

tebrikler...

kaleminize yüreğinize sağlık....başarılarınızın devamını diliyorum.
··· 04/12/2009 01:38, aygül güner

Tebrikler

İnsanın kendi yaşadığı coğrafyanın yarattığı değerlerle; dünyaya açılan pencereden yaşama dair özümsedikleri birleştiği vakit :derinliği ,akışı ve kurgusuyla etkileyici; ve çerçevesi çok başarılı çizilmiş bir makale... Tebrikler.Kutluyorum.
··· 03/11/2009 23:25, Gönül ÇAĞDAŞ

kötümserliğin dik yaptığı noktadan yazıyı alıp ciddi bir kapitalizm eleştirisiyle birlikte Anadolu kültürünün sonsuz zenginliklerine savuran ve şaşırtan bir yazı. Etkilendim. kaleminize sağlık Gülcan hanım.
··· 31/10/2009 23:21, mustafa

Çok güzeldi..Toplum olarak batıya duyduğumuz hayranlık öz değerlerimizi kaybetmemize neden oluyor.Bunu da önce kendimizden başlayarak tüm toplumu değerlerimizin ne kadar önemli olduğuna dair bilgilendirerek aşabileceğimize inanıyorum.Başarılarınızın ve yazılarınızın devamı dileğiyle...
··· 31/10/2009 16:36, Ecem Yiğit

Gülcan hanım yine döktürmüş :) özellikle kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili olan kısım çok güzeldi. yeni yazılarınızı dört gözle bekliyoruz. başarılarınızın devamını dilerim.
··· 31/10/2009 12:59, çağla

İLETİŞİM | KÜNYE | YAYIN İLKELERİ | EDİTÖRE YAZ | SİTENE EKLE
www.trabzongundemi.com 2009 © Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz. İzinsiz ve kaynakgösterilemeden yayınlanamaz.
Görsel Tasarım & Yazılım Eser ÖZYAMAN