FETİH 1453 ÜZERİNE BİR ELEŞTİRİ
2012. 02. 19
Fetih 1453 şaşırtmadı!

Daha önce Çılgın Dershane ve Recep İvedik filmleri ile tanıdığımız Farık Aksoy şimdi de 17 milyon dolarlık Fetih 1453 filmi ile karşımızda. Filmin hamaset yüklü olması ve tarihsel gerçekleri pas geçmesi bir yana, zamanlamasının üzerinde durmak gerekiyor.

 

Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en yüksek bütçeli film olan Fetih 1453, 16 Şubat’ta vizyona girdi. Film, adından anlaşılacağı üzere İstanbul’un fethini konu alıyor. Olayın, Yeşilçam döneminin hamaset yüklü, milliyetçi, militarist tarih filmlerindeki gibi ele alındığı Fetih 1453, görsel olarak Hollywood’un tarihi filmleriyle eş olma iddiasını taşıyor. Bizzat yönetmeni tarafından bu filmin Türkiye sinemasında bir dönüm noktasına işaret ettiği dile getiriliyor. Yönetmen Faruk Aksoy, Çılgın Dershane filminin yönetmeni ve Recep İvedik serisinin de yapımcısı olarak tanınıyor. Büyük hasılatlar getiren bu bayağı filmlere imza atmış olan Aksoy, belli ki AKP Türkiyesi'nde neyin para edeceğini iyi biliyor.

Filmi, Kara Murat ya da Malkoçoğlu filmlerinden ayıran bir özellik bulunuyor. Bu filmlerde Bizans, yoksul Osmanlı köylüsüne zulmeder. Bu zulüm ya da kaçırılan bir sevgili v.s. fetih ya da başka türden bir savaşın çıkış noktası olur. Fetih 1453’te ise İstanbul’un fethinin tek gerekçesi var: İslam peygamberi Muhammed’in söylediği iddia edilen komutanın Sultan II. Mehmet olduğunun düşünülmesi.

Film 657 yılı Mekke’sinde açılır. İslam Peygamberi Muhammed ünlü kehanetini dile getirmekte, bir gün mutlaka İstanbul’un fethedileceğini söylemektedir. Film boyunca, fetihin bu tek gerekçesi sürekli vurgulanır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zamanında hiçbir savaşın tek tek kişilerin bireysel tutkuları nedeniyle çıkmadığı tarihsel bir gerçekken, savaşın-fethin bu şekilde meşruluğu dini bir gerekçeye indirgeniyor. Savaş sonuçta Fatih’in “ısrar, inat ve erdemliliği” sayesinde kazanılıyor.

Film, birçok tarihi çarpıtma içeriyor. Ancak bir tanesi, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti resmi tarihçilerinin bile bir şekilde kabul ettiği bir gerçeği ters yüz ediyor. Çandarlı Halil Paşa’nın, II. Murat’a başvezirlik yaptığı zamanda da, II. Mehmet’e çok kısa süren başvezirliği süresinde de ve hatta kuşatma sırasında bile Bizans yönetimi ve Osmanlı arasında mekik dokuduğu tüm tarihçilerin mutabık olduğu bir konu. Hakkında düzenlenen belgeler, imzasının bulunduğu ya da filmde de geçtiği gibi adının geçtiği yazışmalar Osmanlı arşivlerinde mevcut. Fetihin hemen sonrasında, 1 Haziran 1453 tarihinde, Fatih’in emriyle ve ihanet suçlamasıyla idam edildiği de biliniyor. Ancak filmde, Halil Paşa’nın yanlış anlaşıldığı işleniyor. İdamı zaten gösterilmezken, padişahla yalnız bir fikir ayrılığında olduğu anlaşılıyor. Böylece, diğer bütün feodal yönetimlerde olduğu gibi, tarihi, taht kavgaları ve saray entrikalarıyla dolu (Sultan II. Mehmet, "Kardeş katli vaciptir" diye ferman çıkarmıştır) Osmanlı Devleti, muktedir ve konsolide olarak çiziliyor. Tek bir kudretli önder etrafında sıkıca kenetlenmiş bir devlet organizasyonu ve bu organizasyon için ölümü bile göze alan askerlerden kurulu Osmanlı devleti, 2. Cumhuriyet'in ihtiyaç duyduğu duygudaşlığa iyi bir model oluyor.

Filmin sonunda Ayasofya’ya giren Fatih, buraya sığınmış olan Konstantiniye halkıyla karşılaşıyor. İçeri girip, kapıkulları yanında olmadan yalnız başına halka yaklaşarak kimseye zarar verilmeyeceğini söylüyor. Ardından, küçük bir kız çocuğunu kucağına alıp öpüp ve gülümsüyor. Emperyal politikaları sevimli göstermenin en iyi yollarından birinin halka bu türden lütufkar davranışlar olduğu bilinir. Sahne, 1999 depreminden sonra ülkemize gelen ABD başkanı Bill Clinton’un bir bebeği kucaklamasını hatırlatıyor.

Filmdeki önemli eksiklerden biri de fetih öncesi Bizans ve Osmanlı'nın siyasal, ekonomik, kültürel yapısına ilişkin neredeyse hiçbir ayrıntı verilmemesi. Örneğin, Fetih öncesinde Bizans'ın yüz yıllar süren bir zayıflama yaşadığı, bu zayıflama sürecinde ülke içinde imparatorluk toprakları üzerinde devletin siyasi otoritesinin ciddi düzeyde gerilemiş olduğu ve ülke içinde din eksenli ciddi siyasal yarılmaların ortaya çıktığı biliniyor. Ancak bunlar filmde neredeyse hiç yer almıyor. Filmde, Bizans'ın Vatikan ve Latinler ile gerilimli bir ilişkisi olduğuna göndermede bulunuluyor ancak bu gerilimin neden kaynaklandığına ve ne kadar süredir Bizans içinde etkili olduğu konusunda herhangi bir gönderme yer almıyor.

Filme tüm karakterler hamasi konuşmalarıyla damga vuruyorlar. II. Mehmet’in mutlak iyi, XI. Konstantin’in de mutlak kötü çizilmesi, Konstantin ve tekfurların tüm sohbetlerinde kaba kahkahalar atışları, hiçbir kişisel trajedi, çelişki ya da çatışmaya yer verilmeyip sürekli sloganvari replikleri ile karakterler birer gerçek karakter olmaktan çıkıp, iyi ve kötünün idealleşmiş hallerine bürünüyorlar. Tarihsel bir olayın, dinsel mit ya da öykülerin estetiğiyle aktarılması, olayların ve karakterlerin idealleştirilmesi karakterlerin kutsallığını tamamlıyor. Seyirciden olayların seyri, nedenleri v.s. üzerine düşünmesi yerine coşkulu, gerici, ideal atmosferle duygulanması bekleniyor.

Filmdeki ilginç ayrıntılardan biri, kuşatma sırasında istenilen başarının bir süre kazanılamaması üzerine askerlerin savaşı sorgulamaya başlamaları karşısında Sultan Mehmet'in komutanlardan birinin askerlere "Ekmeğini veren Sultanınıza nasıl ihanet edersiniz" eksenli azarı. Bu ayrıntı sağın klasik halkı önemsizleştirme ve liderleri metafizik ögelerle yüceltme geleneği ile oldukça uyumlu.

Çılgın Dershane ile bayağı bir gençlik modelinin, Recep İvedik ile bayağı bir gülme alışkanlığının yeniden üretimine büyük katkısı olan Faruk Aksoy, bayağı bir tarih anlayışı ile bilimsellikten, gerçeklikten nasibini almamış yoz bir toplumsal kültürel yapılanmanın kurulumunun bayraktarlığını yapıyor.

Son olarak filmin zamanlamasına dikkat çekmek gerekiyor. AKP eliyle Türkiye'nin ABD adına Suriye'ye askeri müdahalede bulunma ihtimalinin çokça konuşulmaya başlandığı bir dönemde fetihçilik ideolojisinin işlenmesi oldukça manidar.

(soL - Kültür)


www.viratrabzon.com      www.viraturkiye.com