PUTİN ARTIK DOKUNULMAZ DEĞİL
2012. 02. 06
Cenk Başlamış

Doğrusu bu kadarını kimse tahmin edemezdi; kısa süre öncesine kadar “ulusal kahraman” olan, herkesin korku ve saygıyla önünde ceketini iliklediği Vladimir Putin şimdi halkın, en azından bir bölümünün gözünde eski gücünü ve karizmasını yitirmiş bir lider.

Cumartesi günü Moskova’da, hem de -20 derecelik dondurucu soğukta muhalefetin büyük bir gösterisi vardı. Bir zamanlar insanın aklından bile geçirmeye korkacağı “Putin istifa” ve “Hırsız Putin” sloganlarının atıldığı gösteriye 100 bin civarında kişi katıldı. Aynı saatlerde Putin yanlılarının da gösterisi vardı, onlar da aşağı yukarı benzer bir kalabalık topladı.(Gerçi kamu çalışanlarının gösteriye katılmaya zorlandığı iddiaları var)

Moskova’daki bu hareketliliğin nedeni artık bir aydan az zaman kalan başkanlık seçimleri. “Putin neden artık dokunulmaz değil” sorusuna yanıt vermeden önce Rusya’nın son 12 yılının özetlemek gerekiyor...

Kimsenin tanımadığı, adını bile bilmediği Putin 1999 yılının sonunda Boris Yeltsin devlet başkanlığından istifa edince aniden iktidara geldi. Aslında “ istifa” lafın gelişi, çünkü Yeltsin’in Kremlin’den ayrılması Rus “derin devleti”nin planladığı bir “tasfiye”ydi.

Putin iktidar koltuğuna oturunca önce Yeltsin yıllarının kaosuna son verdi ve istikrarı sağladı, ardından hırslı bir dış politika izleyerek 1990’larda alay konusu olan Rusya’nın, Rus halkının kırılan gururunu onardı. Sovyetlerin yıkılmasını bir türlü kabullenemeyen, ekonomik, siyasi ve etnik karmaşa nedeniyle devletten nefret etmenin eşiğine gelen Rus vatandaşları Putin’in kendinden emin, gereğinde masaya yumruğu vurması bilen, argo konuşmaktan çekinmeyen “maço” stilini hemen benimsedi.

Siyasi istikrarın sağlandığı 2000’li yılların başında Rusya yeniden yükselişe geçerken Putin’in en büyük şansı petrol fiyatlarının artması oldu, hazine dolarla doldu.

Putin için demokrasi hiçbir zaman öncelik olmadı; o her konuda olduğu gibi özgürlüklerin de devlet tarafından kontrolünden yanaydı.

Bu koşullarda 2008 yılına gelindi. Görev süresi dolmuştu ve anayasaya göre üçüncü dönem başkanlık yapma olanağı yoktu. Aslında gücü ve halktaki desteği o kadar büyüktü ki istese iktidarda kalmaya devam edebilir, örneğin anayasayı değiştirmek için referanduma gidebilirdi.

Putin bunu yapmak yerine Dmitriy Medvedev’i başkanlığa aday gösterdi ve kendisi başbakanlık koltuğuna oturdu. Normal şartlarda Medvedev halkın başkan görmek isteceği kişiler arasında herhalde ilk 10’a bile giremezdi ama Putin işaret edince halk hiç sorgulamadan onu başkan seçti. Daha entellektüel bir politikacı olan Medvedev Rusya’nın sorununu doğru teşhis etmişti ama gerçek iktidarın kendisinde olduğunu halkı bir türlü inandıramadığı için Kremlin’deki dört yılı hep Putin’in gölgesinde geçti.

En önemli sorun “modernleşme”ydi, Rusya tepeden tırnağa köhnemiş kurumlarıyla her alanda Batı’nın çok gerisinde kalmış bir ülkeydi. Ama Medvedev’e “eski köye yeni adet getiriyor” gözüyle bakan bürokrasi benzer işareti Putin’den görmeyince “kulağının üzerine yattı”. Ve Medvedev sonunda pes etti: 4 Mart’taki başkanlık seçimlerine katılmayacağını, dört yıldır pratikte ülkeyi yöneten ama hiyerarşide “ 2 numara”da kalmaktan hiç haz etmeyen Putin ise başkanlığa adaylığını koyacağını açıkladı. Açıkladı ama Rusya 2008 yılında bıraktığı Rusya değildi...

Geçen yıl aralık ayında Rusya için aynı anda pek çok ilk yaşandı: Parlamento seçimlerinde hile yapıldığını iddia eden muhalefet on binlerce kişiyi sokağa döktü. Oysa Putin yıllarında muhalefetin en büyük gösterisine sadece birkaç yüz kişi katılıyordu. Moskova bu tür dev gösterileri en son 20 yıl önce görmüştü.

Moral kazanan muhalefetin hedefinde artık Putin var ve “istifa” ve hırsız” sloganları bir zamanların “dokunulmaz” ve “tartışılmaz” liderinin, en azından halkın bir bölümünün gözünde bu ayrıcalığını kaybettiğini kanıtlıyor.

Peki, ne değişti de Putin’in büyüsü kayboldu?

Aslında 12 yıl boyunca Putin hiç değişmedi, değişen Rusya ve Rus halkı oldu.

2000’lerin “altın” sloganı “istikrar” artık yetmemeye, kaos yıllarını görmedikleri için “istikrar”ın anlamını bilmeyen nesiller yetişmeye başladı.

Ruslar, dış politikadaki “militan” çıkışların gerçekte iç politikaya yönelik olduğunu düşünmeye başladı.

“Soğuk Savaş”ı kaybeden Rusya, iyice yalnızlaştı, yanında neredeyse hiç müttefik kalmadı.

Halkın ortalama yaşam kalitesi Batı’nın çok gerisinde kaldı, ekonomik krizler can yaktı.

Rus devletini kemiren yolsuzlukluk hastalığının tedavi edilebileceği konusunda artık kimsenin umudu kalmadı.

Peki, Putin seçimi kazanabilecek mi?

Elbette bu konuda bir öngörüde bulunmak mümkün ama şu anda Rusya’da “seçimi kim kazanacak” sorusundan çok daha önemli ve tehlikeli gelişmelere yol açabilecek bir süreç yaşanıyor.

Perşembe günkü yazımızda “Rusya’da ‘Arap Baharı’ yaşanabilir mi” sorusuna yanıt arayacağız ve Moskova’da konuşulan ilginç senaryoları aktaracağız..

www.viratrabzon.com      www.viraturkiye.com